Haydar Karataş Münih’teydi

94

Münih Wörthhof Kültür Merkezi’nde yapılan kitap sergisine katılan yazar Haydar Karataş, yazarlığa başlayışını ve romanlarının oluşum sürecini anlattı, ‚On İki Dağın Sırrı‘ ve ‚Gece Kelebeği‘ adlı kitaplarından bölümler okudu.
Murathan Mungan’ın „Yaşar Kemal`de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır.“ dediği yazar Haydar Karataş, 1973 Tunceli, Hozat doğumlu. Daha önce sadece Zazaca konuşan Karataş, ilkokulda Türkçe ile, lisede ise sol fikirlerle tanışır.
Edebiyat hikayesi İsviçre’ye politik mülteci olarak yerleşmeden önce Türkiye’de on yıl tutuklu kaldığı dönemde başlar. Çıplak bir oda olan hücrede üzerine demir kapı kapanınca, duyduğu insan çığlıklarından paniklemesiyle tam olarak. Beton ranzanın üzerinde uzanırken çatının kirişine konan serçenin uçup gitmesini „İçimdeki bir dünya boşaldı, 6 ay boyunca o kuşu bekledim“ diye anlatan Karataş, o hücrede kaldığı sürede ‚hayatın, canlı varlığın değerini farkedip, Alevi inancını araştırmaya başladığını‘ söylüyor. „Bu yol pek çok yerlere gitti.“ diyor;  ‚Kızılbaşların Gağant bayramının Karadeniz ve Trakya’da da başka isimlerle kutlanıyor olmasını görmek‘ gibi. Bu dönemde teorik kitap okumayı bıraktığını, şiddeti savunan insanlarla ilkesel olarak ilişki kurmadığını söylüyor ve ekliyor „Bu bir günah çıkarma da olabilir“…
Hücre çıkışında yazmaya başladığı Gece Kelebeği romanına Yozgat cezaevinden Sakarya`ya giderken el konduğunu, İsviçre`ye geldikten sonra tekrar yazmaya başladığını anlatıyor.
1938 sonrasını konu alan bu romanın anlatıcısı beş yaşındaki Gülüzar aslında Haydar Karataş’ın annesidir. Yazar, romanında Gülüzar’ın annesi Fecire Hatun, Kolsuz Musa, Çavdar Hüseyin (Çöyder) ve Hala’dan oluşan ana karakterler üzerinden Dersim insanını ve dönemi resmediyor.
İkinci kitabi olan On İki Dağın Sırrı’nda Ermeni hikayelerinin olduğu 1938 öncesini yazıyor.
Karataş, Murathan Mungan’ın iki projesinde de öyküleriyle yer alıyor. Türkiye’de bir ilk olduğunu belirttiği ‚Bir Dersim Hikayesi‘ ile ilgili şöyle söylüyor: „Böyle bir kitap 1930’larda yazılsaydı 6-7 Eylül’ü yaşamayacaktık. 1960’larda Rum hikayesi yazılsaydı, 80’lerde Kürt meselesini yaşamayacaktık. 80’lerde Kürt hikayesini yazsaydık bugünkü İslami canavar ortaya çıkmayacaktı.“
Şüpheli asker ölümleri ve asker intiharlarını konu alan ikinci Murathan Mungan kitabı ‚Merhaba Asker’de yine bir hikayeyle yer alıyor. 1990 ile 2009 yılları arasında intihar eden 12 bin askeri konu alan bir kitabın daha önce çıkması gerektiğinin de hemen altını çiziyor.
Nükhet Tuzcuoğlu’nun Roboski çocuklarıyla ilgili kitabı ‚İstenmeyen Çocuklar’a da bir öyküyle katkıda bulunuyor.
„Modernizm insanın tat duygusuyla birlikte hayal gücünü de öldürerek işçileştiriyor. İnsana yeni bir hayal düyası gerekli. Bunun temeli de edebiyattır.“ diyen Karataş, edebiyattan geçim sağlanılmadığını da hatırlatıyor. Bu nedenle gündüz geçimini sağlamak için İsviçre’de Anayasa Mahkemesi’nde çalıştığını, geceleri ise henüz 9 aylık olan kızı uyuduktan sonra yazdığını anlatıyor. Yazmanın ödülünü ise şöyle tarif ediyor: „Bana dokunan bir yüz, bir insan, bir tebessüm.“ Daha sonra, „Aslında yazarlar kendi kitaplarını iyi okuyamazlar, Avrupa’da bu nedenle tiyatro sanatçılarına okuturlar.“ diyerek ‚Gece Kelebeği‘ adlı romanından okumaya başlıyor. Kendi deyimiyle edebiyat felsefesi ‚kötüleri de vicdanlı yazmak‘ olan Yazar, bu masalsı romanından okuduğu bölümlerle bize dokunmayı başarıyor…

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.