Nostaljinin iyi yanı -Safranbolu’ya mı gitsek?

318

Korona zamanında kapalı kalmanın karamsar duygularından bir nebze uzaklaşabilmek için belki de en iyi çözüm, hoş hatıraların nostaljik yanlarını ara ara belleğe çağırmak olmalı. Almanya Münih’ten Türkiye ana memleket hasretini dindirme niyetine bir önceki gezi notlarımdan derleme kademeli aşı önerisi, ilk durak kahve yanında lokum olsun:

Safranbolu
İstanbul Samsun hattı üzerinde bir masal alemi. Gerçi Tosya, Osmancık, Merzifon, Havza gibi başka efsaneler de var, ama Safran ve lokum ülkesi bir başka.
İlk gidişim Ömer Kavur’un Orhan Pamuk ‚Kara Kitap‘ romanından ‚Gizli Yüz‘ adıyla çevirdiği filmden birkaç sene önceye dayanıyor. Başrollerinde Zuhal Olcay ve Fikret Kuşkan’ın oynadığı oldukça sürrealist çizgiler taşıyan film 1991 yılında tamamlanmıştı. Küresel turizmin henüz tam olarak giriş yapmadığı Safranbolu’nun eski otantik halini merak edenler için belgesel nitelik taşır ‚Gizli Yüz‘.

Aradan otuz yıl geçince tabi ister istemez yamaçtaki eski Safranbolu’nun alt tarafındaki İstanbul Samsun karayolu etrafında yeni bir Safranbolu daha oluşuyor ve hemen yanı başında bir zamanlar kendi gibi ilçe olan Karabük’ün illiğe terfisinden sonra buraya bağlanıyor.

Safranbolu’nun güneyinde 15 km uzaklıkta adı son zamanlarda çok sık duyulan bir köy var; müstesna Yörük Köyü. Buranın bir zamanlar konar göçer yörükler tarafından kurulduğu söyleniyor, ancak köyü gezmeye başlayınca pek öyle olmadığı anlaşılıyor.

Bu Orta Karadeniz köyünün özellikle iç turizmde adının sıkça geçmesinin en büyük nedeni, muhteşem güzellikte ve çevredeki diğer köylerin aksine son derece iyi korunmuş konakvari evlerin bulunması, ayrıca oldukça düzenli, intizamlı sokakları var. Köyün hemen girişindeki büyük taşlarıyla göze çarpan Osmanlı mezarlığı bakımsızlıktan biraz garip kalmış olsa da köyün zenginliği hakkında ipucu veriyor. Göçebellikten çok yüzyıllardır ikamet edilen bir yerleşke.

Leyla Gencer

Leyla Gencer
Nazari dikkati fevkalede cezbeden köyün ilk sokağına girildiğinde oldukça zarif bir kadın büstüne rastlanıyor. Kim olduğunu öğrenmek üzere şildi yakından izledikten sonra merakımı gidermek üzere sokakta yerli birine bakınıyorum, fakat güzelim köyde ikamet edenlerin sayısı oldukça azalmış olduğundan görünürde kimseler yok.

Avrupa’da ‚La Diva Turca‘ adıyla anılan, daha doğrusu Milano Divası Leyla Gencer, selamlıyor.
Şiltte yazılan kadarıyla büstün hemen arkasında yer alan konağın sahibi Hasanzade İbrahim Bey’in (İbrahim Çeyrek) kızı olduğu ve asıl adının Ayşe Leyla Çeyrekgil olduğunu öğreniyoruz. Bir zamanlar Milano Operası La Scala’nın vazgeçilmez sopranolarından olan Leyla Gencer’in eski vitalarında İstanbul doğumlu olduğu yazar, fakat baba tarafından Safranbolu’nun bu dağ köyünden olduğundan pek bahsedilmez. Yine de daha sonra sorduğum yaşlı köylülerden Leyla Gencer’i büstünden başka gören veya birebir tanıyan olmadığını öğreniyorum.

Filiz Hanım’ın konağı
Köyün muazzam dizili kaldırım taşlı sokaklarında dolaştıktan sonra dışarıdan gördüğümüz evleri içeriden de tanımak üzere Filiz Hanım’ın konağına davete icap ediyoruz. Bir zamanlar ahır olarak kullanılan alt katın şimdilerde yöresel ürünler ve hediyelik eşyaların satıldığı bölümünü geçtikten sonra üst katlara yöneliyoruz.

Safranbolu Müzesi

Gerçekten muazzam bir el işçiliğinin sergilendiği ve son derece estetik otantik bezemelerle süslü yaklaşık 150 yıllık köy konağının odalarını dolaşırken, sekizinci nesil ev sahibesi Filiz Hanım’ın köyün tarihçesini anlatırken son derece tiyatral bir role girmesi cezbediyor. Adeta epik bir tiyatronun rol avcılığını üstlenmiş olan Filiz Hanım, bölgenin bir zamanlar üç kardeş olan Hacı Obası, Davut Obası ve Yörük Obası olarak yerleşim yerlerine ayrıldığını anlatıyor. Köyün diğer köylere göre daha bir varlıklı olmasının ise bir zamanlar Osmanlı saraylarına hizmet eden fırıncılıktan kaynaklandığını (bu arada Leyla Gencer’in atalarının da Karaköy’de fırıncılık yapmış olduğunu hatırlatalım, Yağma Hasan’ın böreği meşhurdur), vurgulayan Filiz Hanım, eskilerde köyün 130 haneden oluştuğunu, şimdilerde ise sadece 30 hanenin kaldığını, son dönem turizmle biraz olsun canlılık kazandığını söylüyor. Soprano Leyla Gencer’in yanı sıra İsmail Cem İpekçi ile ünlü modacı Cem İpekçi’nin de köylerinde akrabaları bulunduğunu kıvançla kaydediyor.

Safran ve lokum diyarı, güzel evler memleketi Safranbolu
Yemek çeşnisi, kıymeti büyük safranın, bir de lezzetli lokumların, belki daha kıymetlisi güzel evler memleketi Safranbolu’ya geri dönelim. Yıllar önce gezmişliğim vardır, zamanla değişen çok şey olmuş. Mesela eski Safranbolu’nun güney ve kuzeyine yeni bir Safranbolu eklenmiş, ilçe zaten şimdilerde yeni ve eski diye ikiye ayrılıyor.
Büyük demir çelik fabrikalarının bulunduğu Karabük ile Safranbolu adeta birleşmiş durumda. Osmanlı sivil mimarisinin Anadolu topraklarındaki belki de en etkileyici örneklerinin bulunduğu eski Osmanlı evleri nispeten iyi korunmuş durumda. 1994 yılından bu yana UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Safranbolu, her yıl yerli yabancı milyonlarca turistin akınına uğruyor.

Yörük Köyü

Kış aylarında bile ilçenin muntazam sokaklarında yüzlerce yabancı turiste rastlamak mümkün. Vatandaşlar, Safaranbolu’nun son yıllarda özellikle Koreli, Çin ve Japonyalılar’ın akınına uğradığını söylüyor. Ana çarşıdaki lokum ve safran dükkanlarında bunu gözlemlemek mümkün. Köz ateşinde pişirilip safranlı lokumla ikram edilen türk kahvesinden yudumlama zevkini yaşayan gezginler, kısık gözlerle çevreyi tavaf ederlerken sanki masal dünyasına geçmiş ruh haline bürünüyorlar.
Dar ve oldukça dik sokaklara dizili biribirinden güzel ve etkileyeci, bazıları müze ev bazıları ise otele çevrilmiş eski Osmanlı konaklarını rahatça görebilmek için mini golf araçları hizmete konulmuş, doğal lunapark sanki. Bir zamanlar at arabalarının rahat hareket etmesi için planlanan sokaklarda şimdi golf araçları cirit atıyor. 250 yıllık tarihi olan evlerin hemen hepsinin yapılış itibariyle tuvalet, banyo ve kanalizasyon sistemine sahip olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Merkezi konumdaki evlerin iç tarafında bulunan çeşmelerin, bir yüzünün de sokağa baktığını hatırlatalım, yoldan gelip geçenler faydalansın niyetiyle çift yüzlü inşa edilen çeşme örneği çok nadirdir. Son yıllarda ustaca tadilat geçiren camiler, hanlar, hamamlar Safranbolu’nun muhteşem görüntüsünü tamamlıyor.
Yüksek kalesinde inşa edildiği 1797 yılından günümüze hiç durmadan çalıştığı varsayılan saat kulesi, ‚Gizli Yüz‘ filminin ünlü çekim mekanıdır aynı zamanda. Müzeye çevrilen eski hükümet konağı, eski cezaevi ve Anadolu’daki diğer kentlerin saat kulelerinden oluşan minyatür parkı, Safranbolu turunun vazgeçilmez etaplarını oluşturuyor. Kale zirvesinden oldukça derin yamaçları bulunan üç kanyon üzerine kurulu ilçeye genel bakış, selfi tutkunları için ayrı bir hayranlık uyandırıyor.

Şimdilerde malum boş olan Yürük Köyü ve Safranbolu sokaklarının eski canlılığına bir an önce kavuşması, gelecek yazıda Güzel Atlar Ülkesi Kapadokya’ya uzanmak üzere ve tabi sevgili Münih’imizin tez vakit kendini toparlaması dileğiyle.

Ali Mercimek

Fotoğraflar: Ali Mercimek
Main image: Ali Konak / Pixabay

Leave A Reply