Drücken Sie „Enter“, um den Inhalte zu überspringen

Sosyal Demokratlar çifte vatandaşlık sözünü tutmadı

316

Almanya Sosyal Demokrat Partisi Başkanı Sigmar Gabriel, “Çifte vatandaşlık olmadan, Hıristiyan Birlik Partileriyle koalisyon anlaşması yapmayacaklarını” söylüyordu. Sonuç Almanyalı Türkler için hayal kırıklığı oldu.

SPD verdiği sözü tutmayarak, Almanya’daki Türkler ile birlikte diğer göçmenleri de yanılttı. Çifte vatandaşlık savunulurken, tabii ki bunun Alman vatandaşlığına geçebilme koşullarını yerine getiren herkesin “çifte vatandaş” olabileceğine inanıldı ve inandırıldı.

Çünkü bu önemli istemde 30 yıldır ısrar eden bizler öteden beri, Alman vatandaşı olabilme koşullarını yerine getiren herkesin bu haktan yararlanması gerektiğini savunduk. Oysa SPD’nin onay verdiği koalisyon anlaşmasında, yalnızca Almanya`da 1990 yılından sonra doğanlara çifte vatandaş olabilme hakkı tanınıyor. Böylece birinci ve ikinci kuşak ve hatta 1990 yılından önce Almanya’da doğanlar bile çifte vatandaşlık hakkından yararlanamayacaktır.

Sosyal Demokratlar ve Yeşiller hükümeti döneminde, 2000 yılında yürürlüğe giren Almanya yeni vatandaşlık yasasında, Alman vatandaşlığına geçmedeki en önemli yenilik, Almanya’da doğanlara Alman vatandaşı olabilme hakkının tanınmasıydı. Bu gençler 23 yaşına değin Alman vatandaşlıklarının yanı sıra sahibi oldukları vatandaşlığı da koruyabilecek, ancak 23 yaşından itibaren bu iki vatandaşlıktan biri hakkında tercih yapacaklardı. Bu yasanın, Almanya Anayasasına aykırı olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden de dönebileceği tartışılmaktaydı. İşte yalnızca bu tartışmalı konu, koalisyon ortaklarınca karara bağlanarak, 23 yaşına gelen gençlerin iki vatandaşlıktan biri hakkında tercih yapma zorunluluğu kaldırılmış olacak. Kuşkusuz bu gençlerimiz için önemli ve selamlanacak bir karardır.

Ancak SPD’nin “Çifte vatandaşlık olmazsa biz koalisyona evet demeyiz” açıklamaları, ne yazık ki yanıltıcı ve gerçek dışı oldu. Anlaşılan SPD, çifte vatandaşlığa öteden beri temelden karşı olan Hristiyan Demokrat ve Sosyal Birlik Partilerine (CDU/CSU) ödün vererek sorunu kendince çözdü.

Birinci ve İkinci Kuşağın dışlanması

2000 yılında Sosyal Demokratlar ve Yeşiller hükümeti tarafından yürürlüğe konan yasayla, birinci ve ikinci kuşak Almanyalı Türkler dışlanmış, Alman vatandaşlığına geçebilme koşulları eskiye kıyasla daha da ağırlaştırılmıştı. Daha önce “basit düzeyde Almanca bilmek” yeterken yeni yasayla “yeterli düzeyde Almanca bilmek” zorunluluğu getirildi. 2000’den önce istediklerinde Türkler çifte vatandaş olabiliyorlardı. Bunun için önce Almanya istediği için Türk vatandaşlığından izinle çıkılıyordu. Alman vatandaşlığına geçtikten sonra ise isteyenler yeniden Türk vatandaşlıklarını geri alarak çifte vatandaş olabiliyorlardı. Bu gizli bir yöntem değildi, konu Alman hükümetleri tarafından da biliniyordu. Bu yoldan 700-800 bin kadar vatandaşımız 2000 yılına değin Almanya’da çifte vatandaşlığı elde etti. “Almanya Türk Toplumu” ve kurucu örgütleri olarak bizler bu olanağı açıkça destekledik.  2000 yılı yasasıyla bu olanağın da önü kapatıldı. Hatta 2000 yılından önce Alman vatandaşlığına geçen ve daha sonra Türk vatandaşlığını geri alanlar, Alman vatandaşlığını kaybettiği gibi, oturma haklarında bile bir dizi zorlukla karşılaştılar.

Gerçek o ki, SPD içerisinde de öteden beri çifte vatandaşlığı onaylamayanların sayısı az değildir. Oysa İskandinav ülkelerinde, İngiltere, Fransa, ABD gibi bir çok ülkede, bu ülke vatandaşlığına geçilirken, sahibi olduğunuz vatandaşlıktan çıkma zorunluluğu istenmemekte, kolayca çifte vatandaş olunabilmektedir.

Avrupa Parlamenter Meclisi’nde (Avrupa Konseyi), Batı Avrupa ülkelerinde “demokrasinin gereği olarak birden fazla vatandaşlığın kabul edilmesi” büyük bir çoğunlukla karara bağlandı. Avrupa Parlamenter Meclisi üyesi olarak bu kararın alınmasında büyük uğraş vermemin amacı, Almanya’yı çifte vatandaşlık konusunda zorlayabilmekti. Federal Almanya Parlamentosunda hükümete verdiğim soru önergesine de, “bu karara Almanya’nın uyma zorunluluğu olmadığı” gibi bir yanıt verildi. Oysa Türkiye, Azerbaycan gibi ülkeler, Avrupa Konseyi kararlarına uymayınca komisyonlar kurularak gerekli kontroller ve yoğun eleştiriler yapılmaktadır.

Kanımca şimdi bu konuda baskı yapabilme sırası Türkiye’dedir. Avrupa Konseyi üyesi Türk Milletvekillerini, Avrupa ülkelerinde yaşayan Türklere eşit haklar ve siyasi katılım haklarının verilmesini, 25 Haziran 2008 Avrupa Konseyi kararlarına uyularak, bu ülkelerin birden fazla vatandaşlığa olanak sağlamalarını ısrarla istemeleri ve bu nedenle de gerekli kontrolü yapacak bir komisyonun kurulması girişiminde bulunmalarını diliyorum.

Prof. Dr. Hakki Keskin
2005-2009 Almanya Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Üyesi

 

Copy link
Powered by Social Snap