Türkgücü Münih’in yeni başkanı Ertürk Alagöz, altyapı ve stadyum sorunlarını çözerek kulübü sağlam bir mali yapıyla yeniden üst liglere taşımayı hedeflediklerini açıkladı.
Almanya’daki Türk toplumunun simge kulüplerinden Türkgücü Münih, nisan ayında seçilen yeni yönetimiyle çalışmalarına başladı. Yeni başkan Ertürk Alagöz, Münih’te düzenlenen basın toplantısında kulübün yeni dönem hedeflerini paylaştı. Toplantıya kulübün önceki başkanları Taşkın Akkay ve Serdar Yılmaz ile eski yönetim kurulu üyesi Fatih Erdoğmuş da katıldı.
Ertürk Alagöz: “Hedefimiz üst liglere dönüş”
Kulübün yeni yönetiminde başkan Ertürk Alagöz’ün yanı sıra 2. başkan Bülent Aydın ve sportif yönetici Orhan Akmaz da yer alıyor. Köln’de yaşayan ve sağlık sektöründe faaliyet gösteren şirketleri bulunan Alagöz, Türkgücü Münih’e destek olmak amacıyla göreve geldiklerini belirterek, kulübü yeniden üst lig hedeflerine taşıyacak bir yapı oluşturmak istediklerini söyledi.
Alagöz, “Türkgücü Münih’in yeniden yükselişe geçmesi için ben ve yönetim kurulumuz elimizden geleni yapacağız.” dedi. Kulübün potansiyeline inandıklarını vurgulayan Alagöz, doğru planlamayla yeniden güçlü bir yapı oluşturacaklarını da belirtti.
Başkan, kulübün en önemli gündem maddelerinden birinin altyapı olduğunu vurguladı. Yeni dönemde altyapı çalışmalarının güçlendirileceğini, genç takımların sayısının artırılacağını ve kadın futboluna yönelik projelerin de gündemde olduğunu söyledi.
Yeni Başkan Ertürk Alagöz, basın toplantısında Serdar Yılmaz, Taşkın Akkay, ve Fatih Erdoğmuş ile görülüyor
Altyapı ve stadyum projeleri öncelikli gündem
Stadyum sorununa da değinen Alagöz, kulübün geleceği açısından bu konunun kritik olduğunu ifade etti. Çözüm için çeşitli planlamalar üzerinde çalıştıklarını ve kalıcı bir çözüm hedeflediklerini açıkladı.
Mali yapı konusunda da açıklamalarda bulunan Alagöz, kulübü istikrarlı ekonomik zemine oturtacaklarını söyledi. Alagöz, “Gerekli desteği vereceğiz ama kontrolsüz bir harcama anlayışımız olmayacak. İş dünyasındaki geniş ağımız sayesinde de kulübe destek verecek sponsorlarımız olacak.” dedi. Alagöz ayrıca, yeni sezonda forma sponsorluğunu Alagöz Holding’in üstleneceğini de açıkladı.
Transfer ve kadro planlamasında önemli ilerleme
Alagöz, yeni sezon hazırlıklarının sürdüğünü de aktardı. Transfer çalışmalarında önemli ilerleme kaydettiklerini ve kadronun büyük ölçüde şekillendiğini de ifade etti. Bununla birlikte, hedeflerinin sportif istikrarı yeniden sağlayarak kulübü üst liglere taşıyacak temelleri oluşturmak olduğunu belirtti.
Türkgücü Münih’in Almanya’daki Türk toplumu açısından özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Alagöz, geçmiş yıllardaki güçlü taraftar desteğini yeniden oluşturmak istediklerini belirterek, “İnsanlarımız burada. Azalmadık, aksine çoğaldık. Başarı geldikçe taraftarlarımız da yeniden takımının yanında olacaktır. Türkgücü’nün potansiyeli hala çok büyük.” dedi.
Toplantının sonunda Piyasa Magazin’e konuşan Alagöz, destek çağrısında bulundu. “Bu takım sonuçta göçmenlerin takımı. İnsanlarımızın desteği olmadan hedefine ulaşamaz. Önümüzdeki sezon mümkün olduğunca taraftarlarımızı maçlarımızda görmek istiyoruz. Emin olun güzel maçlar çıkaracağız.” dedi.
Serdar Hodo, Serdar Yılmaz, Ertürk Alagöz, Taşkın Akkay, Rainer Elfinger, Hidayet Yılmaz (soldan sağa)
Akkay’dan yeni yönetime destek mesajı
Eski Başkan Taşkın Akkay ise kulübün son yıllarda zorlu süreçlerden geçtiğini hatırlattı. Özellikle profesyonel liglerden düşüşün ardından kulübün ciddi mali yüklerle karşı karşıya kaldığını belirtti. Akkay, uzun yıllar süren görev sürecinde kulübün ayakta kalması için büyük çaba gösterdi.
Kulüpte 35 yılı aşkın süredir çeşitli görevler üstlenen ve geçtiğimiz yıl sonunda başkanlığı bırakacağını açıklayan Akkay, bu kararı yeni fikir ve perspektiflerin önünü açmak amacıyla aldığını ifade etmişti. Akkay, toplantıda da yeni yönetime başarılar dileyerek kulübün menfaatleri doğrultusunda destek vermeyi sürdüreceğini belirtti.
Türkgücü Münih hakkında
1975 yılında Münih’teki Türk göçmenler tarafından kuruldu. Türkgücü Münih, Almanya’daki en köklü Türk spor kulüplerinden biri olarak kabul ediliyor. Kulüp, 1988’de Bayernliga’ya yükselerek dikkat çekerken, 2020 yılında Almanya profesyonel futbolunda 3. Lig’e çıkan ilk göçmen kökenli kulüp olarak tarihe geçti. Son yıllarda yaşanan zorlu süreçlerin ardından Türkgücü Münih, yeni yönetimiyle yeniden yapılanma çalışmalarını sürdürüyor.
Serdar Yılmaz, Rainer Elfinger, Fatih Erdoğmuş (soldan sağa)
Frankfurt’ta bu yıl 13. kez düzenlenen “Türk Tiyatro Festivali”, başlıyor. 3-9 Haziran tarihlerinde Frankfurt Gallus Tiyatrosu’nda gerçekleştirilecek festival altı oyun ve Türkiye’den çok sayıda tiyatrocuyla söyleşilerle, atölyeler içeriyor. Daha şimdiden biletlerin yüzde 70’inin satıldığı festival kapsamındaki oyun ve etkinliklere Frankfurt ve çevresinden üç bine yakın tiyatroseverin beklendiği açıklandı.
Türkiye’den aralarında yazar, yönetmen, oyuncu ve teknik elemanların yer aldığı 80’in üzerinde tiyatro sanatçısı ve görevlisinin katılacağı bu yılki festival, büyük tiyatrocu Haldun Dormen’in anısına gerçekleştirilecek. Başlangıcından itibaren “Frankfurt Türk Tiyatro Festivali”ne büyük destek veren Haldun Dormen için 3 Haziran Çarşamba günü özel bir anma gecesi düzenleniyor. Anma gecesinin konukları Türk tiyatrosunun önde gelen isimlerinden Tamer Levent, Ayşenil Şamlıoğlu, Zafer Alagöz, Can Yılmaz, Velhan Çantay ve Hakan Altıner olacak.
Festivalin Kurucu Başkanı ve Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu’nun liderliğinde Frankfurt’tan 30 tiyatrosever gencin gönüllü çalışmalarıyla gerçekleştirilen festival, Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı Mike Josef, Hessen Kültür Bakanlığı Müsteşarı Christoph Degen ve Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu Nagehan İlknur Akdevelioğlu himayesinde düzenleniyor.
Tiyatro Frankfurt’tan Festival Mesajı
Festivalle ilgili Tiyatro Frankfurt’tan yapılan açıklama şöyle: “Frankfurt’ta sadece perde açılmıyor. İnsanlar birbirine yeniden bakmayı hatırlıyor. ‘Bakmak yetmez. Görmeye hazır mısın?’ Frankfurt bir kez daha tiyatronun kalbine dönüşüyor. Ama bu festival sadece oyunlardan oluşmuyor. Bu festival, insanların aynı salonda nefes aldığı, düşündüğü, sustuğu ve bazen kendisiyle yüzleştiği bir alan açıyor. Tiyatro Frankfurt Derneği olarak bu yıl da seyirciyi sadece izlemeye değil; hissetmeye, düşünmeye ve gerçekten görmeye davet ediyoruz.
On üç yıldır bu festivali yapıyoruz. Kolay olduğu için değil. İnandığımız için. Bazen imkânsızlıklarla, bazen yorgunlukla, bazen ‘olmaz’ denilen şeylerle mücadele ederek…
Ama her şeye rağmen ışıkları yeniden yaktık. Çünkü tiyatro sadece sanat değildir. İnsanın insana ‘Ben buradayım’ deme biçimidir. Bugün bu festival artık yalnızca Türkiye ile Almanya arasında kurulan bir kültür köprüsü değil, aynı zamanda insanların birbirini yeniden duyabildiği bir buluşma noktasıdır.”
Bu yıl Haldun Dormen için!
“Bu yıl festivalimizi, Türk tiyatrosunun yaşayan hafızalarından biri olan, yakın zamanda kaybettiğimiz büyük usta Haldun Dormen anısına gerçekleştiriyoruz. 3 Haziran’daki anma gecesi yalnızca bir veda olmayacak. Bir ustanın sahneye bıraktığı izleri, bugün hâlâ neden takip ettiğimizi hatırlayacağız.
Ve sadece onu değil… Festivalimizin onursal başkanlarından, çok kıymetli sanat insanı Ayla Algan’ı da sevgi, özlem ve minnetle anacağız. Çünkü bazı insanlar sahneden gitse bile ışıkları uzun süre sönmez.”
Kendisi de Evliya Aykan’la birlikte özel bir etkinlikte (Çelebisiz Evliya) sahneye çıkacak olan Genel Sanat Yönetmeni Kamil Kellecioğlu da festivalle ilgili şu açıklamayı yaptı: Artık herkes çok hızlı yaşıyor. Ama çok az insan gerçekten durup bakıyor. Tiyatro tam burada devreye giriyor. Çünkü sahne bazen insana unuttuğu şeyi hatırlatır. Peter Brook’un çok sevdiğim bir sözü vardır: ‘Tiyatro, görünmeyeni görünür kılma sanatıdır.’ Biz bu festivalde tam olarak bunu yapmaya çalışıyoruz. İnsanlara bir cevap vermek için değil, içlerinde yeni sorular uyandırmak için sahne kuruyoruz. Çünkü bazen bir salondan aynı insan olarak çıkmamak gerekir. Ve bazen insan bir oyunu izlemez. Kendini izler.
Devlet Tiyatroları Festivalde
Bu yıl 77. kuruluş yıl dönümünü kutlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, festivalde üç özel yapımla (Kırmızı Küre, Ebedi Barış ve Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor) yer alıyor. Bu çok kıymetli katılım, festivalin yalnızca uluslararası bir buluşma değil; köklü tiyatro geleneğini bugünün seyircisiyle buluşturan güçlü bir kültür alanı olduğunu da gösteriyor. Festivaldeki oyunlar Türkçe sahnelenecek ve Almanca üstyazı ile izleyiciyle buluşacak. Çünkü mesele sadece hangi dili konuştuğumuz değil. Mesele, aynı anda ne hissettiğimizdir. Bir salonda bazen herkes farklı bir ülkeden gelir… Ama aynı yerde sessizleşir. İşte tiyatronun gerçek gücü budur.”
Türkiye Koordinatörlüğü’nü Hannan Aslan’ın, Almanya Koordinatörlüğü’nü de Venüs Bekar’ın üstlendiği festivale ilginin önceki yıllara oranla yüzde 100 arttığı öğrenildi.
Festival programı
03-09 Haziran 2026
03 Haziran Çarşamba
20:00 – Haldun Dormen Anma Gecesi
04 Haziran Perşembe
12:00 – Kırmızı Küre (çocuk oyunu)
18:00 – Söyleşi: Tamer Levent ve Ayşenil Şamlıoğlu
20:00 – Burda Olan Burda Kalır
05 Haziran Cuma
20:00 – Ebedi Barış – Festival Galası
06 Haziran Cumartesi
17:00 – Atölye: Burcu Uygur
20:00 – Küçük Bir İş İçin Yaşlı Bir Palyaço Aranıyor
Onu dinlerken insan hiç yabancı hissetmiyor; sanki uzun zamandır görmediği bir arkadaşıyla yeniden karşılaşmış gibi. Belki de Şenceylik’in müziğini özel kılan şey tam olarak bu: şarkıların samimiyetiyle dinleyeni aynı duygunun içine alması ve sonunda sarılma hissine dönüşmesi.
Şenceylik ve Hamide Türker (Foto: Berkay Eminol)
Alternatif pop sahnesinde kişisel hikaye anlatımını şiirsel bir dille buluşturuyor Şenceylik. Asıl adı Eda Sena Şenceylan Eminol. Boğaziçi Üniversitesi yıllarında koro çalışmalarında ortaya çıkan Şenceylik lakabı, zamanla yalnızca bir sahne adı olmanın ötesine geçip iç dünyasını, deneyimlerini ve hafızasını taşıyan bir projeye dönüşmüş.
2013’te, henüz üniversite yıllarındayken şarkı yazmaya başlayan Şenceylik, söz ve bestelerini kişisel bir anlatı alanına dönüştürerek dinleyiciyle doğrudan bir bağ kuruyor. Türk Sanat Müziği’nden 70’ler ve 80’ler rock’ına, Orhan Veli ve Sait Faik’ten Jeff Buckley ve Jacob Collier’e uzanan geniş referans dünyası şarkı dilini beslerken, cümbüş, ud ve darbuka gibi enstrümanlar da bu anlatıyı zenginleştiriyor.
2024’te yayımladığı ilk albümü “Eteğimdeki Taşlar” ile iç dünyasını daha geniş bir dinleyiciyle paylaşan Şenceylik, üretim yolculuğunu yeni single’ı “Meşaleler” ile sürdürüyor. Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde açılış performansı sergileyen sanatçıyla, müziğe başlayışından Avrupa’ya uzanan yolculuğunu konuştuk.
Foto: Berkay Eminol
Seni yeni keşfeden okurlarımız için: Şenceylik kimdir? Bu proje nasıl ortaya çıktı? Şenceylik ismi Boğaziçi Üniversitesi yıllarımda korodan kalma bir lakap. Koristtim, üç sene boyunca iki koroda söyledim (BÜMK Klasik ve BÜMK Rock korolarında). Orada aynı isimde iki kişi olunca diğerinin soyadına komik ekler getirirlerdi. Benim de adım “Şenceylik” oldu. Şarkı yazarlığımın başlarında ismimi saklama, bir mahlas ihtiyacı duyduğum için bu ismi çok sevdim. Neşeli ve hayata olumlu yerden bakmaya çalışan biri olarak, “Şenceylik” zamanla kendimi ifade etme biçimime dönüştü aslında. “Eda Sena Şenceylan Eminol” olarak yazdığım, hissettiğim, yaşadığım her şeyi müzikle paylaşma alanıma “Şenceylik” diyorum. Üniversite yıllarında bir lakap olarak ortaya çıktı ama zamanla katılan sanatçı arkadaşlarımın ekledikleri katmanlarla, kendi dili, dünyası, hafızası olan bir projeye dönüştü. Şarkılarının söz ve bestesi sana ait. Bu denli kişisel metinlerin sadece sana ait düşünceler olmanın ötesine geçebileceğini ne zaman fark ettin? 2013 gibi, üniversite birinci sınıfta, Gezi zamanı ilk şarkılarımı yazmaya, bestelemeye ve kaydedip SoundCloud’da paylaşmaya başladım. 19 yaşındaydım. Başta tamamen kendime yazıyordum, bir tür iç dökme gibiydi. Ama insanlar şarkılarımı dinleyip kendi hikayeleriyle bağ kurmaya başladığında fark ettim ki duygular aslında çok ortak. Ve bu benim yalnızlığımı da atıyor. Ne kadar kişisel olursa o kadar evrensel olabiliyor ve bizi bir araya getiriyor, bunu gördükçe daha kişisel, daha kırılgan sözler yazabilme gücü buldum. Zamanla üniversitenin Taşoda Festivalleri’nde benim şarkılarımı çaldığımız bir grubum oldu. YouTube ve Spotify gibi müzik mecralarına şarkılarımı koymaya ve daha çok sahne almaya başladım.
Foto: Berkay Eminol
Şarkıların şiirsel bir tona sahip ve alternatif popu kişisel bir hikaye anlatımıyla birleştiriyor. Müziğini hiç dinlememiş birine Şenceylik’i nasıl tarif edersin? Teşekkür ederim, şiirsel olabilmek iltifat benim için. Sözlerle bir müzik çalabilirsem kulaklara, ne mutlu bana. Ben müziğimi biraz “hikaye anlatan alternatif pop” olarak tarif ediyorum. Şiirsel ama ulaşılabilir, duygusal ama samimi. Arkadaşı gibi olmak istiyorum dinleyenlerin. “Yalnız değilsin” diyen kişi olmak istiyorum. Dinleyen kişinin kendinden bir parça bulabileceği bir alan açmaya çalışıyorum.
Metinlerinde sık sık güçlü imgeler ortaya çıkıyor; su, ateş, anılar, yakınlık. Bu tür metaforlar yazı yazman için ne kadar önemli? Ne kadar özel bir röportaj sorusu! Metaforlar benim için çok önemli çünkü bazen doğrudan söyleyemediğin şeyi bir imgeyle çok daha güçlü anlatabiliyorsun. Doğanın kudreti ve tevazusuna hayranım; doğadan gelen kavramlar benim iç dünyamda da çok yer kaplıyor, doğal olarak şarkılara sızıyor. Hatta ben bu imgeleri bilerek kullanmıyorum; aslında onlar şarkılaştıkça bana beni anlatıyor. Kendi iç dünyamı, kim olduğumu imgelerle aynalaması, şarkı yazarlığının en güzel esprilerinden olabilir.
Yazma biçimini etkileyen sanatçılar, yazarlar ya da kültürel etkiler var mı? Hem müzikal hem edebi olarak beslendiğim çok şey var. Orhan Veli’nin şiirlerindeki açık, mütevazı ve içten diline bayılıyorum. Nazım Hikmet’in büyük bir hayranıyım. Sait Faik Abasıyanık’ın öyküleri, onun insan sevgisi, yüreğimde çok derin bir yer kaplıyor. Hepsi bir şekilde içimde birikiyor, şarkılara dönüşüyor. Türk kültürüyle büyümüş biri olarak, elbette bizim iletişim tarzımız; İstanbul’da kullanılan sokak ağzı, kalemime de yansıyor. Bunun yanında liseden beri 70’ler 80’ler müziklerine bitiyorum. Queen, Beatles, The Doors albümlerini dönüp dönüp dinlerim. Şarkı yazarlığı konusunda Jeff Buckley ve Fikret Kızılok’tan çok etkilendim. Son birkaç yıldır büyük Jacob Collier hayranıyım. Onun dili ve yarattığı ses dünyasının genişliği, ayrıca insan olmaya ve bilinç kavramına bakışı beni çok etkiliyor.
İlk albümün “Eteğimdeki Taşlar” 2024’te yayımlandı. Geriye dönüp baktığında, bu albüm sana bir sanatçı olarak kendin hakkında ne gösterdi? 2020-2022 arası benim için zor bir dönemdi, bu albüm oradan çıkışımın hikayesi oldu. Ağır bir mental yorgunluk, ayrılık, taşınma, işsizlik, pandemi, izolasyon ve hayal kırıklığı kombinasyonunun altından açıkçası bu albümü yazıp, eteğimdeki o taşları döküp, içimdeki çocukla barışarak çıktığımı gördüm. Ayrıca küçüklüğümden beri evde Türk Sanat Müziği çok dinlenirdi. Annem babam şarkılar söylerdi. Abilerim ise evi daha modern güncel pop müziklerin kasetleriyle doldururdu. Çocukluğumun elinden tutarak yazdığım bu albümde, hep keşfetmek istediğim klasik Türk enstrümanlarını da müziğime dahil etmek, üstelik bunları modern ve gündelik dille yazılmış basit eğlenceli şarkı sözleriyle harmanlamaya çalışmak, benim için çığır açıcı ve çok eğlenceliydi. Albümde cümbüş, ud, darbuka gibi enstrümanları kullandık ve söz yazımımda da çok daha cesur denemelerde bulundum. Bu albüm benim için kapıyı açıp doğama kavuşma albümüydü.
“Eteğimdeki Taşlar” bana Murathan Mungan şiirlerini hatırlatıyor. Senin için bu imge ne ifade ediyor? Müthiş yakaladınız gerçekten! Çocukken evde abimin şiir kitapları vardı; onlardan biri de Murathan Mungan’ın “Eteğimdeki Taşlar” kitabıydı. Onu çok severdim. Kapağı da plak gibiydi; özel tasarımdı. Albümün adını koyarken ondan etkilendiğimi çok sonra anladım ve yüzümde çocukluğumdan gelen o masumiyetle selamlaştıran bir tebessüm oluştu. “Eteğimdeki Taşlar” imgesi bana içini dökmek ve yıllarca taşıdığı yüklerden kurtulmak isteyen, feminen, güçlü, isyankar, olumlu bir kadının ayağa kalkan ve kendini ve etrafını şefkatle affedip sarmalayan uyanışını anlatıyor.
Foto: Berkay Eminol
Bazı şarkıların çevrimiçi milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Bu kadar kişisel bir şeyin bir anda geniş bir kitlede yankı bulması nasıl hissettiriyor? Müthiş hissettiriyor. Asla kıymetinin azaldığını düşünmüyorum; aksine bir olmaya daha çok yaklaşıyoruz kavuştukça şarkılarda, konserlerde. Şarkılarım gönüllere girdiğinde dinleyiciyle sarıldığımızı hissediyorum. Ne kadar çok sarılırsak o kadar iyileşiriz. Bence şarkılar ne kadar içtense, ne kadar gerçek hikayeden geliyorsa ve insan olmanın kırılganlığını paylaşıyorsa, dinleyicinin içine işlemesi o kadar doğal oluyor.
Kısa bir süre önce Zeynep Talu ve Eda Baba gibi isimlerle yer aldığın “Kız Kıza” yayımlandı. Ardından Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde opening act olarak sahne aldın. Kadın sanatçılar arasındaki üretim ve dayanışma deneyimi senin müzik pratiğinde nasıl bir yer tutuyor? Kadın sanatçılarla birlik olmak, paylaşmak, gülüşmek, üretmek benim için çok mutluluk verici ve besleyici. Orada rekabetten çok paylaşım ve dayanışma var. Bu işi yapmanın tek anlamı birbirimizi anlamak ve büyütmek. Birbirimizi alan açarak büyütmek çok kıymetli.
Yeni single’ın “Meşaleler” yakında çıkıyor. Bu şarkının özel bir hikayesi var mı? “Bana benden yakınsın” dizeleriyle tanımladığın bu tür bir bağ senin için ne ifade ediyor? “Meşaleler” benim için çok kişisel bir şarkı. Hayatımın aşkına, eşime yazdım bu şarkıyı. Biz evlenmeden önce iki yıl uzak mesafeden görüştük. Uzak mesafelere rağmen kurulan bir bağdan doğdu bu şarkı. Aşkın birlikte özgürleşmek, sadakat ve bağlılık olduğunu anlatan, masum, pür, coşkulu bir şarkı. Aşka inanmak, aşkı önce kendi içinde inşa edip sonra hayatında bulmak isteyen gönüller için paylaştım bu şarkıyı. Instagram hesabımda tüm hikayeyi, bendeki dönüşümü ve bu şarkıya çıkan yolculuğumu anlattığım altı videoluk bir seri çektim ve yayınladım. Aşka, sevmeye, güzelliklere, güvene, umuda inanmaya ihtiyacımız var çünkü. İyiyi konuştukça, hayal ettikçe iyileşeceğiz. “Bana benden yakınsın” hissi, birinin hayatında fiziksel olarak olmasa bile çok derin bir yer kaplaması demek. Kendini bulurken aşkın içinde erimek gibi bir his, bu benim için. Meşaleler’i seven kalplere hediye ediyorum! 24 Nisan 2026 Cuma günü tüm müzik platformlarında olacak. Şarkıyı modern, zıpır, kendi içini susturmadan şarkı söyleyen bir masal kahramanı görsel dünyasıyla birleştirdik. Bu şarkı, sadece bir aşk hikâyesini değil; mesafeleri aşan, korkmadan sevmeyi seçen ve sonunda “gerçek” olanı bulan bir kalbin dönüşümünü anlatıyor. Emeği geçenlerden de bahsetmek isterim: Düzenleme, gitarlar ve mix Cenk Erdoğan imzası taşıyor. Mastering AGC Sound Suite tarafından yapıldı. Şarkının görsel dünyasında art direction ve kapak tasarımı Özge Akpınar’a, styling Mine Demir’e ait; kapak fotoğrafı ise şarkıyı kendisine yazdığım eşim, Berkay Eminol’un imzasını taşıyor. 🙂
Cenk Erdoğan aranjörlüğünde gelişen yeni üretim süreci, müziğinin yönünü nasıl dönüştürüyor? Yıllardır Cenk Erdoğan’ın büyük bir hayranıyım. Müzikal ifadesi evrensel bir sanatçı. Cenk ile çalışmak müziğimi çok zenginleştirdi. Geleneksel enstrümanlarla modern bir sound’u birleştirmek bana yeni bir ifade alanı açtı, yürümek istediğim yol ve gitmek istediğim yer bu birleşim noktası.
“Meşaleler”, müzikal ya da duygusal gelişiminde yeni bir dönemi mi temsil ediyor? Evet, kesinlikle. Daha cesur, daha açık, daha ışıklı bir dönem gibi hissediyorum. Duygusal olarak da daha umutlu bir yerden konuşuyorum, söz yazarlığımda da kırılganlığın gücünü anlatan yere biraz daha yaklaştığımı görüyorum.
Hem Türkiye’de hem Avrupa’da performans sergiledin. Konserlerinde nasıl bir atmosfer yaratmak istiyorsun? Konserlerimde samimi bir alan yaratmak benim için en değerli şey. İnsanların sadece dinlemediği, dahil olduğu, güldüğü, belki biraz duygulandığı, hatta sorguladığı birkaç saat yaratmak hayalim hep. Öyle de oluyor. Dinleyicilerim gerçekten de hep nazik, yürekten, derin insanlar. İyi ki varlar! Avrupa’da da şaşırtıcı şekilde dilin sınırı olmadığını müziğin birleştiriciliğini gördüm, Avusturyalı bir dinleyici “Figüran” şarkımdan etkilendiğini söyledi ve gelip ismini telefonuna yazdırdı. Yaşlı bir dinleyicimle göz göze, müziğin için kaybolarak beraber şarkı söyledik. Küçük kız çocuklarından videolar geliyor bana hep, instagramdan atıyorlar, şarkılarımı ezberleyip söylüyorlar. Her yaştan ve her kesimden dinleyicimle şarkılarımda buluşabiliyorum. Bunlar çok kıymeti hatıralar ve bu işi neden yaptığımı bana hatırlatıyorlar.
İnsanlar müziğini ilk kez dinlediğinde, bunun onlarda ne his uyandırmasını ya da neyi keşfetmelerini umuyorsun? Bir sarılma duygusu hissetsinler, bir arkadaşla kahveye çıkmışlar gibi hissetsinler isterim. Güzelliklere açsınlar gözlerini ve kulaklarını isterim. Bunu benim de yapabilmem için vesile oluyor işte müzik zaten. İnsanların kendilerini yalnız hissetmemesini; buradayız ve her şey geçici demelerini isterim. Şarkılarda kendilerinden bir parça bulmaları ve “ben de böyle hissediyorum” demeleri benim için en değerli şey.
Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki müzik yolculuğunda bir sonraki adımı nasıl görüyorsun? Şenceylik yolculuğunu ben bir hafıza, bir paylaşım alanı olarak, dinleyicilerimle girip oturup dertleştiğimiz bir oda olarak görüyorum. Türkiye’nin dört bir yanında konserlerde buluşmak çok kıymetli ve Avrupa’da da yavaş yavaş bu alanları kurduğum bir sürece giriyorum. Avusturya ve Almanya’daki konserler harika geçti. Salzburg, Münih, Viyana’da dinleyicilerimle buluştum, beni müthiş bir sıcaklıkla karşıladılar. Birçok Avusturyalı yeni dinleyicim oldu, şarkılarım Türkçe olmasına rağmen. Bu buluşmalar benim içimi iyice sevinçle ve insan sevgisiyle dolduruyor. Daha fazla sahne almak, eski ve yeni dinleyicilerle buluşmak ve bu hikayeyi farklı coğrafyalara taşımak istiyorum. Nezaketin ve aşkın şarkılarını yazıp söylemeye devam etmek hayalim. Hepimiz insanız; acılarımız sevinçlerimiz kaderimiz ortak. Şarkılarda buluşalım!
Söyleşiyi okuduktan sonra bir Şenceylik şarkısı açın; belki o sarılmayı siz de hissedersiniz.
37. Münih Türk Film Günleri başladı. Onur Ödülü alan Nur Sürer, “Bu anlamlı ödülü hikayelerini anlatmaya cesaret eden tüm kadınlara ve sesi duyulmayanlara adıyorum” sözleriyle anlamlı bir ithaf yaptı.
Münih’te Türkiye sinemasının en önemli buluşmalarından biri olan Münih Türk Film Günleri, bu yıl 37. kez perdelerini açtı. Nur Sürer’in onur konuğu olarak katıldığı açılış gecesi, güçlü mesajların verildiği bir törene sahne oldu.
Münih Türk Film Günleri’nin, Münchner Kammerspiele’de gerçekleşen açılış gecesinde, Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü verildi. Sürer konuşmasında sinemanın toplumsal rolüne dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı: “Sinemanın gücünü yalnızca eğlence aracı olarak değil, toplumları birbirine yakınlaştıran bir dil olarak gördüm. Özellikle kadınların ve azınlıkların hikayelerinin sahnelenmesi, anlatılması ve görünür kılınması gerektiğine inanıyorum. Uçurtmayı Vurmasınlar filmi 1980’li yıllarda Türkiye’de kadın cezaevindeki gerçekleri ve insan dayanışmasını anlatırken, bana sinemanın yalnızca bir sanat değil, aynı zamanda toplumsal sorumluluk taşıyan bir araç olduğunu öğretti.”
Nur Sürer Münih’te (Foto: Tuba Türker)Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü (Foto: Tuba Türker)Nur Sürer Münih’te (Foto: Tuba Türker)
Sürer, konuşmasının devamında ödülü kadınlara ve sesi duyulmayanlara ithaf etti: “Bu anlamlı ödülü hikayelerini anlatmaya cesaret eden tüm kadınlara ve sesi duyulmayanlara adıyorum. Sanatın dönüştürücü gücüne olan inancımla, üretmeye, anlatmaya ve köprüler kurmaya devam edeceğim. Bu değerli buluşmayı mümkün kılan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum.”
Açılışta Münih Belediye Meclisi üyesi, Yeşiller’den Nimet Gökmenoğlu ve Münchner Kammerspiele adına Daniel Veldhoen ile Melisa Kaya konuştu. Gecede ödül töreninin ardından, Türk sinemasının unutulmaz yapımları arasında yer alan “Uçurtmayı Vurmasınlar” izleyiciyle buluştu. Film, yıllar sonra yeniden gösterilmesine rağmen izleyiciler üzerinde güçlü etkisini sürdürdüğü görüldü. Nur Sürer ayrıca filmle ilgili yaptığı değerlendirmede, “Kadınların üzerinden anlatılması önemli. Halen bence çok önemli çünkü şu anda Türkiye’de cezaevinde 80’li yıllardan sonra daha fazla insan var.” ifadelerini kullandı.
Nimet SökmenoğluDaniel VeldhoenMelisa Kaya
Açılış programı, Kammerspiele’nin mavi binasında düzenlenen partiyle devam etti. Münih’in tanınan isimlerinden DJ Funshine’ın performansıyla gerçekleşen etkinlik gece boyunca sürdü.
Festival, on gün boyunca zengin bir programla devam edecek. Gösterimler Royal Filmpalast ve Gasteig HP8’de yapılacak. Programda uzun metraj filmler, belgeseller ve kısa film seçkileri yer alıyor. 17 Nisan’da başlayan Münih Türk Film Günleri, 26 Nisan’a kadar sinemaseverlerle buluşmayı sürdürecek.
Münih’te bu yıl 37.si düzenlenen Münih Türk Film Günleri, 17-26 Nisan tarihleri arasında gerçekleşecek; onur konuğu Nur Sürer’e Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü verilecek; festival “Uçurtmayı Vurmasınlar” filmiyle açılacak.
Münchner Kammerspiele’de 17 Nisan’da yapılacak açılış gecesiyle başlayacak Münih Türk Film Günleri, Türk sinemasının önemli yapımlarından biri olan “Uçurtmayı Vurmasınlar” ile perdelerini açacak. Filmde başrolü üstlenen Nur Sürer, Yaşam Boyu Başarı ve Onur Ödülü ile festivalin onur konuğu olarak onurlandırılacak. Film, 1980 darbesi sonrası bir kadın cezaevinde geçiyor. Küçük bir çocuk ile genç bir kadın arasındaki dokunaklı bağı anlatıyor ve Türk sinemasının en önemli yapımları arasında gösteriliyor. Gösterimin ardından Münih’in sevilen DJ’lerinden DJ Funshine eşliğinde açılış partisi düzenlenecek.
Erken Kış (Foto: Nar Film)O Da Bir Şey Mi? (Foto:Sinefilm)Buradayım, İyiyim (Foto: Prolog Film)
Zengin program, güçlü temalar
Açılışın ardından Münih Türk Film Günleri, farklı temalara odaklanan zengin bir seçkiyle devam edecek. Programda günümüz toplumuna dair meseleleri farklı açılardan ele alan yapımlar öne çıkıyor. Emine Emel Balcı imzalı “Buradayım, İyiyim”, çalışan bir annenin hayat mücadelesine odaklanırken; Özcan Alper’in “Erken Kış” filmi annelik temasını sıra dışı bir perspektifle ele alıyor. Pelin Esmer’in “O da Bir Şey mi” adlı yapımı ise iki insan arasında gelişen, sınırları aşan bir ilişkiyi şiirsel bir dille anlatıyor.
Uluslararası yapımlar da programda önemli yer tutuyor. Tolga Karaçelik’in yıldız oyuncu kadrosuyla dikkat çeken son filmi, İranlı yönetmen Alireza Khatami’nin “Öldürdüğün Şeyler” filmi ve Georgi M. Unkovski’nin “DJ Ahmet” adlı yapımı festivalin öne çıkan eserleri arasında yer alıyor.
Festival konukları
Farklı sinema yaklaşımları ve güçlü anlatılarıyla dikkat çeken programıyla Münih Türk Film Günleri, bu yıl çok sayıda yönetmen ağırlıyor. Emine Emel Balcı, Özcan Alper ve Pelin Esmer festivalin konukları arasında yer alıyor. Tolga Karaçelik de İngilizce çektiği son filmi „Saykoterapi“deki oyuncusu Tuğçe Altuğ ile Münih’e geliyor. “IDEA” filminin yönetmeni Tayfun Pirselimoğlu ve “Tavşan İmparatorluğu” filminin yönetmeni Seyfettin Tokmak da Münih konukları arasında.
Kadın odaklı panel
Festival kapsamında 18 Nisan’da düzenlenecek “Sinemada Kadın Olmak” panelinde Nur Sürer, oyuncu Hayal Kaya ve yönetmen Emine Emel Balcı bir araya gelecek. Panelde, sinema sektöründe kadın olmanın deneyimleri ve üretim süreçlerinde karşılaşılan zorluklar ele alınacak.
Festivalin belgesel seçkisi, Türkiye’nin yakın tarihi ve toplumsal dönüşümlerine farklı açılardan ışık tutan yapımları bir araya getiriyor. Programda yer alan belgeseller, hem kültürel hafızaya hem de güncel tartışmalara odaklanıyor. Tuncel Kurtiz’in sanat yaşamını ve Türkiye’deki toplumsal değişimleri ele alan “Bölük Pörçük” öne çıkan yapımlar arasında yer alırken, Kardeş Türküler’in 30 yıllık müzik yolculuğunu anlatan belgesel de programda dikkat çekiyor.
Kadın cinayetlerine karşı mücadeleyi konu alan “Gönüllü” ile sanat üretimi üzerindeki baskıları işleyen “Görünür Görünmez” de seçkide yer alan yapımlar arasında. Karadeniz yaylalarında geçen “Keçi 501” ise, zamanla neredeyse doğayla bütünleşen çoban Cengiz’in yaşamına odaklanarak insan ile doğa arasındaki ilişkiyi sade ve çarpıcı bir anlatımla ekrana taşıyor.
Ayrıca “Roman Gibi”, “Traugott”, “Yerli Yurtsuz” ve “Bir Garip Rüya Rengi” festivalde gösterilecek diğer belgeseller arasında yer alıyor.
Erdem Şenocak’ın oynadığı Otel kısa filmi (Foto: Halil Tanışan)
Kısa filmler ve kapanış
Festival, kısa film seçkisiyle birlikte farklı anlatım biçimlerine alan açarak genç sinemacıları da izleyiciyle buluşturuyor. 26 Nisan’da gösterilecek sekiz kısa film, Kısa Film Seyirci Ödülü için yarışacak.
Gösterimleri Royal Filmpalast ve Gasteig HP8’de gerçekleşecek, 11 uzun metraj, 9 belgesel ve 8 kısa filmden oluşan zengin programıyla 17-26 Nisan arasında izleyiciye geniş bir seçki sunuyor.
NRW’de yaşayanlar için Nisan ayı da yine dopdolu geliyor. Köln’de aynı güne denk gelen yoğun programlardan festivallere uzanan geniş bir etkinlik seçkisi sizi bekliyor. Liste ay boyunca güncellenecek — arada bir göz atmakta fayda var. 🙂
DELFI Mag x defrag zine – Okuma & Söyleşi
Berlin’den Delfi Magazin ve Düsseldorf’tan defrag zine, Köln’de bir araya gelerek edebiyat, üretim süreçleri ve güncel metinler üzerine okuma ve sohbetten oluşan kolektif bir akşam sunuyor.
Yer: Kulturbunker, Köln Tarih: 04 Nisan 2026 Bilet: 15 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
PiYASA Network Buluşması
Samimi bir ortamda communitymizle tanışmak, sohbet etmek, fikir alışverişinde bulunmak, yeni dostluklar kurmak ve network’ünüzü güçlendirerek yeni iş fırsatlarına zemin hazırlamak için harika bir fırsat.
Yer: Toré Café, Köln Tarih: 04 Nisan 2026
……………………………………………………………………………………………………………………
House of Namus – Club Night
House of Namus, iki katlı bu gecede oriental ve club kültürünü bir araya getiriyor. DJ setleri, bellydance, drag ve performanslarla dolu program; Prince Emrah ve ekibinin sahne enerjisiyle gece boyunca akışta kalıyor.
Yer: Club Bahnhof Ehrenfeld, Köln Tarih: 04 Nisan 2026 Bilet: 15,44 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
İbrahim Selim ile Bu Gece – Avrupa Turnesi
İbrahim Selim, talk-show formatını sahneye taşıdığı eğlenceli gecede konuklarıyla sohbet, oyun ve sürprizlerle dolu bir program sunuyor. Bu özel gecenin konuğu: Merve Dizdar.
Yer: Stadthalle Köln Tarih: 04 Nisan 2026 Bilet: 46,50 – 76,50 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Buray – Konser
Pop müziğin sevilen isimlerinden Buray, hit şarkıları ve enerjik sahnesiyle Köln’de geniş kitlelere hitap eden bir konser verecek.
Yer: Theater am Tanzbrunnen, Köln Tarih: 04 Nisan 2026 Bilet: 50 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Fire of Anatolia – Anadolu Ateşi
Dans, müzik ve görsel şovları bir araya getiren Anadolu Ateşi, Anadolu’nun kültürel mirasını sahneye taşıyan etkileyici bir performans sunuyor.
Yer: Maritim Hotel Köln – Großer Saal Tarih: 04 Nisan 2026 Bilet: 73,90 – 93,90 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
c/o pop Festival
Köln’ün en önemli müzik festivallerinden c/o pop, şehri birkaç günlüğüne indie, elektronik ve hip-hop sahnelerinin buluşma noktasına dönüştürüyor. Konserlerin yanı sıra paneller, atölyeler ve ücretsiz etkinlikler de programda.
Yer: Köln Ehrenfeld (çeşitli mekanlar) Tarih: 15–19 Nisan 2026 Bilet: 40 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
15. Mülheimer Nacht 2026
Mülheim sokakları bir gece boyunca konserler, DJ setleri, sergiler ve performanslarla doluyor. Tek bir bileklikle farklı mekanlar arasında gezebileceğiniz hareketli bir şehir festivali.
Yer: Köln-Mülheim (çeşitli mekanlar) Tarih: 25 Nisan 2026 Giriş: 08,00-10,00 Euro (Gişe)
Alman sinemasının en prestijli ödüllerinden Alman Film Ödülleri (Lola olarak da biliniyor) için adaylar açıklandı. İlker Çatak imzalı Sarı Zarflar, toplam 9 adaylık elde ederek Alman Film Ödülleri’nde de dikkatleri üzerine çekiyor.
Sarı Zarflar, “En İyi Film”, “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Senaryo” gibi ana kategorilerin yanı sıra oyunculuk dallarında da güçlü bir şekilde temsil ediliyor. Özgü Namal “En İyi Kadın Oyuncu”, Tansu Biçer ise “En İyi Erkek Oyuncu” kategorisinde aday gösterildi. Bunun yanında film, görüntü yönetimi, kurgu ve müzik gibi teknik dallarda da adaylıklar elde etti.
Oyunculukta dikkat çeken eşleşme
Kadın oyuncu kategorisinde Özgü Namal, Alman sinemasının en tanınmış isimlerinden Senta Berger ile birlikte adaylar arasında yer alıyor. Bu karşılaşma, ödül gecesinin en çok konuşulacak başlıklarından biri olmaya aday.
Sarı Zarflar’ın festival başarısı dikkat çekiyor
“Sarı Zarflar”, ödül sezonuna güçlü bir festival performansıyla girdi. Film, Berlinale’de kazandığı en büyük ödülle uluslararası alanda geniş yankı uyandırmıştı. Ardından yapım, Nürnberg Türkiye-Almanya Film Festivali kapsamında “En İyi Film” ödülünü aldı.
Film, tamamen Türkçe çekilen ve Türkiye’den oyuncularla kurulan yapısıyla Alman film ödüllerinde önemli bir yer ediniyor. İlker Çatak, bunun gerçekleşmesinde yapımcı Ingo Fliess’in kendisine duyduğu güvenin belirleyici olduğunu vurguluyor.
“Sarı Zarflar” ve “Düşüşün Tınısı”
Bu yılın adaylık tablosunda dikkat çeken bir diğer yapım ise “In die Sonne schauen” (Düşüşün Tınısı). 11 adaylıkla listenin zirvesinde yer alan film, “Sarı Zarflar”ın en güçlü rakiplerinden biri olarak öne çıkıyor. Ayrıca Fatih Akın’ın Amrum filmi de En İyi Film kategorisinde adaylar arasında.
Gözler ödül gecesinde
Ödüller, 29 Mayıs’ta Berlin’de Palais am Funkturm’da düzenlenecek gala ile sahiplerini bulacak. 9 adaylıkla yarışa güçlü giren “Sarı Zarflar”ın geceden kaç Lola ile ayrılacağı şimdiden merak konusu.
İlker Çatak’ın önceki başarıları
İlker Çatak, daha önce Öğretmenler Odası ile de Lola’da büyük ödül kazanmıştı; ayrıca Öğretmenler Odası’nın Oscar adaylığı da bulunuyordu. 2019 yapımı Es gilt das gesprochene Wort filmiyle de Lola adaylıkları elde etmişti.
Sarı Zarflar – Alman Film Ödülleri Adaylıkları
En İyi Film (Bester Spielfilm): Ingo Fliess
En İyi Yönetmen (Beste Regie): İlker Çatak
En İyi Senaryo (Bestes Drehbuch): İlker Çatak, Ayda Meryem Çatak, Enis Köstepen
En İyi Kadın Başrol (Beste weibliche Hauptrolle): Özgü Namal
En İyi Erkek Başrol (Beste männliche Hauptrolle): Tansu Biçer
En İyi Görüntü Yönetmeni (Beste Kamera / Bildgestaltung): Judith Kaufmann
En İyi Kurgu (Bester Schnitt): Gesa Jäger
En İyi Sanat Yönetmeni (Bestes Szenenbild): Zazie Knepper (Szenenbild)
En İyi Film Müziği (Beste Filmmusik): Marvin Miller
İpek Karacagil Kul, açılışa katılan davetliler ve üretici kadınlarla birlikte poz verdi
Kadın emeğini ve dayanışmasını ön plana çıkaran Poppy Concept Store, şeker bayramının ilk günü, çoğunluğu kadınlardan oluşan çok sayıda davetlinin katılımıyla açılışını gerçekleştirdi.
Münih’te Bauerstraße 36 adresinde gerçekleşen açılışta keman sanatçısı Nihan Devranoğlu ile Stuttgartlı müzisyenler Sinem Vurgeç (vokal) ve Enis Akmut (gitar) sahne aldı. Müzik programına yoğun ilgi gösteren davetliler, bazı şarkılara topluca eşlik etti. Program sırasında ayrıca Sinem Vurgeç ve Enis Akmut’un iki Yunan müzisyenle birlikte 27 Mart’ta Münih’te verecekleri konserin duyurusu da yapıldı.
Poppy Concept Store açılışında kurdele de kesildi. İpek Karacagil Kul, “Bu kurdeleyi burada olan, kalbiyle ve ruhuyla bana eşlik eden, benimle çalışan, birlikte yürüdüğümüz tüm kızkardeşlerim için kesiyorum. Bereketli olsun.” sözleriyle kesti. Açılışta kadınların hazırladığı lezzetlerden oluşan açık büfe ve çeşitli içecekler konuklara sunuldu. Etkinlik, sıcak ve samimi bir atmosferde, kadın dayanışmasının hissedildiği bir kutlamaya dönüştü.
İpek Karacagil Kul, Piyasa Magazin’e yaptığı açıklamada duygularını, “Gerçekten hayallerimden de güzel bir gece oldu. Bu yüzden çok mutluyum. Katılan, destek veren herkese teşekkür ediyorum. Özellikle benimle bu yola çıkan arkadaşlarıma ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Çok güzel şeyler başlıyor, yolun başındayız. Bizi takip etmeye devam edin.” sözleriyle dile getirdi. Poppy Concept Store hakkında daha fazla bilgi ve güncel etkinlikler için poppymunich.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Sinem Vurgeç, güçlü performansıyla davetlilerin beğenisini topladı
Ercan Karaçaylı’nın oynadığı, dil ve aidiyet üzerine tek kişilik oyun “DRECK (Pislik)”, 25–27 Mart tarihlerinde Münih’te sahneleniyor.
Ercan Karaçaylı’nın oynadığı “DRECK (Pislik)”, tek bir karakter üzerinden insanın kimlik, dil ve toplum içindeki yerini sorgulayan güçlü bir monolog olarak dikkat çekiyor. Robert Schneider tarafından kaleme alınan eser, “Sad” adlı bir adamın iç dünyasına odaklanarak yabancılaşma ve aidiyet duygusunu yalın bir dille aktarıyor.
Yapımın rejisini üstlenen Manuela Küçükdağ, metni sahneye yoğun ve sade bir anlatımla taşıyor. Tek kişilik performansın merkezinde yer alan Ercan Karaçaylı, karakterin yaşadığı içsel çatışmaları ve toplumla kuramadığı bağı güçlü bir oyunculukla yansıtıyor.
Eser, “Ben Sad’ım. 30 yaşındayım. İngilizcede ‚sad’ üzgün demektir.“ Sözleriyle başlayarak kimlik, dil ve görünürlük gibi kavramları ele alıyor. Sahneleme, metnin yarattığı atmosferi destekleyen sade bir tasarım anlayışıyla kurgulanmış.
Ercan Karaçay performansıyla Neue Ziegelei’de üç gün üst üste sahnelenecek oyun, Internationale Wochen gegen Rassismus programında da yer alıyor.
Yer: Theater Saal, Neue Ziegelei, Ruth-Drexel-Str. 34, Münih Tarih: 25–27 Mart 2026, saat 19:30 Bilet: 5,00-20,00 (Buradan alabilirsiniz!)
Münih’te 27 Mart’ta gerçekleşecek “Freundschaftslieder (Dostluk Şarkıları)” konseri, müzikseverleri Ege’nin iki yakası arasında keyifli bir yolculuğa çıkaracak.
Türk sanatçı Sinem Vurgeç ile Yunan buzuki sanatçısı Nikos Hatziliadis, aynı sahnede buluşarak Türkiye ve Yunanistan’ın ortak müzik mirasını yorumlayacak. Konserde ikiliye bas gitarda Nikos Konstantinidis, gitarda ise Enis Akmut eşlik edecek.
Programda, Ege kıyılarında yıllardır söylenen, iki kültürde de iz bırakan şarkılar yer alıyor. Farklı dillerde olsa da benzer duyguları taşıyan bu ezgiler, müziğin birleştirici gücünü bir kez daha ortaya koyuyor.
Ege’nin iki yakasından ezgilerle dolup taşacak bu Dostluk Şarkıları konseri, KulturBunt Neuperlach’ta geçtiğimiz yılın ardından bu yıl ikinci kez gerçekleşecek.
Yer: KulturBunt Neuperlach Tarih: 27 Mart 2026 Bilet: 16,00 – 20,00 Euro (Buradan alabilirsiniz)