İstanbul’un bostanı; Çengelköy

185

„Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler!“ der Özdemir Asaf, Jüri adlı şiirinde.
Şimdi İstanbul’un bütün semtleri aynı hızla kirleniyor, umarız birincilik Çengelköy’e verilmez.
Üsküdar ilçesi sınırları içinde, Boğaziçi’nin Anadolu yakasında Vaniköy ile Beylerbeyi arasında bulunan Çengelköy hala o eski güzelliğini koruyor ama betonlaşmayla ne kadar daha dayanır bilinmez.
Şehrin gürültüsünden gerilen sinirleri yatıştırmak için hala birebir, hala ilaç gibi bir semt Çengelköy. Yolu bir kez bile olsa Çengelköy’den geçenin, „Kafa dinlemek için ideal. İnsan burada bütün dertlerini unutur“ demişliği vardır ve haklıdır da. Çengelköy’ün bu sakinleştirici özelliği çok eskilere dayanıyor. Osmanlı döneminde varlıklı akıl hastalarını tedavi etmek için bu semtte bulunan yalılara gönderildiği yazıyor tarih kaynaklarında.
1960’lara kadar çoğunlukla Rumların oturduğu bir Boğaziçi köyü olan semtte giderek azalsa da hala geleneksel Boğaziçi yaşantısının izleri görülmektedir.
Geçmişte diğer pek çok Boğaziçi semtinde olduğu gibi Çengelköy’de de sebze ve meyve yetiştirilirdi. 1980’lerin başına kadar Çengelköy’den geçerken bostanlarda yetişen salatalığın kokusu duyulurdu.
Semtin tarihi dokusuna göz attığımızda; bugün pek kullanılmayan Aya Yorgi Rum Kilisesini, Abdullah Ağa ve Sadullah Paşa Yalısı’nı görürüz.
Çengelköy’e ilk olarak Birinci Koy anlamına gelen, Protos Diskos denmiş. Milattan sonra 527 – 565 yıllarında dönemin imparatoru Justinianos ve imparatoriçesi Malabora, Ayios Yeoryios kilisesinin bulunduğu yerdeki terkedilmiş harabe krallık sarayını onartarak manastır haline getirmiş. Manastıra çevrilen bu yere „Tövbekarlar“ anlamına gelen „Ta Metanias“ adı verilmiş. Çengelköy’ün ismi Protos Diskos’tan sonra Ta Metanias olmuş.
M.S 565-578 yıllarında imparatoriçe Malabora’nın yeğeni imparator 9. Justinianos’un eşi imparatoriçe Sofia, Çengelköy’ün seyredilmeye doyulmayacak muhteşem tabii güzelliği, sessizliği ve temiz havasından çok etkilenmiş ve Çengelköy’ü o kadar sevmiş ki, teyzesi Malabora’nın yaptıklarından daha da fazlasını yapmak hırsıyla Çengelköy’ün Ta Metanias olan adını Ta Sofiana olarak değiştirmiş.
11. yüzyılın başlarından itibaren kilise ve din yolunda önemli adımlar atılmaya başlanması ile beraber Çengelköy’ün ismi patrikliğe aday olan kişilere verilen ünvan olan „Singelköy“ olarak anılmaya başlanmış.
İstanbul’un fethi hazırlıkları sırasında Fatih’in, Çengelköy sahillerinde gördüğü Bizans’tan kalma gemi çengelleri (çıpalar) nedeniyle buraya „Gemi Çengeli“ ismini verdiği, sonra bunun Çengelköy’e dönüştüğü rivayet edilse de 18. yüzyılda köye yerleşerek cami yaptıran Çengeloğlu Tahir Paşa’nın adından ileri geldiği de belirtilmektedir.
Semtin Türkiye’de geniş halk kitleleri tarafından bilinirliği 90’lardaki efsanevi Süper Baba dizisiyle oldu. Çengelköy’de çekilen dizi, mükemmel manzarası kadar semtin ruhuyla doğru orantılı olarak işlediği dayanışma, bir arada yaşama, gelenekleri yaşatma temalarıyla da Çengelköy’ün tanıtımına büyük katkıda bulundu.
Şimdilerde özellikle hafta sonları Çınaraltı ve civarındaki çay bahçeleriyle, tarihi fırınıyla, manavları, pastaneleri, balıkçıları, börekçileri, semt pazarları, tertemiz havası ve Boğaz manzarasıyla İstanbulluların uğrak yeri…
Yolunuz Çengelköy’e düşerse Tarihi Has Ekmek fırınına mutlaka uğrayın. Sahilde kahvaltı edenlerin kuyruğa girip bekledikleri, meşhur `tahinle yoğrulmuş simitleri‘ yapan fırın. Sadece kara fırın odun ateşinde üretim yapılıyor. Mısır, kepek, çavdar ekmekleri, köy ekmeği, baston ekmek ve 7 tahıllı ekmek gibi çeşitler var. İstanbul’da sadece ramazanda pide satılmasına rağmen burada her zaman pide bulabiliyorsunuz; Artık canınız ne çekerse ama özellikle simitlerini tatmadan ayrılmayın. Gerekirse bekleyin. Çınaraltı’nda bir de güzel çay söyleyin; afiyetle Boğaz’ı seyrederek bir güzel kafa dinleyin…

IST-Cengelkoy-078_web

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.