OEZ saldırısının 10. yıl dönümünde Münih’te anma töreni düzenleniyor. Kurbanlar için yapılacak törene Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de katılacak.
Münih’te 22 Temmuz 2016’da Olympia-Einkaufszentrum’da (OEZ) düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği saldırının üzerinden 10 yıl geçti. Bu akşam düzenlenecek anma törenleriyle saldırıda yaşamını yitirenler anılacak.
Saldırının gerçekleştiği yerdeki anıtın önünde düzenlenecek anma törenine Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier de katılacak. Törende Bavyera Eyalet Meclisi Başkanı Ilse Aigner, Münih Büyükşehir Belediye Başkanı Dominik Krause ve mağdur yakınları da konuşma yapacak.
Saldırının başladığı saat olan 17.51’de Münih genelinde bir dakikalık saygı duruşu yapılacak. Bu sırada metro, tramvay ve otobüs seferleri de bir dakika süreyle duracak. Bavyera’daki resmi binalarda ise bugün yas bayrakları göndere çekildi.
Irkçı motivasyon yıllar sonra kabul edildi
Sekiz genç ve bir kadının yaşamını yitirdiği ve çok sayıda kişinin de yaralandığı saldırıyı gerçekleştiren 18 yaşındaki saldırgan, olaydın ardından intihar etti. Saldırı uzun süre bireysel bir şiddet eylemi olarak değerlendirildi. Saldırının ırkçı ve aşırı sağ motivasyonla gerçekleştirildiği, soruşturma makamlarınca ancak 2019 yılında resmen kabul edildi.
Saldırganın aşırı sağ ideolojisinden etkilendiğine ilişkin bulgular ve saldırı tarihinin, Norveç’te Anders Behring Breivik’in gerçekleştirdiği saldırının yıldönümüne denk gelmesi, olayın motivasyonuna ilişkin tartışmaları artırmıştı.
Yakınlar kapsamlı araştırma talep ediyor
Saldırıda yakınlarını kaybeden aileler ve hayatta kalanların oluşturduğu München erinnern girişimi, 10. yıl dönümünde saldırının tüm yönleriyle yeniden incelenmesi çağrısını yineliyor.
Yakınlar, saldırının önlenip önlenemeyeceğinin, saldırganın çevresinden gelen uyarıların neden yeterince dikkate alınmadığının ve olası aşırı sağ bağlantıların araştırılması için parlamentoda bir soruşturma komisyonu kurulmasını istiyor.
Girişim, saldırıda hayatını kaybeden Armela Segashi, Can Leyla, Dijamant Zabërgja, Guiliano Kollmann, Hüseyin Dayıcık, Roberto Rafael, Sabine S. , Selçuk Kılıç und Sevda Dağ’ın anılarını yaşatırken, saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması için de mücadele ediyor.
Önceki gün yitirdiğimiz Türk sinemasının sevilen, başarılı oyunculuğunun yanı sıra ilkeli siyasi duruşuyla da tarihe geçen oyuncularından Kadir İnanır, Almanya’da da derin izler bıraktı.
Sinema hayatının en son filmi “Kapı”da Almanya’da yaşayan Mardinli acılı bir Süryani ailesinin büyüğünü canlandıran ünlü oyuncu, buradaki Türk kültür girişimlerinin organize ettiği film festivallerine konuk oldu. Bu vesileyle zaman zaman Almanya’nın çeşitli kentlerindeki sinemaseverlerle ve hayranlarıyla da bir araya geldi. İnanır’ın sinema kariyeri boyunca aldığı onlarca saygın ödül arasında Almanya’daki festivallerden aldığı “onur ödülleri” de yer alıyor. Örneğin Almanya’daki en eski ve kapsamlı Türk film etkinliği olan Nürnberg’deki “Türkiye Almanya Film Festivali”nin 2016 yılındaki, “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali”nin de 2009 yılındaki onur konuğu olarak Almanya’ya gelmişti. Ünlü oyuncumuza Nürnberg’deki festivalde onur ödülünü bizzat takdim eden sanatçı da Alman sinemasının en büyük isimlerinden Mario Adorf olmuştu. İlginç bir tesadüf, büyük Alman düşünürü Karl Marx’ı canlandırdığı filmle sinema kariyerini noktalayan Mario Adorf da, geçtiğimiz nisan ayında, Nürnberg’de birlikte olduğu Kadir İnanır’dan yaklaşık üç ay önce yaşamını yitirdi.
Kadir İnanır ve kendisinden yaklaşık üç ay önce yaşamını yitiren Mario Adorf, Nürnberg’de…
“Çözeceğiz, mutlaka çözeceğiz!”
Kadir İnanır Nürnberg’deki ödül töreninde yüzlerce sinemasever ve hayranının alkışlarıyla desteklediği konuşmasında şunları söylemişti:“Havaalanına indikten itibaren bugüne kadar karşılaştığım bütün insanlar, adım attığım bütün sokaklar bana hiç yabancı gelmedi. Biliyordum burada yaşayan insanlarımızın sayısını. Bütün Avrupa’da yaşayanları da biliyorum. Onların acılarını, sevdalarını, özlemlerini, hepsini biliyorum. Birçoğunu da filmlerime yansıttım. Onlardan aranızda olanlara söylemek istiyorum. Ben size dünyanın en güzel ülkesinden en güzel selamları getirdim. Sorunlarımız var. Çözeceğiz. Tam üç yıldır, büyük bir barış savunucusu olarak, asla sanat yapmayı düşünmeden yollardayım. Dünyanın çatışmalı bölgelerine gittim. Bizim, barış kelimesini kullanmaktan, el ele tutuşup bu güzel vatanı paylaşmaktan başka hiçbir sorunumuz yok. Bunu çözeceğiz, mutlaka çözeceğiz. Eğer dünyada ve özellikle ülkesinde önemli sorunlar varsa, bir sanatçı bu sorunlara karşı duyarlı değilse, ben ona sanatçı demem.” İnanır’ın Nürnberg’le sıcak ilişkisi hep sürdü. 2019 yılında da aynı festivalde, Uluslararası Jüri’nin başkanlığını üstlenmişti.
Kadir İnanır’ın cenazesine katılmak üzere Türkiye yolculuğu öncesinde kendisine ulaşabildiğimiz Nürnberg Film Festivali Başkanı Adil Kaya, “Kadir İnanır festivalimiz açısından da çok özel bir değerdi. Onu tarif etmek gerçekten çok zor. Kaybını kabul etmek ise çok daha da güç. Nürnberg’de onu Avrupa’nın en önemli sinema oyuncularından Mario Adorf karşılamıştı. Adorf, onunla görüşmelerinden o kadar etkilenmişti ki törende kendisine ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında, ‘Kadir, kardeşim benim, bu kadar güzel bir insan nasıl olunabilir!’ demişti. Milliyetçi-ırkçı tayfadan vazgeçtim de, Kadir İnanır’ın enternasyonal sanatçı ve insancıl derinliğinin değerini kimler iyi anlayabildi?” diye konuştu. Kaya, cenazeye yetişebilmek için yola koyulmuşken, Festivalin Yönetmeni Ayten Akyıldız ise dört haftadır Jülide Kural’la birlikte hasta yatağındaki Kadir İnanır’ın başında nöbet tutuyordu.
Kısa aralıklarla yitirdiğimiz iki büyük sanatçı Kadir İnanır ve Mario Adorf, son nefesine kadar İnanır’ın yanında olan eşi Jülide Kural, “Türkiye Almanya Film Festivali” ekibi ve misafirleriyle birlikte Nürnberg’de (2016)
Ödülünü öğretmeninin oğlundan aldı
Kadir İnanır, 2009 yılında da “Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü”nü almıştı. Festivalin galasında da sanatçının başrol oyuncuları arasında yer aldığı “Son Cellat” filmi gösterilmişti. Kadir İnanır’ın idam mahkumu bir savcı ile cellatlık yapmaya zorlanan bir köylünün öyküsünü işleyen bu filmin başrol oyuncularından biri de eşi Jülide Kural’dı. “Son Cellat” filminin gösterildiği gala gecesinde kendisi de Fatsalı olan, dönemin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı hazır bulunmuş, Fatsa’da babasının öğrencisi olan Kadir İnanır’a Frankfurt’un onursal ödülünü takdim etmişti. Frankfurt’taki Türk film festivalinin 2019 yılındaki açılış filmi de İnanır’ın başrollerini Vahide Perçin’le paylaştığı son sinema filmi “Kapı” olmuştu.
Kadir İnanır’a Frankfurt’un onur ödülünü, kendisi de Fatsalı olan dönemin Frankfurt Başkonsolosu İlhan Saygılı takdim etmişti. (2009)
Frankfurt Türk Film Festivali’nin Başkanı Hüseyin Sıtkı da Kadir İnanır’ın vefatı üzerine yaptığı açıklamada şunları söylüyor: “Dediler ki, Kadir İnanır zor bir insandır. Davetinizi kabul etmeyebilir. Kabul etse bile birlikte geçireceğiniz o birkaç gün içinde sizi yorabilir, kırabilir, kapris yapabilir… Ben de dedim ki, o, Türk sinemasının Kadir İnanır’ı. Bana ayıracağı dört gün içinde kapris yapsa ne olur? O dört gün boyunca her türlü davranışını da, her türlü hâlini de büyük bir saygı ve sevgiyle karşılardım. Yıl 2009’du. Kendisini Türk Film Festivali’ne davet etmiştim. Davetimizi kabul etti, geldi ve bizimle dört gün geçirdi. O dört gün boyunca bana hiçbir zorluk değil, aksine hayatımın en değerli ve unutulmaz dört gününü hediye etti. Bugün geriye dönüp baktığımda, sadece Türk sinemasının efsane bir ismini değil; zarafetiyle, insanlığıyla ve bıraktığı izlerle çok değerli bir insanı tanımış olmanın onurunu taşıyorum. Kadir İnanır, gözümüzden gönlümüze akıp giden büyük bir değerdi. Onu kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyorum. Mekânı gönüllerde olsun. Türk sinemasının ve sanat dünyasının başı sağ olsun. Çünkü bazı insanlar hayattan gider, ama bıraktıkları iz ömür boyu bizimle kalır…”
Kadir İnanır, Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali ekibi ve misafirleriyle (2009)
Almanyalı filmleri
Ünlü oyuncunun kariyeri boyunca kamera karşısına geçtiği 180’in üzerinde sinema filmi arasında, son filmi “Kapı”dan başka, başrollerini Türkan Şoray’la paylaştığı 1972 yapımı “Dönüş” ve başrollerini Filiz Akın’la paylaştığı 1974 yapımı “Almanyalı Yarim” gibi filmler de Almanya bağlantılı öyküleri içeriyordu.
Başrol oyunculuğunun yanı sıra yönetmenliği de Türkan Şoray’ın üstlendiği “Dönüş”, kimi sinema tarihçilerince “Türk sinemasında Almanya’ya göç” teması işleyen ilk film olarak kabul ediliyor. İnanır, Türkiye’den iş gücü göçü sürecinin ilk dönemlerinin çok yönlü dramlarını çok etkileyici bir biçimde ele alan bu filmde, çalışmak üzere Almanya’ya giden ve orada büyük bir değişim geçiren İbrahim’i, Şoray da onun çocuğuyla birlikte köyde yalnız bıraktığı, olağanüstü bir yaşam ve onur mücadelesi vermek zorunda kalan karısı Gülcan’ı canlandırıyordu. Halktan, emekten, Türkiye ve tüm dünyada barıştan yana kararlı duruşuyla örnek bir sanatçı olarak tarihe geçen Kadir İnanır’ın anısına saygıyla…
Türk müziğinin farklı dönemlerinden eserlerin seslendirileceği “Üç Kadın Bir Melodi” konseri, 27 Haziran’da Ottobrunn’da müzikseverlerle buluşacak. Programda Türk sanat müziği, türküler ve güncel eserler yer alıyor.
Münih’te yaşayan üç kadın sanatçı, “Üç Kadın Bir Melodi” adlı konser programıyla 27 Haziran’da Wolf-Ferrari-Haus Ottobrunn’da dinleyici karşısına çıkacak.
Konserde Deniz Aksan-Filizmen, Serpil Akman ve Dilek Sırlı sahne alacak. Sanatçılara gecede Nusret Aksan, Soner Aksan, Cem Barlas ve Engin Kahraman enstrümanlarıyla eşlik edecek.
Münih’te Türk müziğine katkı sunan üç isim
Uzun yıllardır Münih’te çeşitli Türk müziği koroları ve topluluklarında yer alan Deniz Aksan-Filizmen, 1999 yılında Almanya’yı temsil eden Grup Sürpriz ile Eurovision Şarkı Yarışması’nda üçüncülük elde etti. Aksan-Filizmen ayrıca 2009 yılında Türk Eğitim Vakfı ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından düzenlenen Safiye Ayla ve Zeki Müren Türk Müziği Ses Yarışması’nda Türkiye genelinde beşinci oldu.
Serpil Akman ise Münih’te uzun yıllardır Türk müziği çalışmalarında yer alıyor. Armoni-Ahenk Korosu bünyesinde farklı tematik konserlerde sahne alan sanatçı, çeşitli repertuvarlarla dinleyici karşısına çıktı.
Gecenin bir diğer ismi Dilek Sırlı, Gazi Eğitim Fakültesi Müzik Bölümü mezunu. Uzun süre Armoni-Ahenk topluluğunda yer alan sanatçı, Münih’te bir ilkokulda müzik eğitimcisi olarak görev yapıyor ve çalışmalarını öğrencileriyle sürdürüyor.
Repertuvar klasik eserlerden güncel parçalara uzanıyor
Konser programı Türk sanat müziği, halk müziği ve güncel eserlerden oluşuyor. Repertuvarda Avni Anıl’ın “Bir kere bakanlar unutur derdi günahı”, Sezen Aksu’nun “Ben Annemi İsterim”, Göksel Baktagir’in “Aşk Masalı”, Neveser Kökdeş’in “Hüsranla gönül hep inler” ve Adana yöresine ait anonim türkü “Evlerinin Önü Handı” yer alıyor.
Programda tanbur, ud, ney ve perküsyon eşliğinde geleneksel eserlerin yanı sıra farklı dönemlerden seçilmiş yorumlar da dinleyiciye sunulacak.
“Üç Kadın Bir Melodi” konseri, Münih ve çevresinde yaşayan müzikseverler için kaçırılmaması gereken kültür sanat etkinliklerinden biri olacak.
Çok sayıda sinemacının Almanya’dan vize alamadıkları için davetli oldukları Frankfurt Uluslararası Türk Filmleri Festivali’ne katılamaması protesto edildi. Vize sorunu nedeniyle festivale gelemeyenler arasında, çeşitli kategorilerde “en iyi” ödüllerini kazanan isimler de var.
Bu yıl 26.sı gerçekleştirilen Frankfurt Uluslararası Türk Filmleri Festivali’nin ödül töreni, vize engelleriyle gölgelendi.
Hessen Eyalet Hükümeti, Frankfurt Büyükşehir Belediyesi ile çok sayıda resmi ve özel kurumun desteklediği festival, Hessen Başbakanı Boris Rhein, Kültür Bakanı Timon Gremmels, Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Mike Josef ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu N. İlknur Akdevelioğlu’nun himayesinde düzenlendi.
Ödül törenine katılabilen sanatçılar
Türkiye’den festivale davet edilen ve eserleri ön elemeleri geçerek yarışmaya katılan sinemacıların bir bölümü, Türkiye’deki Alman temsilciliklerinden seyahat vizesi alamadı. Vize sorunu nedeniyle Vize sorunu nedeniyle Frankfurt’a gelemeyen sanatçılar arasında, festivalin bu yılki onur ödülü sahiplerinden oyuncu Vahide Perçin de bulunuyor.
Başta Başbakan Rhein olmak üzere bu etkinliği destekleyen yetkililerin hepsi, gerek festival dergilerinde yayımlanan mesajlarında gerekse bizzat ya da temsilcileri aracılığıyla katıldıkları toplantılarda Uluslararası Türk Filmleri Festivali’ne övgüler yağdırmışlardı. Yetkililer, geçtiğimiz çeyrek yüzyıllık süreç içinde bu festivalin sadece Frankfurt’un değil, tüm Hessen’in kültür ve sanat yaşamının bir parçası haline geldiğine, buradaki kültürel yaşamı zenginleştirdiğine ve ülkeler ile kültürler arasında “köprüler kurduğu”na işaret etmişlerdi. Aynı yetkililer festivali, “dünyaya açık Hessen ve Frankfurt”a yakışan bir etkinlik olarak selamlamışlardı.
Festivali gölgeleyen vize skandalı, ödül töreninde Hessen Eyalet Milletvekili Turgut Yüksel tarafından dile getirildi. “En İyi Kadın Oyuncu” seçilen Hazal Türesan’a ödülünü takdim etmek için sahneye davet edilen Yüksel, Türkiye’den festivale davet edilen çok sayıda sanatçının vize engeliyle karşılaştığına dikkat çekerek, “Bu bir skandal. Herkesi bu durumu protesto etmeye çağırıyorum.” dedi.
Sahibinden Rahmet’e dört ödül
Frankfurt ve çevresindeki kentlerde bir hafta süren festivalin Cinestar Metropolis’te düzenlenen ödül töreninde, Almanya’daki sinemacılardan oluşan jürinin değerlendirmesi sonucunda “Sahibinden Rahmet”, “En İyi Film” seçildi. Filmin yönetmenleri Gözde Yetişkin ile Emre Sert ise “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” ödüllerini kazandı. Yetişkin ve Sert, vize alamadıkları için törene katılamadılar.
Festivalde Hazal Türesan, “Bildiğin Gibi Değil” filmindeki performansıyla “En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne layık görülürken, “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü ise “Sahibinden Rahmet” filmindeki rolüyle Cem Yiğit Üzümoğlu aldı. Üzümoğlu’nun da törene katılamaması nedeniyle, filmin kazandığı dört ödül onun ve diğer ekip üyelerinin yerine filmin görüntü yönetmeni Arınç Arısoy’a takdim edildi.
“İyi hikayeler zamansız ve mekansızdır!”
Ödülünü Hessen Eyaleti milletvekili Turgut Yüksel’den alan Hazal Türesan, yaptığı konuşmada, “Frankfurt’ta olduğum için çok mutluyum. Hikayeyi okuduğumda çok sevmiştim. Ben iyi hikayelerin zamansız ve mekansız olduğunu düşünürüm. Bu da sanırım Tokat’ta çekilen, üç kardeşin hikayesini anlatan filmin Frankfurt’ta karşılık bulmasıyla kanıtlanmış oluyor. Vuslat’a (Saraçoğlu) hikaye anlatmayı tercih ettiği için, beni seçtiği için ve partnerlerim Alican Yücesoy ile Serdar Orçin’e bana gerçekten küçük bir kız kardeş olmayı öğrettikleri için çok teşekkür ediyorum.” dedi.
“En İyi Görüntü Yönetmeni” dalında “Tavşan İmparatorluğu” filmiyle Claudia Becerril Bulos ödül alırken, “En İyi Müzik” dalında Noir filmiyle Uğur Akyürek, “En İyi Belgesel” dalında Tayfun Belet’in yönettiği “Roman Gibi”, “Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Türkiye” dalında Ömer Nusret Tanır ile Azmican Zengin’in yönettiği “Hatırlayabildiğim Kadarıyla” ve “Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Almanya” dalında da Katja Friedrich’in yönettiği “Isolated-İzole” ödüle layık görüldüler. Müzisyen Uğur Akyürek ile yönetmenler Tayfun Belet, Ömer Nusret Tanır ve Azmican Zengin de vize alamadıkları için törene katılamayan festival misafirleri arasında yer alıyorlar.
Seyirci ödülü “Mukadderat”a
2025 yılının en çok izlenen film kategorisinde ise Nadim Güç’ün yönettiği, başrollerinde Nur Sürer, Aslıhan Gürbüz, Osman Sonat ve Şerif Erol’un oynadığı “Mukadderat” filmi ödül almaya hak kazandı. Ödülü filmin başrol oyuncularından Aslıhan Gürbüz, Festival Direktörü Serap Gedik’ten aldı. Gürbüz, “Bu ödülü ekip arkadaşlarım adına alıyorum. Tüm arkadaşlarım adına tüm festival ekibine ve gönüllülük esasına göre çalışan herkese çok teşekkür ediyorum” dedi.
Başarı ödülü Merve Dizdar’ın
Türk sinemasının Avrupa’daki en köklü temsil alanlarından biri olan Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali bu yıl “Başarı Ödülü”nü dünyada ülkemizi başarıyla temsil eden, “Kuru Otlar Üstüne” filmindeki rolüyle 76. Cannes Film Festivali’nde (2023) “En İyi Kadın Oyuncu” ödülü alan Merve Dizdar’a verdi. Dizdar’a ödülünü Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı takdim etti. Merve Dizdar, yaptığı konuşmada, “Festivalde çok güzel bir film seçkisi var. Burada sizlerle filmleri izlemek isterdim. Festivallerin en güzel tarafı birlikte film izlemek. Seyirci bizim için her zaman çok önemli. Herkese çok teşekkür ediyorum. Ödüller her zaman çok güzel. Ödül törenleri de bir kutlama günü. Önemli olan ne kadar iyi oynadığınız, ne kadar iyi yönettiğiniz değil, bu işi tutkuyla yapmanız. Bu sektördeki herkesin işini tutkuyla yaptığını biliyorum. Bu benim için daha kıymetli. Umarım hep birlikte film izlemeye devam ederiz” dedi.
Yetkin Dikinciler’e teşekkür plaketi
Bu yıl “Kültürlerin Ortak Dili: Sinema” mottosuyla gerçekleştirilen festival kapsamında, Türk tiyatrosunun ve sinemasının usta ismi Yetkin Dikinciler’e de bugüne kadar festivale yaptığı katkılarından dolayı teşekkür plaketi takdim edildi. Dikinciler’in plaketini de Festival Başkanı Sıtkı verdi. Usta sanatçı yaptığı konuşmada, “Çok heyecanlandım. Bu plaket benim için çok değerli. Her zaman canıgönülden buradayım. Ne zaman ihtiyaç olursa burada olmaya devam edeceğim. İyi ki varsınız ve devam edelim” dedi.
Gelecek yıl buluşmak üzere
Festival Başkanı Hüseyin Sıtkı, 26 yılı geride bırakan festivalin Türk sinemasına ve kültürel etkileşime sunduğu katkılara değinerek, tüm katılımcılara ve destekçilere teşekkür etti. Hüseyin Sıtkı konuşmasında, “Sinemanın, sanatın ve kültürel diyaloğun insanları bir araya getirmeye devam etmesini diliyorum. Sizlerle bu güzel atmosferi paylaşmış olmaktan büyük mutluluk duyduğumuzu ifade etmek istiyorum. Gelecek yıl yeniden buluşmayı umut ediyoruz.” dedi.
Geceye katılanlar arasında geçtiğimiz yıl festivalin Onur Ödülü’nü alan sinema oyuncularından Erden Alkan, yönetmenler Şeyhmus Altun, Emine Emel Balcı, Murat Fıratoğlu, Dicle Mahalli, Hasan Tolga Pulat, Seyfettin Tokmak, yapımcı Tuncay Kaymaz, görüntü yönetmeni Hüseyin Başusta, oyuncu Ömer Filikçi ve festivalin Türkiye proje ortağı Taha Feyizli de yer aldı.
Ebru Susur ve Gökhan Mumcu’nun sunuculuğunu yaptığı ödül töreni, başta “En İyi Film” olmak üzere dört dalda ödül kazanan “Sahibinden Rahmet” filminin gösterimiyle sona erdi.
Festivalin son günü de Dietzenbach’taki Maingau Açık Hava Sineması’yla Frankfurt Güneş Tiyatrosu’nun ve Haziran Kültür Evi’nin bahçelerinde kurulan açık hava sinemalarında gösterimler yapıldı.
Frankfurt ve çevresindeki kentlerdeki sinema ve tiyatro salonlarında, okullarda, yaşlılar yurdu ve hapishane gibi mekânlarda, dernek lokallerinde çeşitli kategorilerdeki 60’ın üstünde film gösterildi. Uluslararası Frankfurt Türk Filmleri Festivali bu yıl geniş bir gösterim ağıyla gerçekleştirildi. Festival, film gösterimlerinin yanı sıra sanatçı-seyirci buluşmaları, yapımcılar toplantısı, panel ve sergi gibi etkinliklere de ev sahipliği yaptı.
2026 Frankfurt Uluslararası Türk Film Festivali Ödülleri
En İyi Film: Sahibinden Rahmet
En İyi Yönetmen: Gözde Yetişkin- Emre Sert “Sahibinden Rahmet”
En İyi Senaryo: Gözde Yetişkin- Emre Sert “Sahibinden Rahmet”
En İyi Kadın Oyuncu-Hazal Türesan “Bildiğin Gibi Değil”
En İyi Erkek Oyuncu: Cem Yiğit Üzümoğlu “Sahibinden Rahmet”
En İyi Görüntü Yönetmeni: CladuiaBecerrilBulos “Tavşan İmparatorluğu”
En İyi Müzik: Uğur Akyürek “Noir”
En İyi Belgesel: “Roman Gibi” – Tayfun Belet
Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Türkiye: “Hatırlayabildiğim Kadarıyla” – Nusret Tanır, Azmican Zengin
Üniversitelerarası En İyi Kısa Film Almanya: “Isolated-İzole” KatjaFriedrich
2025 yılının en çok izlenen filmi: Mukadderat
2026 Başarı Ödülü: Merve Dizdar
Festivale davetli olan ve vize engeli nedeniyle Frankfurt’a gelemeyen sinemacılar:
Vahide Perçin – Oyuncu (Onur Ödül)
Emre Sert – Yönetmen (Sahibinden Rahmet / En İyi Film- En İyi Senaryo- En iyi Yönetmen)
Gözde Yetişkin – Yönetmen (Sahibinden Rahmet/En İyi Film- En İyi Senaryo- En iyi Yönetmen)
Ömer Nusret Tanır- Yönetmen (Hatırlayabildiğim Kadarıyla/ En İyi Kısa film)
Azmican Zengin – Yönetmen (Hatırlayabildiğim Kadarıyla- En İyi Kısa Film)
Tayfun Belet- Yönetmen (Roman Gib i/ En İyi Belgesel)
2026 FIFA Dünya Kupası, Meksika ile Güney Afrika arasında oynanacak açılış karşılaşmasıyla başlıyor. Turnuva 11 Haziran 2026 Perşembe günü Meksiko City’deki Estadio Azteca’da start alıyor.
Turnuva açılış maçı Almanya saati ile 21:00’de başlayacak. Saat 17:15’te başlayacak açılış seremonisiyle birlikte futbolseverler uzun bir futbol gecesine girecek. Organizasyon, Meksika, ABD ve Kanada’nın ortak ev sahipliğinde 19 Temmuz’a kadar devam edecek.
Estadio Azteca’da tarihi başlangıç
Karşılaşma yaklaşık 83 bin seyirci kapasiteli Estadio Azteca’da oynanacak. Stat, Dünya Kupası açılış maçlarına üçüncü kez ev sahipliği yapan ilk arena olarak öne çıkıyor. Daha önce 1970 ve 1986 turnuvalarında açılış karşılaşmaları bu statta oynanmıştı.
Meksika, turnuvayı kendi sahasında açma avantajına sahip olurken Güney Afrika uzun bir aradan sonra Dünya Kupası sahnesine dönüyor. İki ekip daha önce 2010 Dünya Kupası açılışında karşılaşmış ve mücadele 1-1 sona ermişti.
Açılış seremonisi
Maç öncesinde düzenlenecek törende Shakira sahne alacak ve turnuvanın resmi şarkısını seslendirecek. Geniş kapsamlı sahne gösterisiyle 2026 Dünya Kupası 2026 resmen başlayacak.
Türkgücü Münih’in yeni başkanı Ertürk Alagöz, altyapı ve stadyum sorunlarını çözerek kulübü sağlam bir mali yapıyla yeniden üst liglere taşımayı hedeflediklerini açıkladı.
Almanya’daki Türk toplumunun simge kulüplerinden Türkgücü Münih, nisan ayında seçilen yeni yönetimiyle çalışmalarına başladı. Yeni başkan Ertürk Alagöz, Münih’te düzenlenen basın toplantısında kulübün yeni dönem hedeflerini paylaştı. Toplantıya kulübün önceki başkanları Taşkın Akkay ve Serdar Yılmaz ile eski yönetim kurulu üyesi Fatih Erdoğmuş da katıldı.
Ertürk Alagöz: “Hedefimiz üst liglere dönüş”
Kulübün yeni yönetiminde başkan Ertürk Alagöz’ün yanı sıra 2. başkan Bülent Aydın ve sportif yönetici Orhan Akmaz da yer alıyor. Köln’de yaşayan ve sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketleri bulunan Alagöz, Türkgücü Münih’e destek olmak amacıyla göreve geldiklerini belirterek, kulübü yeniden üst lig hedeflerine taşıyacak bir yapı oluşturmak istediklerini söyledi.
Alagöz, “Türkgücü Münih’in yeniden yükselişe geçmesi için ben ve yönetim kurulumuz elimizden geleni yapacağız.” dedi. Kulübün potansiyeline inandıklarını vurgulayan Alagöz, doğru planlamayla yeniden güçlü bir yapı oluşturacaklarını da belirtti.
Başkan, kulübün en önemli gündem maddelerinden birinin altyapı olduğunu vurguladı. Yeni dönemde altyapı çalışmalarının güçlendirileceğini, genç takımların sayısının artırılacağını ve kadın futboluna yönelik projelerin de gündemde olduğunu söyledi.
Yeni Başkan Ertürk Alagöz, basın toplantısında Serdar Yılmaz, Taşkın Akkay, ve Fatih Erdoğmuş ile görülüyor
Altyapı ve stadyum projeleri öncelikli gündem
Stadyum sorununa da değinen Alagöz, kulübün geleceği açısından bu konunun kritik olduğunu ifade etti. Çözüm için çeşitli planlamalar üzerinde çalıştıklarını ve kalıcı bir çözüm hedeflediklerini açıkladı.
Mali yapı konusunda da açıklamalarda bulunan Alagöz, kulübü istikrarlı ekonomik zemine oturtacaklarını söyledi. Alagöz, “Gerekli desteği vereceğiz ama kontrolsüz bir harcama anlayışımız olmayacak. İş dünyasındaki geniş ağımız sayesinde de kulübe destek verecek sponsorlarımız olacak.” dedi. Alagöz ayrıca, yeni sezonda forma sponsorluğunu Alagöz Holding’in üstleneceğini de açıkladı.
Transfer ve kadro planlamasında önemli ilerleme
Alagöz, yeni sezon hazırlıklarının sürdüğünü de aktardı. Transfer çalışmalarında önemli ilerleme kaydettiklerini ve kadronun büyük ölçüde şekillendiğini de ifade etti. Bununla birlikte, hedeflerinin sportif istikrarı yeniden sağlayarak kulübü üst liglere taşıyacak temelleri oluşturmak olduğunu belirtti.
Türkgücü Münih’in Almanya’daki Türk toplumu açısından özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Alagöz, geçmiş yıllardaki güçlü taraftar desteğini yeniden oluşturmak istediklerini belirterek, “İnsanlarımız burada. Azalmadık, aksine çoğaldık. Başarı geldikçe taraftarlarımız da yeniden takımının yanında olacaktır. Türkgücü’nün potansiyeli hala çok büyük.” dedi.
Toplantının sonunda Piyasa Magazin’e konuşan Alagöz, destek çağrısında bulundu. “Bu takım sonuçta göçmenlerin takımı. İnsanlarımızın desteği olmadan hedefine ulaşamaz. Önümüzdeki sezon mümkün olduğunca taraftarlarımızı maçlarımızda görmek istiyoruz. Emin olun güzel maçlar çıkaracağız.” dedi.
Serdar Hodo, Serdar Yılmaz, Ertürk Alagöz, Taşkın Akkay, Rainer Elfinger, Hidayet Yılmaz (soldan sağa)
Akkay’dan yeni yönetime destek mesajı
Eski Başkan Taşkın Akkay ise kulübün son yıllarda zorlu süreçlerden geçtiğini hatırlattı. Özellikle profesyonel liglerden düşüşün ardından kulübün ciddi mali yüklerle karşı karşıya kaldığını belirtti. Akkay, uzun yıllar süren görev sürecinde kulübün ayakta kalması için büyük çaba gösterdi.
Kulüpte 35 yılı aşkın süredir çeşitli görevler üstlenen ve geçtiğimiz yıl sonunda başkanlığı bırakacağını açıklayan Akkay, bu kararı yeni fikir ve perspektiflerin önünü açmak amacıyla aldığını ifade etmişti. Akkay, toplantıda da yeni yönetime başarılar dileyerek kulübün menfaatleri doğrultusunda destek vermeyi sürdüreceğini belirtti.
Türkgücü Münih hakkında
1975 yılında Münih’teki Türk göçmenler tarafından kuruldu. Türkgücü Münih, Almanya’daki en köklü Türk spor kulüplerinden biri olarak kabul ediliyor. Kulüp, 1988’de Bayernliga’ya yükselerek dikkat çekerken, 2020 yılında Almanya profesyonel futbolunda 3. Lig’e çıkan ilk göçmen kökenli kulüp olarak tarihe geçti. Son yıllarda yaşanan zorlu süreçlerin ardından Türkgücü Münih, yeni yönetimiyle yeniden yapılanma çalışmalarını sürdürüyor.
Serdar Yılmaz, Rainer Elfinger, Fatih Erdoğmuş (soldan sağa)
Frankfurt’ta bu yıl 13. kez düzenlenen “Türk Tiyatro Festivali”, başlıyor. 3-9 Haziran tarihlerinde Frankfurt Gallus Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek festival altı oyun ve Türkiye’den çok sayıda tiyatrocuyla söyleşilerle, atölyeler içeriyor. Daha şimdiden biletlerin yüzde 70’inin satıldığı festival kapsamındaki oyun ve etkinliklere Frankfurt ve çevresinden üç bine yakın tiyatroseverin beklendiği açıklandı.
Türkiye’den aralarında yazar, yönetmen, oyuncu ve teknik elemanların yer aldığı 80’in üzerinde tiyatro sanatçısı ve görevlisinin katılacağı bu yılki festival, büyük tiyatrocu Haldun Dormen’in anısına gerçekleştirilecek. Başlangıcından itibaren “Frankfurt Türk Tiyatro Festivali”ne büyük destek veren Haldun Dormen için 3 Haziran Çarşamba günü özel bir anma gecesi düzenleniyor. Anma gecesinin konukları Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Tamer Levent, Ayşenil Şamlıoğlu, Zafer Alagöz, Can Yılmaz, Velhan Çantay ve Hakan Altıner olacak.
Festivalin Kurucu Başkanı ve Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu’nun liderliğinde Frankfurt’tan 30 tiyatrosever gencin gönüllü çalışmalarıyla gerçekleştirilen festival, Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Mike Josef, Hessen Kültür Bakanlığı Müsteşarı Christoph Degen ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Nagehan İlknur Akdevelioğlu himayesinde düzenleniyor.
Tiyatro Frankfurt’tan Festival Mesajı
Festivalle ilgili Tiyatro Frankfurt’tan yapılan açıklama şöyle: “Frankfurt’ta sadece perde açılmıyor. İnsanlar birbirine yeniden bakmayı hatırlıyor. ‘Bakmak yetmez. Görmeye hazır mısın?’ Frankfurt bir kez daha tiyatronun kalbine dönüşüyor. Ama bu festival sadece oyunlardan oluşmuyor. Bu festival, insanların aynı salonda nefes aldığı, düşündüğü, sustuğu ve bazen kendisiyle yüzleştiği bir alan açıyor. Tiyatro Frankfurt Derneği olarak bu yıl da seyirciyi sadece izlemeye değil; hissetmeye, düşünmeye ve gerçekten görmeye davet ediyoruz.
On üç yıldır bu festivali yapıyoruz. Kolay olduğu için değil. İnandığımız için. Bazen imkânsızlıklarla, bazen yorgunlukla, bazen ‘olmaz’ denilen şeylerle mücadele ederek…
Ama her şeye rağmen ışıkları yeniden yaktık. Çünkü tiyatro sadece sanat değildir. İnsanın insana ‘Ben buradayım’ deme biçimidir. Bugün bu festival artık yalnızca Türkiye ile Almanya arasında kurulan bir kültür köprüsü değil, aynı zamanda insanların birbirini yeniden duyabildiği bir buluşma noktasıdır.”
Bu yıl Haldun Dormen için!
“Bu yıl festivalimizi, Türk tiyatrosunun yaşayan hafızalarından biri olan, yakın zamanda kaybettiğimiz büyük usta Haldun Dormen anısına gerçekleştiriyoruz. 3 Haziran’daki anma gecesi yalnızca bir veda olmayacak. Bir ustanın sahneye bıraktığı izleri, bugün hâlâ neden takip ettiğimizi hatırlayacağız.
Ve sadece onu değil… Festivalimizin onursal başkanlarından, çok kıymetli sanat insanı Ayla Algan’ı da sevgi, özlem ve minnetle anacağız. Çünkü bazı insanlar sahneden gitse bile ışıkları uzun süre sönmez.”
Kendisi de Evliya Aykan’la birlikte özel bir etkinlikte (Çelebisiz Evliya) sahneye çıkacak olan Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu da festivalle ilgili şu açıklamayı yaptı: Artık herkes çok hızlı yaşıyor. Ama çok az insan gerçekten durup bakıyor. Tiyatro tam burada devreye giriyor. Çünkü sahne bazen insana unuttuğu şeyi hatırlatır. Peter Brook’un çok sevdiğim bir sözü vardır: ‘Tiyatro, görünmeyeni görünür kılma sanatıdır.’ Biz bu festivalde tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz. İnsanlara bir cevap vermek için değil, içlerinde yeni sorular uyandırmak için sahne kuruyoruz. Çünkü bazen bir salondan aynı insan olarak çıkmamak gerekir. Ve bazen insan bir oyunu izlemez. Kendini izler.
Devlet Tiyatroları Festivalde
Bu yıl 77. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, festivalde üç özel yapımla (Kırmızı Küre, Ebedi Barış ve Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor) yer alıyor. Bu çok kıymetli katılım, festivalin yalnızca uluslararası bir buluşma değil; köklü tiyatro geleneğini bugünün seyircisiyle buluşturan güçlü bir kültür alanı olduğunu da gösteriyor. Festivaldeki oyunlar Türkçe sahnelenecek ve Almanca üstyazı ile izleyiciyle buluşacak. Çünkü mesele sadece hangi dili konuştuğumuz değil. Mesele, aynı anda ne hissettiğimizdir. Bir salonda bazen herkes farklı bir ülkeden gelir… Ama aynı yerde sessizleşir. İşte tiyatronun gerçek gücü budur.”
Türkiye Koordinatörlüğü’nü Hannan Aslan’ın, Almanya Koordinatörlüğü’nü de Venüs Bekar’ın üstlendiği festivale ilginin önceki yıllara oranla yüzde 100 arttığı öğrenildi.
Festival programı
03-09 Haziran 2026
03 Haziran Çarşamba
20:00 – Haldun Dormen Anma Gecesi
04 Haziran Perşembe
12:00 – Kırmızı Küre (çocuk oyunu)
18:00 – Söyleşi: Tamer Levent ve Ayşenil Şamlıoğlu
20:00 – Burda Olan Burda Kalır
05 Haziran Cuma
20:00 – Ebedi Barış – Festival Galası
06 Haziran Cumartesi
17:00 – Atölye: Burcu Uygur
20:00 – Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor
Onu dinlerken insan hiç yabancı hissetmiyor; sanki uzun zamandır görmediği bir arkadaşıyla yeniden karşılaşmış gibi. Belki de Şenceylik’in müziğini özel kılan şey tam olarak bu: şarkıların samimiyetiyle dinleyeni aynı duygunun içine alması ve sonunda sarılma hissine dönüşmesi.
Şenceylik ve Hamide Türker (Foto: Berkay Eminol)
Alternatif pop sahnesinde kişisel hikaye anlatımını şiirsel bir dille buluşturuyor Şenceylik. Asıl adı Eda Sena Şenceylan Eminol. Boğaziçi Üniversitesi yıllarında koro çalışmalarında ortaya çıkan Şenceylik lakabı, zamanla yalnızca bir sahne adı olmanın ötesine geçip iç dünyasını, deneyimlerini ve hafızasını taşıyan bir projeye dönüşmüş.
2013’te, henüz üniversite yıllarındayken şarkı yazmaya başlayan Şenceylik, söz ve bestelerini kişisel bir anlatı alanına dönüştürerek dinleyiciyle doğrudan bir bağ kuruyor. Türk Sanat Müziği’nden 70’ler ve 80’ler rock’ına, Orhan Veli ve Sait Faik’ten Jeff Buckley ve Jacob Collier’e uzanan geniş referans dünyası şarkı dilini beslerken, cümbüş, ud ve darbuka gibi enstrümanlar da bu anlatıyı zenginleştiriyor.
2024’te yayımladığı ilk albümü “Eteğimdeki Taşlar” ile iç dünyasını daha geniş bir dinleyiciyle paylaşan Şenceylik, üretim yolculuğunu yeni single’ı “Meşaleler” ile sürdürüyor. Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde açılış performansı sergileyen sanatçıyla, müziğe başlayışından Avrupa’ya uzanan yolculuğunu konuştuk.
Foto: Berkay Eminol
Seni yeni keşfeden okurlarımız için: Şenceylik kimdir? Bu proje nasıl ortaya çıktı? Şenceylik ismi Boğaziçi Üniversitesi yıllarımda korodan kalma bir lakap. Koristtim, üç sene boyunca iki koroda söyledim (BÜMK Klasik ve BÜMK Rock korolarında). Orada aynı isimde iki kişi olunca diğerinin soyadına komik ekler getirirlerdi. Benim de adım “Şenceylik” oldu. Şarkı yazarlığımın başlarında ismimi saklama, bir mahlas ihtiyacı duyduğum için bu ismi çok sevdim. Neşeli ve hayata olumlu yerden bakmaya çalışan biri olarak, “Şenceylik” zamanla kendimi ifade etme biçimime dönüştü aslında. “Eda Sena Şenceylan Eminol” olarak yazdığım, hissettiğim, yaşadığım her şeyi müzikle paylaşma alanıma “Şenceylik” diyorum. Üniversite yıllarında bir lakap olarak ortaya çıktı ama zamanla katılan sanatçı arkadaşlarımın ekledikleri katmanlarla, kendi dili, dünyası, hafızası olan bir projeye dönüştü. Şarkılarının söz ve bestesi sana ait. Bu denli kişisel metinlerin sadece sana ait düşünceler olmanın ötesine geçebileceğini ne zaman fark ettin? 2013 gibi, üniversite birinci sınıfta, Gezi zamanı ilk şarkılarımı yazmaya, bestelemeye ve kaydedip SoundCloud’da paylaşmaya başladım. 19 yaşındaydım. Başta tamamen kendime yazıyordum, bir tür iç dökme gibiydi. Ama insanlar şarkılarımı dinleyip kendi hikayeleriyle bağ kurmaya başladığında fark ettim ki duygular aslında çok ortak. Ve bu benim yalnızlığımı da atıyor. Ne kadar kişisel olursa o kadar evrensel olabiliyor ve bizi bir araya getiriyor, bunu gördükçe daha kişisel, daha kırılgan sözler yazabilme gücü buldum. Zamanla üniversitenin Taşoda Festivalleri’nde benim şarkılarımı çaldığımız bir grubum oldu. YouTube ve Spotify gibi müzik mecralarına şarkılarımı koymaya ve daha çok sahne almaya başladım.
Foto: Berkay Eminol
Şarkıların şiirsel bir tona sahip ve alternatif popu kişisel bir hikaye anlatımıyla birleştiriyor. Müziğini hiç dinlememiş birine Şenceylik’i nasıl tarif edersin? Teşekkür ederim, şiirsel olabilmek iltifat benim için. Sözlerle bir müzik çalabilirsem kulaklara, ne mutlu bana. Ben müziğimi biraz “hikaye anlatan alternatif pop” olarak tarif ediyorum. Şiirsel ama ulaşılabilir, duygusal ama samimi. Arkadaşı gibi olmak istiyorum dinleyenlerin. “Yalnız değilsin” diyen kişi olmak istiyorum. Dinleyen kişinin kendinden bir parça bulabileceği bir alan açmaya çalışıyorum.
Metinlerinde sık sık güçlü imgeler ortaya çıkıyor; su, ateş, anılar, yakınlık. Bu tür metaforlar yazı yazman için ne kadar önemli? Ne kadar özel bir röportaj sorusu! Metaforlar benim için çok önemli çünkü bazen doğrudan söyleyemediğin şeyi bir imgeyle çok daha güçlü anlatabiliyorsun. Doğanın kudreti ve tevazusuna hayranım; doğadan gelen kavramlar benim iç dünyamda da çok yer kaplıyor, doğal olarak şarkılara sızıyor. Hatta ben bu imgeleri bilerek kullanmıyorum; aslında onlar şarkılaştıkça bana beni anlatıyor. Kendi iç dünyamı, kim olduğumu imgelerle aynalaması, şarkı yazarlığının en güzel esprilerinden olabilir.
Yazma biçimini etkileyen sanatçılar, yazarlar ya da kültürel etkiler var mı? Hem müzikal hem edebi olarak beslendiğim çok şey var. Orhan Veli’nin şiirlerindeki açık, mütevazı ve içten diline bayılıyorum. Nazım Hikmet’in büyük bir hayranıyım. Sait Faik Abasıyanık’ın öyküleri, onun insan sevgisi, yüreğimde çok derin bir yer kaplıyor. Hepsi bir şekilde içimde birikiyor, şarkılara dönüşüyor. Türk kültürüyle büyümüş biri olarak, elbette bizim iletişim tarzımız; İstanbul’da kullanılan sokak ağzı, kalemime de yansıyor. Bunun yanında liseden beri 70’ler 80’ler müziklerine bitiyorum. Queen, Beatles, The Doors albümlerini dönüp dönüp dinlerim. Şarkı yazarlığı konusunda Jeff Buckley ve Fikret Kızılok’tan çok etkilendim. Son birkaç yıldır büyük Jacob Collier hayranıyım. Onun dili ve yarattığı ses dünyasının genişliği, ayrıca insan olmaya ve bilinç kavramına bakışı beni çok etkiliyor.
İlk albümün “Eteğimdeki Taşlar” 2024’te yayımlandı. Geriye dönüp baktığında, bu albüm sana bir sanatçı olarak kendin hakkında ne gösterdi? 2020-2022 arası benim için zor bir dönemdi, bu albüm oradan çıkışımın hikayesi oldu. Ağır bir mental yorgunluk, ayrılık, taşınma, işsizlik, pandemi, izolasyon ve hayal kırıklığı kombinasyonunun altından açıkçası bu albümü yazıp, eteğimdeki o taşları döküp, içimdeki çocukla barışarak çıktığımı gördüm. Ayrıca küçüklüğümden beri evde Türk Sanat Müziği çok dinlenirdi. Annem babam şarkılar söylerdi. Abilerim ise evi daha modern güncel pop müziklerin kasetleriyle doldururdu. Çocukluğumun elinden tutarak yazdığım bu albümde, hep keşfetmek istediğim klasik Türk enstrümanlarını da müziğime dahil etmek, üstelik bunları modern ve gündelik dille yazılmış basit eğlenceli şarkı sözleriyle harmanlamaya çalışmak, benim için çığır açıcı ve çok eğlenceliydi. Albümde cümbüş, ud, darbuka gibi enstrümanları kullandık ve söz yazımımda da çok daha cesur denemelerde bulundum. Bu albüm benim için kapıyı açıp doğama kavuşma albümüydü.
“Eteğimdeki Taşlar” bana Murathan Mungan şiirlerini hatırlatıyor. Senin için bu imge ne ifade ediyor? Müthiş yakaladınız gerçekten! Çocukken evde abimin şiir kitapları vardı; onlardan biri de Murathan Mungan’ın “Eteğimdeki Taşlar” kitabıydı. Onu çok severdim. Kapağı da plak gibiydi; özel tasarımdı. Albümün adını koyarken ondan etkilendiğimi çok sonra anladım ve yüzümde çocukluğumdan gelen o masumiyetle selamlaştıran bir tebessüm oluştu. “Eteğimdeki Taşlar” imgesi bana içini dökmek ve yıllarca taşıdığı yüklerden kurtulmak isteyen, feminen, güçlü, isyankar, olumlu bir kadının ayağa kalkan ve kendini ve etrafını şefkatle affedip sarmalayan uyanışını anlatıyor.
Foto: Berkay Eminol
Bazı şarkıların çevrimiçi milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Bu kadar kişisel bir şeyin bir anda geniş bir kitlede yankı bulması nasıl hissettiriyor? Müthiş hissettiriyor. Asla kıymetinin azaldığını düşünmüyorum; aksine bir olmaya daha çok yaklaşıyoruz kavuştukça şarkılarda, konserlerde. Şarkılarım gönüllere girdiğinde dinleyiciyle sarıldığımızı hissediyorum. Ne kadar çok sarılırsak o kadar iyileşiriz. Bence şarkılar ne kadar içtense, ne kadar gerçek hikayeden geliyorsa ve insan olmanın kırılganlığını paylaşıyorsa, dinleyicinin içine işlemesi o kadar doğal oluyor.
Kısa bir süre önce Zeynep Talu ve Eda Baba gibi isimlerle yer aldığın “Kız Kıza” yayımlandı. Ardından Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde opening act olarak sahne aldın. Kadın sanatçılar arasındaki üretim ve dayanışma deneyimi senin müzik pratiğinde nasıl bir yer tutuyor? Kadın sanatçılarla birlik olmak, paylaşmak, gülüşmek, üretmek benim için çok mutluluk verici ve besleyici. Orada rekabetten çok paylaşım ve dayanışma var. Bu işi yapmanın tek anlamı birbirimizi anlamak ve büyütmek. Birbirimizi alan açarak büyütmek çok kıymetli.
Yeni single’ın “Meşaleler” yakında çıkıyor. Bu şarkının özel bir hikayesi var mı? “Bana benden yakınsın” dizeleriyle tanımladığın bu tür bir bağ senin için ne ifade ediyor? “Meşaleler” benim için çok kişisel bir şarkı. Hayatımın aşkına, eşime yazdım bu şarkıyı. Biz evlenmeden önce iki yıl uzak mesafeden görüştük. Uzak mesafelere rağmen kurulan bir bağdan doğdu bu şarkı. Aşkın birlikte özgürleşmek, sadakat ve bağlılık olduğunu anlatan, masum, pür, coşkulu bir şarkı. Aşka inanmak, aşkı önce kendi içinde inşa edip sonra hayatında bulmak isteyen gönüller için paylaştım bu şarkıyı. Instagram hesabımda tüm hikayeyi, bendeki dönüşümü ve bu şarkıya çıkan yolculuğumu anlattığım altı videoluk bir seri çektim ve yayınladım. Aşka, sevmeye, güzelliklere, güvene, umuda inanmaya ihtiyacımız var çünkü. İyiyi konuştukça, hayal ettikçe iyileşeceğiz. “Bana benden yakınsın” hissi, birinin hayatında fiziksel olarak olmasa bile çok derin bir yer kaplaması demek. Kendini bulurken aşkın içinde erimek gibi bir his, bu benim için. Meşaleler’i seven kalplere hediye ediyorum! 24 Nisan 2026 Cuma günü tüm müzik platformlarında olacak. Şarkıyı modern, zıpır, kendi içini susturmadan şarkı söyleyen bir masal kahramanı görsel dünyasıyla birleştirdik. Bu şarkı, sadece bir aşk hikâyesini değil; mesafeleri aşan, korkmadan sevmeyi seçen ve sonunda “gerçek” olanı bulan bir kalbin dönüşümünü anlatıyor. Emeği geçenlerden de bahsetmek isterim: Düzenleme, gitarlar ve mix Cenk Erdoğan imzası taşıyor. Mastering AGC Sound Suite tarafından yapıldı. Şarkının görsel dünyasında art direction ve kapak tasarımı Özge Akpınar’a, styling Mine Demir’e ait; kapak fotoğrafı ise şarkıyı kendisine yazdığım eşim, Berkay Eminol’un imzasını taşıyor. 🙂
Cenk Erdoğan aranjörlüğünde gelişen yeni üretim süreci, müziğinin yönünü nasıl dönüştürüyor? Yıllardır Cenk Erdoğan’ın büyük bir hayranıyım. Müzikal ifadesi evrensel bir sanatçı. Cenk ile çalışmak müziğimi çok zenginleştirdi. Geleneksel enstrümanlarla modern bir sound’u birleştirmek bana yeni bir ifade alanı açtı, yürümek istediğim yol ve gitmek istediğim yer bu birleşim noktası.
“Meşaleler”, müzikal ya da duygusal gelişiminde yeni bir dönemi mi temsil ediyor? Evet, kesinlikle. Daha cesur, daha açık, daha ışıklı bir dönem gibi hissediyorum. Duygusal olarak da daha umutlu bir yerden konuşuyorum, söz yazarlığımda da kırılganlığın gücünü anlatan yere biraz daha yaklaştığımı görüyorum.
Hem Türkiye’de hem Avrupa’da performans sergiledin. Konserlerinde nasıl bir atmosfer yaratmak istiyorsun? Konserlerimde samimi bir alan yaratmak benim için en değerli şey. İnsanların sadece dinlemediği, dahil olduğu, güldüğü, belki biraz duygulandığı, hatta sorguladığı birkaç saat yaratmak hayalim hep. Öyle de oluyor. Dinleyicilerim gerçekten de hep nazik, yürekten, derin insanlar. İyi ki varlar! Avrupa’da da şaşırtıcı şekilde dilin sınırı olmadığını müziğin birleştiriciliğini gördüm, Avusturyalı bir dinleyici “Figüran” şarkımdan etkilendiğini söyledi ve gelip ismini telefonuna yazdırdı. Yaşlı bir dinleyicimle göz göze, müziğin için kaybolarak beraber şarkı söyledik. Küçük kız çocuklarından videolar geliyor bana hep, instagramdan atıyorlar, şarkılarımı ezberleyip söylüyorlar. Her yaştan ve her kesimden dinleyicimle şarkılarımda buluşabiliyorum. Bunlar çok kıymeti hatıralar ve bu işi neden yaptığımı bana hatırlatıyorlar.
İnsanlar müziğini ilk kez dinlediğinde, bunun onlarda ne his uyandırmasını ya da neyi keşfetmelerini umuyorsun? Bir sarılma duygusu hissetsinler, bir arkadaşla kahveye çıkmışlar gibi hissetsinler isterim. Güzelliklere açsınlar gözlerini ve kulaklarını isterim. Bunu benim de yapabilmem için vesile oluyor işte müzik zaten. İnsanların kendilerini yalnız hissetmemesini; buradayız ve her şey geçici demelerini isterim. Şarkılarda kendilerinden bir parça bulmaları ve “ben de böyle hissediyorum” demeleri benim için en değerli şey.
Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki müzik yolculuğunda bir sonraki adımı nasıl görüyorsun? Şenceylik yolculuğunu ben bir hafıza, bir paylaşım alanı olarak, dinleyicilerimle girip oturup dertleştiğimiz bir oda olarak görüyorum. Türkiye’nin dört bir yanında konserlerde buluşmak çok kıymetli ve Avrupa’da da yavaş yavaş bu alanları kurduğum bir sürece giriyorum. Avusturya ve Almanya’daki konserler harika geçti. Salzburg, Münih, Viyana’da dinleyicilerimle buluştum, beni müthiş bir sıcaklıkla karşıladılar. Birçok Avusturyalı yeni dinleyicim oldu, şarkılarım Türkçe olmasına rağmen. Bu buluşmalar benim içimi iyice sevinçle ve insan sevgisiyle dolduruyor. Daha fazla sahne almak, eski ve yeni dinleyicilerle buluşmak ve bu hikayeyi farklı coğrafyalara taşımak istiyorum. Nezaketin ve aşkın şarkılarını yazıp söylemeye devam etmek hayalim. Hepimiz insanız; acılarımız sevinçlerimiz kaderimiz ortak. Şarkılarda buluşalım!
Söyleşiyi okuduktan sonra bir Şenceylik şarkısı açın; belki o sarılmayı siz de hissedersiniz.
37. Münih Türk Film Günleri başladı. Onur Ödülü alan Nur Sürer, “Bu anlamlı ödülü hikayelerini anlatmaya cesaret eden tüm kadınlara ve sesi duyulmayanlara adıyorum” sözleriyle anlamlı bir ithaf yaptı.
Münih’te Türkiye sinemasının en önemli buluşmalarından biri olan Münih Türk Film Günleri, bu yıl 37. kez perdelerini açtı. Nur Sürer’in onur konuğu olarak katıldığı açılış gecesi, güçlü mesajların verildiği bir törene sahne oldu.
Münih Türk Film Günleri’nin, Münchner Kammerspiele’de gerçekleşen açılış gecesinde, Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü verildi. Sürer konuşmasında sinemanın toplumsal rolüne dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sinemanın gücünü yalnızca eğlence aracı olarak değil, toplumları birbirine yakınlaştıran bir dil olarak gördüm. Özellikle kadınların ve azınlıkların hikayelerinin sahnelenmesi, anlatılması ve görünür kılınması gerektiğine inanıyorum. Uçurtmayı Vurmasınlar filmi 1980’li yıllarda Türkiye’de kadın cezaevindeki gerçekleri ve insan dayanışmasını anlatırken, bana sinemanın yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk taşıyan bir araç olduğunu öğretti.”
Nur Sürer Münih’te (Foto: Tuba Türker)Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü (Foto: Tuba Türker)Nur Sürer Münih’te (Foto: Tuba Türker)
Sürer, konuşmasının devamında ödülü kadınlara ve sesi duyulmayanlara ithaf etti: “Bu anlamlı ödülü hikayelerini anlatmaya cesaret eden tüm kadınlara ve sesi duyulmayanlara adıyorum. Sanatın dönüştürücü gücüne olan inancımla, üretmeye, anlatmaya ve köprüler kurmaya devam edeceğim. Bu değerli buluşmayı mümkün kılan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.”
Açılışta Münih Belediye Meclisi üyesi, Yeşiller’den Nimet Gökmenoğlu ve Münchner Kammerspiele adına Daniel Veldhoen ile Melisa Kaya konuştu. Gecede ödül töreninin ardından, Türk sinemasının unutulmaz yapımları arasında yer alan “Uçurtmayı Vurmasınlar” izleyiciyle buluştu. Film, yıllar sonra yeniden gösterilmesine rağmen izleyiciler üzerinde güçlü etkisini sürdürdüğü görüldü. Nur Sürer ayrıca filmle ilgili yaptığı değerlendirmede, “Kadınların üzerinden anlatılması önemli. Halen bence çok önemli çünkü şu anda Türkiye’de cezaevinde 80’li yıllardan sonra daha fazla insan var.” ifadelerini kullandı.
Nimet SökmenoğluDaniel VeldhoenMelisa Kaya
Açılış programı, Kammerspiele’nin mavi binasında düzenlenen partiyle devam etti. Münih’in tanınan isimlerinden DJ Funshine’ın performansıyla gerçekleşen etkinlik gece boyunca sürdü.
Festival, on gün boyunca zengin bir programla devam edecek. Gösterimler Royal Filmpalast ve Gasteig HP8’de yapılacak. Programda uzun metraj filmler, belgeseller ve kısa film seçkileri yer alıyor. 17 Nisan’da başlayan Münih Türk Film Günleri, 26 Nisan’a kadar sinemaseverlerle buluşmayı sürdürecek.
Münih’te bu yıl 37.si düzenlenen Münih Türk Film Günleri, 17-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek; onur konuğu Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü verilecek; festival “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmiyle açılacak.
Münchner Kammerspiele’de 17 Nisan’da yapılacak açılış gecesiyle başlayacak Münih Türk Film Günleri, Türk sinemasının önemli yapımlarından biri olan “Uçurtmayı Vurmasınlar” ile perdelerini açacak. Filmde başrolü üstlenen Nur Sürer, Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü ile festivalin onur konuğu olarak onurlandırılacak. Film, 1980 darbesi sonrası bir kadın cezaevinde geçiyor. Küçük bir çocuk ile genç bir kadın arasındaki dokunaklı bağı anlatıyor ve Türk sinemasının en önemli yapımları arasında gösteriliyor. Gösterimin ardından Münih’in sevilen DJ’lerinden DJ Funshine eşliğinde açılış partisi düzenlenecek.
Erken Kış (Foto: Nar Film)O Da Bir Şey Mi? (Foto:Sinefilm)Buradayım, İyiyim (Foto: Prolog Film)
Zengin program, güçlü temalar
Açılışın ardından Münih Türk Film Günleri, farklı temalara odaklanan zengin bir seçkiyle devam edecek. Programda günümüz toplumuna dair meseleleri farklı açılardan ele alan yapımlar öne çıkıyor. Emine Emel Balcı imzalı “Buradayım, İyiyim”, çalışan bir annenin hayat mücadelesine odaklanırken; Özcan Alper’in “Erken Kış” filmi annelik temasını sıra dışı bir perspektifle ele alıyor. Pelin Esmer’in “O da Bir Şey mi” adlı yapımı ise iki insan arasında gelişen, sınırları aşan bir ilişkiyi şiirsel bir dille anlatıyor.
Uluslararası yapımlar da programda önemli yer tutuyor. Tolga Karaçelik’in yıldız oyuncu kadrosuyla dikkat çeken son filmi, İranlı yönetmen Alireza Khatami’nin “Öldürdüğün Şeyler” filmi ve Georgi M. Unkovski’nin “DJ Ahmet” adlı yapımı festivalin öne çıkan eserleri arasında yer alıyor.
Festival konukları
Farklı sinema yaklaşımları ve güçlü anlatılarıyla dikkat çeken programıyla Münih Türk Film Günleri, bu yıl çok sayıda yönetmen ağırlıyor. Emine Emel Balcı, Özcan Alper ve Pelin Esmer festivalin konukları arasında yer alıyor. Tolga Karaçelik de İngilizce çektiği son filmi „Saykoterapi“deki oyuncusu Tuğçe Altuğ ile Münih’e geliyor. “IDEA” filminin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu ve “Tavşan İmparatorluğu” filminin yönetmeni Seyfettin Tokmak da Münih konukları arasında.
Kadın odaklı panel
Festival kapsamında 18 Nisan’da düzenlenecek “Sinemada Kadın Olmak” panelinde Nur Sürer, oyuncu Hayal Kaya ve yönetmen Emine Emel Balcı bir araya gelecek. Panelde, sinema sektöründe kadın olmanın deneyimleri ve üretim süreçlerinde karşılaşılan zorluklar ele alınacak.
Festivalin belgesel seçkisi, Türkiye’nin yakın tarihi ve toplumsal dönüşümlerine farklı açılardan ışık tutan yapımları bir araya getiriyor. Programda yer alan belgeseller, hem kültürel hafızaya hem de güncel tartışmalara odaklanıyor. Tuncel Kurtiz’in sanat yaşamını ve Türkiye’deki toplumsal değişimleri ele alan “Bölük Pörçük” öne çıkan yapımlar arasında yer alırken, Kardeş Türküler’in 30 yıllık müzik yolculuğunu anlatan belgesel de programda dikkat çekiyor.
Kadın cinayetlerine karşı mücadeleyi konu alan “Gönüllü” ile sanat üretimi üzerindeki baskıları işleyen “Görünür Görünmez” de seçkide yer alan yapımlar arasında. Karadeniz yaylalarında geçen “Keçi 501” ise, zamanla neredeyse doğayla bütünleşen çoban Cengiz’in yaşamına odaklanarak insan ile doğa arasındaki ilişkiyi sade ve çarpıcı bir anlatımla ekrana taşıyor.
Ayrıca “Roman Gibi”, “Traugott”, “Yerli Yurtsuz” ve “Bir Garip Rüya Rengi” festivalde gösterilecek diğer belgeseller arasında yer alıyor.
Erdem Şenocak’ın oynadığı Otel kısa filmi (Foto: Halil Tanışan)
Kısa filmler ve kapanış
Festival, kısa film seçkisiyle birlikte farklı anlatım biçimlerine alan açarak genç sinemacıları da izleyiciyle buluşturuyor. 26 Nisan’da gösterilecek sekiz kısa film, Kısa Film Seyirci Ödülü için yarışacak.
Gösterimleri Royal Filmpalast ve Gasteig HP8’de gerçekleşecek, 11 uzun metraj, 9 belgesel ve 8 kısa filmden oluşan zengin programıyla 17-26 Nisan arasında izleyiciye geniş bir seçki sunuyor.