Drücken Sie „Enter“, um den Inhalte zu überspringen

Meral’in Kitap Bahçesi: “Bir şehir ol. Mesela İstanbul gibi… De ki; Boğazım kuruyana kadar seveceğim seni…”

298

Çağlar boyu birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, birçok kez isim değiştirmiş,  işgal edilmiş, istilaya uğramış ama ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiş aşıklar şehri İstanbul var bu hafta kitap bahçemde. İnsan kalabalığı, trafiği, bozuk kentleşmeden kaynaklı düzensiz yapıları nedeniyle birçok insanın sevmediği şehri İstanbul.

Bakabilmeyi bilmek lazım diyorum inadına. Gönül gözüyle. Evet hiç kolay değil. Hatta en kötü yerleşim yerlerinden bir bölgesinde 35 yıl yaşamış biri olarak söylüyorum, bana göre dünyanın en güzel şehridir İstanbul. En güzel, en dokunaklı, en acı, en hisli hikâyeleri barındırıyor yüreğinde. Milyonlarca insanın ömrünü ağırlamış toprağında. İnsanoğlu denen vahşi yaratığın pençesinde yıllardır çırpınmasına rağmen, dünyanın başka hiçbir yerinde görülemeyecek güzelliklerine sahip. Betondan bir kaleye çevrilmek istenen bu şahane şehir ile ilgili yazılmış kitaplardan bahsetmek istedim bu hafta. Birbirinden değerli yazarlarımızın hikâyelerine tanıklık eden bir güzel şehir İstanbul…

LEYLA’NIN EVİ -Zülfü Livaneli

Bu yazıyı yazmaya başlarken Zülfü Livaneli’nin o tok sesinden bir şarkı dinliyorum. “İstanbul’u Dinliyorum, Gözlerim Kapalı”.  Çok keyifli. Okurken size de, büyük bir zevkle tavsiye edebilirim… 

Konusu hiç yabancı gelmeyecek okurken, hiçbirinize. Kah gülüp, kah üzüleceksiniz. Kah kızıp, kah düşüneceksiniz. Ama sahip çıkacaksınız Leyla’ya, farkında olmadan, istemsizce. Çünkü ezilmek isteniyor, çünkü yaşlı olduğu için güçsüz kabul edilip hile ile hakları, yalısı hatta akıl sağlığı elinden alınmak isteniyor. Ama çok güçlü bir kadın olan Leyla’nın umudu hiç tükenmiyor. Anneannesinin ona anlattığı hikâyeyi hatırlar hep. İstanbul’un işgali yıllarında insanlar birbirine “bu da geçer ya hu” dermiş, isyan edercesine. Konusu tanıdık gelecek çünkü kendi yaşamınızdan, kendi dünyanızdan çok şey görebilirsiniz.

Her yaptığı işi büyük bir hayranlıkla takip ettiğim, kişiliğine, karakterine sonsuz saygı duyduğum sevgili Zülfü Livaneli’nin kaleminden Leyla’nın Evi. Sizin de çok keyifle okuyacağınızdan emin olduğum, gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim bir roman. 

İSTANBUL BİR MASALDI -Mario Levi

Bir İstanbul aşığı olan Mario Levi’nin, 1993 yılında yazmaya başlayıp, 1999 yılında bitirdiği ve 2000 yılında Yunus Nadi ödülüne layık görüldüğü, İstanbul’u çok güzel anlattığı romanıdır İstanbul Bir Masaldı.  

1920 – 1980 yılları arasında İstanbul’da yaşamış Yahudi bir ailenin hikâyesini anlatıyor kitap. Ailenin yaşadığı sıkıntıları anlatan, bir dönem hikâyesi. Dili biraz ağırdır, akıcı olmadığını düşünebilirsiniz ama detayları hikayede saklı,  Mario Levi severlerin büyük bir keyifle okuyacağını düşündüğüm bir çalışma.

“Türk edebiyatının klasikleri arasında yer alan ve otuz üç dilde yayımlanan İstanbul Bir Masaldı’da, kaybolan yüzlerin, seslerin, ayak izlerinin kaderinde saklı bir tarihten sesleniyor Mario Levi.
Bütün göçlerin en acıklısına, ruh göçlerine dokunuyor…”

İSTANBUL HATIRASI -Ahmet Ümit

Ve Başkomiser Nevzat yine sahnede, yine suçluların peşinde… Çözülmeyi bekleyen cinayetleri araştırırken, buram buram tarih kokan İstanbul sokaklarında gezinip, tarihine, dokusuna, yaşanmışlıklarına dokunuyorsunuz bu güzel şehrin. Sıkılmadan, büyük bir heyecanla okuduğum, hem polisiye hem tarihi bir roman. İstanbul konusunda bildiklerinize yenilerini eklemek isterseniz mutlaka okuyun derim. Yedi hükümdar, yedi mekân, yedi gizemli cinayet ile çok iyi kurgulanmış, okuyucuda merak uyandıran ve sürpriz bir şekilde biten akıcı bir hikâye İstanbul Hatırası. Bizans’tan İstanbul’a uzanan sürükleyici bir serüven…

Nice şairin dizelerine konu olmuş Yedi Tepeli İstanbul’a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bilinen ilk adı Byzantion’dur. Gezilip, görülmeye değer o kadar çok yeri, o kadar çok hikâyesi var ki saymakla, anlatmakla bitmez.

Turizm açısından çok zengin bir yere sahip olan Sultanahmet Meydanı ile, önce kilise sonra cami hatta bir dönem müze olarak kullanılan ünlü Ayasofya Camii ile, sokaklarıyla dizilere konuk olmuş Balat ile, 21. yüzyılda tarihe bir kez daha adını onurla yazmış Taksim İstiklal Caddesi ile, Boğaz’ı, Kız Kulesi, Çırağan Sarayı, Dolmabahçe Sarayı, Topkapı Sarayı gibi ünlü daha nice sarayları ile, tarihin bilinen en eski kulesi Galata Kulesi ile, hisarları, kasırları, hamamları, kaleleri, surları ile, hepsi birbirinden narin adaları ile, Yerebatan Sarnıcı, müzeleri ve daha nice eşsiz yapısı ile dünyanın en zengin, en nadide şehridir İstanbul. Kelimeler yetersiz kalır anlatmaya. Ben bu hafta kısaca, elimden geldiğince anlaşılır biçimde anlatmaya çalıştım. Az da olsa hissettirebildiysem sizlere ne mutlu bana.  

İstanbul kadar güzel günler diliyorum…

Sağlıkla kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by Halit Akkaya/Pixabay

Copy link
Powered by Social Snap