Drücken Sie „Enter“, um den Inhalte zu überspringen

Necip Şahin yazdı: NSU davası bitti, ya ırkçılık?

Dokuzu göçmen, bir kadın polis, toplam on kişinin öldürülmesi ve bombalı olayların da içerisinde olduğu ırkçı örgüt NSU davası, dört yıllık yargılamaların sonunda, dağ fare doğurarak bitti.

Yıllarca katillerin başka hedeflerde arandığı cinayetler süreci, ikisi ölü, biri kadın teröristin ele geçirilmesi ile aydınlanabilir umudu oluşmuştu. Arkasında Başbakan Merkel, “bu dava nereye kadar giderse, oraya kadar gidilecektir.” demişti. Yoğun hazırlıklardan sonra mahkeme başladı. Hem Türkiye’den hem de Almanya’dan olayların açıklığa kavuşması için yoğun talepler geldi. Mahkemenin başlamasıyla, ırkçılık konusunda kötü bir geçmişi olan Almanya, Dünyanın da dikkatini üzerine çektiği bir ülke durumuna gelmişti.

Önceleri, bir yıla kadar mahkemenin sonuçlanabileceği belirtilmişti. Ancak mahkeme uzadıkça uzadı. Tek sanık Zschäpe, önceleri konuşmamakta direndi. Daha sonra soruları yazılı yanıtlayacağını bildirdi. Avukatlarını reddetti. Mahkemeye çağrılan tanık ve olası sanıklar gelmemek için direndi. Mahkeme sayısız tanıkları dinledikçe, ne yazık ki basında duruşmaların içeriklerinden, tanıkların ifadelerinden daha çok, davanın maliyeti gündem bulmaya başladı. Mahkeme başkanı Götzl haklı olarak sanıkların gelecekte, mahkemenin eksik yapıldığı savında bulunmamaları için, sanıkların yasal tüm haklarını da kullandırttı.

Berlin ve eyalet meclislerinin oluşturduğu NSU komisyon raporları ve mahkeme tutanaklarına geçen ifadeler de gösteriyor ki, kimi belgeler bilerek, kimileri de bilmeden ortadan kaldırılmış. Oturumlarına Sosyaldemokrat Halk Dernekleri Federasyonu (HDF) adına katıldığım duruşmalardan birisinde, bir güvenlik görevlisi, NSU ile ilgili ifadeleri bilgisayar hafızalarında yer olmadığı için sildiklerini, bir avukatın sorusu üzerine belirtti. Yirmibirinci yüzyılda, Avrupa’nın ortasında bir güvenlik görevlisi bu bahaneyi mahkemede utanmadan söyledi.

Sonuç olarak beklentilerin tersine, sanki bu kadar cinayeti bu üç kişi tek başlarına, kimseden yardım ve koruma görmeden yapabilmişler gibi bir sonuç ortaya çıktı. İnsan bu sonuç karşısında şunu söylemeden edemiyor; bu insanlar kimseden yardım almadan bu cinayetleri işlemişlerse, en güvenli ülke olduğunu savunan Almanya’nın polislerine ne demeli? Eğer bu kişiler, yardım ve koruma almışlarsa, kimler bu yardımı yapmışlar? Neden ortaya çıkarılmadı? Bu davanın başından sonuna kadar izleyip, mağdurlara destek olmaya çalışan, konu ile ilgili dört önemli toplantı düzenleyen HDF’ye bağlı Münih Türkiye Halk Derneği’nin üyeleri, Zschäpe’ye verilen ömür boyu hapis cezasını değil, yukardaki soruların yanıtını asıl bilmek istiyor.

Diğer yandan, göçmenlerin, özellikle Türk göçmenlerin, bu davaya ilgisizlikleri ayrı bir yazı konusu olacak kadar önemlidir; bizce. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın anlayışı, ne yazık ki bir kez daha gerçek oldu. Ateş düştüğü yeri yaktı. Kimse de o yananlarla empati yapma gereği duymadı.

Dünya’ya ibret olması gereken yüzyılın bu ırkçılık davası daha başlarken, hem ayrılan küçük mahkeme salonu hem de yabancı gazetecilere getirilen kısıtlamalar nedeniyle kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Oysa bu dava böyle olayların bir kez daha yenilenmemesi için ibretlik bir salonda, naklen yayınlanarak, kamuoyunun istediği her an izleyebileceği ortamlarda yapılmalıydı. Yargılananların, sanıkların, görevini bilerek veya bilmeyerek savsaklamış devlet memurlarını kamuoyu görmeli, duymalı, ders çıkarmalı, bizi nasıl bir devlet organizasyonu yönetiyor, bilmeliydiler. Bunlar mahkeme başkanının olmasa bile, siyasetin sorumluluğudur.

Necip Şahin
HDF Genel Başkanı

Copy link