Portreler: Mihri Müşfik

279

Çocukluğumdan beri bildiğim, adını çok sevdiğim Bakla Tarlası Apartmanı. Yoğurtçu parkından Modaya çıkılan caddenin hemen üzerinde.

Cuma günü önünden geçiyordum yine. Fotoğraflarını çekmek bugüne kısmetmiş. Bakla tarlasının semtle içli dışlı bir anlamı var tabii. İlginç olansa bu apartmanın bahçesinde eskiden Çerkez Dr. Rasim Paşa’nın konağının olması. Konak tabii ki günümüze ulaşmamış. Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından birisi olan Mihri Müşfik de bu konakta doğmuş meğer. Size onun fırtınalı hayat hikayesini anlatmak istiyorum. 

Mihri hanım, 26 Şubat 1886’da Moda’da doğmuş. Sanatın hemen her dalıyla ilgilenmiş. Sarayla olan akrabalık bağı, Mihri Hanım’ın erken yaşlarda II. Abdülhamid dönemi saray ressamı Fausto Zonaro’dan dersler almasını sağlamış. Gariptir ki İtalyan ressamdan aldığı kısıtlı eğitimlerin ona yetmediğini düşünerek 17 yaşında, Vatikan’ın Fransız elçisi olan Barrer’in eşi Madam Barrer yardımıyla sahte pasaportla Roma’ya kaçmış. Burada Güzel Sanatlar Akademisi’nde bir süre resim eğitimi aldıktan sonra oradan Paris’e geçmiş. 

Burada sanatıyla hayatını kazanmaya başlamış. Kendinden dört yaş küçük olan Selami Müşfik’le evlenmiş. Bu sırada Paris’te tanıştığı Maliye Nazırı Mehmed Cavid Bey, Mihri Hanım’ın kabiliyetini tüm İstanbul’a duyurmuş.  

İstanbul’a döndüğünde ise önemli atılımlara imza atmış. İnas Sanayi Nefise Mektebinin kurulmasını sağlamış. Düşünün, o dönemler Avrupa’da bile henüz kadınlar akademilere öğrenci olarak bile kabul edilmezken Mihri hanım İstanbul’daki bu okulun ilk kadın yöneticisi ve öğretmeni olmuş; kız öğrencilere şehrin sokaklarında resim yaptıran, kadın ressamlar için toplu sergiler düzenleyen en önemlisi de kız öğrencilerin çıplak modelle çalışmasını sağlayan öncü bir kadın…

Dönemin ünlü ressamları İbrahim Çallı, Namık İsmail, Hikmet Onat, Fikret Adil, şair Tevfik Fikret’le yakın dostluklar kurmuş. Tevfik Fikret’in ölümü sonrasında yüzünün maskını alması ise hayli ilginçtir ve ülke için ilktir. 

1919 yılında tekrar İstanbul’dan ayrılarak Roma’nın yolunu tutmuş. Gabriele D’Annunzio ile yakınlık kurarak Papa XV. Benedict’in portresini resmetmiş. Hıristiyan olmayıp aynı zamanda bir Papa portresi yapan ilk kadın ressam olmuş. Ardından yine Paris yılları… Yeğeni Hale Asaf’ın ölümünden sonra da hayatındaki son durak olan Amerika’nın yolunu tutmuş. Burada birçok üniversitede dersler vermiş. Dönemin Amerika başkanı Roosevelt’in, mucit Edison’un resimlerini yapmış. Hatta Atatürk’ü mareşal üniformasıyla bir resmini yapıp Atatürk’e hediye etmiş. Eserleri de birçok önemli müzede sergilenmiş.

Ne müthiş bir hayat.. O dönemde bir kadın olarak bunları başarmak harika.. Bugün eminim ki yaptıklarıyla birçok kadına ilham olmaya da devam ediyor Sevgili Mihri.

Leave A Reply