Derin Yüzleşme

158

Almanya, adalet sınavında. Irkçı saiklerle işlenmiş cinayetlerin yargılamasına başlandı. Türk ve dünya kamuoyunun gözü Münih‘te. Devletin töhmet altında kalmaması için derin ilişkilerin de deşifre edilmesi şart

Almanya`da 2000-2007 yılları arasında 8`i Türk 10 kişiyi öldürmekle suçlanan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) terör hücresinin yargılanmasına Münih Eyalet Mahkemesi`nde başlandı. İlk dört duruşmada yaşananlar ve öncesindeki gelişmeler, soru işaretlerini de beraberinde getirdi. `Adalet arayışı yerini bulacak mı?‘, `Ülkeyi kan gölüne çeviren çete, hak ettiği cezalara çarptırılacak mı?‘, `Son 15 yılın en büyük suç şebekesinin perde arkasındaki isimleri kimler?‘ gibi onlarca soruya yanıt arandı.

Aslında NSU davası, İtalya ve Türkiye`de olduğu gibi devletin içindeki çetelerin deşifre olmasına olanak sağlayacak fırsatı, adaletin eline verdi. Ama Almanya buna hazır mı? İşte can alıcı soru bu! Çünkü Kasım 2011`de bir banka soygunuyla deşifre olan üç kişilik terör hücresinin ortaya çıkmasından sonra yaşanan gelişmeler, bizi iyimser değil, kötümser yaptı. Zira çorap söküğü gibi birbiri ardına yaşanan gelişmeler, Türk ve Alman kamuoyunu hayretler içinde bıraktı. Devlete olan güveni erozyona uğrattı. Üç kişilik bir hücreden ibaret örgüt, Alman siyasetini, güvenlik bürokrasisini ve toplumu derinden sarstı. Kaybolan dosyalar, gizlenen bilgiler, görmezlikten gelinen ip uçları, güvenlik ve istihbarat teşkilatlarının göçmenlere yaklaşımı, bir hukuk devleti olan Almanya`yı töhmet altında bıraktı. Kuşkuyu daha da derinleştirdi. Thüringen, Bavyera ve Federal Meclis`te kurulan araştırma komisyonlarının çalışmaları bu kaygıyı doruk noktasına çıkardı. Türk ve Alman kamuoyunda `Cinayetlerin üstü örtülmek mi isteniyor?‘ sorusu, dillendirilmeye başlandı. Almanya Cumhurbaşkanı ve Başbakanı başta olmak üzere devlet yetkililerinin verdiği güvenceler, kamuoyunda oluşan algının değişmesini sağlayamadı.

Öyle ki yargılamayı yapacak mahkemenin Türk basınını ve yetkililerini duruşmalara almama girişimi, ilk duruşmada sanık ve avukatlarının tavrı ve baş zanlı Beate Zschaepe`ye `pop star yaklaşımı, `kaygılar yersiz değil‘ algısı yarattı.

İşte özetlemeye çalıştığımız endişeler nedeniyle Münih Eyalet Mahkemesi, yargılamayı yaparken `derin devlet‘ iddialarına da yanıt aramak zorunda. 14 soygun ve 10 cinayetle suçlanan örgütün 10 yıl boyunca güvenlik birimlerinden kaçmasının sorumlularının da cezalandırılması gerekiyor. Kamuoyunu tatmin etmeyecek bir yargılama, gizli servis ve `derin ilişkiler‘ iddialarını güçlendirip, devleti töhmet altında bırakır.

Ortaya çıkan tabloyu en güzel, Federal Meclis NSU Araştırma Komisyonu Başkanı Sebastian Edathy özetledi. Alman güvenlik birimlerinin soruşturma aşamasında sınıfta kaldığını iddia eden Edathy, „NSU konusunda polis ve gizli servis önyargılarla soruşturma yürüttü. Bu, bir hukuk devletine yakışmadı“ dedi. Aşırı sağ tehlikesinin çok küçümsendiğini savunan Edathy, Alman güvenlik birimlerinin, aynı ABD`nin 11 Eylül saldırılarından sonra radikal İslamcılara karşı yürüttüğü mücadelenin bir benzerini yürütmesi gerektiğini öne sürdü. Edathy, „NSU cinayetleri, RAF’tan (Kızıl Ordu Fraksiyonu) bu yana en vahim siyasi motifli eylemlerdir. Hukuk devleti başarısız olmuştur. Devlet, ne kurbanları koruyabilmiştir, ne de önyargısız ve profesyonel bir soruşturma yürütebilmiştir“ diye konuştu.

Sebastian Edathy`nin tespiti gibi, Münih`teki yargılama devlet kurumlarının kendilerini  temize çıkarması için büyük bir fırsat. Latin atasözünde olduğu gibi „Dünya yıkılsa  da adalet yerini bulmalıdır.“

Son sözümüz, bu süreçte kötü bir sınav veren Türk kamuoyuna. Alman felsefesinin önemli isimlerinden İmmanuel Kant der ki: Böcek olmayı kabul edenler, ayaklar altında kalıp, ezilmekten yakınmamalıdır.

 

IRKÇI TERÖR KURBANLARI

Enver Şimşek
İlk kurban. 9 Eylül 2000`de Nürnberg`de öldürüldü. Ispartalı çiçekçi, öldüğünde 38 yaşındaydı. Geride bir eş ve iki çocuk bıraktı.

Abdurrahim Özüdoğru
13 Haziran 2001`de Nürnberg`deki ikinci kurban oldu. Bursalı terziden geride, kızı Tülin ve eşi Gönül kaldı.

Süleyman Taşköprü
Hamburg`da çalıştırdığı manavda 27 Haziran 2001`de öldürüldü. Afyonkarahisarlı Taşköprü, geride üç yaşında bir kız çocuğu bıraktı.

Habil Kılıç
29 Ağustos 2001`de ırkçı katillerin hedefi oldu. Artvinli manav, geride 12 yaşında Damla adında kızını ve eşi Pınar`ı bıraktı.

Mehmet Turgut
Rostock`ta 25 Şubat 2004`te döner büfesinde çalışırken öldürüldü. Elazığlı Turgut ülkeye kardeşi Yunus`un kimliğiyle kaçak girmişti.

İsmail Yaşar
Nürnberg`de öldürülen üçüncü kişi. 9 Haziran 2005`te hedef olan Şanlıurfalı dönerci, eşi Belgin Ağırbaş`tan yeni boşanmıştı. Geride oğlu Kerim`i bıraktı.

Mehmet Kubaşık
Dortmund`da 4 Nisan 2006`da işlettiği büfede katledildi. K.Maraşlı Kubaşık, ikisi erkek, biri kız üç çocuk ile eşi Elif Kubaşık`ı geride bıraktı.

Halit Yozgat
Son Türk kurban, Kassel`de babasına ait internet kafede 6 Nisan 2006`da öldürüldüğünde 21 yaşındaydı.

Theodoros Boulgarides
Yunan kökenli Theodoros Boulgarides, 15 Haziran 2005`te öldürüldü. Dönercilik yapan Boulgarides, Türk sanıldığı için hedef oldu.

Michele Kiesewetter
Alman polis memuru 25 Nisan 2007`de arkadaşıyla devriye gezerken öldürüldü. Neden hedef seçildiği hâlâ bir sır.

 

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.