Münih’te 27 Mart’ta gerçekleşecek “Freundschaftslieder (Dostluk Şarkıları)” konseri, müzikseverleri Ege’nin iki yakası arasında keyifli bir yolculuğa çıkaracak.
Türk sanatçı Sinem Vurgeç ile Yunan buzuki sanatçısı Nikos Hatziliadis, aynı sahnede buluşarak Türkiye ve Yunanistan’ın ortak müzik mirasını yorumlayacak. Konserde ikiliye bas gitarda Nikos Konstantinidis, gitarda ise Enis Akmut eşlik edecek.
Programda, Ege kıyılarında yıllardır söylenen, iki kültürde de iz bırakan şarkılar yer alıyor. Farklı dillerde olsa da benzer duyguları taşıyan bu ezgiler, müziğin birleştirici gücünü bir kez daha ortaya koyuyor.
Ege’nin iki yakasından ezgilerle dolup taşacak bu Dostluk Şarkıları konseri, KulturBunt Neuperlach’ta geçtiğimiz yılın ardından bu yıl ikinci kez gerçekleşecek.
Yer: KulturBunt Neuperlach Tarih: 27 Mart 2026 Bilet: 16,00 – 20,00 Euro (Buradan alabilirsiniz)
Berlin’de “Dansöz – Bir İtiraf. Bir Hayatta Kalma Ritüeli” adlı tek kişilik tiyatro oyunu, 26-28 Mart tarihleri arasında üç ayrı dil seçeneğiyle izleyiciyle buluşuyor. Taies Farzan’ın sergilediği oyun, bedenin ve bakışın sınırlarını sorgulayan güçlü bir tiyatro deneyimi sunuyor.
Kendisini tüketen bir bakışın hapsinde dans eden bir kadının hikayesi üzerinden, oyun paranın, gücün ve eril arzunun hüküm sürdüğü bir dünyada bedenin bir meta haline gelmesini inceliyor. Alkışın şiddete dönüştüğü ince çizgide izleyiciyi hem gözlemci hem de sorgulayıcı konumuna getiren bu performans, „Dansöz“ fantezisini parçalayarak ardındaki karanlığı ortaya çıkarıyor.
Theaterforum kreuzberg’de sergilenecek oyun, yaklaşık 80 dakika sürüyor. Taies Farzan, İran doğumlu bir oyuncu olarak Almanya ve Türkiye’de tiyatro, sinema ve televizyon projelerinde sahne aldı ve uluslararası projelerde de yer aldı.
Tarih ve diller: 26.03.2026, Perşembe, saat 20:00 (Almanca, İngilizce üstyazı)
27.03.2026, Cuma, saat 20:00 (Farsça, Almanca üstyazı)
28.03.2026, Cumartesi, saat 20:00 (Türkçe, Almanca üstyazı)
Yer: theaterforum kreuzberg, Eisenbahnstraße 21, Berlin
Mit diesen Worten beginnt Im Herzen der Katze. Schon die ersten Seiten haben eine enorme Wucht. Der Einstieg ist intensiv, emotional und so eindringlich, dass man sofort mitten in der Geschichte ist. Die Stimmung ist aufgeladen, die Gefühle sind greifbar – ein Anfang, der einen unmittelbar packt und bis zum Ende des Buches nicht mehr loslässt.
Jina Khayyer erzählt eine Geschichte, die persönliche Erinnerungen mit politischen Ereignissen verbindet. Ausgangspunkt sind die Proteste nach dem Tod von Jina Mahsa Amini, deren Schicksal weltweit Aufmerksamkeit erregte. Von dort aus entfaltet sich eine Erzählung über Familie, Vergangenheit und die Frage nach Zugehörigkeit.
Der Roman führt in Erinnerungen an Aufenthalte im Iran: an die Gastfreundschaft der Familie, an Gespräche am reich gedeckten Tisch, an Begegnungen im Alltag und an Reisen durch das Land – aber auch an politische Proteste und prägende Erfahrungen, die das Leben nachhaltig verändern.
Beeindruckend ist, wie lebendig die persische Kultur hier erzählt wird. Die Sprache, die Traditionen, die kleinen Rituale im Alltag – all das lässt die Welt des Irans greifbar werden, weit über das hinaus, was man aus Nachrichten kennt. Gleichzeitig steht diese Schönheit immer wieder im starken Kontrast zu den politischen Realitäten im Land und den Einschränkungen, mit denen die Menschen dort leben müssen.
Jina Khayyer – Im Herzen der Katze
Immer wieder tauchen auch poetische Bilder und Redewendungen auf, die die Schönheit der persischen Sprache spürbar machen. Ein besonders schönes Beispiel ist das Sprichwort vom Fisch bis zum Mond – ein Bild für die ganze Spannweite des Lebens, vom Tiefsten bis zum Höchsten.
Gerade dieser Gegensatz macht Im Herzen der Katze so kraftvoll: Das Buch ist gleichzeitig poetisch und politisch, berührend und aufrüttelnd. Es erzählt von Mut, Solidarität und davon, wie sehr eine Heimat auch dann nachklingen kann, wenn man weit entfernt von ihr lebt.
Für mich gehört Im Herzen der Katze definitiv zu den schönsten Romanen, die ich gelesen habe. Ein Buch, das emotional berührt, lange nachwirkt und das man am liebsten sofort noch einmal lesen möchte. Eine absolute Leseempfehlung.
Buchdetails Titel: Im Herzen der Katze Autor: Jina Khayyer Verlag: Suhrkamp Erscheinungstag: 22.07.2025 Seiten: 253 Seiten ISBN: 978-3-518-43248-8
Füzyon folk-pop tarzıyla dikkat çeken Selin Sümbültepe, yeni EP’si “Khayal”ın yayımlanmasının ardından nisan ayında Avrupa turnesine çıkıyor.
Kendine özgü füzyon folk-pop tarzıyla Orta Doğu ezgilerini Batılı pop estetiğiyle buluşturan Selin Sümbültepe, Nisan ayında Avrupa turnesine çıkıyor. Turne 11 Nisan’da Viyana’da başlayacak; sanatçı Frankfurt, Münih ve Stuttgart’ta da dinleyicilerle buluşacak.
Turne öncesinde Sümbültepe’den yeni bir müzik çalışması da geliyor. Sanatçının “Khayal” adlı yeni EP’si 9 Nisan 2026’da yayımlanacak. Arapçada “hayal” anlamına gelen Khayal, Sümbültepe’nin dil, hafıza ve aidiyet temalarını ele aldığı en kişisel projelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Lübnanlı müzisyen ve prodüktör Zeid Hamdan ile hazırlanan EP’nin tüm sözleri Arapça yazıldı. Sümbültepe, Hatay’ın çok dilli kültürel mirasından ilham alarak bu çalışmada daha sade ve duygusal bir anlatım arayışına yöneliyor. EP, yokluk, sevgi ve dönüşüm temaları arasında ilerleyen bir müzikal yolculuk sunuyor. Albümde ayrıca Ürdünlü sanatçı Yazan al-Rousan ile yapılan bir düet de yer alıyor. Zeid Hamdan’ın prodüktörlüğündeki bu parça, Orta Doğu ritimleriyle çağdaş pop dokularını bir araya getiriyor.
Selin Sümbültepe daha önce yayımladığı “Hemhal” EP’siyle de dikkat çekmişti. 2023 depreminden ağır şekilde etkilenen memleketi Hatay’ın kültüründen ilham alan bu çalışma, hem köklere hem de yeniden doğuşa ses veren bir müzikal anlatı sunuyordu.
Uluslararası sahnelerde de dikkat çeken Sümbültepe; 2025 yılında Tunus’taki RIMM Festival, Portekiz’deki Festival Músicas do Mundo ve İsviçre’deki Jazzhane Festival gibi etkinliklerde sahne aldı. Sanatçı aynı yıl Avrupa’nın farklı şehirlerinde verdiği konserlerle müziğini uluslararası dinleyicilerle buluşturdu.
Geçtiğimiz yıl Münih’te verdiği ilk konserde izleyicilerden büyük ilgi gören Sümbültepe, sahne enerjisi ve samimi performansıyla dikkat çekmişti. Konser öncesi gerçekleştirdiğimiz söyleşide ise sanatçıyı daha yakından tanıma fırsatı bulmuştuk.
Nisan ayında başlayacak Avrupa turnesi kapsamında sanatçı şu şehirlerde sahne alacak:
11 Nisan – Viyana, Avusturya -11 Nisan 15 Nisan – Frankfurt, Almanya 16 Nisan – Münih, Almanya 17 Nisan – Stuttgart / Waiblingen, Almanya
Köln’de yaşayanlar için Mart ayı yine dopdolu. Köln’de tiyatrodan konsere, festivalden alternatif sahnelere uzanan pek çok etkinlik izleyicileri bekliyor. İşte Mart ayında Köln’de öne çıkan bazı etkinlikler:
LÜCKE 3.0
studiobühneköln’ün sahnelediği bu performans, şehirdeki boşluklar, geçiş alanları ve görünmeyen sınırlar üzerine deneysel bir tiyatro deneyimi sunuyor. Disiplinler arası anlatımıyla izleyiciyi mekân, beden ve hareket ilişkisini yeniden düşünmeye davet ediyor.
Yer: Kulturbunker Tarih: 05–06 Mart 2026 Biletler: 7–15 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Cem Erdost İleri – Konser
Şair, söz yazarı ve müzisyen Cem Erdost İleri, şiir, hikâye ve müziği bir araya getiren sahnesiyle dinleyiciyi melankolik ve derin bir atmosferin içine davet ediyor.
Yer: Kulturbunker Tarih: 07 Mart 2026 Bilet: 25–30 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Altın Gün – Konser
Anadolu rock ve psychedelic folk’u modern sound’larla buluşturan Altın Gün, enerjik sahnesi ve dans ettiren repertuvarıyla Köln’de güçlü bir konser gecesi yaşatacak.
Yer: Carlswerk Victoria Tarih: 17 Mart 2026 Bilet: 41,30 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Newroz – Nowruz FEST
Baharın gelişini ve yeni yılı kutlayan Newroz / Nowruz festivali; müzik, dans ve kültürel performanslarla toplulukları bir araya getiriyor. Kutlama ve dayanışmanın iç içe geçtiği renkli bir festival atmosferi sunuyor.
Yer: Kulturbunker Tarih: 21 Mart 2026 Bilet: 15–20 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Emre Fel – Konser
Alternatif pop ve indie tınılarıyla öne çıkan Emre Fel, samimi sahnesi ve duygusal şarkılarıyla Köln’de dinleyicisiyle buluşuyor.
Yer: Club Volta, Köln Tarih: 27 Mart 2026 Bilet: 42,40 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Serenad Bağcan & Fazıl Say – Konser
Dünyaca ünlü piyanist Fazıl Say ve güçlü yorumuyla Serenad Bağcan, klasik müzik ile Anadolu ezgilerini buluşturan özel repertuvarlarıyla Köln Filarmoni’de sahne alacak.
Yer: Kölner Philharmonie, Köln Tarih: 28 Mart 2026 Bilet: 34 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
……………………………………………………………………………………………………………………
Coşkun Karademir – Echoes of Anatolia
Bağlama virtüözü Coşkun Karademir, Anadolu’nun zengin müzikal mirasını modern yorumlarla sahneye taşıdığı solo konseriyle dinleyicilere etkileyici bir müzik yolculuğu sunuyor.
Yer: Kulturbunker, Köln Tarih: 31 Mart 2026 Bilet: 25 Euro (Buradan alabilirsiniz!)
Dinçer Güçyeter’in Leipzig Kitap Fuarı ödüllü romanından uyarlanan “Unser Deutschlandmärchen” (Almanya Masalımız), Berlinli Maxim Gorki Tiyatrosu tarafından 8 Mart’ta Brechtfestival kapsamında Augsburg izleyiciyle buluşacak.
Berlin’in önde gelen tiyatrolarından Maxim Gorki Theater (Maxim Gorki Tiyatrosu), ödüllü yapımı “Unser Deutschlandmärchen” ile Brechtfestival Augsburg’a konuk oluyor. Yapım, 2023 Leipzig Kitap Fuarı Ödülü sahibi Dinçer Güçyeter’in aynı adlı romanından sahneye uyarlandı ve 8 Mart Pazar günü Staatstheater Augsburg’un martini-Park sahnesinde gösterilecek.
Yönetmen Hakan Savaş Mican, uzun süredir göz ardı edilen hikayelere sahnede ses veriyor. Oyun, hayatı çalışmak ve mücadele etmekle geçen bir anne ile sanata yönelen oğlunun ilişkisini merkezine alıyor. Duygular, hayal kırıklıkları ve sevgi arasında gidip gelen bu anlatı, kimlik, dil ve aidiyet arayışını derinlemesine işliyor.
Başrollerde anne rolünde Sesede Terziyan, oğul rolünde ise Taner Şahintürk sahnede yer alıyor. Canlı müzik, Peer Neumann liderliğindeki grup tarafından sağlanıyor; müzik, karakterlerin sözle ifade edemediklerini destekleyerek oyuna ayrı bir boyut katıyor. Eser, klişelere yaslanmadan, mizah ve incelikle aile bağlarını ve toplumsal beklentileri sorguluyor.
Fotoğraf: Ute Langkafel / MAIFOTO
Gösterim, görme engelli izleyiciler için betimlemeli anlatım ve işitme engelli izleyiciler için Alman İşaret Dili çevirisi ile sunulacak. Oyun sonrasında yazar Dinçer Güçyeter ve tiyatro ekibiyle bir seyirci söyleşisi düzenlenecek.
Geçtiğimiz cuma başlayan Brechtfestival Augsburg, 8 Mart’a kadar sürecek. Festival programına ilişkin ayrıntılı bilgilere brechtfestival.de adresinden ulaşılabiliyor.
Not: Instagram sayfamızda “Unser Deutschlandmärchen” Augsburg gösterimi için 3 kişiye 2’şer bilet hediye ediyoruz! Katılmak için @piyasamagazin sayfamızı şimdiden takip etmeyi unutmayın.
Şanlıurfa’da yürütülen ve 2021 yılından itibaren “Taş Tepeler Projesi” adını alan arkeolojik çalışmalarda ortaya çıkarılan 12.000 yıllık tarih, ilk kez yurt dışına çıkarılan eserler eşliğinde Almanya’nın başkenti Berlin’de sergileniyor.
İnsanlık tarihinde yerleşik hayata geçişin başlangıcına ilişkin şu ana kadar bilinen ilk yerleşim yerlerinden 12 bin yıllık “Göbeklitepe” ve çevresi, Almanya’nın başkenti Berlin’de açılan geniş kapsamlı ve orijinal eserler içeren bir sergiyle ilk kez Türkiye dışında tanıtılıyor.
Berlin’deki “Bergama Müzesi”ne (Pergamonmuseum) bağlı “Robert Simon Galerisi”nde şubat ayında “Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de Yaşam” başlığı altında ziyarete açılan sergide büyük bir bölümü ilk kez kamuoyuna çıkarılan yüze yakın esere özenle hazırlanmış Almanca, İngilizce ve Türkçe bilgi metinleri eşlik ediyor.
c) Şanlıurfa Müzesi
Berlin’deki sergide, başta Göbeklitepe ve Karahantepe olmak üzere Şanlıurfa çevresindeki neolitik dönemden (Yeni Taş Devri) kalan onlarca yerleşim ve toplanma merkezini içine alan arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarında ortaya çıkarılan orijinal insan ve hayvan heykellerinin yanı sıra çok sayıda arkeolojik buluntu, bölgenin simgesi olan T şeklindeki dikilitaşların ışıklandırılmış animasyonları eşliğinde sergileniyor.
Büyük kısmı Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi’nden getirilen orijinal eserlerle, çeşitli müzelerden bölgeye ait eserlerin aslına uygun replikalarının da yer aldığı sergi, tanınmış İspanyol fotoğraf sanatçısı Isabel Munoz’un bölgedeki eserlere ilişkin özgün fotoğrafları ve filmlerinden oluşan özel bölümüyle sanatsal bir derinlik de taşıyor. Sergi 19 Temmuz’a kadar devam edecek.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Berlin Ön Asya Müzesi ve İstanbul Alman Arkeoloji Enstitüsü iş birliğiyle gerçekleştirilen serginin resmi açılış töreni Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ile Federal Almanya Hükümeti’nin Kültür ve Medyadan Sorumlu Devlet Bakanı Wolfram Weimer’in katılımıyla yapıldı. Sergiye ev sahipliği yapan “James Simon Galerisi”, yenileme çalışmaları nedeniyle ziyarete kapalı olan “Bergama Müzesi”nin (Pergamonmuseum) bünyesinde yer alıyor.
Başta “Bergama Müzesi” (Pergamonmuseum) olmak üzere arkeoloji ve sanat tarihi açısından çok önemli müzelerin yer aldığı “Müzeler Adası”ndaki (Museumsinsel) serginin resmi açılış törenine olduğu gibi öncesinde gerçekleştirilen basına tanıtım toplantısına Alman medyası büyük ilgi gösterdi.
“Taş Tepeler Projesi”nin Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul ve Berlin Ön Asya Müzesi Müdürü Prof. Dr. Barbara Helwing, bu serginin Berlin gibi çok önemli bir bilim ve kültür kentinde gerçekleşmesinin iki ülke arasındaki 100 yılı aşkın bir tarihi olan arkeolojik iş birliği açısından da çok değerli olduğunu vurguladı. Birbiriyle arkeoloji öğrenciliği dönemlerinden beri tanışan iki bilim insanı, serginin insanlığın avcı ve toplayıcı toplumdan yerleşik yaşama geçiş dönemindeki sosyal süreçlerin anlaşılması için bölgedeki arkeolojik çalışmalarla ortaya çıkarılan eserler eşliğinde yeni bir ışık tuttuğunu kaydettiler.
Dönemin insanlarının günlük yaşamlarından, inançlarına ve diğer toplu ritüellerine, beslenme, avlanma pratiklerine, hayvanlarla ilişkilerine, ölüme ilişkin buluntuları içeren sekiz bölümlük sergiyi tanıtan Helwing ve Karul, gazetecilerin sorularını yanıtlarken Göbeklitepe ve çevresinde bulunan, bazıları 12 bin yıllık yerleşim birimlerinin “şehir” olarak tanımlanmaması gerektiğini, günümüzdeki anlamıyla “din” olgusunun o dönemde henüz söz konusu olmadığını, şehirleşmenin ve dinlerin bu dönemden binlerce yıl sonra ortaya çıktığını hatırlattılar.
Kendisi de bölgedeki ilk arkeolojik çalışmalara (Nevali Çori’deki kazılara) katılmış olan Prof. Helwing, araştırmaların Göbeklitepe’nin tanınmasında büyük katkısı olan ve 1995 yılından itibaren buradaki kazıları yöneten Prof. Dr. Klaus Schmidt’in (1953-2014) “önce tapınak yapıldı, sonra şehirler!” teziyle yanılmadığını belirtti. Prof. Dr. Schmidt’in burada bulunan ve çeşitli toplumsal ritüelleri için kullanıldığı anlaşılan kamusal yapıların dönemin avcı-toplayıcı grupları tarafından inşa edildiğine dair tezi uzun süre itirazla karşılaşmış, ancak sonunda arkeoloji dünyasında kabul görmüştü.
2016 yılında Göbeklitepe’deki kazıların başkanlığını ve 2021 yılından itibaren de tüm bölgeyi içine alan “Taş Tepeler Projesi”nin koordinatörlüğünü üstlenen Prof. Karul da, kendisinden önceki kazı başkanı Prof. Schmidt’in Göbeklitepe’nin “ikinci keşfi”ni gerçekleştirdiğini vurgulayarak, buradaki çalışmalara çok önemli katkıları olduğunu ve Türkiye’nin ona “vefa borcu” olduğunu kaydetti.
Bölgedeki çalışmaların sadece anıtsal ve kamusal yapıların dışında insanların yaşamını sürdüğü konutları da içerdiğini belirten Karul, birbirleri arasında onlarca kilometre mesafe olan yaşam alanlarında buluntulardaki sembollerin, yapılar arasındaki benzerliklerin, bunların birbiriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini kaydetti. Göbeklitepe’deki yapıların ilk ortaya çıkarıldığı dönemde ortaya atılan çeşitli popüler tezlerin (ki bunlar arasında “tarihin yeniden yazılması gerekeceği” gibi iddialar da söz konusuydu) yanlış anlamalara yol açtığını ve bunları “düzeltmenin çok zor olduğunu” da belirten Prof. Karul, “Göbeklitepe’yi içinde bulunduğu bütün coğrafyanın bir parçası olarak araştırarak anlayabiliriz. Tarih değişmez. Onu, sürekli araştırarak öğrenebiliriz” dedi.
Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı Tarihöncesi Arkeolojisi Anabilim Dalı Başkanlığı’nı yürüten Karul, çeşitli ülkelerden 36 farklı akademik kurumun katılımıyla süren “Taş Tepeler Projesi”nin Şanlıurfa’da aralarında kilometrelerce mesafe olan 10 ayrı noktada yürütülen arkeolojik çalışmaları içerdiğini hatırlatarak, son yıllardaki çalışmaların yurt dışında ilk kez kapsamlı bir sergiyle tanıtıldığını kaydetti.
c) Şanlıurfa Müzesic) Şanlıurfa Müzesi
Almanya’nın Türkiye dışında en yoğun Türk nüfusunun yaşadığı ülke olduğuna da dikkat çeken Karul, yurt dışındaki ilk sergi için Berlin’in seçilmesinde bu durumun da önemli bir rolü olduğunu vurgulayarak, “Burada yaşayan insanlarımızın kendi ülkelerindeki çalışmaları ve zenginlikleri görerek kendilerini iyi hissetmelerini umuyorum.” diye konuştu.
Yaklaşık beş ay sürecek sergi boyunca çeşitli uzmanlara ve halka yönelik etkinlikler de planlanıyor. Ön Asya Müzesi’nin eğitim uzmanlarından Berin Wolff-Özaytürk örneğin Berlin’deki okullarla da, öğrencilerin insanlığın yerleşik yaşama geçiş sürecini burada sergilenen eserler yardımıyla daha iyi anlayabilmeleri için programlar düzenleneceğini belirtti.
Göbeklitepe ve Taş Tepeler’deki çalışmaları geniş biçimde tanıtan, hem kazılardan, hem de müzelerden çok sayıda görsel malzeme içeren, yapılar, heykeller ve kabartmalar diğer eserler üzerlerindeki sembolleri ayrıntılı olarak açıklayan, bölgedeki çalışmaların öncülerinin tanıtımına da özel bir bölüm yer verilen Almanca kataloğun İngilizce ve Türkçesi’nin de yayınlanacağı öğrenildi.
Müzeler Adası’na yeni bir tarihi derinlik!
“Toplumun Keşfi: 12.000 Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam” (Gebaute Gemeinschaft: Göbeklitepe, Taş Tepeler und das Leben vor 12.000 Jahren) sergisiyle Berlin’de dünyanın en önemli müzelerinden beşinin yer aldığı (Bode Müzesi, Bergama Müzesi, Neues Museum – Yeni Müze -, Altes Museum – Eski Müze – ve Alte Nationalgalerie – Eski Ulusal Galeri) “Müzeler Adası”nda sergilenen tarih binlerce yıl geriye taşınmış oldu.
Bu müzelerde Antik Yunan, Roma, Mısır, Anadolu ve Ön Asya’daki uygarlıkları, İslam sanatını, Ortaçağ, Bizans ve Rönesans dönemlerinden 18 ve 19’uncu yüzyıl Avrupa sanatına ilişkin eserler sergileniyor. Yani burası şimdiye kadar M.Ö. 4000 yılından 19’uncu yüzyıla kadar olan altı bin yıllık insanlık tarihi dönemi kapsıyordu. Şimdi adanın tam ortasında açılan ve 19 Temmuz’a kadar sürecek olan “Göbeklitepe ve Taş Tepeler” sergisiyle buradaki tarihi derinlik ikiye katlanıyor.
c) Şanlıurfa Müzesi
Türkiye ile Almanya arasında arkeoloji alanında Osmanlı İmparatorluğu döneminde başlayan çok eski ve zengin bir iş birliği tarihi var.
c) Şanlıurfa Müzesi
Dünyaca ünlü birçok Alman arkeolog, Bergama, Troya, Boğazköy, Hattuşa’dan Göbeklitepe’ye birçok arkeolojik araştırmaya imzasını attı. Türkiye’de arkeoloji biliminin kurulup gelişimine katkıları oldu. Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde arkeolojik çalışmalar yapan Alman arkeologların ortaya çıkardığı eserlerden Troya Hazineleri (II. Dünya Savaşı’ndan sonra Berlin’i işgal eden Kızıl Ordu tarafından el konuldu ve “savaş ganimeti” ya da “tazminatı” olarak Moskova’ya götürüldü. Berlin’deki Yeni Müze’de ise bu hazineden kalan birkaç küçük parça bulunuyor), Bergama Zeus Sunağı, Milet Pazar Kapısı, Hitit tabletleri başta olmak üzere çok sayıda önemli arkeolojik eser, büyük bölümü “Müzeler Adası”nda olmak üzere Alman müzelerinde sergileniyor. Bergama Müzesi bünyesinde yer alan dört müzeden (Antik Eserler Koleksiyonu, İslam Sanatı Müzesi, Ön Asya Müzesi ve James Simon Galerisi) üçü, en azından 2027 yılına kadar sürecek yenileme çalışmaları nedeniyle ziyaretçilere kapalı. Ancak tadilat süresince bu müzenin tam karşısında açılan “Bergama – Panorama” sergisinde kentin M.Ö. 129 yılındaki halini, günlük yaşamı, Zeus Sunağı’nı 360 derecelik, gerçeğe yakın ölçülerde ve üç boyutlu bir panoramik sunum izlemek mümkün.
Ancak bu tablonun bir de farklı yanı var
Alman müzelerindeki eserlerin bir bölümünün Osmanlı idaresinden yasal izinleri alınarak Almanya’ya götürüldüğü ileri sürülüyor. Ancak bu eserlerden bir bölümünün de tarihi eser kaçakçılığı marifetiyle – yani çalınarak – ya da alınan izinlerin suiistimal edilmesiyle ülke dışına çıkarıldığı da biliniyor. Almanya’nın Afrika’daki sömürgelerinden getirilen eserlerle ilgili de benzer sorunları var.
Türkiye uzun yıllardır Almanya da dahil olmak üzere birçok ülkedeki kaçırılmış eserlerin iadesi için aktif çalışmalar yürütüyor. Almanya da bu çalışmalar çerçevesinde çok sayıda eseri Türkiye’ye iade etti. Ancak Bergama Zeus Sunağı gibi büyük eserlerin iadesi konusunda bir ilerleme söz konusu değil.
“Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de Yaşam” sergisinin yanı başındaki müzeleri zenginleştiren eserlerle ilgili tartışmaları da hatırlatması kaçınılmaz.
Zülfü Livaneli, 30. Türkiye Almanya Film Festivali (FFTD) kapsamında Nürnberg’de izleyiciyle buluşacak. “Livaneli: Barışa ve Özgürlüğe Adanmış Bir Yaşam” adlı belgeselin uluslararası prömiyeri 2 Mart Pazartesi günü gerçekleştirilecek.
Uluslararası alanda müzik, sinema ve edebiyat çalışmalarıyla tanınan Zülfü Livaneli, festival programında yer alan yeni portre belgeseliyle izleyici karşısına çıkacak. Yönetmenliğini Nebil Özgentürk’ün üstlendiği yapım, bu yıl 80. doğum yılını kutlayacak Livaneli’nin sanat yaşamını ve düşünsel yolculuğunu odağına alıyor.
İki yılı aşkın bir çalışma sürecinde hazırlanan belgeselin, kapsamlı arşiv araştırmalarına dayandığı ve proje için özel çekilen sahneler içerdiği belirtiliyor. Film, 2 Mart Pazartesi saat 19.30’da Nürnberg’deki Künstlerhaus Festsaal’de Almanca altyazılı olarak gösterilecek.
Gösterimin ardından Zülfü Livaneli ve Nebil Özgentürk’ün katılımıyla bir festival söyleşisi düzenlenecek. Livaneli, festivalle uzun yıllara dayanan bir bağa sahip. Sanatçı, 2008 yılında düzenlenen Türkiye/Almanya Film Festivali’nde Onur Ödülü’ne layık görülmüştü. Festival kapsamında 2009 yılında Alman sanatçı Armin Mueller-Stahl ile de bir araya gelmişti.
30. Türkiye Almanya Film Festivali, 27 Şubat ile 5 Mart tarihleri arasında Nürnberg’de düzenleniyor. Festivalin açılışında bir diğer saygın sanatçı Haluk Bilginer’e onur ödülü takdim edilecek. Festival programı, film gösterimlerinin yanı sıra söyleşi ve özel etkinliklerle 5 Mart’a kadar devam edecek.
***Ay boyunca yeni keşifler ekleyeceğiz. Tekrar göz atmayı unutmayın!***
STUTTGART ÇEVRESİ ETKİNLİKLERİ:
Heart of Bosphoria – R.A.T.O & Sinem Vurgeç
Anadolu ezgilerini rock, blues ve funk ile harmanlayan R.A.T.O (Rock Around the Orient) ve güçlü sahne performansıyla Sinem Vurgeç, 13 Şubat Cuma akşamı Kulturzentrum Dieselstraße sahnesinde müzikseverlerle buluşuyor. Bu özel konser, kültürlerarası müzik ve dayanışma projelerine imza atan Mesnet e.V. tarafından düzenleniyor.
Yer: Kulturzentrum Dieselstraße, Esslingen Tarih: 13 Şubat 2026, 19:00–23:00 Giriş: 26,69 Euro
Stuttgart ve çevresinde daha önce Minor Circle ile sahne almış olan karizmatik sanatçı Sinem Garnateo Weber (Vurgeç) tarafından 2025 yılında kurulan Sinem Vurgeç Music, gelenek ile modernitenin büyüleyici buluşmasının bir simgesi.
Türk müziğinden ilham alan Sinem Vurgeç, geleneksel halk müziği ezgilerini zarif düzenlemeler ve modern pop ile rock tınılarıyla harmanlayarak, ritmik hafiflikten derin duygulu baladlara uzanan etkileyici bir çeşitlilik sunuyor. Güçlü sesiyle eserlerin ritmik ve melodik temelini oluşturan Vurgeç, geçmişin hikayelerini ve toplumsal temaları yeniden sahneye taşıyor. İlhamını, bir zamanlar sahneye çıkmanın cesaret gerektirdiği dönemlerde sesini duyuran Seyyan Hanım gibi güçlü kadın sanatçılardan alıyor.
Eski İstanbul’un unutulmuş melodilerini, Nazım Hikmet’in dizelerinden bestelenmiş şarkıları ya da hüzünle direnişi, sevdayla hafifliği bir araya getiren ezgileriyle yeniden hayat bulduran Sinem Vurgeç, dinleyiciyi kimi zaman düşündüren, kimi zaman da dans ettiren zengin bir ses dünyası yaratıyor.
Sinem Vurgeç sahnede yalnız değil; gitarist Enis Akmut ile birlikte duo olarak performans sergiliyor. Vurgeç sesiyle müziğe eşsiz bir ruh katarken, çeşitli vurmalı çalgılarla kendine eşlik ediyor. Enis Akmut ise gitarıyla sadece müzikal altyapıyı güçlendirmekle kalmıyor, şarkılara dair anlattığı hikayelerle performansa anlatı derinliği kazandırıyor.
Duo, Esslingen ve Stuttgart’ta birçok kez sahne alarak canlı performanslarında büyüleyici bir atmosfer yaratabileceğini kanıtladı. Sinem Vurgeç, PiYASA Vibes Vol. 4’te solo olarak sahnede izleyiciyle buluştu; güçlü sesi ve sahne karizmasıyla gönülleri fethetti. Sinem Vurgeç’in müziğini ve sahne etkinlikleri için Instagram hesabından takip edebilirsiniz.