İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Meral’in Kitap Bahçesi: “İnsan, uçurumun kenarına varmadan kanatlanamaz”

88

Hayatlarını kalemiyle, kağıda döktükleriyle kazanmayı hayal eden ama çoğunlukla bu sevinci tek başına yaşayan ünlü yazarlarımız sanırım sadece zorlu hayat şartlarına değil, aynı zamanda “Senin yolun yol değil, bırak şu kalemi, kağıdı; git mesleğini yap, avukat ol, memur ol” diye söylenen ailelerine karşı da büyük mücadele vermiştir maalesef. Tabiri caizse kendi burnunun dikine gitmişlerdir.
Balzac mesela; babasıyla pazarlık eder resmen. İki yıl içinde ünlü bir yazar olmazsa noterdeki küçük odasına geri dönecektir. Ama tabii ki sonuç ortada…
Ya da henüz 11 yaşındayken babasını kaybeden, onu sevmeyen dedesinin himayesine giren ama bir süre sonra evden kovulan ve o yaşına rağmen tersanelerde çıraklık yapan bir başka değerli isim.
-Kitap okumayı sever misin?
-Kitap okuyacak vaktim yok ki…”
“Sevseydin, vakit bulurdun!” diyen Maksim Gorki. Çok severek ve bir solukta okumuşumdur romanlarını…
Ya babasından sürekli kemerle dayak yiyen Bukowski’ye ne demeli? Çoğu geceler sokakta yatan Charles Bukowski yazar olma sürecini kısaca şöyle anlatır;
“İki seçenekten birini seçmek zorundaydım. Ya posta ofisinde kalıp delirmek ya da yazmaya oynayıp açlıktan ölmek. Ben aç kalmayı seçtim.”
Ben de hep kendi burnumun dikine giderim aslında. Birgün sevilen, gerçek bir yazar olur muyum bilmem ama o burnunun dikine giden kalem ustalarına fena halde özeniyorum.

Kitap deryasında iyi bir hafta diliyorum herkese…

EKMEK ARASI -Charles Bukowski

İlk hikayesi 24 yaşında yayımlanır Bukowski’nin. Kendine has  üslubuyla yazdığı, fazla doğal ve argo şiir ve hikayelerini yayıncılar pek ciddiye almaz. Bukowski, bu yüzden yaşadığı hayal kırıklığı nedeniyle 10 yıl boyunca bir şey yazmaz. Amerika’nın dört bir yanını dolaşarak, birçok işte çalışır; Bulaşıkçı, kapıcı, benzin istasyonunda pompacı, bekçi, kamyon şoförü, fabrika işçisi ya da postacı olarak.
Kendi hayat hikayesini anlattığı Ekmek Arası, yeraltı edebiyatı seven okurlar için kitaplığından asla eksik etmeyecekleri bir eser. Bu türü ve Charles Bukowski’yi merak ediyorsanız Ekmek Arası güzel bir başlangıç olur.
Çocukluğunu, gençliğini, küfürleri, alkolü, kadınları öyle bir dille anlatmış ki… Asla kibar olmaya çalışmayan bir üslupla, düşündüğünü tereddütsüz apaçık bir şekilde ifade edebilen ve  hayatın bütün acımasızlığına rağmen pes etmeyen Bukovski’yi doğuran kitaptır bana göre. Dili argo evet ama hayatın kendisi ona argo zaten. Onu anlayabilmek çok zor değil. Tanıdıktan sonra çok seveceğiniz bir usta isimdir.
Ama okuduktan sonra siz de onun gibi artık hayatı umursamaz bir hale gelebilirsiniz. Benden söylemesi..

SUÇ VE CEZA – Fyodor Mihaylovic Dostoyevski

Sürekli sarhoş bir babaya ve hasta bir anneye sahip olan Dostoyevski’nin çocukluğu yatılı okullarda geçer. Sara hastalığı ve bitmek bilmeyen depresyonuyla ömrü boyunca mücadele eder.
Yaşadığı dönemin toplumsal sorunlarını konu alan romanları yüzünden çoğu zaman başı belaya girer. Küçük bir otel odasında ve ekonomik sıkıntılar içinde yazdığı Suç ve Ceza’yı bilmeyen, Suç ve Ceza denilince Dostoyevski aklına gelmeyen yoktur diye düşünüyorum…
Bana göre psikolojik olduğu kadar felsefesiyle de ön planda tutulması gereken bir başyapıt. Bu çalışmanın sağlam bir düşünceye ve akıcı bir öyküye sahip olması; yazım tarzını, konusunu, kahramanlarını ve felsefesini şekillendiren en temel unsurlar olmuş. Söylenebilecek çok şey var aslında ama Dostoyevski’nin yaşamı ve birikimi sayesinde oluşan bu şaheser klasiklerin demirbaşı niteliğinde…
Aynı zamanda psikolojik ve de ideolojik bir roman olan Suç ve Ceza edebiyat ve hukuk ilişkilerinin dönüm noktalarından biri olmuştur. Yabancılaşma, karamsarlık, toplum eleştirisi, yalnızlık, suç, ceza, başkaldırı, adalet, bozuk düzen, iletişimsizlik, yoksulluğun, sefaletin ve hastalıkların çarpıttığı, yalnızlığa ittiği insanlar, onların karanlık, düşsel dünyaları, aşırı karamsarlık, yabancılaşma Suç ve Ceza’nın ana temalarından bazılarıdır.
Kişinin yaşama imkânını gözetmeyen bozuk düzenin ve toplumsal dayatmaların, onu nasıl bir girdabın içine ittiği ve giderek de ezip yok ettiği ağırlıklı olarak işlenir. Çarpık düzene ağır bir eleştiridir Suç ve Ceza…

İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN -Sabahattin Ali

Sevgi ve aşk temasını sıkça gördüğümüz eserlerinin yanı sıra toplumsal sorunlara yönelttiği eleştiriler yüzünden sıkıntılı zamanlar yaşayan yazarımız Sabahattin Ali de, Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazarlardan biridir. 13 – 14 yaşlarında yaşadıkları bölge Yunan işgali altında olduğu için babası maddi sıkıntılar yaşar. İlkokuldan sonra parasız yatılı olarak okur Sabahattin Ali. Gençlik yıllarında siyasi görüşünü benimsemeyen ırkçı ve aşırı milliyetçi kişiler tarafından zaman zaman tehdit edilen ve ne yazık ki 1948 yılında katledilen Sabahattin Ali, 41 yıllık ömrüne birbirinden değerli eserler sığdırmıştır.
Dünya çapında ün yapmış sanatçılarımız Sezen Aksu, Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli, Edip Akbayram gibi isimlerce bestelenen şiirleriyle, sinemaya ve televizyona uyarlanan hikayeleriyle, Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan gibi her dönem çok satan ve her kuşağın keyifle okuduğu romanlarıyla edebiyat dünyasında çok önemli bir yere sahiptir Sabahattin Ali…
Ölümünden 8 yıl önce kaleme aldığı İçimizdeki Şeytan’da, kahramanları Ömer, Macide, Nihat ve Bedri üzerinden, kimi zaman hepimizin içinde bulunduğu toplumsal baskının üzerimizdeki etkisini okuyacaksınız. Ömer ve Macide’nin aşkını konu alan romanda çoğu zaman kahramanlarımızın iç sesleri üzerinden iç hesaplaşmalarını, Ömer’in sürekli kendini sorgulamasını ve başarısızlığını okuyacaksınız…
Ayrıntısı detaylarda gizli olan ve beklenmedik bir anda ortaya çıkabilen kötü tarafımız…
Gelgelelim,
“İçimizde şeytan yok…
İçimizde aciz var,..
Tembellik var..
İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçma itiyadı var…”

Sevgiyle ve sağlıklı kalın…
Meral Türkdoğan

Copy link
Powered by Social Snap