GÜZEL ATLAR ÜLKESİ’ne derin yolculuk

330

Açığa alınmış bir Kapadokya Serpmesi

Özgün görselliğiyle dünya farklısı Kapodokya’dan gelen en son haber, altın arama faaliyetleri ile ilgiliydi. Son zamanların meşhuru balona binen yerli protestocular, pankart açtı: “Zenginlik yerin altında değil, üstündedir.”

Doğrudur, kuşbakışıyla efsane manzaralar, uçsuz bucaksız hayal alemi.
Gel gör ki, insan zaman zaman yerin altına da inmiş, yaşamış, sığınmış, odalar kurmuş; altın için değil, altın arayanlardan kurtulmak için. Madenciler şimdilik gitti, Ihlara Vadisi, perili bacalar, yeraltındaki kentler, velhasıl dünya miras kültürü bir badire daha atlattı.

Kelime anlamıyla kimilerinin Kara Atlar, kimilerinin ise Güzel Atlar Ülkesi diye tabir ettiği Orta Anadolu’nun efsane coğrafyası Kapadokya’dayız. Tanım büyük olunca söylence de haliyle uzun oluyor.
Doğu sınırlarından Konya Aksaray’ı biraz geçtikten sonra, Selime Köyü tarafından giriyoruz. Güzel yılkı atlarını, insanlardan kaçmış, uzaklara gitmiş olmalılar ki, ancak Nuri Bilge Ceylan’ın ‚Kış Uykusu’nda görmek mümkün oluyor.

Kapadokya’nın dünyaca ünlü olmasını sağlayan peri bacaları ve her biri manastır, kilise veya konuta dönüştürülmüş mağaraları, Ihlara Vadisi’nden hemen önce konumlanan Selime’de hoş geldiniz selamına duruyor.
Tabi anında foto safariler başlıyor, onulmaz selficiler uzaktan görünen heybetiyle namlı Hasan Dağı’na oduna gidenler kadar heyecanlı; Ihlara Vadisi’nin başlangıcındaki Melendiz Çayı’nın binlerce yıl işlediği derinliği yüz metreye varan devasa uçurum kıyısında ölümcül özçekimler verip, çay başındaki Ihlara kasabasını geride bırakıyor, yeraltına sızmak üzere Kaymaklı’ya varıyoruz.

Yeraltında altın mı var?

Bölgede çok sayıdaki antik dönem yeraltı kentlerinin en önemlilerinden biri olan Kaymaklı’nın geçmişi milattan önce ikibinli yıllara dayanıyor. Düşmandan korunmak için ya yükseğe çıkılacak, ya da yerin altına inilecek. Eski zaman Hititleri tarafından kurulduğu varsayılan sığınak amaçlı yeraltı kenti toplam sekiz kattan oluşuyor. Roma ve Bizans dönemlerinde kısım kısım genişletilip tüf kayalıkların imkan verdiği ölçüde, binlerce insanın uzun süre hiç dışarı çıkmaya gerek duymayacağı, barınma odaları, erzak depoları, su kuyuları, şarap mahzenleri ve havalandırma bacaları inşa edilmiş.

Ancak dar koridorlarla birbirine bağlanan bölmeleri gezmek her ziyaretçinin üstesinden geleceği bir iş değil; kapalı mekan fobisi olanlar, nefes almakta güçlük çekenler ve standart dışı boy ve kilo sahiplileri, yeraltı dehlizinin ilk basamaklarından hemen sonra geri dönmek zorunda kalıyor.

Öte yandan hemen yakındaki diğer yeraltı kenti Kaymaklı ile Derinkuyu arasında birbirini bağlayan on kilometrelik bir bağlantı dehlizi olduğu iddia edilse de, baştan ifade edildiği üzere Kapadokya, gerçeklerle efsanelerin birbirine karıştığı masalsı bir coğrafyanın adı.

Peri bacalarına kuş bakışı

Geceyi Ortahisar’ın kayalara oyulmuş ünlü otelinde geçirdikten sonra turun en heyecanlı anlarını yaşamak için sabahın erken saatlerinde Göreme’ye geçiyoruz. Buz gibi sabah ayazının etkisiyle, kasım ayı olduğunu belirtelim, insanın iliklerine kadar nakşedilen tedirginlik durumu, sıcak hava balonunun sepetine binişle yerini tarif edilemez bir rahatlama hissine bırakıyor. Hele ilk defa uçuş deneyimi yaşayanlar için bu yarı tedirgin haller, balonun güneşin ilk ışık süzmeleri altında yavaş yavaş havalanmasıyla tamamen kaybolup, tüm ilgi alaka ayaklar altındaki peri bacaları ve kayaçlara odaklanıyor. Yaklaşık bir saatlik hava turundan sonra onlarca balonun aynı anda süzülerek ayrı ayrı noktalara inme anı ise görsel bir şölen oluşturuyor. Balon uçuşu için çok önceden rezervasyon yaptırmak gerekiyor, yoksa hadi ben geldim çat kapı uçmak pek mümkün olmuyor.

Avanos, Kızılçukur, Çavuşin, Göreme, Paşabağ, Devrent

Yüzlerce kilometre alana yayılmış Kapadokya’da görülmesi gereken yerler saymakla bitmiyor. Şimdi önümüzde Avanos, Kızılçukur, Çavuşin, Göreme, Paşabağ ve Devrent gibi mutlaka gezilmesi gereken önemli yerler bulunuyor. Yıllar önce gezdiğim yerleri tekrar bulmaya çalışıyorum, ama nafile; ya onlar değişmiş, ya da beni tanımıyorlar.

Avanos’un doğu tarafından hemen girişte her tanıtım kataloğunda yer bulan, adeta Kapadokya ile özdeşleşmiş ikiz peri bacaları, ziyaretçilerini, yeni trend selficilerini bekliyor.
Bu arada peri bacalarının hemen yanı başında seyir terası olarak işlev gören cafenin önünde hummalı bir çalışma göze çarpıyor. Bölgede inşaat ve yapı yasağı olduğundan merak konusu oluyor. Soru üzerine, gözlemci olarak belediyeden bir yetkilinin bulunduğu, yerlere zarar verilmemesi için tahtadan taban döşemesi yapıldığı söyleniyor, inanç dünyası.

Rus bisikletçinin Kızılçukur sefası

Kızılçukur denilen coğrafya, bölgede yüzlercesi bulunan vadilerden birinin adı. Akşam güneşinin kızıla boyamasından dolayı bu isme layık görülmüş. Vadinin oldukça dik yamacında turlayan bir bisiklet sürücüsü göze çarpıyor. Oldukça profesyonel donanımlı Rus bisikletçi, tepenin zirvesine çıktıktan sonra aniden geri dönüş yapıp, akrobatik hareketlerle uçuruma doğru ilerliyor, izleyenlerin yürekleri ağzına geldiği an, tehlikenin en zirve noktasında mıknatısla tutulmuş gibi, tabiri caiz ise zınk diye duruyor, pozunu veriyor. Tüm bunları ölümsüzleştirme görevini ise elinde fotoğraf makinesiyle hamile eş üstlenmiş, kazara çocuk doğsa adını ‚Kızıl Çukur‘ koyacaklar. Gülerek eşinin bisiklet sefasına eşlik ediyor.

Kızılçukur alt tabanında yüzlerce mağara ve kilise olduğu söyleniyor. En yakındaki Üzümlü Kilisesi’ni görmek için vadi derinliğine yöneliyorum. Nasıl olsa vaktinde dönerim diye hesap yapan ben, aşağı inerken iyi, fakat geri dönerken dik yamaç zorluğundan efor sarf ederek hederleniyorum. Tepeye tekrar çıktığımda vadi tabanındaki sonbahar güzelliği ve arka planda binbir çeşit kuş seslerinin oluşturduğu senfoni, tüm zorlukları unutturmaya yetiyor.

Göreme açık hava müzesi

Elmalı, Tokalı, Çarıklı, Yılanlı, Karanlık, Aziz Basil, ve Aziz Barbara Kiliseleri ile çok sayıda şapeller, manastırlar, yemekhaneler ve barınma mekanlarının bulunduğu Göreme Vadisi, 1985 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alıyor. Ücret ödenerek gezilebilen açık hava müzesinde yaklaşık yedi yıl tadilat ve restorasyon geçiren Karanlık Kilise için de ayrıca ücret ödemek gerekiyor. Adı geçen kiliselerin hepsi zengin fresk ve süslemelerle bezeli. 6’ıncı yüzyıldan itibaren tarihlenen kiliselerde başta Hz. İsa olmak üzere Meryem Ana, 12 Havariler ve İncil ile Tevrat’ta konu edinilen hikayeler tasvir ediliyor. Müze yetkilisi, açık hava müzesinin yaz kış yoğun ilgi gördüğünü, o gün tam beş bin kişinin geldiğini belirtiyor.

Müzeyi son yıllarda çoğunlukla Çin, Japon, Hindistan, Kore ve Latin Amerika ülkelerinden gelen turistlerin ziyaret ettiğini belirten yetkili, Avrupalı ziyaretçilerin son yıllarda azalma gösterdiğini kaydediyor.

Göreme Vadisi’nde yaya olarak daha birçok ulaşılamayan kilise, mezar ve şapel olduğunu söyleyen görevli, “Zamanla ön kısımlardan kopmalar olmuş, bu nedenle çıkmak imkansız, şimdilerde buraları kuşlar yurt edindi.” diyor.

Kapadokya’nın ekili alanlarının büyük bölümü bir zamanlar şarap üzümcülüğüne ayrılmıştı. Tarihsel gelenek olarak bölge şarapları çok fazla rağbet görüyordu. Fakat son zamanlarda üzüm bağları sökülüp yerine getirisi fazla zahmeti az diyerek patates ekimi başlamış.

Kasım ayında toplanan patateslerin önce bölgedeki doğal depolarda saklanıp daha sonra piyasalara verildiğini öğreniyoruz. Depolama işinin güney sahillerinden getirilen limonlar ile de aynen devam ettiği söyleniyor.

Devenin adı Devrent

Kimilerinin hayal vadisi, kimilerinin deve, gerçek adının ise Devrent olduğu diğer bir vadi ise gerçek anlamıyla tam bir ilgi odağı. Doğal oluşumun yarattığı mucizelerden biri olan ‚Perili Deve‘, hayal dünyasının tek elemanı değil elbette. Ürgüp ile Avanos’u bağlayan dar geçit anlamındaki Dervent Vadisi’ndeki perili oluşumların her birini, ayrı bir canlıyla özdeşleştirmek insanların kendi hayal gücüne bağlı. Ben kendi adıma deveden başka herhangi bir canlı göremedim. Koruma amacıyla etrafı çitle çevrili çift hörgüçlü devenin yönü her nedense batıya dönüktü.

Paşabağ, Çavuşin ve Uçhisar oluşumlarını zaman el verdiği ölçüde gezdikten sonra ertesi sabah yönümüzü Kayseri’den batıya çeviriyoruz. Uçakların hep dolu olduğunu, çoğu yolcunun turistlerden oluştuğunu gözlemliyoruz.

Türkiye gerçekten sadece Kapadokya’sı ile değil, hemen hemen her bölgesiyle gezilmeye, görülmeye ve tadılmaya değer bir memleket. Muhiti tatları anlatmaya yer kalmadığından bir daha ki sefere diyerek, güzel atlar ülkesinden ayrılıyoruz, ah bu ayrılıklar!

Leave A Reply