Perşembe, Nisan 23, 2026
StartseiteKunst & KulturŞenceylik: Şarkılarımda dinleyiciyle sarıldığımızı hissediyorum

Şenceylik: Şarkılarımda dinleyiciyle sarıldığımızı hissediyorum

Onu dinlerken insan hiç yabancı hissetmiyor; sanki uzun zamandır görmediği bir arkadaşıyla yeniden karşılaşmış gibi. Belki de Şenceylik’in müziğini özel kılan şey tam olarak bu: şarkıların samimiyetiyle dinleyeni aynı duygunun içine alması ve sonunda sarılma hissine dönüşmesi.

Münih konseri sonrası Şenceylik ve Hamide Türker bir arada. Fotoğraf Berkay Eminol
Şenceylik ve Hamide Türker (Foto: Berkay Eminol)

Alternatif pop sahnesinde kişisel hikaye anlatımını şiirsel bir dille buluşturuyor Şenceylik. Asıl adı Eda Sena Şenceylan Eminol. Boğaziçi Üniversitesi yıllarında koro çalışmalarında ortaya çıkan Şenceylik lakabı, zamanla yalnızca bir sahne adı olmanın ötesine geçip iç dünyasını, deneyimlerini ve hafızasını taşıyan bir projeye dönüşmüş.

2013’te, henüz üniversite yıllarındayken şarkı yazmaya başlayan Şenceylik, söz ve bestelerini kişisel bir anlatı alanına dönüştürerek dinleyiciyle doğrudan bir bağ kuruyor. Türk Sanat Müziği’nden 70’ler ve 80’ler rock’ına, Orhan Veli ve Sait Faik’ten Jeff Buckley ve Jacob Collier’e uzanan geniş referans dünyası şarkı dilini beslerken, cümbüş, ud ve darbuka gibi enstrümanlar da bu anlatıyı zenginleştiriyor.

2024’te yayımladığı ilk albümü “Eteğimdeki Taşlar” ile iç dünyasını daha geniş bir dinleyiciyle paylaşan Şenceylik, üretim yolculuğunu yeni single’ı “Meşaleler” ile sürdürüyor. Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde açılış performansı sergileyen sanatçıyla, müziğe başlayışından Avrupa’ya uzanan yolculuğunu konuştuk. 

Foto: Berkay Eminol

Seni yeni keşfeden okurlarımız için: Şenceylik kimdir? Bu proje nasıl ortaya çıktı?
Şenceylik ismi Boğaziçi Üniversitesi yıllarımda korodan kalma bir lakap. Koristtim, üç sene boyunca iki koroda söyledim (BÜMK Klasik ve BÜMK Rock korolarında). Orada aynı isimde iki kişi olunca diğerinin soyadına komik ekler getirirlerdi. Benim de adım “Şenceylik” oldu. Şarkı yazarlığımın başlarında ismimi saklama, bir mahlas ihtiyacı duyduğum için bu ismi çok sevdim. Neşeli ve hayata olumlu yerden bakmaya çalışan biri olarak, “Şenceylik” zamanla kendimi ifade etme biçimime dönüştü aslında. “Eda Sena Şenceylan Eminol” olarak yazdığım, hissettiğim, yaşadığım her şeyi müzikle paylaşma alanıma “Şenceylik” diyorum. Üniversite yıllarında bir lakap olarak ortaya çıktı ama zamanla katılan sanatçı arkadaşlarımın ekledikleri katmanlarla, kendi dili, dünyası, hafızası olan bir projeye dönüştü.

Şarkılarının söz ve bestesi sana ait. Bu denli kişisel metinlerin sadece sana ait düşünceler olmanın ötesine geçebileceğini ne zaman fark ettin?

2013 gibi, üniversite birinci sınıfta, Gezi zamanı ilk şarkılarımı yazmaya, bestelemeye ve kaydedip SoundCloud’da paylaşmaya başladım. 19 yaşındaydım. Başta tamamen kendime yazıyordum, bir tür iç dökme gibiydi. Ama insanlar şarkılarımı dinleyip kendi hikayeleriyle bağ kurmaya başladığında fark ettim ki duygular aslında çok ortak. Ve bu benim yalnızlığımı da atıyor. Ne kadar kişisel olursa o kadar evrensel olabiliyor ve bizi bir araya getiriyor, bunu gördükçe daha kişisel, daha kırılgan sözler yazabilme gücü buldum. Zamanla üniversitenin Taşoda Festivalleri’nde benim şarkılarımı çaldığımız bir grubum oldu. YouTube ve Spotify gibi müzik mecralarına şarkılarımı koymaya ve daha çok sahne almaya başladım.

Foto: Berkay Eminol

Şarkıların şiirsel bir tona sahip ve alternatif popu kişisel bir hikaye anlatımıyla birleştiriyor. Müziğini hiç dinlememiş birine Şenceylik’i nasıl tarif edersin?
Teşekkür ederim, şiirsel olabilmek iltifat benim için. Sözlerle bir müzik çalabilirsem kulaklara, ne mutlu bana. Ben müziğimi biraz “hikaye anlatan alternatif pop” olarak tarif ediyorum. Şiirsel ama ulaşılabilir, duygusal ama samimi. Arkadaşı gibi olmak istiyorum dinleyenlerin. “Yalnız değilsin” diyen kişi olmak istiyorum. Dinleyen kişinin kendinden bir parça bulabileceği bir alan açmaya çalışıyorum.

Metinlerinde sık sık güçlü imgeler ortaya çıkıyor; su, ateş, anılar, yakınlık. Bu tür metaforlar yazı yazman için ne kadar önemli?
Ne kadar özel bir röportaj sorusu! Metaforlar benim için çok önemli çünkü bazen doğrudan söyleyemediğin şeyi bir imgeyle çok daha güçlü anlatabiliyorsun. Doğanın kudreti ve tevazusuna hayranım; doğadan gelen kavramlar benim iç dünyamda da çok yer kaplıyor, doğal olarak şarkılara sızıyor. Hatta ben bu imgeleri bilerek kullanmıyorum; aslında onlar şarkılaştıkça bana beni anlatıyor. Kendi iç dünyamı, kim olduğumu imgelerle aynalaması, şarkı yazarlığının en güzel esprilerinden olabilir.

Yazma biçimini etkileyen sanatçılar, yazarlar ya da kültürel etkiler var mı?
Hem müzikal hem edebi olarak beslendiğim çok şey var. Orhan Veli’nin şiirlerindeki açık, mütevazı ve içten diline bayılıyorum. Nazım Hikmet’in büyük bir hayranıyım. Sait Faik Abasıyanık’ın öyküleri, onun insan sevgisi, yüreğimde çok derin bir yer kaplıyor. Hepsi bir şekilde içimde birikiyor, şarkılara dönüşüyor. Türk kültürüyle büyümüş biri olarak, elbette bizim iletişim tarzımız; İstanbul’da kullanılan sokak ağzı, kalemime de yansıyor. Bunun yanında liseden beri 70’ler 80’ler müziklerine bitiyorum. Queen, Beatles, The Doors albümlerini dönüp dönüp dinlerim. Şarkı yazarlığı konusunda Jeff Buckley ve Fikret Kızılok’tan çok etkilendim. Son birkaç yıldır büyük Jacob Collier hayranıyım. Onun dili ve yarattığı ses dünyasının genişliği, ayrıca insan olmaya ve bilinç kavramına bakışı beni çok etkiliyor.

İlk albümün “Eteğimdeki Taşlar” 2024’te yayımlandı. Geriye dönüp baktığında, bu albüm sana bir sanatçı olarak kendin hakkında ne gösterdi?
2020-2022 arası benim için zor bir dönemdi, bu albüm oradan çıkışımın hikayesi oldu. Ağır bir mental yorgunluk, ayrılık, taşınma, işsizlik, pandemi, izolasyon ve hayal kırıklığı kombinasyonunun altından açıkçası bu albümü yazıp, eteğimdeki o taşları döküp, içimdeki çocukla barışarak çıktığımı gördüm. Ayrıca küçüklüğümden beri evde Türk Sanat Müziği çok dinlenirdi. Annem babam şarkılar söylerdi. Abilerim ise evi daha modern güncel pop müziklerin kasetleriyle doldururdu. Çocukluğumun elinden tutarak yazdığım bu albümde, hep keşfetmek istediğim klasik Türk enstrümanlarını da müziğime dahil etmek, üstelik bunları modern ve gündelik dille yazılmış basit eğlenceli şarkı sözleriyle harmanlamaya çalışmak, benim için çığır açıcı ve çok eğlenceliydi. Albümde cümbüş, ud, darbuka gibi enstrümanları kullandık ve söz yazımımda da çok daha cesur denemelerde bulundum. Bu albüm benim için kapıyı açıp doğama kavuşma albümüydü.

“Eteğimdeki Taşlar” bana Murathan Mungan şiirlerini hatırlatıyor. Senin için bu imge ne ifade ediyor?
Müthiş yakaladınız gerçekten! Çocukken evde abimin şiir kitapları vardı; onlardan biri de Murathan Mungan’ın “Eteğimdeki Taşlar” kitabıydı. Onu çok severdim. Kapağı da plak gibiydi; özel tasarımdı. Albümün adını koyarken ondan etkilendiğimi çok sonra anladım ve yüzümde çocukluğumdan gelen o masumiyetle selamlaştıran bir tebessüm oluştu. “Eteğimdeki Taşlar” imgesi bana içini dökmek ve yıllarca taşıdığı yüklerden kurtulmak isteyen, feminen, güçlü, isyankar, olumlu bir kadının ayağa kalkan ve kendini ve etrafını şefkatle affedip sarmalayan uyanışını anlatıyor. 

Foto: Berkay Eminol

Bazı şarkıların çevrimiçi milyonlarca dinleyiciye ulaştı. Bu kadar kişisel bir şeyin bir anda geniş bir kitlede yankı bulması nasıl hissettiriyor?
Müthiş hissettiriyor. Asla kıymetinin azaldığını düşünmüyorum; aksine bir olmaya daha çok yaklaşıyoruz kavuştukça şarkılarda, konserlerde. Şarkılarım gönüllere girdiğinde dinleyiciyle sarıldığımızı hissediyorum. Ne kadar çok sarılırsak o kadar iyileşiriz. Bence şarkılar ne kadar içtense, ne kadar gerçek hikayeden geliyorsa ve insan olmanın kırılganlığını paylaşıyorsa, dinleyicinin içine işlemesi o kadar doğal oluyor.

Kısa bir süre önce Zeynep Talu ve Eda Baba gibi isimlerle yer aldığın Kız Kıza yayımlandı. Ardından Viyana ve Münih’te Selin Sümbültepe konserlerinde opening act olarak sahne aldın. Kadın sanatçılar arasındaki üretim ve dayanışma deneyimi senin müzik pratiğinde nasıl bir yer tutuyor?
Kadın sanatçılarla birlik olmak, paylaşmak, gülüşmek, üretmek benim için çok mutluluk verici ve besleyici. Orada rekabetten çok paylaşım ve dayanışma var. Bu işi yapmanın tek anlamı birbirimizi anlamak ve büyütmek. Birbirimizi alan açarak büyütmek çok kıymetli.

Yeni single’ın Meşaleler yakında çıkıyor. Bu şarkının özel bir hikayesi var mı? Bana benden yakınsın dizeleriyle tanımladığın bu tür bir bağ senin için ne ifade ediyor?
“Meşaleler” benim için çok kişisel bir şarkı. Hayatımın aşkına, eşime yazdım bu şarkıyı. Biz evlenmeden önce iki yıl uzak mesafeden görüştük. Uzak mesafelere rağmen kurulan bir bağdan doğdu bu şarkı. Aşkın birlikte özgürleşmek, sadakat ve bağlılık olduğunu anlatan, masum, pür, coşkulu bir şarkı. Aşka inanmak, aşkı önce kendi içinde inşa edip sonra hayatında bulmak isteyen gönüller için paylaştım bu şarkıyı. Instagram hesabımda tüm hikayeyi, bendeki dönüşümü ve bu şarkıya çıkan yolculuğumu anlattığım altı videoluk bir seri çektim ve yayınladım. Aşka, sevmeye, güzelliklere, güvene, umuda inanmaya ihtiyacımız var çünkü. İyiyi konuştukça, hayal ettikçe iyileşeceğiz. “Bana benden yakınsın” hissi, birinin hayatında fiziksel olarak olmasa bile çok derin bir yer kaplaması demek. Kendini bulurken aşkın içinde erimek gibi bir his, bu benim için. Meşaleler’i seven kalplere hediye ediyorum! 24 Nisan 2026 Cuma günü tüm müzik platformlarında olacak. Şarkıyı modern, zıpır, kendi içini susturmadan şarkı söyleyen bir masal kahramanı görsel dünyasıyla birleştirdik. Bu şarkı, sadece bir aşk hikâyesini değil; mesafeleri aşan, korkmadan sevmeyi seçen ve sonunda “gerçek” olanı bulan bir kalbin dönüşümünü anlatıyor. Emeği geçenlerden de bahsetmek isterim: Düzenleme, gitarlar ve mix Cenk Erdoğan imzası taşıyor. Mastering AGC Sound Suite tarafından yapıldı. Şarkının görsel dünyasında art direction ve kapak tasarımı Özge Akpınar’a, styling Mine Demir’e ait; kapak fotoğrafı ise şarkıyı kendisine yazdığım eşim, Berkay Eminol’un imzasını taşıyor. 🙂

Cenk Erdoğan aranjörlüğünde gelişen yeni üretim süreci, müziğinin yönünü nasıl dönüştürüyor?
Yıllardır Cenk Erdoğan’ın büyük bir hayranıyım. Müzikal ifadesi evrensel bir sanatçı. Cenk ile çalışmak müziğimi çok zenginleştirdi. Geleneksel enstrümanlarla modern bir sound’u birleştirmek bana yeni bir ifade alanı açtı, yürümek istediğim yol ve gitmek istediğim yer bu birleşim noktası.

Meşaleler, müzikal ya da duygusal gelişiminde yeni bir dönemi mi temsil ediyor?
Evet, kesinlikle. Daha cesur, daha açık, daha ışıklı bir dönem gibi hissediyorum. Duygusal olarak da daha umutlu bir yerden konuşuyorum, söz yazarlığımda da kırılganlığın gücünü anlatan yere biraz daha yaklaştığımı görüyorum. 

Hem Türkiye’de hem Avrupa’da performans sergiledin. Konserlerinde nasıl bir atmosfer yaratmak istiyorsun?
Konserlerimde samimi bir alan yaratmak benim için en değerli şey. İnsanların sadece dinlemediği, dahil olduğu, güldüğü, belki biraz duygulandığı, hatta sorguladığı birkaç saat yaratmak hayalim hep. Öyle de oluyor. Dinleyicilerim gerçekten de hep nazik, yürekten, derin insanlar. İyi ki varlar! Avrupa’da da şaşırtıcı şekilde dilin sınırı olmadığını müziğin birleştiriciliğini gördüm, Avusturyalı bir dinleyici “Figüran” şarkımdan etkilendiğini söyledi ve gelip ismini telefonuna yazdırdı. Yaşlı bir dinleyicimle göz göze, müziğin için kaybolarak beraber şarkı söyledik. Küçük kız çocuklarından videolar geliyor bana hep, instagramdan atıyorlar, şarkılarımı ezberleyip söylüyorlar. Her yaştan ve her kesimden dinleyicimle şarkılarımda buluşabiliyorum. Bunlar çok kıymeti hatıralar ve bu işi neden yaptığımı bana hatırlatıyorlar.

Münih konseri sonrası: Kurt Werren, Hamide Türker, Şenceylik, Tuba Türker (Foto: Berkay Eminol)

İnsanlar müziğini ilk kez dinlediğinde, bunun onlarda ne his uyandırmasını ya da neyi keşfetmelerini umuyorsun?
Bir sarılma duygusu hissetsinler, bir arkadaşla kahveye çıkmışlar gibi hissetsinler isterim. Güzelliklere açsınlar gözlerini ve kulaklarını isterim. Bunu benim de yapabilmem için vesile oluyor işte müzik zaten. İnsanların kendilerini yalnız hissetmemesini; buradayız ve her şey geçici demelerini isterim. Şarkılarda kendilerinden bir parça bulmaları ve “ben de böyle hissediyorum” demeleri benim için en değerli şey.

Avrupa’daki, özellikle Almanya’daki müzik yolculuğunda bir sonraki adımı nasıl görüyorsun?
Şenceylik yolculuğunu ben bir hafıza, bir paylaşım alanı olarak, dinleyicilerimle girip oturup dertleştiğimiz bir oda olarak görüyorum. Türkiye’nin dört bir yanında konserlerde buluşmak çok kıymetli ve Avrupa’da da yavaş yavaş bu alanları kurduğum bir sürece giriyorum. Avusturya ve Almanya’daki konserler harika geçti. Salzburg, Münih, Viyana’da dinleyicilerimle buluştum, beni müthiş bir sıcaklıkla karşıladılar. Birçok Avusturyalı yeni dinleyicim oldu, şarkılarım Türkçe olmasına rağmen. Bu buluşmalar benim içimi iyice sevinçle ve insan sevgisiyle dolduruyor. Daha fazla sahne almak, eski ve yeni dinleyicilerle buluşmak ve bu hikayeyi farklı coğrafyalara taşımak istiyorum. Nezaketin ve aşkın şarkılarını yazıp söylemeye devam etmek hayalim. Hepimiz insanız; acılarımız sevinçlerimiz kaderimiz ortak. Şarkılarda buluşalım!

Söyleşiyi okuduktan sonra bir Şenceylik şarkısı açın; belki o sarılmayı siz de hissedersiniz.

Hamide Türker
Hamide Türkerhttp://piyasa.de
Founder & Editor in Chief
BENZER HABERLER

Son eklenenler