Salı, Mart 3, 2026
Startseite Blog Sayfa 3

Münih Filmmuseum’da “Kısa Film Gecesi“: 11 Aralık’ta 9 film perdede

Münih Filmmuseum’da 11 Aralık’ta, Münchner Filmzentrum e.V. (MFZ) tarafından düzenlenen “Kısa Film Gecesi“ tekrar izleyiciyle buluşuyor. Yirmi beş yıldır düzenlenen etkinlik, kısa filmleri büyük perdede buluşturan ve her yıl haziran ve aralık aylarında düzenlenen özel bir gösterim olarak programlanıyor.

11 Aralık seçkisinde, toplam yaklaşık 77 dakika süren, farklı biçim ve temalara sahip 9 kısa film yer alıyor. Filmmuseum’da yönetmenlerin de katılımıyla gösterilecek seçkinin moderasyonunu Idún Zillmann (MFZ e.V.) ve Christoph Michel (Filmmuseum) üstleniyor. Filmler 12 aralıktan itibaren çevrim içi olarak izlenebilecek.

Seçkide yer alan filmler

1 – Shadows (6:14)
Dean Pasch’in şiirsel kısa filmi, yaşam boyunca ışık ve karanlığın etkileşimini ve gölgelerin büyüsünü anlatıyor.

2 – Glückstag (12:00)
Bernhard Wohlfahrter’in filmi, yazı sorunsuzca geçirenlerle depozito şişe toplayarak geçimini sağlayan dul bir emekli arasında kurduğu karşılaşmalar üzerinden kriz zamanında empati sorusunu gündeme taşıyor.

3 – Intimität (3:23)
Candelilla’nın müzik videosu, yakınlık ve mesafe arasındaki duygusal gerilimi görsel bir deneyimle keşfe çıkarıyor. Filmin davulcusu Sandra Hilpold etkinlikte konuk olacak.

4 – Überwindung (9:50)
Sabrina Marzell’in belgeseli, yıllar süren şiddet döngüsünü kırmak için bir eğitim programına katılan bir adamın mücadelesini izliyor.

5 – I don’t want to talk about it (7:00)
Dean Pasch, savaşın korkunç yüzünü ve barış arzusunu güçlü görüntülerle resmediyor.

6 – Klopfet an, es wird euch aufgetan (11:59)
Elisabeth Amandi, iki yetişkin kardeşin aile anılarını paylaştığı ve birçok Alman “savaş çocuğu” deneyimini yansıtan bir sohbeti aktarıyor.

7 – Nothing to cover (7:00)
Iris Fedrizzi’nin filminde Amara, kadınların saçlarını saklamaya zorlandığı bir ülkede sembolik bir özgürlük eylemi gerçekleştiriyor; filmde yapay estetikler evrensellik vurgulamak için kullanılıyor.

8 – RuckZuckGewusst – Folge #752 (9:11)
Filmmaker Paula Ruppert’in influencer karakteri Stella von Anyss ile “Sauerland” kelimesinin kökenine dair mizahi bir vodcast bölümü.

9 – Klingel Bell (10:30)
Melanie Hierhammer’ın yetişkinlere yönelik Noel hikâyesi, beklenmedik bir anda kapıyı çalan Nikolaus vesilesiyle unutulmuş bir dileğin yeniden canlanmasını konu alıyor.

MFZ e.V. (Münchner Filmzentrum e.V.), Münih Filmmuseum’un destekçi derneği olarak faaliyet gösteriyor. Kısa film etkinlikleri de dahil olmak üzere sinema programlarının oluşumunda aktif rol alıyor ve filmlere izleyiciyle buluşma platformu sağlıyor.

Yer: Filmmuseum, Münih
Tarih: 11 Aralık
Bilet: 5 Euro (Buradan alabilirsiniz)

Ne Var Ne Yok: Köln ve çevresi Aralık 2025 etkinlik önerileri

Aralık ayında Köln ve çevresinde öne çıkan etkinlikleri sizin için seçtik. Bu seçkide, hem dikkatimizi çeken hem de sizin için anlamlı olabileceğini düşündüğümüz etkinliklere yer veriyoruz.

KÖLN ETKİNLİKLERİ:

……………………………………………………………………………………………………………………

Eine Ehrenwerte Familie / Microphone Mafia – Müzikal Okuma 

Microphone Mafia’nın 30 yıllık müzikal ve politik yolculuğunu anlatan bu okuma, rap, hatıralar ve göç hikayelerini bir araya getiriyor. Rossi Pennino ve Kutlu Yurtseven’in çok dilli performansı, antifaşist duruşları ve toplumsal mücadele hikayeleriyle derin bir etki bırakıyor.

Yer: Raum für alle, Genovevastr. 94, Köln
Tarih: 07 Aralık, 17:30
Giriş: Ücretsiz

……………………………………………………………………………………………………………………

NAR – THE SOUND OF ONE
(Mehmet Akbaş & Merve Akyıldız)

Mehmet Akbaş ve Merve Akyıldız, dengbêj geleneğinden ilham alan sıra dışı bir vokal performans sunuyor. Minimal, derin ve ruhu titreten bir konser.

Yer: Lutherkirche Südstadt, Köln
Tarih: 10 Aralık
Bilet: 35 Euro (Buradan alabilirsiniz)

……………………………………………………………………………………………………………………

Pinhani Konseri

Duygusal şarkıları ve samimi sahnesiyle tanınan Pinhani, Köln’de unutulmaz bir akustik pop-rock gecesi yaşatacak.

Yer: Carlswerk Victoria, Schanzenstr. 6 – 20, Köln
Tarih: 13 Aralık
Bilet: 35 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Duman Konseri

Türkiye’nin en ikonik rock gruplarından Duman, klasikleşmiş şarkılarıyla sahneyi alevlendirmeye geliyor. Güçlü bir rock enerjisi garanti.

Yer: Live Music Hall, Lichtstraße 30, Köln
Tarih: 21 Aralık
Bilet: 68,60 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Fatma Turgut Konseri

Rock müziğin güçlü kadın vokallerinden Fatma Turgut, hem yeni hem de sevilen şarkılarıyla Köln’de sahne alıyor.

Yer: Die Kantine, Neusser Landstr. 2, Köln
Tarih: 23 Aralık
Bilet: 35 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Turkish Retro Night

90’lardan 2000’lere Türkçe pop ve arabesk hitleriyle dolu nostaljik bir parti. Yılın son günlerinde dans garantili.

Yer: Club Volta, Köln
Tarih: 27 Aralık
Bilet: 24,83 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Viva Frida Kahlo – Immersive Experience Sergisi

Frida Kahlo’nun renkli dünyasını interaktif bir deneyimle keşfedebileceğiniz etkileyici bir sergi. Sanatseverler için kaçırılmayacak bir görsel şölen.

Yer: Alegria Exhibition Hall, Lichtstr. 15, Köln
Tarih: Ocak 2026’ya kadar
Bilet: 18-26 Euro (Buradan alabilirsiniz)


KÖLN ÇEVRESİ ETKİNLİKLERİ:

……………………………………………………………………………………………………………………

Cem Adrian Konseri, Oberhausen

Sınırları zorlayan sesi ve etkileyici sahnesiyle Cem Adrian, Oberhausen’da duygusal bir konser deneyimi sunuyor.

Yer: Luise-Albertz-Halle, Oberhausen
Tarih: 06 Aralık
Bilet: 48,90 € (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Funda Arar & Kubat Konseri, Bochum

İki güçlü yorumcu aynı sahnede: hem duygulu baladlar hem de coşkulu türkülerle dolu özel bir gece.

Yer: RuhrCongress, Bochum
Tarih: 12 Aralık
Bilet: 46,95 – 133,00 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Selda Bağcan Konseri, Duisburg

Anadolu rock ve protest müziğin ikon ismi Selda Bağcan, unutulmaz şarkılarıyla Duisburg’da sahneye çıkıyor.

Yer: Theater am Marientor, Duisburg
Tarih: 19 Aralık
Bilet: 58,85 – 113,85 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Gazino Night – House of Namus, Dortmund

House of Namus’un efsaneleşmiş Gazino Night’ı bu yıl yeniden Dortmund’a dönüyor! Geleneksel Türk gazino kültürünü queer estetikle buluşturan bu özel gece; 60’lar, 70’ler ve 80’lerin diva ruhunu modern drag ve canlı performanslarla yeniden canlandırıyor. Zeki Müren’den Bülent Ersoy’a uzanan altın çağın büyüsü, halaylar, meze, rakı ve kolektif bir neşe eşliğinde sahneyi dolduruyor. Prince Emrah, Tahini Molasses, Berivan Kaya, Sabuha Salaam, Kekik, Beyefendi/Hanımefendi ve Tukie Vanida gibi isimlerle yıldızlı, unutulmaz ve ışıl ışıl bir gece sizi bekliyor.

Yer: Dietrich‑Keuning‑Haus, Dortmund
Tarih: 20 Aralık
Bilet: 21,42 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Zeynep Bakşi Karatağ Konseri, Essen

Güçlü yorumuyla tanınan sanatçı, Anadolu’nun sevilen türkülerini modern bir dokunuşla seslendiriyor.

Yer: Katakomben, Girardet Straße 8, Essen
Tarih: 25 Aralık
Bilet: 35,30 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

House of Namus New Year’s Party / Retro Night, Essen

House of Namus’un yılbaşı kutlaması, 2026’ya giriş için en enerjik adres! Turkish Retro Night Band’in 70’lerden 2000’lere uzanan hitleri İpek Özcan, Veys Çolak, Çağatay Bırakın ve Kemal Serin’in canlı performanslarıyla sahneyi dolduruyor. Gecenin açılışını meyhane şarkılarını kendine özgü tarzıyla yorumlayan Berivan Kaya yapıyor; ardından Prince Emrah’ın oriental DJ seti ve dans performansı gecenin ateşini yükseltiyor. Welcome shot ve gece yarısı içkisi dahil – bol dans, nostalji ve sabaha kadar sürecek mutluluk dolu bir yılbaşı partisi.

Yer: Katakomben, Girardet Straße 8, Essen
Tarih: 31 Aralık
Bilet: 65,92 – 71,59 Euro (Buradan alabilirsiniz)
……………………………………………………………………………………………………………………

Titelfoto: Walid Ahmad/Pexels

Reyhan Şahin (Lady Bitch Ray) Münih’te “Amazonenbrüste” okumasıyla meme kanseri deneyimini anlattı

Feminist rap sahnesinin öncü ismi, akademisyen ve yazar Dr. Reyhan Şahin namı diğer Lady Bitch Ray, geçtiğimiz günlerde Münih’te gerçekleşen söyleşide yeni kitabı „Amazonenbrüste – wie ich den Brustkrebs bekämpfte“ (Amazon Göğüsleri – Meme Kanserini Nasıl Yendim) üzerinden deneyimlerini paylaştı. Söyleşi katılımcıları hem bilgilendirici hem de güçlendirici bir akşam sundu.

Prinz Eugen Buch tarafından Neue Ziegelei Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen etkinliğe neredeyse tamamı kadınlardan oluşan yaklaşık 80 kişi katıldı. Program, Prinz Eugen Buch adına Johannes Rieder tarafından başlatılırken moderasyonu İlayda Akbaba üstlendi. Reyhan Şahin, yeni kitabından bölümler okuyarak kanser teşhisi ve tedavi sürecini samimi ve esprili bir dille anlattı.

Kanser süreci ve mizahın gücü
Şahin, kanser teşhisinin ardından internette bilgi aramanın onu negatif içeriklerle doldurduğunu fark ettiğini, buna karşılık doktorların da çoğu zaman hastayı korkutmamak adına yeterince açıklayıcı olmadığını söyledi. Şahin ayrıca, başka bir doktorun kendisine kanser türünü ayrıntılı biçimde açıklamasının ve yaşam tarzı ile birlikte tedavinin yüzde 90 iyileşme şansı sunduğunu söylemesinin onu ne kadar rahatlattığını paylaştı. Bu tür açık ve cesaret veren bilgilerin Almanya’da çoğu zaman “aşırı temkinlilik” nedeniyle eksik bırakılmasının hastaları güçsüzleştirdiğini vurguladı. Şahin, “Kız arkadaşlıklarınıza iyi bakın, onlara ihtiyacınız olacak” diyerek hastalık sürecinde kadın dayanışmasının önemine de dikkat çekti.

Hastalığının ilk aylarında hiç gülmediğini belirten Şahin, kitabın 6-7 ay süren yazım sürecinin sonunda esprili tonunu eklediğini söyledi. Şahin, mizahı hem kendisi hem okurları hem de çevresi için bir ‘ventil’ olarak kullandığını, ayrıca psikolojinin, dil ve düşüncenin kansere karşı olumlu etkilerinin de sürecin üstesinden gelmede önemli rol oynadığını vurguladı. Almanca yazılmış pek çok kitapta bir tür “migrationsdefizit” (göçmen deneyiminin eksikliği) bulunduğunu, bu nedenle kendini özdeşleştirmekte zorlandığını aktardı. Audre Lorde’un 1980 tarihli kanser günlüğünü çok etkileyici bulduğunu ancak tonunun oldukça karanlık olduğunu; buna karşılık başka bir kitabın mizahi yaklaşımından ilham aldığını belirtti. 

Kemoterapi ile ilgili de konuşan Şahin, „kemoterapiyi Isparta gül suyu olarak hayal ettim.“ dedi ve yakışıklı, güney Almanyalı doktorun, “Ne diyebilirim ki… kemo ist scheiße (berbat bir şey)” sözlerini esprili bir taklitle anlattı. Şahin, kanserle mücadelenin çıplak gerçekliğini bile taklit yeteneği ve esprili diliyle ifade ederek salondakileri güldürmeyi başardı.

Rap ve hiphop kültüründe kadın öncülüğü
Söyleşinin müziğe uzanan bölümünde ise Şahin, kendi öncü emeğinin yok sayılmasına sitem etti. Şahin şöyle konuştu: “Bugün Almanya’da genç kadınların rap yapması çok cool. Ama Alman rap sahnesinde bu kadınlar benim öncü emeğimi tanımıyor. Hiphop gibi ırkçılık karşıtı, dayanışmacı ve ilerici bir müzik kültüründe biraz saygı gerekir. Çünkü ortada kültürel bir sahiplenme meselesi de var, özellikle beyaz orta sınıf kadınlar yaptığında. Benim de ilham aldığım isimler vardı ve ‘bitch’ kelimesinin geri kazanımını (reclaiming) anlatırken asla onları anmadan geçmem. Bu genç kızlar bunu anlamıyor; bu nedenle bu tutum beni kızdırıyor. Yoksa rap yapan her kadın ve queer kişi için gerçekten seviniyorum ve hatta onları etkileyebilmişsem daha da güzel.”
Şahin ayrıca, söyleşi sırasında yeni albüm çalışmasını da duyurdu.

Etkinlik, kadın dayanışması ve bilginin paylaşılmasının önemine vurgu yapan güçlü bir mesajla sona erdi. Şahin, “Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için çabalayın; işe kendinizden, kendi kapınızın önünü temizlemekten başlayın.” diyerek katılımcılara teşekkür etti. Söyleşinin ardından imza ve fotoğraf çekimi için uzun sıra oluşturan katılımcılar, o sırada Şahin ile birebir konuşma fırsatı da buldular.

Reyhan Şahin namı diğer Lady Bitch Ray ile AMAZONENBRÜSTE okuma ve sohbet

Aralık takvimimizde bu ayın en güçlü buluşmalarından biri olarak Dr. Reyhan Şahin okuma ve sohbet etkinliği yerini alıyor. Reyhan, 4 Aralık’ta Münih’te yeni kitabı Amazonenbrüste – wie ich den Brustkrebs bekämpfte (Amazon Göğüsleri – Meme Kanserini Nasıl Yendim) üzerinden deneyimlerini bizlerle paylaşacak. Akşamın moderasyonu Ilayda Akbaba tarafından yapılacak.

Reyhan Şahin, feminist rap sahnesinde öncü bir isim olarak tanındı ve “Lady Bitch Ray” kimliğiyle sahneyi salladı. Akademik kariyerinde kendi yolunu açarak doktorasını tamamlamış bir akademisyen olarak da dikkat çekiyor. Meme kanseri teşhisi ile karşılaştığında ise o tanıdık mizahı, direnci ve dayanıklılığıyla süreci aşarken, kadın dayanışması, görünmez destek ağları ve toplumsal algı deneyimlerini de hikayenin merkezine taşıyor.

Yer: Kulturzentrum Neue Ziegelei, Münih
Tarih: 4 Aralık, 19:00
Bilet: 10 – 15 Euro (Buradan alabilirsiniz)

Foto: Louis Headlam

“Ein schönes Ausländerkind” von Toxische Pommes

“Du bist ja anders als die anderen …” – ein Satz, den viele mit Migrationshintergrund nur zu gut kennen. Genau dieses Gefühl zieht sich durch “Ein schönes Ausländerkind”: Man wird “gesehen”, aber zugleich markiert, bemüht sich, alles richtig zu machen, und fühlt sich trotzdem nie wirklich “dazugehörig”.

Die Geschichte erzählt von einer Familie aus Jugoslawien, die während des Kriegs nach Österreich flieht, um Schutz und ein neues Leben zu finden. Über einen Bekannten erfahren sie von der Familie Hell, die Menschen aufnimmt – unter der Bedingung, dass die Eltern ein bisschen “Hausarbeit” übernehmen. Die Familie zieht vorübergehend ein, doch schnell wird klar, dass Renate Hell von der Mutter immer mehr verlangt. Die Mutter hat dadurch immer weniger Zeit für ihre eigene Familie – für ihren Mann und ihre Tochter.

Besonders berührend ist, wie die Autorin die emotionale Last des Ankommens zeigt: den Preis, den jede:r zahlt, um irgendwo Wurzeln zu schlagen. Man spürt, wie die Mutter Teile ihrer eigenen Lebendigkeit einbüßt, der Vater sich zunehmend zurückzieht, und die Tochter auf eine bittere Art und Weise erfährt, dass ihr trotz guter Noten und Bemühungen der Status als “Einheimische” verwehrt bleibt. Das Etikett “Migrantin” klebt an ihr, egal wie sehr sie sich integriert oder wie sehr sie den österreichischen Kindern ähnelt. Gleichzeitig vermittelt das Buch lebendige Einblicke in die Kultur der Familie: Sie sprechen ihre Muttersprache, und durch Übersetzungen und erklärende Fußnoten fühlt man sich der Geschichte sehr nah.

Toxische Pommes – Ein schönes Ausländerkind

“Ein schönes Ausländerkind” ist ein emotionaler, ehrlicher und zugleich humorvoller Roman, der tief berührt, ohne belehrend zu sein. Es zeigt einfühlsam, wie kompliziert Zugehörigkeit, Macht und Wahrnehmung in neuen Lebenssituationen sein können. Dieses Buch gehört für mich zu den Highlights des Jahres. Ich werde es bestimmt noch einmal lesen und kann es jedem von Herzen empfehlen.

Buchdetails
Titel: Ein schönes Ausländerkind
Autor: Toxische Pommes
Verlag: btb
Erscheinungstag: 12.11.2025
Seiten: 208 Seiten
ISBN: 978-3-442-77555-2

Tuba Türker

Aslı Özge imzalı “Faruk” Almanya’da vizyonda

İstanbul’daki yıllardır yaşadığı ev bloğunun yıkılma tehdidiyle karşılaşan Faruk’un hikayesi, bugün Almanya’da sinemaseverlerle buluşuyor. Aslı Özge imzalı film, izleyiciye baba-kız ilişkisi üzerinden hayat, yaşlılık ve değişim temalarını samimi ve düşündürücü bir şekilde sunuyor.

Film, hem belgesel hem kurmaca öğelerle ilerliyor; başrolde Aslı Özge’nin kendi babası Faruk Özge var. 90’lı yaşlarında olan Faruk, yıllardır yaşadığı binanın yıkımını ertelemeye çalışırken, kızı Aslı’nın kamerası bu süreci hem belgeleyip hem de kurmacayla harmanlayarak izleyiciye aktarıyor. Zamanla gerçeklik ve kurgu birbirine karışıyor, film hem gentrifikasyonun etkilerini hem de baba-kız ilişkisini çok katmanlı ve samimi bir şekilde ele alıyor.

Berlinale’de başlayan ödüller zinciri, farklı festivaller ve uluslararası gösterimlerle devam etti; film, eleştirmenler ve seyircilerden övgü aldı. Bu süreçte, Fas’ta gerçekleştirilen 29. Tetouan Akdeniz Film Festivali’nde “Eleştirmenler Jürisi En İyi Film” ödülü verilirken, Faruk Özge de “En İyi Erkek Oyuncu” ödülünü aldı.

Daha önce PiYASA Magazin için gerçekleştirdiğimiz Black Box söyleşisinde Aslı Özge, o sırada üzerinde çalıştığı “Faruk”tan bahsetmişti. Söyleşide Özge, gerçek yaşam ile kurgu arasındaki hassas dengeyi nasıl inşa ettiğini ve kişisel hikayeleri filmine nasıl taşıdığını anlatmıştı. Söyleşiye buradan ulaşabilirsiniz.

Film, Türkçe orijinal dilinde ve Almanca altyazılı olarak gösterilecek. İstanbul’un gerçek mekanlarında çekilen “Faruk”, izleyiciyi hem kurgu hem gerçek yaşam arasında bir yolculuğa çıkarıyor; geçmişten bugüne şehrin dönüşümü, yaşlılık, gençlik, yıkım ve umut temaları film boyunca iç içe geçiyor. Faruk Özge’nin birkaç ay önce vefat etmiş olması, filmi izleyenler için yapımı daha da dokunaklı hale getiriyor.

Bu da ilginizi çekebilir:

Münih’te 25 Kasım’da çifte protesto: Kadına yönelik şiddete ve Till Lindemann konserine tepki

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde Münih’te kadın örgütleri ve feminist gruplar sokaklardaydı. Gösteriler, artan şiddet vakalarına dikkat çekerken, tartışmalı Till Lindemann konserine de tepkilerini ortaya koydu.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde dünyanın pek çok kentinde olduğu gibi Münih’te de kadın örgütleri sokağa çıktı. Her yıl 25 Kasım’da düzenlenen bu etkinlikler, kadınlara yönelik her tür şiddete (fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik ya da yapısal) dikkat çekmek ve bu şiddeti ortadan kaldırma çağrısı yapmak amacıyla gerçekleştiriliyor. Bu nedenle dün akşam Münih’te de gösteriler düzenlendi. Almanya’da da, Bundeskriminalamt (Federal Kriminal Dairesi) tarafından yayımlanan güncel veriler, kadına yönelik şiddetin son yıllarda belirgin bir artış gösterdiğini ortaya koyuyor.

Bu yılki eylemler, aynı akşam kentte düzenlenen tartışmalı Till Lindemann konseri nedeniyle daha geniş bir protesto atmosferi kazandı. Feminist gruplar, geçmiş yıllarda hakkında “cinsel istismar ve uyuşturucu ile rıza dışı cinsel ilişki” iddiaları gündeme gelen Rammstein solistinin tam da bu sembolik günde Münih’te sahneye çıkmasına tepki gösterdi.

Gösteriler iki ayrı noktada eş zamanlı olarak başladı. Bir grup kent merkezinde, Geschwister-Scholl-Platz’da toplanırken; diğer grup konserin gerçekleştiği bölgede tepki göstermek amacıyla Olympiazemtrum metro durağının yanında bir araya geldi. Her iki noktada yapılan konuşmalarda kadına yönelik şiddetin yapısal boyutuna, adalet mekanizmalarındaki eksikliklere ve konserin yarattığı toplumsal hassasiyete dikkat çekildi.

Konuşmaların ardından yürüyüşe geçmeden önce gruplar, hayatını kaybeden kadınlar için bir dakikalık saygı duruşunda diz çöktü. İki ayrı koldan başlayan yürüyüşler, akşam saatlerinde Hohenzollernstr. üzerinde birleşerek ortak bir protestoya dönüştü. Katılımcılar, taşıdıkları pankartlar ve sloganlarla hem kadına yönelik şiddeti hem de bu konudaki toplumsal duyarsızlığı protesto etti.

Münih’teki 25 Kasım eylemleri, hem resmi verilerin ortaya koyduğu şiddet artışına dikkat çekti hem de kültür-sanat alanındaki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. Protestocuların mesajları ise netti: “Kadına yönelik şiddet her yerde; mücadele de her yerde olmalı.”

Bunlar da ilginizi çekebilir:

Almanya’da kadına yönelik partner şiddeti yükseldi

UN Women Deutschland’ın 2024 raporuna göre Almanya’da kadına yönelik partner şiddeti ciddi boyutlara ulaştı. Resmi verilere göre geçen yıl 135.713 kadın, ilişkilerinde partner veya eski partnerleri tarafından şiddet mağduru oldu. Bu, bir önceki yıla göre kadın mağdurlarda %2,1’lik bir artış anlamına geliyor.

Fiziksel şiddet açısından durum endişe verici: 12.912 kadın, partnerleri tarafından ciddi veya tehlikeli şekilde yaralanırken, 4.634 kadın cinsel şiddete maruz kaldı. Tehdit, stalking ve zorlama gibi diğer şiddet türlerinde ise 38.496 kadının şikayette bulunduğu kaydedildi. Dijital şiddet de artış gösterdi; geçen yıl 4.876 kadın, partnerlerinden gelen dijital tehdit ve taciz ile karşı karşıya kaldı.

Maalesef şiddet vakalarının en trajik boyutu ölümle sonuçlananlar oldu: 2024 yılında 132 kadın, partneri veya eski partneri tarafından öldürüldü. Rapor, yalnızca polise bildirilen vakaları yansıttığını belirtiyor; gerçek şiddet oranının çok daha yüksek olduğu düşünülüyor.

Rapor, Almanya’da kadına yönelik şiddetin hala büyük bir toplumsal sorun olduğunu ve etkili önlemler alınmasının gerekliliğini ortaya koyuyor. UN Women yetkilileri, kamuoyunu bilinçlendirme, mağdurlara destek sağlama ve fail davranışlarını önleyici mekanizmaların güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

Osman Okkan’a bir ödül de Hamburg’dan

Tanınmış yazar Regula Venske’yle birlikte Hamburg’da “Kültürlerarası Düşünce Fabrikası”nın onur ödülünü alan Osman Okkan, Türkiye’deki demokrasi ve özgürlük mücadelesini selamlayarak ödülünü hapisteki muhalif aydınlara adadı.

Yıllardır ülkeler, halklar ve kültürler arası ilişkilerin gelişimi için sayısız girişime imza atmış olan belgesel yönetmeni, gazeteci-yazar Osman Okkan’a bir onur ödülü de Hamburg’dan geldi.

Okkan’a ödülü Hamburg’da yedi yıl önce kurulan “Kültürlerarası Düşünce Fabrikası”nın (IKDF) düzenlediği kültür festivali “Edebiyat ve Tiyatro Günleri”nin açılış galasında, Hamburg’lu tanınmış yazar ve edebiyat bilimcisi, Almanya PEN Merkezi’nin eski başkanı Regula Venske’yle birlikte verildi. IKDF’nin bu yıl “Sınırları Aşan Öyküler” mottosuyla başlattığı kültür festivalinin açılışına Türkiye’den de Rize’nin Fındıklı ilçesinin sevilen belediye başkanı Ercüment Şahin Çervatoğlu ve Hamburg Kültür ve Medya Dairesi yöneticilerinden Julia Dautel katıldı. IKDF’nin ilk kez verdiği “Onur Ödülü”nü alan Okkan ve Venske, ödüllerini kürsüden tek tek isimlerini sayarak Türkiye’de hapisteki aydınlara, siyasetçilere ve gazetecilere adadılar.

Çoğunluğu göçmen kökenli aydınlar tarafından, sanat, kültür, eğitim ve çeşitli toplumsal alanlarda etkinlikler düzenleyerek Hamburg ve çevresinin kültürel ve siyasal yaşamına katkı sunmak amacıyla kurulan IKDF, açılış galasının ardından Edebiyat ve Tiyatro Günleri kapsamında zengin bir program gerçekleştirdi. Hamburg’un farklı kültür mekânlarında düzenlenen etkinlikler; Alfred Schnittke Akademisi’ndeki tiyatro gösteriminden Almanca edebiyat oturumlarına, Berlin ve Hamburg’dan yazarların katıldığı söyleşilerden Doğan Akhanlı anmasına uzanan geniş bir yelpazede hayata geçirildi.

Osman Okkan hakkında:
Uzun yıllardır Köln’de yaşayan Avrupa Türkiye Kültür Forumu eski başkanı Osman Okkan, Avrupa kamuoyunda araştırmacı gazeteci, yazar, radyo–televizyon muhabiri, haber programı ve belgesel film yönetmeni olmasının yanı sıra bir kültür, barış ve diyalog insanı olarak tanınıyor. Yaşamını insan hakları, demokrasi ve eşit haklar mücadelesine; halklar arasında kardeşliğe adayan, yankıları Avrupa sınırlarını aşan birçok etkinliğe imza atmış olan Okkan, şimdiye kadar eserleri ve çalışmaları nedeniyle çok sayıda ödüle layık görüldü. Okkan, içinde bulunduğumuz yıl da Nürnberg Türkiye Almanya Film Festivali’nin ve ardından da Köln Kültür Konseyi’nin “Onur Ödülleri”ni almıştı. Bu ödüllerini de Hamburg’da olduğu gibi Türkiye’deki diktatörce eğilimlere karşı haksız yere hapiste tutulan siyasi mahkûmlara adadığını açıklamıştı.
Osman Okkan, kültür ve medya çalışanlarından oluşan bir grup arkadaşıyla kurduğu Almanya Türkiye Kültür Forumunun (kısa bir süre önce Avrupa Türkiye Kültür Forumu adını aldı) 32 yıl boyunca başkanlığını ve sözcülüğünü yürütmüştü. Halklar arasında ilişkileri güçlendirmek; Almanya’daki göçmenlerin eşit haklar mücadelesini desteklemek; ırkçılık ve ayrımcılıkla mücadele etmek ve Türkiye ile Almanya arasındaki sanatsal, kültürel, bilimsel, medya ve siyasi diyaloğu geliştirmek amacıyla kurulan Kültür Forumunun “Onursal Başkanlığı”nı da çağdaş Türkiye ve Almanya edebiyatının büyük isimlerinden Yaşar Kemal ve Günter Grass üstlenmişti. Prof. Aslı Telli ve Arif Ünal’ın eş başkanlığını üstlendiği Kültür Forumu, şimdiye kadar Türkiye, Almanya ve Yunanistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerden Aziz Nesin, Zülfü Livaneli, Mikis Theodorakis, Maria Farantouri ve Günter Wallraff gibi birçok sanatçı, yazar ve gazetecinin katıldığı çok sayıda etkinliğe imza atmıştı.

Mölln saldırısının 33. yılında kurbanlar anılıyor, dayanışma yaşatılıyor

23 Kasım 1992’de Mölln’de gerçekleştirilen ırkçı kundaklama saldırısında Bahide Arslan, Yeliz Arslan ve Ayşe Yılmaz hayatını kaybetti. Bugün, 33 yıl sonra bu acı olayın ve göçmenlere yönelik şiddetin izleri hala hafızalarda canlı.

1992’de Mölln kentinde yaşanan ırkçı kundaklama saldırısının üzerinden 33 yıl geçti. 23 Kasım 1992 gecesi, aşırı sağcı iki genç molotofkokteyliyle iki eve saldırdı. İlk saldırı Ratzeburger Straße’deki eve yöneltilirken, kısa bir süre sonra Mühlenstr.’deki, Arslan ailesinin yaşadığı ev kundaklandı.
Saldırıda Bahide Arslan (51), Yeliz Arslan (10) ve Ayşe Yılmaz (14) hayatını kaybetti; dokuz kişi ağır şekilde yaralandı. Bu olaylar, Almanya’da göçmen kökenlilerde derin travmalara yol açtı ve toplum hafızasında kalıcı izler bıraktı.

Geçtiğimiz hafta, saldırının anısını yaşatmayı amaçlayan Möllner Rede im Exil, bu yıl Münchner Volkstheatersahnesinde gerçekleştirildi. İbrahim Arslan’ın öncülüğünde düzenlenen etkinlik, mağdurların ve ailelerin sesini merkeze alan eleştirel bir hatırlama kültürünü besliyor. Bu yıl Arslan ve Yılmaz ailelerinin yanı sıra, Münih’teki OEZ saldırısından etkilenen aileler ile Semra Ertan’ın yakınları da konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlikte Alena Isabelle Jabarine ve Deborah Feldman konuşmalar yaptı, müzisyen Berivan Kaya sahne aldı ve sanatçı Rajya Karumanchi‑Dörsam’ın enstalasyonu sergilendi.

Mölln saldırısından yıllar sonra Almanya’nın dört bir yanından mağdur ailelere gönderilen yüzlerce dayanışma mektubunun, o dönemde ailelere ulaşmadığı ve yıllarca şehir arşivinde saklı kaldığı ortaya çıktı. Bu mektupların hikayesi, ödüllü Martina Priessner belgeseli “Die Möllner Briefe” ile yeniden görünür hale geliyor; belgesel, İbrahim Arslan’ı ve mağdur ailelerin sesini merkeze alarak dayanışma ve adalet temasını öne çıkarıyor. Bugün bu mektuplar, görünmez bırakılmış dayanışmanın ve adalet talebinin sessiz tanıkları olarak yeniden gündeme geliyor.

Belgeselin yönetmeni ile yaptığımız söyleşiyi YouTube kanalımızda izleyebilirsiniz.

Irkçı saldırıların hatırlanması, toplumsal farkındalığın artması ve toplumsal eşitliğin güçlenmesi için kritik öneme sahip. Irkçılığa karşı durmak ise hepimizin sorumluluğu.

Möllner Rede im Exil Münih etkinliğinden kareler: