Erdal Pektaş yazdı: Siyaset kazanı kaynıyor

25

Almanya’da iç siyaset Bavyera ve Hessen seçimlerinden sonra iyice karıştı. Aslında bu karışıklığın sinyali yıllardır veriliyordu. Aşırı sağcı parti AfD, Bavyera ve Hessen seçimlerinden sonra ülkenin bütün eyaletlerinin parlamentolarında yerini aldı, hem de azımsanmayacak bir milletvekili sayısı ile. Cevabı bulunması gereken soru ‚ekonomisi bu kadar güçlü, bütçesi yıllardır fazla veren, Avrupa’nın lokomotifi bir ülkede aşırı sağ nasıl bu kadar güçlenir?‘

Yolu Berlin açtı

Almanya’da AfD’nin bu kadar yükselmesinin sebepleri olarak ‚kontrolsüz göç ve büyük koalisyonun tekrar kurulması‘ sayılabilir. Milyonlarca Suriyeli’nin Balkanlar’a ulaşıp hala yürümeye devam etmesi bile federal hükümete ‚bu insanlar nereye geliyor‘ sorusunu sordurmadı. Almanya, gerçekle milyonlar sınıra dayanınca yüzleşti ama çok geç ve yalnız kaldı. Çünkü diğer Avrupa ülkeleri bu konuda Almanya’ya hiç destek vermedi. Demokrasilerde iki dönem büyük koalisyon hükümetinin kurulması, halkın alternatifsiz bırakılması aşırıların ekmeğine yağ sürer.

Merkel de bitti

Ülkeyi 14 yıldır yöneten ve 2021’e kadar da yöneteceğini söyleyen Angela Merkel bir daha aday olmayacağını açıkladı. Merkel, ilk kongrede ise CDU genel başkanlığını bırakacağını da belirtti. Merkel bırakacağını açıkladığı konuşmasına “Ben başbakan olarak doğmadım.” cümlesi ile başladı ve sebep olarak ‚federal hükümetin itibar‘ kaybetmesini gösterdi.

Zengin eyaletlerde bile

Almanya’nın en zengini olan üç eyalletten ikisinde (Bavyera, Hessen) aşırı sağın %15’lere yakın oy alması endişe yarattı. ‚Bu iki zengin eyalette durum bu ise, diğer eyaletleri varın siz düşünün‘ sorusuna cevap arayan siyasi bilimciler, “Bu sorunla aşırı sağın söylemlerini tekrarlayarak başa çıkılamaz, çünkü aslı ortada dururken, çakmasını kim ne yapsın?” diyor.

Pastanın dağılımı adaletli değil

Almanya gibi dünyanın en zengin ülkelerinden birinde yaşayan her beş çocuktan birinin sosyal yardım ile hayatını sürdürmesi, çalışan kesimin büyük bir bölümünün kazandığı para ile geçinememesi, gelir dağılımındaki bozukluk, fırsat eşitliğinin yaratılamaması, her geçen gün pastanın büyümesine rağmen dilimlerin eşit dağıtılmaması  seçmeni aşırı radikal partilere yönlendirdi.

Seehofer-Söder

Bavyera’da yaşayanlar neredeyse CSU’nun haricinde başka bir partinin iktidarını yaşamadı. Horst Seehofer-Markus Söder çekişmesi, partiyi tek başına eyaleti yönetecek konumdan düşürdü. CSU, büyük bir olasılıkla kendisi gibi düşünen Freie Wähler (Hür Seçmenler) ile koalisyon yapacak. Horst Seehofer’in eyalet başbakanlığını Markus Söder’e bırakması ve bir sonraki kurultayda parti başkanlığını da aday olmayacağını açıklayarak Federal İçişleri Bakanı olması da çöküşe çare olmadı.

İlk yazı

İlk yazıyı yazdık. Biraz uzun ve siyasi bir yazı oldu.  Bundan sonra fırsat buldukça yazacağız, umarım siz de beğenip okursunuz.

Bir sonraki yazıda buluşmak umuduyla…

Erdal Pektaş

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.