Almanya ile Türkiye arasındaki işgücü anlaşmasının 65. yılı, 24 Ekim’de Münih’te düzenlenecek etkinlikle anılacak. Gleis 11, Nihan Devecioğlu ve Kabus Kerim’in yer aldığı programda müzik, halk dansları ve göç dönemine tanıklık eden isimlerle söyleşiler de bulunuyor.
Almanya ile Türkiye arasında 30 Ekim 1961’de imzalanan işgücü anlaşmasının 65. yılı dolayısıyla Münih’teki Odeonsplatz’ta bir etkinlik düzenlenecek. “Gleis 11’den Geleceğe: Hafıza, Müzik ve Memleket” başlıklı program, 24 Ekim Cumartesi günü saat 13.00 ile 18.30 arasında gerçekleşecek.
Etkinlikte, Almanya’ya göçün ilk dönemlerine tanıklık eden Jale Tanyeri ve Süleyman Aydın ile söyleşiler yapılacak. Açılışta siyasi temsilcilerin konuşmaları ve Elvan Halk Oyunları Grubu’nun gösterisi yer alacak. Programda ayrıca Trachtengau München und Umgebung ile Trabzon ve Karadeniz Kültür ve Dayanışma Derneği’nin halk dansları grubu sahne alacak.
Gleis 11
Gleis 11’li müzik programı
Münih merkezli Gleis 11, Anadolu rock müziğini günümüzün sesleriyle buluşturan gruplar arasında yer alıyor. Adını, Türkiye’den Almanya’ya gelen işçilerin hafızasında önemli bir yeri olan Münih Merkez Tren İstasyonu’nun 11 numaralı peronundan alan grup, repertuvarında kendi eserlerinin yanı sıra Cem Karaca, Erkin Koray ve Barış Manço gibi isimlerin eserlerine yer veriyor.
Müzik programında solist Nihan Devecioğlu, Yasin Yardım ve Kadir Doğan ile birlikte sahne alacak. Almanya’da Türkçe hip-hop müziğinin tanınmasında etkili olan Cartel grubunun kurucularından Kabus Kerim ise programın son sanatçısı olacak.
Kadir Doğan, Nihan Devecioğlu, Yasin Yardım
Etkinliği Aktiv & Bunt düzenliyor
Etkinliğin organizasyonunu, Münih göçmenler Meclisi’nde temsil edilen Aktif & Bunt listesi düzenliyor. Liste, 22 Kasım 2026’da yapılacak Göçmenler Meclisi (Migrationsbeirat) seçimlerinde de aday.
Organizatörlerin açıklamasına göre etkinlik, hava koşullarından bağımsız olarak gerçekleştirilecek.
Etkinlik programı şöyle:
12.30: Müzik programının başlangıcı 13.00: Açılış, Elvan Halk Oyunları Grubu ve siyasi temsilcilerin konuşmaları 14.00: Trachtengau München und Umgebung, Jale Tanyeri ve Süleyman Aydın ile tanıklık söyleşileri, Trabzon ve Karadeniz Kültür ve Dayanışma Derneği’nin halk dansları grubu 15.00: Nihan Devecioğlu 16.00: Gleis 11 17.30: Kabus Kerim
Almanya’ya Türkiye’den iş gücü göçüyle ortaya çıkan edebiyatın gelişimi, Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda 65. yılında ele alındı.
Almanya’ya iş gücü göçünün edebiyattaki izlerini araştıran Prof. Dr. Yakup Çelik, 65 yıllık göç sürecinde Türkiye’den ve Almanya’dan yazarların verdiği edebi ürünlerin sürekli değişim gösterdiğine işaret ederek bu edebiyatın ileride Alman edebiyatının bir parçası olacağını söyledi.
Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen “Almanya’ya Türk Göçünün Edebiyattaki İzleri” panelinde, bu yıl 65. yılında olduğumuz Türkiye’den Almanya’ya göç süreci ve bu dönemde ortaya çıkan edebiyat ele alındı.
Fuarda Türkiye’yi temsil eden Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen panele Türkiye’den Prof. Dr. Emel Topçu (Ankara) ve Prof. Dr. Yakup Çelik (İstanbul) ile Almanya’dan Dr. Latif Çelik katıldı.
Prof. Topçu’nun göç sürecinde kadınların rolüne ve Dr. Latif Çelik’in Almanya’ya göçün geneline ilişkin, 65 yıllık göçün çeşitli aşamalarından görüntüler eşliğinde yaptığı genel değerlendirmeden sonra halen göçün edebiyat bağlamında değerlendirmesini yapan Prof. Çelik, “İlk dönem yazarlarımız sadece roman ve öykü yazıyorlardı. İkinci kuşak bunların yanına şiiri de ekledi. Günümüzde artık her alanda çok değerli ürünler veriyorlar.” dedi.
Yıldız Teknik Üniversitesi’ne bağlı Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nün başkanı olan Prof. Çelik, 65 yıllık süreç içindeki edebi gelişmeleri önce “konuk işçi edebiyatı”, sonra “göçmen edebiyatı” ve en son da “kültürlerarası edebiyat” başlıkları altında, bu alanlara ilişkin yazarlardan örnekler vererek anlattı.
Edebiyattaki gelişmelerin sosyolojik, kültürel ve ekonomik değişimlerden etkilenerek sürekli gelişim gösterdiğini ve bunun henüz sağlam bir temele oturtulamadığını belirten Prof. Çelik, “1960’lardan başlayıp bugüne ulaşan bir süreci edebiyat açısından değerlendirildiğinde azımsanmayacak edebiyat ürününün ortaya çıktığı, toplum tarafından okunduğu gözlemlenecektir. Ancak bu edebiyatın ekseriyetinin Almanya’nın bağrında geliştiğini, zamanla iki dilli ve çok kültürlü bir safhaya geçtiği de belirtilmelidir. Bu gelişmeleri Almanya’daki Türklerin kendilerini var etme, kimliklerini sergileme kaygısı etrafında değerlendirmek gerekir.” dedi.
İlk yazarların karşılaşılan uyum zorluklarını, yeni yaşam tarzı karşısındaki bocalamalarını ve vatan özlemlerini işlediklerini kaydeden Prof. Çelik, “konuk işçi edebiyatı” olarak tanımladığı bu döneme damgasını vuran yazarlar arasında Bekir Yıldız, Yüksel Pazarkaya, Gülten Dayıoğlu, Füruzan, Nevzat Üstün, Fakir Baykurt, Habib Bektaş, Aras Ören, Abbas Sayar, Fethi Savaşçı, Güney Dal, Necati Tosuner, Kemal Yalçın ve Dursun Akçam isimlerinin öne çıktığını belirtti.
Göç çerçevesinde oluşan edebiyatın ikinci kuşağında ise ağırlıklı olarak Almanya’da doğup büyüyen nesillerin çok kültürlü dünyasının işlendiğini belirten Prof. Çelik’e göre bu dönemin öne çıkan yazarları şöyle: Yaşar Miraç, Yücel Feyzioğlu, Aysel Özakın, Renan Demirkan, Zehra Çırak, Feridun Zaimoğlu, Zafer Şenocak, Saliha Scheinhardt, Nevfel Cumart, Yade Kara ve Akif Pirinçci.
Prof. Çelik, “kültürlerarası edebiyat” kavramı altında ele aldığı üçüncü aşamanın aktörlerinin de Almanya’ya ilk gelen işçilerin torunları olan ve genellikle Almanca yazanlardan oluştuğunu vurguladı.
Bu yazarların eserlerinin Türk edebiyatı bağlamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin de tartışma konusu olduğunu belirten Prof. Çelik’e göre bu süreçte öne çıkan isimler de şöyle: Feridun Zaimoğlu, Alev Tekinay, Zehra Çırak, Osman Engin, Selim Özdoğan, Safiye Can, Hatice Akyün, İris Alanyalı, Çiğdem Toprak, Deniz Ohde ve Fikri Anıl Altıntaş.
Bunların Almanca yazan ve Almanya’nın popüler yayınevlerince basılan yazarlar olduğuna işaret eden Prof. Çelik, sunumunu şöyle sonlandırdı: “Bunlardan en dikkat çekici olanı Fikri Anıl Altıntaş. Son romanı Zwischen uns liegt August (Aramızda Ağustos Yatıyor), nesiller arasındaki göçe ve Almanya’ya farklı kültürlere bakış açısını değerlendirmek bakımından oldukça önemli. Nine ile torun arasındaki farklılıklar, Almanya’ya göç etmiş 65 yıllık sürecin oluşturduğu nesiller arasındaki fark gibidir.”
Frankfurt Kitap Fuarı’nda ilk kez verilen İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü’nü (FEDA), ABD merkezli Media Coalition adına kuruluşun yöneticisi David Horowitz aldı.
Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin de (TGC) adaylar arasında yer aldığı ve bu yıl ilk kez verilen İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü, Amerika’da bu alanda mücadele veren meslek birliğine verildi.
Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) bu yıl ilk kez verdiği İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü (FEDA), ABD’de yarım asrı aşkın bir süredir bu alanda mücadele veren meslek birliği “Media Coalition”a verildi. Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı’nda verilen ödüle aday olan beş örgüt arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) de bulunuyordu.
Kitap fuarında düzenlenen törenle verilen ödülü birlik adına teslim alan “Media Coalition”ın yöneticilerinden David Horowitz, yaptığı konuşmada “Ne yazık ki Amerika Birleşik Devletleri’nde mahkemeler, ifade özgürlüğüne karşı giderek daha düşmanca bir tutum sergiliyor. Artık mahkemelere güvenemiyoruz. Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.” dedi.
Ödül törenine IPA’nın Türkiye’den tek üyesi Türkiye Yayıncılar Birliği’nin (TYB) Başkanı Kenan Kocatürk, Genel Sekreter Nazlı Berivan Ak ve Uluslararası İlişkiler Yöneticisi Zeynep Atiker de katıldılar.
Türkiye Yayıncılar Birliği (TYB) yöneticileri Kenan Kocatürk, Nazlı Berivan Ak ve Zeynep Atiker, Frankfurt Kitap Fuarı’nda İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü’nü kazanan Media Coalition’ı kutladı.
IPA’nın özgürlük ödülleri
84 ülkeden 105 yayıncı kuruluşun üye olduğu IPA, bu yıl yayınlama özgürlüğü alanında verdiği ödüllere bir yenisini ekledi. IPA’nın ifade, yayınlama ve okuma özgürlükleri olarak vurguladığı üç temel özgürlüğü savunan yayıncıları ve yayıncılık paydaşlarını onurlandırmak amacıyla verdiği üç ödül şöyle: IPA Voltaire Ödülü, IPA Voltaire Özel Ödülü ve IPA İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü (FEDA).
IPA’nın bu ödülleri örgütün Yayınlama Özgürlüğü Komitesi aracılığıyla veriliyor. Her biri farklı ülkelerden toplam dokuz sektör profesyonelinin yer aldığı komitede TYB de temsil ediliyor.
Bu yıl ilk kez verilen FEDA ödülünün sahibi açıklanmadan önce belirlenen kısa listede, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) ile ABD, Gürcistan ve Almanya’da bu alanda faaliyet gösteren kuruluşlardan “Penguin Random House Intellectual Freedom Taskforce”, Sovlab (Soviet Past Research Laboratory) ve StraightForward Vakfı (diğer adıyla “Geradeaus e.V.”) yer alıyordu.
Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin (IPA) Frankfurt Kitap Fuarı’nda ilk kez verdiği İfade Özgürlüğü Savunucuları Ödülü’ne (FEDA) aday gösterilen beş kuruluş arasında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) de yer aldı.
Özgürlükler ölçüsü
Frankfurt Kitap Fuarı’nda düzenlenen ödül töreninde konuşan IPA Başkanı Gvantsa Jobava, ödül töreninde “İfade özgürlüğü, yayınlama özgürlüğü ve okuma özgürlüğü, kitap dünyasındaki herkesi birleştiren bir ‘özgürlükler üçlüsü’. Ödülü verdiğimiz Media Coalition’ın ve kısa listede yer alan tüm diğer adayların çalışmalarının hepimize ilham olmasını diliyoruz. Yalnızca kitap dünyası için değil, toplumlarımız için de son derece önemli olan bu özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz.” dedi.
IPA Yayınlama Özgürlüğü Komitesi Başkanı Jessica Sänger de “Media Coalition, bu ödülle onurlandırmak istediğimiz çabaların mükemmel bir örneği. ABD gibi güçlü anayasal güvencelere sahip bir ülkede kurulmuş olmasına rağmen, gerektiğinde ifade özgürlüğünün zarar görmesine karşı somut çabalarla direniyor ve uzun yıllardır çalışmalarını devam ettiriyor.” diye konuştu.
1973’ten bu yana
Ödülü alan Media Coalition’ın İcra Direktörü David Horowitz de konuşmasında şunları söyledi: “Birliğimiz 1973 yılında yayıncıları, kitapçıları, yazarları, kütüphanecileri ve diğer medya kuruluşlarını temsil eden örgütleri sansüre karşı birlikte mücadele etmek üzere bir araya getirmek amacıyla kuruldu. Birleşik bir güç olarak hareket etme kararlılığımız, kadromuzun uzmanlığı ve deneyimiyle birleşince, ifade özgürlüğünü savunmak için açtığımız pek çok davada olağanüstü bir başarı sicili elde ettik. Bugünkü onur, bu köklü ve gelişmeye devam eden koalisyonun gücünün bir kanıtı. Giderek zorlaşan bir ortamda bu son derece önemli mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz.”
Birliğin yıllar boyunca katıldığı 40’tan fazla davadan söz eden ve bu davaların ABD’de ifade özgürlüğü haklarının yıllar içinde sağlamlaşmasına yardımcı olduğuna işaret eden Horowitz, bu alandaki zorlukların günümüzde de artarak devam ettiğini belirtti. Halen devam eden ve normal şartlarda kolayca ve hızla kazanılması gerektiğini düşündükleri birkaç davaya dikkat çeken Horowitz, bu davaların ABD’de ifade özgürlüğünün ve düşünceleri özgürce dile getirme hakkının temelini tehdit ettiğini vurguladıktan sonra sözlerini şöyle sürdürdü: “Ne yazık ki ABD’de mahkemeler, ifade özgürlüğüne karşı giderek daha düşmanca bir tutum sergiliyor. Artık mahkemelere güvenemiyoruz. Yasama organları da mahkemelerin tutumunu örnek alıyor ve daha kısıtlayıcı yasalar çıkarıyor. Sonuç olarak şunu söylemek isterim: Bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Bu davaları sonuna kadar takip edeceğiz. Kararlıyız. Üyelerimiz kararlı. Kitap dünyası da ifade özgürlüğü için verilen mücadeleyi sürdürmeye kararlı.”
Baba Zula, 30. yılını yeni albümü XXX ile çıktığı Avrupa turnesinde kutluyor. Grubun ekim ayı boyunca devam eden turnesinin duraklarından biri ise Münih’teki Ampere olacak.
Türkiye’nin en özgün gruplarından Baba Zula, 30 yıllık müzik serüvenini Avrupa turnesiyle kutluyor. Grup, 30. yıl turnesi kapsamında 13 Ekim’de Münih’te Ampere sahnesinde olacak. Konserde grubun otuz yıllık yolculuğundan parçaların yanı sıra yeni albümü XXX’ten şarkılar da dinleyiciyle buluşacak.
Baba Zula, 1996 yılında Levent Akman ve Murat Ertel tarafından kuruldu. Akman perküsyon, makineler ve çeşitli nesneleri kullanırken Ertel elektrikli saz, diğer telli çalgılar, vokal ve theremin ile grubun ses dünyasını şekillendiriyor. Elektrikli saz, perküsyon, elektronik sesler ve derin basların öne çıktığı müzikleri, Anadolu saykodelik rock ile deneysel müziği buluşturuyor.
XXX albümü, grubun bu çizgisini yeni çalışmalarla devam ettiriyor. Albümün ilk single’ı “Kutsal Zeytin Halayı” için bir de müzik videosu yayımlandı. İstanbul Boğazı kıyısındaki boş tahıl silolarında kısmen çekilen video, şarkının görsel dünyasını yansıtıyor.
“Kutsal Zeytin Halayı”nda Murat Ertel ve Esma Ertel’in vokalleri öne çıkıyor. Şarkı, doğa ile kurumsal teknoloji düzeni arasındaki çatışmayı ele alıyor ve zeytin ağacını farklı medeniyetler, mitolojiler ve dinler boyunca varlığını koruyan kutsal bir sembol olarak yorumluyor.
Baba Zula, şarkıyla doğanın ve zeytin ağalarının tahrip edilmesine karşı ortak bir duruş çağrısı yapıyor. Şarkının sözlerinde tufan anlatısı, zeytinin tarihsel ve sembolik anlamı ve zeytin dalının farklı kültürlerdeki yeri de işleniyor.
Baba Zula’nın 30. yıl turnesi, ekim ayı boyunca Avrupa’nın farklı kentlerinde devam edecek. Turne kapsamında grup, 13 Ekim’de Ampere’de sahne alacak.
BaBa ZuLa ile daha önce gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi YouTube kanalımızdan izleyebilirsiniz.
BaBa ZuLa “30th Anniversary Tour” Yer: Ampere, Münih Tarih: 13 Ekim 2026, saat 20:00 Bilet: 25-30 Euro (Buradan alabilirsiniz)
Dünya yayıncılığının en önemli buluşmalarından Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı, 78. kez kapılarını açtı. Çekya’nın onur konuğu olduğu fuar, her yıl olduğu gibi 100’e yakın ülkeden binlerce yayıncı ve yazarla on binlerce okuyucuyu bir araya getiriyor.
Fuarda Türkiye de Kültür ve Turizm Bakanlığı’yla İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO), yayıncı meslek birlikleriyle bazı özel yayınevlerinin katılımıyla hazırlanan ulusal stantlarla temsil ediliyor.
20’ye yakın özel yayınevinin, Kültür Bakanlığı ve İTO gibi resmi kurumların yayınladığı Türkçe ve TEDA Projesi (Türk Kültür, Sanat ve Edebiyat Eserlerinin Dışa Açılımını Destekleme Projesi) kapsamında yayımlanmış çeşitli dillerden kitapların sergilendiği ulusal stantlar, yayınevleri için görüşme alanları ve sektörel toplantıların gerçekleştiği bölümlerden oluşuyor.
Ulusal stant, bir de fuara katılan ziyaretçilerin kitaplar, katılan yazar ve yayıncılarla ya da Kültür ve Turizm Bakanlığı temsilcileriyle buluşabileceği bir Edebiyat Kahvesi (The Literature Cafe) bölümü içeriyor.
Bu yıl Frankfurt Kitap Fuarı’na 41. kez resmen katılan Türkiye’nin ulusal standının açılışı, Türkiye ve Almanya’dan yayıncılarla Kazakistan ve Azerbaycan gibi ülkelerin temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi. Uluslararası Yazarlar Örgütü “PEN International” Başkanı Burhan Sönmez, Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk ve Türk yayın dünyasının temsilcileri de açılışa katıldılar.
Frankfurt Kültür ve Tanıtım Ataşesi Ferruh Parmaksız’ın sunumunu üstlendiği açılış töreninde Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayınlar Genel Müdür Yardımcısı Abdulsamet Taş, İTO Başkan Yardımcısı Mehmet Develioğlu ve Frankfurt Başkonsolosu İlknur Akdevelioğlu konukları selamladılar.
Taş, Türk kültür ve edebiyatını tanıtmak ve yayıncılık alanında iş birliği olanaklarını geliştirmek amacıyla hazırlanan stantlarda Türkçe ve Türkçeden çeşitli dillere çevrilmiş 2 bin 628 eserin sergilendiğini belirtti. İçinde bulunduğumuz yılın Türkiye’den Almanya’ya göçün 65. yılı olduğunu hatırlatan Taş, fuarda düzenledikleri etkinlikler arasında bu konunun ele alındığı “Almanya’ya Türk Göçünün Edebiyattaki İzleri” başlıklı panelin de yer aldığını söyledi.
Mehmet Develioğlu da İTO’nun Türk yayıncılığının dünyanın çeşitli yerlerindeki fuarlara katılımını, “kitap satışından ziyade Türk kültür ve edebiyatının dünyaya tanıtımı”na katkı amacıyla desteklediğini vurguladı.
Yapay zeka alanındaki gelişmelerin yayıncılığı da etkilediğine dikkat çeken Başkonsolos Akdevelioğlu da konuşmasında “Ancak yapay zeka hikayelerimizi yazmayacak, hikayelerimizi biz yazmalıyız. Türkiye olarak Anadolu’da farklı kültürleri, dilleri, etnik kökenleri birleştirme ayrıcalığına sahibiz. Bu bizim zenginliğimizdir ve bu zenginlik edebiyatımıza da yansımaktadır. Zengin bir edebiyatımız, derin bir kültürümüz, harika yazarlarımız var. Umarım bu fuarda yeni Türk yazarları, kitapları ve yayıncılarıyla tanışma fırsatı bulurlar.” dedi.
Açılışta, ana dili Türkçe olan altı ülkenin (Türkiye, Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan) katılımıyla hazırlanan ortak alfabeyle yazılmış ilk eser Akdevelioğlu’na armağan edildi. Kırgızistan kökenli büyük Türk yazarı Cengiz Aytmatov’u konu alan kitabı, önümüzdeki dönem Dede Korkut masallarını içeren eserin takip edeceği açıklandı.
Türkiye’den Almanya’ya göçün etkilerinin ele alındığı panel, fuarın Uluslararası Salonu’nda yapıldı. Prof. Dr. Emel Topçu’nun moderasyonunu üstlendiği Türkçe ve İngilizce panele Türkiye’den Prof. Dr. Yusuf Çelik, Almanya’dan Dr. Latif Çelik katıldı.
Fuara katılan az sayıdaki özel yayıncı arasında yer alan Edebiyatist dergisi ve yayınevinde de çok sayıda yazarın katıldığı imza ve kitap tanıtım etkinlikleri düzenleniyor. Şimdiye kadar çeşitli yazarlardan 15 kitabın Almancası da yayımlanıp Almanya’da dağıtıma sunan Edebiyatist Yayınevi’nin kurucusu Fatih Ayan, Türkiye’de çıkan değerli edebi eserleri Almancaya kazandırmaya devam edeceklerini belirtip “Beş yıl sonra konuşalım.” diyerek bu alanda çalışmalarını sürdürmeye kararlı olduklarını söyledi.
Fuar dolayısıyla hem fuarın içinde hem de Frankfurt’taki çeşitli mekanlarda düzenlenen etkinliklere Türkiye’den yazarlar da katılıyor.
Münih’in beşinci mevsimi olarak anılan Oktoberfest’te aynı gün ve aynı saatlerde iki ayrı üniversitenin mezun buluşması gerçekleşti. Yaklaşık 130 Boğaziçili Paulaner Festzelt’te, 25 İTÜ mezunu ise Ochsenbraterei’da kendi topluluklarıyla buluştu.
Münih’in beşinci mevsimi sayılan Oktoberfest, Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi mezunlarının da buluşmalarına sahne oldu. Aynı gün ve aynı saatlerde, Oktoberfest alanındaki iki farklı büyük çadırda iki üniversitenin mezunları kendi gruplarıyla buluşmalar düzenledi.
İki grup da farklı kuşaklardan mezunları bir araya getirdi. Aralarında uzun yıllardır Almanya’da yaşayanlar olduğu gibi, son yıllarda Almanya’ya taşınan mezunlar da vardı. Farklı yaş ve kuşaklardan mezunlar, kendi üniversite topluluklarıyla birlikte Münih’in en büyük etkinliklerinden birinde birkaç saatliğine iş hayatının ve günlük koşuşturmanın dışına çıkıp eğlendiler.
Buluşmaların fotoğraflarına Oktoberfest’in yerel atmosferi de yansıdı. Katılımcıların büyük bölümü erkekler için geleneksel deri pantolon olan „Lederhosen” ve kadınların giydiği bluz, elbise ve önlükten oluşan geleneksel „Dirndl“ kıyafetleriyle Oktoberfest’e katıldı. Farklı dönemlerde Almanya’ya gelen mezunların bu kıyafetlerle Oktoberfest’e katılmaları, Münih’in çok kültürlü sosyal hayatının renki örneklerinden biri oldu.
Oktoberfest, Münih’te 1810’dan bu yana düzenlenen dünyanın en büyük halk festivallerinden biri. Münihlilerin “beşinci mevsim” olarak adlandırdığı festival, her yıl Theresienwiese’de düzenleniyor. İlk festival, Bavyera Veliaht Prensi Ludwig ile Therese von Sachsen Hildburghausen’in evlilikleri vesilesiyle düzenlenen at yarışlarıyla başladı. Bugün festival, Münih’in kültürel kimliğinin en bilinen simgelerinden biri.
Yaklaşık 130 Boğaziçilinin buluştuğu Paulaner Festzelt ile 25 İTÜ mezununun buluştuğu Ochsenbraterei, Oktoberfest’in büyük çadırları arasında yer alıyor.
Münih’te 191. Oktoberfest bugün başladı. 1980 saldırısının kurbanları için yıl dönümünde yapılan anmaya bu yıl ilk kez Wiesn girişinde de bir anma jesti eklendi. Belediye Başkanı Dominik Krause’nin faytonu anıtın önünde durdu. Münih yönetimi çelenk bıraktı. 26 Eylül’deki anma da yapılacak.
Mayıs ayında Münih Belediye Başkanı olarak göreve başlayan Dominik Krause, belediye başkanı olarak ilk Wiesn’ini açarken, belediye başkan yardımcıları Mona Fuchs ve Verena Dietl ile birlikte Theresienwiese’nin ana girişindeki anıtın önünde kısa süre durdu. Münih yönetimi anıta çelenk bıraktı.
Belediye Başkanı Krause, “Oktoberfest’i kutlamak ve 1980’deki aşırı sağcı bombalı saldırıyı unutmamak, Münih kenti için birbirinden ayrı düşünülemez. Bu nedenle Wiesn girişinde anıtın önünde duruyorum. Fıçı açılışının ardından ‘barışçıl bir Wiesn’ dilediğimizde, 26 Eylül 1980’deki Oktoberfest ziyaretleri acımasızca, sağcı terör şiddetiyle sona eren 12 can kaybını ve 200’den fazla yaralıyı hatırlayacağım.” dedi. Geleneksel olarak Oktoberfest’in açılışında belediye başkanı, ilk bira fıçısına tokmakla vurarak musluğu çakar ve fıçıyı açar. Bunun ardından “O’zapft is!” (Fıçı açıldı!) der ve “friedliche Wiesn” (barışçıl bir Wiesn) dileğinde bulunur.
Oktoberfest saldırısının yıl dönümü 26 Eylül’de
Oktoberfest saldırısı, Federal Almanya Cumhuriyeti tarihindeki en ağır aşırı sağcı terör saldırısı olarak tanımlanıyor. 26 Eylül 1980’deki saldırıda 13 kişi hayatını kaybetti. Ölenler arasında saldırıyı gerçekleştiren aşırı sağcı fail de bulunuyordu. 200’den fazla Wiesn ziyaretçisi, bazıları ağır olmak üzere yaralandı.
Saldırının ardından hayatta kalanlar ve destekçileri, olayın aydınlatılması ve mağdurların tanınması için onlarca yıl mücadele etti. Hayatta kalanlar bugün de saldırının unutulmaması için çalışmalarını sürdürüyor.
Theresienwiese’nin ana girişinde bulunan anıt, Wiesn girişinde yer alıyor. 2020’den bu yana aynı noktada “Dokumentation Oktoberfest-Attentat” adlı anma ve bilgilendirme merkezi bulunuyor. Sergide saldırı ve sonuçları, olaydan etkilenenlerin perspektifinden aktarılıyor. Merkez, ücretsiz ve engelsiz şekilde ziyaret edilebiliyor.
Münih Belediyesi, DGB-Jugend München, saldırıdan kurtulanlar ve hayatını kaybedenlerin yakınlarıyla birlikte 26 Eylül’de, önceki yıllarda olduğu gibi, ayrıca bir anma töreni düzenleyecek. Theresienwiese’nin ana girişindeki tören saat 08.00’de başlayacak.
Açılış öncesi anma jestinin ardından Krause, Schottenhamel Festzelt’te Oktoberfest’in resmi açılışında bira fıçısını iki vuruşla açtı ve “friedliche Wiesn” (barışçıl bir Wiesn) dileğinde bulundu.
Münih’te Oktoberfest 4 Ekim tarihine kadar devam edecek.
Fatih Çevikkollu, yeni gösterisi “KI – Kritische Intelligenz“ ile Münih’te sahne alacak. Ödüllü kabare sanatçısı, yapay zeka ve dijital dünyanın hayatımızdaki yerini mizah üzerinden ele alıyor.
Çevikkollu, sahte haberler, sosyal medya, algoritmalar ve deepfake teknolojileri üzerinden dijital dönüşümün gündelik hayata etkilerini anlatıyor. Yapay zekanın sınırları, gerçek ile kurgu arasındaki giderek belirsizleşen çizgi ve insanın dijital dünyadaki yeri de gösterinin öne çıkan konuları arasında yer alıyor.
Beğeniler, takipçiler ve sürekli akan dijital içerikler üzerinden bireysel sorumluluk ve sağduyu gibi konulara da değinen Çevikkollu, teknoloji ile gündelik hayat arasındaki değişimi mizahla işliyor. 20 yıllık sahne kariyerine denk gelen “KI – Kritische Intelligenz“, izleyiciyi teknoloji, toplum ve insan arasındaki değişen ilişki üzerine düşünmeye davet ediyor.
Fatih Çevikkollu, yeni programı ile 18 Eylül’de saat 20.00’da Münih’teki Im Schlachthof, Zenettistraße 9 adresinde Almanca olarak sahne alacak.
Fatih Çevikkollu ”KI – Kritische Intelligenz“
Yer: Im Schlachthof, Zenettistraße 9, 80337 Münih Tarih: 18 Eylül 2026, saat 20:00 Bilet: 23,70 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
Bavyera Eyalet Parlamentosu Yeşiller Milletvekili Gülseren Demirel, Birlik partilerinin AfD’nin yasaklanması konusunda artık net bir tutum ortaya koyması gerektiğini söyledi. Yasağın tek başına yeterli olmayacağını da belirten Demirel, demokratik partilerin birlikte çalışarak insanların sorunlarına çözüm üretmesi gerektiğini vurgulayarak “İktidar muhalefet dönemi kapandı.” dedi.
Almanya’nın birçok kentinde olduğu gibi Münih’te de geçtiğimiz cumartesi binlerce kişinin katılımıyla PRÜF gösterisi düzenlendi. Geschwister-Scholl-Platz’ta bir araya gelen göstericiler, aşırı sağcı partilerin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi çağrısında bulundu. AfD, Almanya genelinde Verfassungsschutz (Anayasayı Koruma Teşkilatı) tarafından şüpheli aşırı sağcı oluşum olarak izleniyor. Saksonya-Anhalt’taki AfD teşkilatı ise kesin olarak aşırı sağcı kabul ediliyor.
Münih PRÜF gösterisinin ardından PiYASA’ya konuşan Bavyera Eyalet Parlamentosu Yeşiller Milletvekili Gülseren Demirel, AfD’nin yükselişinin yalnızca Saksonya-Anhalt üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Bavyera’da AfD’nin yüzde 20’li oranlarda oy aldığını, bazı bölgelerde ise bunun yüzde 30’un üzerine çıktığını belirten Demirel, “Bu sadece Saksonya-Anhalt’ın problemi değil, bu Almanya’nın problemi!” dedi.
Saksonya-Anhalt sonucu ve Münih’ten gelen mesaj
Saksonya-Anhalt’taki sonucun korkutucu olduğunu söyleyen Demirel, Münih’te büyük bir kalabalığın bir araya gelmesinin ise umut verici olduğunu ifade etti. Bunun demokratik çoğunluğun varlığını gösterdiğini belirtti.
Münih’teki PRÜF gösterisine yaklaşık 12 bin kişi katıldı. Demirel’e göre burada önemli olan yalnızca katılımcı sayısı değil, insanların düzenli olarak bir araya gelerek Berlin’e demokratik kamuoyunun iradesini göstermesi. Demirel, ayrıca gösterileri boş zamanlarında organize eden gönüllülerin çalışmalarının da takdir edilmesi gerektiğini vurguladı.
Gülseren Demirel
AfD konusunda net karar çağrısı
Demirel, özellikle Birlik partilerinin AfD’nin yasaklanması konusunda artık karar vermesi gerektiğini söyledi. Diğer demokratik partilerin bu konuda daha net bir tutum ortaya koyduğunu belirten Demirel, demokrasinin kendisini savunabilmesi gerektiğini ifade etti. Muhafazakar siyasetçiler arasında dile getirilen “bırakın denesinler” yaklaşımını eleştiren Demirel, “Bırakın denesinler demek, çok tehlikeli bir deney. Azınlıkları böyle bir deneyin içine sokamayız.” dedi. Demirel, demokrasiyle oynanmaması ve bu konuda net bir karar alınması gerektiğini belirtti.
AfD’nin yasaklanmasından yana olduğunu belirten Demirel, bunun için Federal Meclis’te üçte iki çoğunlukla Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerektiğini, nihai kararı ise mahkemenin vereceğini söyledi. AfD’nin kurumlara, hukuk ve adalet alanına ve okullara da girdiğine dikkat çeken Demirel, bir yasaklama kararının bunun kabul edilmediğine dair de bir mesaj vereceğini vurguladı.
“Yasak tek başına yeterli değil”
Demirel’e göre AfD’nin yasaklanması tek başına yeterli değil. Demokratik partilerin sosyal eşitsizlik ve hayat pahalılığı gibi insanların günlük hayatını doğrudan etkileyen sorunlara birlikte çözüm üretmesi gerekiyor. “İktidar muhalefet dönemi kapandı!“ diyen Demirel, insanların kendi sorunlarının ciddiye alındığını görmesi gerektiğini vurguladı.
AfD’li siyasetçinin sözlerine tepki
Saksonya-Anhalt’ta 6 Eylül’de yapılan seçimi kazanan AfD’nin başbakan adayı Ulrich Siegmund’un “Silah üretimine genel olarak karşı değiliz, çünkü ilerideki geriye göç ve sınır dışı etme hamlesinde elbette buna uygun araçlara da ihtiyacımız olacak” sözleriyle ilgili de konuşan Demirel şöyle dedi: “Ben yedi yıldır eyalet parlamentosundayım. Tüm oturumlarda bunların insani değerleri ayaklar altına alan tartışmalarına şahit oluyorum. Siegmund’un bu söylemi de şok edici. Ama artık öyle bir noktaya geldi ki hangi söylemi tartışacağını şaşırıyorsun. Bu kadar demokrasiyi ayaklar altına almak, demokrasiyi kendi amaçlarının aracı haline getirmek ve böylelikle demokrasiyi yok etmeye çalışmak, açık açık bazı grupları hedef göstermek… Ne zaman yasak? Eğer bu yetmiyorsa, ne zaman yasak?”
PRÜF nedir?
PRÜF, “Prüfung Rettet Übrigens Freiheit!” (Denetleme, özgürlüğü kurtarır!) ifadesinin kısaltması. Münih’te aylık PRÜF gösterilerini Sozialgenossenschaft Bellevue di Monaco e.G. organize ediyor. Oluşum, kabaretist, aktivist ve siyasetçi Nico Semsrott tarafından geçen yıl kasım ayında kuruldu.
Partiler üstü olarak düzenlenen PRÜF gösterileri, Münih’te aralık ayından bu yana her ayın ikinci cumartesi günü yapılıyor. Gösteriler zamanla Almanya genelinde farklı kentlere yayıldı.
PRÜF’ün temel talebi, Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından aşırı sağcı şüpheli olarak değerlendirilen veya kesin olarak aşırı sağcı sınıfına alınan partilerin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmesi.
12 Eylül’de Almanya’nın 15 kentinde PRÜF gösterileri düzenlendi. Berlin, Bremen, Dresden, Düsseldorf, Erfurt, Hamburg, Hannover, Magdeburg, Mainz, Münih, Potsdam, Saarbrücken, Schwerin, Stuttgart ve Wiesbaden’de gösteriler yapıldı.
Balkan müziğinin dünyaca tanınan isimlerinden Goran Bregovic, “God Is Not Your Babysitter“ turnesine Münih’te başlıyor. Bregovic, Wedding & Funeral Orchestra ile 10 Eylül Perşembe akşamı Muffathalle’de sahne alacak. Konserde yeni albümün yanı sıra yıllara yayılan repertuvarından eserleri de seslendirecek.
Bregovic’in yeni albümü “God Is Not Your Babysitter“ nisan ayında yayımlandı. Albüm, sanatçının Balkan müziğinin geleneksel seslerini güçlü nefesli çalgılar, vurmalılar ve vokal düzenlemeleriyle buluşturan müzikal çizgisini sürdürüyor.
Sanatçı, müziğinin çeşitliliğini şu sözlerle ifade ediyor: „Saraybosna’da, zamanın yakındaki Katolik kilisesinin çanlarıyla, Ortodoks kilisesinin çanlarıyla ve müezzinin ezanlarıyla ölçüldüğü bir mahallede büyüdüm. O günden beri hayatım ve müziğim bu farklı ezgilerin zenginliğiyle şekillendi.“
Goran Bregovic, müzik kariyerine Bijelo Dugme grubuyla başladı. Grup, Yugoslavya’nın müzik tarihine damga vururken Doğu Avrupa’da milyonlarca albüm sattı. Daha sonra Emir Kusturica’nın „Çingeneler Zamanı“, „Arizona Dream“ ve „Underground“ filmlerinin müziklerini hazırlayarak uluslararası alanda da büyük tanınırlık kazandı. „Underground“, 1995 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye aldı. Bregovic, Sezen Aksu, Iggy Pop ve Gipsy Kings gibi farklı müzik dünyalarından sanatçılarla çalışmalar yaptı.
Uzun ve başarılı müzik kariyerinin izlerini taşıyan “God Is Not Your Babysitter“ turnesi 10 Eylül akşamı Muffathalle’de saat 20:00’da başlıyor. Biletler Eventim üzerinden ön satışta.