Ahmet Şık ile “Düşünce özgürlüğü”

172

Sosyaldemokrat Halk Dernekleri Federasyonu (HDF) Münih şubesince yapılan Uğur Mumcu’yu anma toplantısının bu yılki konuğu gazeteci Ahmet Şık oldu.
Eine Welt Haus’ta yapılan toplantı Türkiye ve dünyada düşüncesi uğruna şehit edilmiş tüm gazetecilerin anısına bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Moderatörlüğünü Fulya Kip Barnard’ın yaptığı gece federasyon başkanı Necip Şahin’in konuşmasıyla başladı. Şahin, „Uğur Mumcu’yu anmaya hazırlanırken Paris’ten gelen acı haberi aldık. Bir insanın hakkı olan düşünme özgürlüğü 21. yüzyılda silahlarla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. İnsanın aklını kullanabilmesi yasaklanabilir mi? Bir yanda Paris’te şeriat uğruna özgürlüklere saldırılıyor, diğer yanda Almanya’da İslam’ı bahane ederek ülkede yaşayan göçmenler hedef seçiliyor. Tüm bu faşist ve gerici baskılara karşı hep daha çok ve hep birlikte mücadele etmek zorundayız.“ şeklinde konuştu.
Necip Şahin’den sonra söz alan Ahmet Şık, Türkiye’nin son dönemlerdeki tablosunu çizdi. AKP’nin iktidara gelişiyle siyasal İslam gerçeğiyle karşı karşıya kalındığını söyleyen Şık „AKP’nin ne olduğu gerçeğini 2007’den sonra gördük“ dedi. 2007’ye kadar diğer iktidarlardan farklı olmayan bir AKP gerçeği olduğunu savunan Şık, „2007’den sonra Gülen cemaati ile ciddi bir ittifak oluşturdular. O noktadan sonra da kendilerinin belirledikleri hedeflere, kişilere ve kurumlara ya da kendilerine karşı olanlara karşı inanılmaz bir mücadeleye giriştiler. Çok sert bir süreç yaşandı. Sonrasında ise haziran ayıyla birlikte isyan dalgası ve ardından `paralel’le savaş dönemi başladı. Keyifle izlediğimi söyleyemem ama bu savaş olmasaydı şu an nefes alamıyor olurduk.“ dedi.
Şık, „Metin Göktepe, Hrant Dink, Uğur Mumcu ve Abdi İpekçi kamuyu aydınlatma bilinciyle, kamusal sorumluluğu yerine getirmek nedeniyle güç odaklarının hedefi olmuş insanlar. Yöntemleri farklı olsa da aynı zihniyette bir takım çakallar sürüsünün hedefi haline gelmiş ve katledilmişlerdir.“ dedi.
„Uğur Mumcu’nun külliyatını okuduğunuzda islamo faşizmin de nerden çıktığını, neyle beslendiğini anlıyorsunuz. Muhalifmiş gibi görünenlerin nasıl koalisyonlar kurup canımıza okuduğunu görüyorsunuz. Bunu maalesef yıllar önce hayatı sonlandırılmış bir gazeteci üzerinden yapabiliyoruz. Bu Türkiye’de gazeteciliğin geldiği noktaya dair de bir işaret veriyor.“ diye konuşmasına devam eden Şık, bir izleyicinin kendisini `cesur yürek‘ olarak tanımlaması üzerine „Gazeteci kamu adına denetim görevi yapar; görmeyenin gözü, duymayanın kulağı, konuşamayanın sesi olmalıdır. Bunu layığıyla yaptığınızda demokrasi anlayışında hareket etmiş oluyorsunuz. Türkiye’de özlemini çektiğimiz şey tam da bu. Ben gazeteci olmama rağmen sesimi duyurmakta çok zorlanıyorum.“ dedi.
Türkiye’de basın özgürlüğü varmış gibi gösterilmeye çalışıldığını ama olmadığını belirten Şık konuşmasına, „Türkiye’de sistem artık çok farklı işliyor; Her şey biat etmeyle değerlendiriliyor. Farklı hiç bir anlayışa izin verilmiyor. Bu noktada direnmek gerekiyor. Seçeneklerimiz çok net: Temel hak ve özgürlükleri merkeze koyan bir demokrasiyi mi savunacağız, yoksa islamo faşizme teslim mi olacağız? Şu anda teslim olunursa, önümüzde konuşulacak hiçbir şeyin kalmayacağına inanıyorum. Çatışma kültürü ve nefretten beslenen bir iktidarın olduğu yerde bu kutuplaşma iyi şeylere işaret etmiyor.“ diye davam etti.

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.