Literaturhaus’ta Aslı Erdoğan ve Burhan Sönmez ile Türkiye Akşamı

109

Literaturhaus’ta Aslı Erdoğan ve Burhan Sönmez’in katılımıyla gerçekleşen `Türkiye Akşamı‘ yoğun ilgi gördü.

Aslı Erdoğan’ın ‘Artık Sessizlik Bile Senin Değil‘ ve Burhan Sönmez’in ‘İstanbul İstanbul‘ adlı kitaplarından oyuncu Michael Kranz’ın pasajlar okunduğu akşamda yazarlar, Süddeutsche gazetesi muhabiri Luisa Seelig’in sorularını yanıtladılar. Biletleri tamamen tükenen etkinlikte simultane tercümeyi ünlü çevirmen Recai Hallaç üstlendi.

Gazeteci Luisa Seelig’in, aralarında sıkı bir bağ olan Türkiye ve Almanya ilişkisini son dönemlerde ‘patlamaya hazır düdüklü tencere’ benzetmesiyle başladığı ilk soruda yazarların güncel durumları konu oldu.

Ödüllü yazar Aslı Erdoğan’ın Knaus yayınlarından çıkan son kitabı ‘Artık Sessizlik Bile Senin Değil‘, Özgür Gündem gazetesinde yayınlanan köşe yazılarının Almanca çevirilerinden oluşuyor. Şuan Almanya’da bulunan Aslı Erdoğan, OHAL KHK’ları ile kapatılan Özgür Gündem’in Yayın Danışma Kurulu`nda olduğu için 2016’da tutuklanmış ve dört ay cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılmıştı.

Erdoğan, konuşmasına hasta olduğu için sesi ve görünümünden dolayı özür dileyerek başladı. Tututkluluk sürecini anlatan yazar, “Davada tutuklu kalmadı ama 302 hala orada duruyor. Bir sonraki celsede durum netleşecek. Türkiye’ye dönersem ne olur bilemiyorum. Her şey olabilir. Elimi kolumu sallayarak girip, kültür bakanı bile olabilirim. Türkiye böyle de belirsiz ve mantık dışı bir ülke.” dedi.

İngiltere’de politik mülteci olarak on yıldan fazla bir süre yaşadıktan sonra Türkiye’ye dönen ve  ODTÜ’de edebiyat dersleri de veren avukat Burhan Sönmez ise, “Ben İngiltere’ye giderken Türkiye’de çok kötü bir ortam vardı, on yıl sonra döndüğümde yine kötü bir ortam buldum ama nihayetinde ülkemiz bizim ülkemiz.” dedi. Son iki yıllık gelişmelerle ilgili sayılar da veren Sönmez, Afrin bildirisini imzalayan 170 kişiden biri. Bu bildiriyle cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisini çektiklerini belirten yazar, “Bilirsiniz zaten sinirli bir adam. Bizi de hain ilan etti. Ondan sonra da tehdit mesajları aldık. Bu süreç yeni değil, 80’lerde başladı. 30 yıldan fazla bir süredir aynı baskı ortamındayız ama Türkiye’de bizim gibi sesler tükenmedi.” şeklinde konuştu.

‘İstanbul İstanbul‘, Burhan Sönmez’in 3. kitabı. Bir İstanbul kitabının aynı zamanda bir yazar ailesi beklentisi olduğunu da söyleyen yazar, “İstanbul’u ilk kez 17 yaşında gördüm ama gitmeden önce filmlerden, şarkılardan, romanlardan biliyordum. Küçüklüğümde, Orta Anadolu’da Kürtçe anlatılan masallarda bile prens ya da prenses mutlaka İstanbul’a uğrardı ve biz merak ederdik, nasıl bir yerdi? Son 200 yılda çok büyük bir İstanbul kültürümüz var. İstanbul edebiyatı, filmleri, şarkıları. Kendiniz de o nehrin bir parçası olmaya çalışırsınız.” dedi.

Burhan Sönmez: “Bizimki sarı kahkalar ülkesi”

Daha sonra ‘İstanbul İstanbul’ kitabından okunan bölümde de hissedildiği gibi, Burhan Sönmez’in, dramatik olayları komikleştirerek anlatan bir tarzı var. Sönmez, bununla ilgili soruyu “Acı çekerken acıyı hissederiz ama daha sonra acıyı anlatırken onu komikleştirerek anlatırız. Türkiye’de hapse girip çıkmış insanları dinlerseniz, bunu görürsünüz. Sanırım her yerde her zaman gülebilme becerisi insanı var eden şey.” şeklinde cevapladı. Yazar, okur toplantılarında farklı kuşaklardan insanların gelip kitabıyla ilgili `bizim kuşağı çok iyi yazmışsın‘ dediğinde, önce bir yazar olarak kendisiyle övündüğünü ama sonra düşününce bunun bir maharet olmadığını farkedip, `aslında bütün kuşakların aynı acıları çektiğini ve aynı umudu hala sürdürdüklerini gördüğünü‘ belirtti.

Sönmez, “Türkiye’de bazı bölgelerde cenaze evinde gece yarısı aile yalnız kalınca ölenin hakkında konuşulmaya başlanır. Büyük üzüntüyle anlatılmaya başlayan hikayeler, ölenin yaptığı şakaların, anlattığı fıkraların, komikliklerinin hatırlanmasıyla kahkahaya dönüşür. Bu kahkayayı duyan komşular, bunu kesinlikle ayıplamaz ve buna `sarı kahkaha‘ derler. Türkiye’de şimdi yaşadığımız da bu.” diyerek Türkiye’nin `sarı kahkahalar‘ ülkesi olduğunu ifade etti.

Aslı Erdoğan: “Bağışlamak sağ kalanın lüksü”

Aslı Erdoğan’ın kitabından okunan bölümün ardından gelen soru ise soykırım ve katliamlarla ilgiliydi. `Evrensel insanlık acılarını büyük bir ustalıkla selendiren yazar‘ olarak tanımlanan Erdoğan’a göre inkar, suçun kendinden bile daha kötü. Bunun nedenini şöyle açıkladı: “Kişisel hayatımda vardığım bir sonuç; en büyük acıyı suçların inkarından aldığımı gördüm. Suçun kabulü, bana karşı işlenen suçlarda talep ettiğim tek şeydi. Bana yapılan inkarlardan sonra Ermeniler’in acısını daha çok anladığımı düşünüyorum. İşkence veya tecavüz edilen birine korkunç hakaret.”.

Roboski ve Berkin gibi kelimelerin adeta bir şifre haline geldiğine dikkat çeken gazeteci Seelig’in ‘Türkler kolektif olarak bazı konuları bastırıyor mu?’ sorusuna “Katliam bir Türk icadı değil, soykırım da değil.” şeklinde karşılık veren yazar, “Unutmak, büyük mezarlar kazıp üstünü örtmek, yok saymak Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinden gelen bir hikaye. Fakat tabii ki yalnızca bu ülkeye, bu coğrafyaya ait değil. Geçmişle yüzleşme konusunda gerçekten başarılı olan hangi ülke var? Hangi toplum bunu başardı ya da başarmak zorunda mı bırakıldı? Galipler genelde kazananlar; zaten kim kurban, kim haklı, kim haksız genellikle kazanan taraf tanımladığı için kurbanlarıyla yüzleşmek gibi bir zorunluluğu olmuyor. Türkiye, ne yaparsa yapsın kendini haklı görme konusunda bir uç örnek.” dedi.
Eleştirmenler tarafından sıklıkla Kafka’ya benzetilen Erdoğan, yazım süreci ve tarzı ile ilgili soruları cevaplamaya “Ne yazık ki, Almanca’da edebiyatım çok az bir kitapla temsil ediliyor ve denemeler bir bakıma havada kalıyor.” diyerek adeta bir sitemle başladı. Yazar `Kırmızı Pelerinli Kent‘ kitabını örnek göstererek, “Şuçu ve şiddeti yazmak bir tanıklık mıdır, kişisel ve bencilce bir vicdan rahatlatması mıdır, bir katarsis midir, yoksa yazdığı şiddetin içinde bir tür esaret midir? Dilemma, çözülemeyen bir şey; yazma bunların hepsi. Yazılamayan ve anlatılamayanların etrafında çemberler çizmek, benim için bir yazma biçimi oldu.” dedi.

Bağışlamanın sağ kalanın lüksü olduğunu vurgulayan Erdoğan, ‘Taş Bina ve Diğerleri’ kitabını örnek vererek; “Burada bir ölen, bir sağ kalan, ele veren, ele verilen, bir melek ve bir deli figürü vardı. Taş binadan bir kişi çıkamadı. Onun sesini sonsuza dek kaybettik ve o kaybettiğimiz ses, gerçek kurban oydu… Onun bağışlama şansı da artık kalmadı zaten.” dedi.

Daha sonra kitaplarını imzalayan yazarlar, sorusu olan okurların sorularını da imza esnasında yanıtsız bırakmadılar.

Lithaus-Asli-Burhan_2018_9574web
Aslı Erdoğan ve Burhan Sönmez, imza sırasında okurların sorularını da cevapladı
Lithaus-Asli-Burhan_2018_9587web
Soldan sağa: Oğuz Lüle, Burhan Sönmez, Perihan Bacaru
Lithaus-AsliErdoganHT_2018_web
Aslı Erdoğan, Hamide Türker
Lithaus-Asli-Burhan_2018_9573web
Ayten Duman ve Nilgün Eraydın da kitap imzalatanlar arasındaydı

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.