İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Meral’in Kitap Bahçesi: Bin selam olsun sesini duyurmak için engel tanımayanlara

208

Kimi sesiyle dokundu kalbimize, kimi elleriyle. Kimi müziğiyle etkiledi bizi, kimi renklerle oynadı tabloları üzerinde. Kelime cambazıdır kimisi, satırlara boğar bizi. Kimi bilime, bilim kurguya, kimi şiire, romana olan sevdasını döker kağıda bizi alır götürür bambaşka diyarlara.
Kendi adıma söylüyorum, belki de tüm bu renkleri bir araya toplayabildiği için, sanatın en güzel dalıdır edebiyat. Yazabilmek için, çizebilmek için, söyleyebilmek için, çalabilmek ve daha niceleri için engel tanımayan bu değerli insanların önünde bir kez daha saygıyla eğilerek, herkese sağlıklı günler dilerim.
İyi okumalar…

SOL AYAĞIM -Christy Brown

Beyin felci ile dünyaya gelmiş ve uzun süre hareket ve konuşma yetenekleri olmadan yaşamış olan Christy Brown için doktorlar, zihinsel özürlü olduğunu düşündüklerini ve öleceğini söyleseler de, anne ve babası buna aldırmayarak onun eğitilebileceğine inandılar. Ailesinin, arkadaşlarının ve yakınlarının çabaları sayesinde Christy, sol ayağını kullanarak yazmayı ve resim yapmayı başarır. Zamanla konuşmaya da başlaması ile birlikte, tedavi biçimi değişerek fizyoterapiye ağırlık verilmiş ve böylelikle daha rahat hareket etmeye başlar.
1954 yılında yazdığı ilk romanı Sol Ayağım, kendi hayat hikayesini konu alan otobiyografik bir romandır. Kitap daha sonra 1989 yılında, başrolünü Daniel Day-Lewis’in oynadığı çok başarılı bir filme uyarlanır.

UÇSUZ BUCAKSIZ -Ursula Le Guin

Fantastik ve bilimkurgu dünyasının kadın kahramanı Ursula Le Guin’in bu alanda farklı bir yeri var. Genel anlamda Bilimkurgu okurları için Ursula Le Guin’in yeri özeldir. Güncelliğini hiç kaybetmeyen kitapları, yıllardır çok satanlar arasında yer alır.
Diğer kitaplarında yer alan üç öykünün yanı sıra Türkçeye ilk kez çevrilen iki öyküsüyle birlikte toplam beş uzun öyküden oluşuyor Uçsuz Bucaksız.
Rüzgârın On İki Köşesi kitabında yer alan “İmparatorluklardan Daha Uçsuz Bucaksız ama Daha Yavaş”  dünyadan uzakta, her birinin ayrı özellikleri olan bir grup bilim insanıyla bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Diğer bir öyküsü “Buffalo Kızları, Akşam Dışarı Çıkmayacak Mısınız” Amerika’nın güneybatısında çölde kaybolan genç bir kadını anlatıyor. “Herneler” de dört kuşak kadını bir Yunan efsanesi anlatarak yan yana getiriyor yazar.  “Seggri Meselesi” öyküsü  kadınların ve erkeklerin birbirinden tamamen ayrı yaşadığı, kadınlar Orta Çağ evlerinde yaşarken, erkeklerin kalelerde yaşadığı, kadınların sayısının erkeklerin sayısından altı kat daha fazla olduğu bir dünyada geçiyor. Kitabın son öyküsü “Halktan Bir Adam” da ise Özgürlüğü ele almış yazar. Öykü doğup büyüdüğümüz yerleri unutmamız, reddetmemiz gerektiğini anlatıyor. Öyküleri ile özgürlüğü, cinsiyetsizliği ve empatiyi bize tekrar tekrar anlatan Ursula Le Guin’i bugüne kadar okumadıysanız “Uçsuz Bucaksız”  bir başlangıç kitabı olabilir.

KALBİMİN CAN MAYASI -İclal Aydın

Son derece sempatik bulduğum, hiç görmediğim halde, ilginç bir şekilde çok yakın hissettiğim insanlardan biri İclal Aydın. Kendisi kadar sıcak gelir bana yazdıkları.
Bu roman da öyle. Bir devam kitabıdır, Dönüş, Derya ve Türkan’ın hikayesi olan Üç Kız Kardeş romanının devamı, sıcacık bir aile hikayesi. Kendinizden mutlaka bir parça bulacağınıza inandığım duygu yüklü ama unutmaya yüz tutmuş bazı değerleri tekrar içimizde, ta derinlerde bir yerde hissettiren, güzel bir roman Kalbimin Can Mayası. 

Tanıtım Bülteninde diyor ki:
“İnsan bir hikayeye kendini kaptırdığında, bir bakıyor ki karşısındakini anlamaya başlamış. Nedenini bilmeden peşine düştüğümüz duyguların, izini sürdüğümüz tutkuların, hapishanemiz olan korkuların bize bizden önceki nesilden kaldığına kanaat getirdim. Unutmamak, hatırlamak, birbirini tamamlamak için aslında.
Diken kelebeklerinin göçü altı nesil sürüyorsa ve nesiller birbirinde devam ediyorsa, dağın bu yanıyla öbür yanını, denizin bu ucuyla öteki ucunu, bir kıtanın başlangıcıyla bitimini aynı anda görebilen hangi nesildir? Dün, bugün ve yarın, bir neslin yolunda kesiştiğinde hikâyeler nasıl değişir?
Belki de, Kiraz’ın Defne’ye söylediği gibi bir aynaya tutulur bütün hikâyeler:
“Büyürken, genç kız olurken fark ettim ki, benim annem de sen ve senin annen için öteki kadın. Annelerimize yaşatılan reddedilişin iki ucuyduk seninle. Rüçhan Hanım’ın ölüme giderken hüzünle baktığı bir aynayız biz. Birimiz aynanın sırrı, diğerimiz camıyız.”
Üç kız kardeş Türkân, Dönüş ve Derya’nın hikâyesi, Ayvalık’ta kaldığı yerden, bağımsız kurgusu ve tanıdık karakterleriyle devam ediyor.

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Copy link
Powered by Social Snap