Meral’in Kitap Bahçesi: “Umut belki de gelecek sayfadadır. Kapatma kitabı…”

16

Bir yılı diğer bir yıla bağlayan gecenin sonunda, sabaha karşı şöyle bir baktım gökyüzüne. Beyaz bulutların ardında görünen göğün mavisi çok etkileyiciydi. Kapadım gözlerimi soğuğa inat, hiçbir şey düşünmeden öylece durdum biraz. Sonra açıp gözlerimi o derin maviliğe içimden geçen birkaç cümleyi mırıldandım. Çünkü öyle güzel, öyle temiz, öyle rahatlatıcı ve öyle davetkar bir görüntüsü vardı ki, hadi iste der gibiydi. Öyle hissettirdi bana.
Delirdin mi Meral, diye düşünebilirsiniz ama benim normal biri olduğumu düşünen çok az kişi vardır şu hayatta. 🙂

İstedim ben de yüzümü karartıp…
İyi insanlar görmek istedim. İyilik yapmayı gönülden seven insanlar görmek.
Sonra yardıma muhtaç insan olmasın artık dedim. Şansa bile ihtiyacımızın olmadığı bir hayat diledim.

Kışın karını, yazın denizini, baharın rengarenk çiçeğini, mevsimlerin tertemiz havasını doyasıya yaşayacağımız zamanlar istedim. Yarını düşünmeden, gelecek için kaygılanmadan, birilerinden medet ummadan, bir şeylerden korkmadan, diken üstünde olmadan, rahat bir nefes alarak yaşayalım istedim.

Sonra o tertemiz mavilik yavaş yavaş yerini siyah bir tona bırakınca „tamam mesajı aldım“ diyip içeri geçtim. 🙂

Şaka bir yana, dileklerimiz, isteklerimiz, hayallerimiz aynı, aklın yolu bir. Geleceğe umutla sarılmaktan vazgeçmeyelim.

2020 ve bu yıla kadar yaşadıklarımızdan çıkardığımız birçok ders olduğuna inanıyorum. Birçok şeyi daha net anladık. Dilerim yeni yılımız, yeni takvim yapraklarımız, bizim için yepyeni güzelliklere gebedir. Tüm dünyaya, tüm canlılara iyilik, güzellik, sevgi, huzur, mutluluk, şans diliyorum.

Bol kitaplı, çok okurlu, çok müzikli, bol filmli nice yıllarımız olsun. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, „Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir“ değil mi?

Sağlıkla kalın,

SÜPER İYİ GÜNLER -Mark Haddon

İsmi itibariyle listeye güzel bir giriş yaptım sanırım.

Bilindiği gibi otizm, bireyin sosyal çevreden koparak içe kapanması, diğer insanlarla etkileşimi herkes gibi yapamamasıdır. Önceleri buna ailenin tutumu, sosyal ilişki kurmadan kaynaklı korku, çocuğun yetiştirilme biçimi ya da sevgi yoksunluğunun sebep olduğu sanılıyormuş. Ama son 20 yıldır yapılan araştırmalar sonucu bunun nörobiyolojik nedenlerden kaynaklandığı kesinlik kazanmış.

Hayır, size otizmin ne olduğunu uzun uzun anlatmayacağım. Otistik bir kahramanın kendi ağzından okuyacağınız bu hikayeyi çok sevebilirsiniz.

Kalabalık ortamlarda duramayan, dokunulmaktan rahatsızlık duyan, evinden çok uzaklaşamayan ama astronot olmak isteyen ve inanılmaz bir hafızaya ve matematik bilgisine sahip kahramanımız Christopher’in keyifli, ilgi çekici ve sıra dışı romanı.

Süper İyi Günler İngiltere’de yayımlandığı günden itibaren satış rekorları kırıyor. Bugüne kadar 15 dile çevrilmiş ve 32 ülkede satışta.  

MOMO -Michael Ende

Hem çocuklara hem büyüklere hitap eden, her dönem çok satanlar arasında yer almış klasik bir roman. Şehrin harabelerinde, antik tiyatronun altında yaşayan, kendi adını bile kendi koyan, nereden geldiği belli olmayan, kimsesiz bir kız çocuğudur Momo. Onu gören, onu tanıyan herkes çok sever ve Momo için bir şeyler yapmak isterler. Momo’nun en önemli özelliği çok iyi bir dinleyici olmasıdır. Büyük küçük herkesle çok güzel arkadaşlıklar kurar.

Bir de Zaman Hırsızları ve Duman Adamlar gibi karakterlerimiz var ki, bunlar zaman kavramını çok güzel anlatmışlar okuyucuya. Hızla akıp giden zamanın ne kadar değerli olduğunu, bir yere yetişmeye çalışırken, bir şeylere sahip olmaya çalışırken, bir şeyler olmaya çalışırken harcadığımız zaman. An’ı yaşamak yerine geleceği inşa ederken harcadığımız zaman.

Kitap aslında modern zamanın bir eleştirisi niteliğinde. kesinlikle okumaya hatta arşivlemeye değer bir kitap Momo.

VEBA YILI GÜNLÜĞÜ -Daniel Defoe

Daniel Defoe’nun 1722 yılında yazdığı bu roman gerçek olması ve içinde bulunduğumuz durum nedeniyle okurken bir hayli ürpertici olabilir. Yazar henüz 4-5 yaşlarındayken yaşanan bu acı ve okudukça ürküten olayı Daniel Defoe’nun amcası Hanry Foe’nun günlüklerinden toparlayarak yazıldığı düşünülüyor.

1664-1665 yıllarında Londra’da çıkan ve ülkeyi kasıp kavuran veba salgını, Hollanda’ya gönderilen malların açılmasıyla ortaya çıkar.

Karantinadan başka çözümü olmayan bu hastalık bir yığın tedbirsizlik sonucu günden güne artar ve binlerce insanın hayatına mal olur.

Yazar yaşanan olayları ince detaylarına kadar anlatmış. Toplu mezarlara atlayan hastalıklı ama hala canlı bedenler, sokaklardan duyulan çığlık sesleri, çocuklarını vahşice öldüren aileler. Binlerce ceset bırakan veba salgını insanlarda çok ağır psikolojik yıkıma da sebep olmuş aynı zamanda.

Gerilim yüklü bir film sahnesi gibi geliyor kulağa ama bu olayın gerçekten yaşanmış olduğunu bilmek, kitabı gözleri dolu dolu okumasına sebep oluyor insanın.

Sağlıkla kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by Janko Ferlic/Pexels

Leave A Reply