Drücken Sie „Enter“, um den Inhalte zu überspringen

Meral’in Kitap Bahçesi: “Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiği vakit…”

190

İnsanın en büyük ideali çevreye, düzene, insana adaletin hakim olmasıdır…

Başlı başına bir mücadeledir yaşamak, değil mi? Zorlu bir mücadele. Kimimiz için geçim sıkıntı bir dertken, kimimiz hayatta kalabilmek için resmen kan dökmüş. Dökmek zorunda kalmış. Çünkü cana kastetmiş zalim.  Acı ya da tatlı, iyinin ve kötünün kucak kucağa yaşadığı bu topraklarda ne olaylara, ne acılara şahit olduk tarih boyunca. 1934 Trakya, 38 Dersim, 55 İstanbul, 78 Maraş, 80 Çorum, 93 Sivas. Öncesi var, sonrası var. Daha niceleri var. Ama sonu yok sanki. İçi tamamen boşaltılan, “milli” denilen değerler yüzünden yeri geliyor kardeşim, komşum dediği birini gözünü kırpmadan öldürüyor, tecavüz ediyor, katlediyor, yakıp yıkıyor insanoğlu. Ne uğruna? Sözüm ona ırkını korumak uğruna, sözüm ona dinini korumak adına, sözüm ona milletini korumak adına. Bu anlayış var oldukça birileri katletmeye devam edecek.

Diğer bir yandan birileri de daha güzel bir gelecek için, adil bir yaşam hakkı için, birileri gözünü açsın, insanlar artık zulüm görmesin diye, çevreye, düzene, insana adalet hakim olsun diye gencecik ömrünü feda etmeye devam edecek. Umutsuz bir temenni benimkisi ama umuyorum bu duyarsızlık, bu ilgisizlik, bu saygısızlık, bu sevgisizlik çok yakında sona erer.

“Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiği vakit dünya aydınlığa kavuşacaktır.“ demiş sanatçı.

Çok haklı…        

EN HÜZÜNLÜ EYLÜL -Osman Balcıgil

6-7 Eylül 1955’te İstanbul’da yaşanan büyük yıkım ya da kıyım. Şüphesiz Türkiye siyasi tarihine kara bir leke olarak geçti. Koltuğunu çok seven politikacılarımızın, milli değerleri kullanarak, her söylenilene çok çabuk kanabilen, kendi iradesiyle düşünmekten aciz, okumaktan, araştırmaktan, meraktan uzak yaşayan bir güruhu nasıl organize ettiğini, nasıl bir canavara dönüştürdüklerini heyecanla okudum. Diğer bir yandan o dönem yaşananları kafamda canlandırmaya çalıştıkça utancım kat be kat arttı. Türk komşuları ile huzur içinde, kardeşçe, bir arada yaşayan Rumların 2 günde cehenneme dönen hayatları, yarım kalmış aşkları, sağlam kurulan ama yok edilen dostlukları, arkadaşlıkları. Gerçekti yaşananlar. Gözümle şahit olmasam da tarih şahit, gerçekti yaşananlar.

Maalesef utanç dolu, acı bir gerçek…

Osman Balcıgil’in diğer romanları gibi, çok akıcı, sürükleyici ve gerçek hikâyelere değinen tarihi romanlarından bir tanesi En Hüzünlü Eylül.

AKILLA BİR KONUŞMAM OLDU -Fazıl Say

Kendi yaptığı bestesiyle, ilk kez 8 yaşında sahneye çıkar. 11 yaşında Avrupa Birliği Piyano yarışmasında ilk ödülünü kazanır. Dünyaca ünlü piyanistimiz Fazıl Say’dan bahsediyorum.

“Sanatçı, bir olayda aniden yeniden doğar. Her an her şey olabilir. Ki Türkiye; her an her şey olabilir babında zengin bir ülkedir.” diye not düştüğü son kitabı “Suya Yazılan” kitabı da bende merak uyandırdı ama 2017 de Kaleme aldığı “Akılla Bir Konuşmam Oldu” kitabına değinmek istiyorum bu hafta.  

Dünyam, Yüzler, Şairlerim ve Çocuklarım bölümlerinden oluşan kitap daha çok günlük/anı türünde yazılmış diyebilirim. İlk bölümde müziğe farklı bakış açılarına değinmiş, ikinci bölümde, Fazıl Say’ın hayatına bir şekilde dokunan tanınmış kişilerden bahsedilmiş. Üçüncü bölümde bestelediği eserlerden, “Çocuklarım” dediği dördüncü bölümde ise sanat hayatı boyunca tuttuğu notlardan ve ürettiği eserlerden bahsetmiş.

Arka kapak yazısı;

İnsan iyi hissederse iyi yaşar.
“İyi” ile sarmalandığında iyi şeyler üretir.
İyi hissetmeyi, iyiye inanırsa bulur.
“İyi”yi kimi insan Tanrı’da bulur, kimisi meleklerde.
Kimisi çiçeklerde, kimisi ağaçlarda.
Kimisi aşkta, kimisi sevgilide, kimisi çocuklarda, 
Kimisi müzikte, kimisi fizikte.
İyiden aldığımız güçle yaşarız. 
İyinin dokunduğu yerden filizleniriz. 
İyiden aldığımız güçle yaptıklarımız “umut” olur.
Tabular ve önyargılarla insanlar birbirini düşman ilan ediyor.
Çok da iyi bir dünya değil aslında burası.
Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.
Sabırlı ol. Güçlü ol. İçine çek nefesi.
Hayatı, iyiyi içine çek.
“Evrendeki iyiden asla vazgeçme.”

YOL SENİN İÇİNDE -Kinsun

Osman Balcıgil ile hüzünlendik, Fazıl Say ile biraz olsun rahatladık. Şimdi biraz da kendi içimize doğru bir yolculuğa çıkalım mı?  Kinsun’dan Yol Senin İçinde.

İnsanın en önemli ve en zor görevi kendini bulmaktır. Bulabilmelidir de. Ne pahasına olursa olsun. Ne şekilde olursa olsun. Bu bazen sarsıcı olabilir. Yüzleşmek, göğüs germek zorunda kalabilir bazı durumlarda. Bıkar, yorulur, sıkılır kimi zaman. Gitmek ister kendinden. Kendine gelebilmek için…

Keyifli hikâyelere yer verilmiş, hayata dair çok güzel mesajlar verilmiş, başucu niteliğinde bir kitap Yol Senin İçinde.   

Arka Kapak;

Bu dünyada u/mutsuz bir yaşam sürmek için yaratılmadın.
Umutsuzluk hâlbuki çok uzaktadır.
Farazidir. Gelecek ile örtülüdür.
Neden zor olanı seçiyorsun ki?
Geleceğe dair planlar insanı hüsrana uğratır.
Neden sana uzak olana bel bağlıyorsun?
Mutluluk tohumları senin içinde. Şimdide.
Bırak filizlensin. Ve sadece izle.
Filizlerin içinde koca bir ormana dönüşmesine şahit ol.
Onu reddetme. Kabullenmekten korkma. Umut hep bakidir.
Üzülme, kaybetmedin onu. Sadece onu yaşamayı unuttun.
Kendini seçmeyi yeğledin sadece. Kendini unut.
İçinde filizlenip koca bir ormana dönüşen yerde yola koyul.
Kaybol. Kendini kaybet ki mutluluğu bulasın.
Gelecekten kurtul ki asıl kendini bulasın.

Evet çok da iyi bir dünya değil aslında burası. Yine de umutlarınızı yok etmeyin. Bu evrende iyi de var.

Sevgi ve sağlıkla kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by StockSnap/Pixabay

Copy link
Powered by Social Snap