Meral’in Kitap Bahçesi: “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey…”

209

Hümanizm yapısını kaybetmiş toplumlar başta kendileri olmak üzere, bütün bireylere, tüm canlılara hatta hayata karşı çok sert olurlar. Bu duygu eksikliğini uzun yıllardır hissederim bu coğrafyada. İnsancıl kalmaya çalışmak zor iş. Barışçıl olmaya çalışmak için büyük savaş veriliyor. Kendiyle çelişiyor, kendini tanımaya çalışıyor ve kendini bildiği ölçüde insan kalmaya çalışıyor insanoğlu. Ama bunun için, kendisinin kullanabileceği, güçlü bir iradeye sahip olması gerekiyor. Kendisinin kullanabileceği diyorum çünkü günümüz şartlarında insanoğlu bunu pek beceremiyor. Başkasının iradesi, düşünceleri hatta kararları yeterli birçoğu için. Uzun zaman önce kaybetmeye başladığımız merak, araştırma, bilgi sahibi olma becerimize hümanizm duygusunu da eklemeliyim maalesef. Çünkü insanlarda vicdan duygusu, acıma duygusu, içten gelerek muhabbet etme duygusu büyük ölçüde azalmış durumda. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diyebilen bir toplumdan, komşusunu acımasızca katledebilen bireye dönüştü insanoğlu. Sahip çıkamadığı vicdanını daha güçlü bir vicdansıza sattı yıllar, yıllar önce.

Yaşanan bazı acılar dinmiyor. Tarihe kazındı mı bir kere unutulmuyor.
Umut?
Olsun bakalım.
Kaybetmemeye çalışalım yine de. Koruyalım mümkün olduğunca.
Kinci olmak da doğru değil elbette ama unutmamak, ders çıkarmak ve yol göstermek gerekir.
Bir insanı sevmekle başlasın her şey…

MARAŞ KATLİAMI: Vahşet – İşkence ve Direniş -Orhan Gazi Ertekin

Tarihin en kara lekesidir Maraş katliamı. Benim doğduğum yıl gerçekleşmiş. Büyüklerimizden dinleyerek büyüdük. Gerçi anlatılan tek hikaye bu değildi. Çorum, Malatya, Maraş, Şırnak, Sivas, Ankara, İstanbul yani yıllarca ülkenin her tarafında gerçekleşen bu acı olaylarla büyüdük.

Acıyı bal eyledik mi? Ben beceremiyorum. Hala içimi acıtır. Hala anlam veremem. Hala anlayamıyorum. Bir çocuğu -mecazi anlamda değil, kelimenin en gerçek anlamıyla- paramparça edebilen zihniyeti ben anlayamıyorum. Bebekleri ikiye bölebilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum. Parçaladıkları insan vücutlarını kaynar suda haşlayabilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum. Komşusunu sadece dini inancı farklı diye, siyasi görüşü farklı diye linç edebilen, katledebilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum.

Nasıl bir inanç bunları yapabilir? Nasıl bir yürek bunları kaldırabilir? Nasıl bir can bu kadar acımasız olabilir ben anlayamıyorum. Asla anlamayacağım.

Arka kapaktan:
Maraş Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinde en acıtıcı ve en ağır cinayetlerin yaşandığı bir ‘olay’ değildir yalnızca. Öldürülen ve yaralanan insanların, talan edilen/yakılıp yıkılan evlerin ve işyerlerinin önümüze koyduğu vahamet, resmi olarak gösterilenin çok ötesindedir. ‘Olayların’ ardından mağdurlara uygulanan ağır işkence, göç ve iskân politikaları da Maraş katliamının daha az bilinen yönlerindendir. Elinizdeki kitap, tam anlamıyla bir ‘pogrom’ niteliği taşıyan bu hunharlığın bütün süreçlerine ışık tutmayı, onu değişik yönleriyle analiz etmeyi ve toplumsal hafızadan sildirtmemeyi amaçlayan mütevazı bir çabanın ürünüdür.

Sorgulamasını sadece ‘namlı katiller’le sınırlı tutmayan bir politik hesaplaşma, kitabın açmak istediği ufuklardan biridir. Kitap, aynı zamanda, ‘Cumhuriyetçi seçkinler’, ‘milliyetçi baronlar’ ve ‘İslamcı müteşebbisler’in yeniden sorgulanmalarına dair bir toplumsal sorumluluk çağrısı içermekte, ayrıca, komşusunun canına kastedip evini yağmalayan ‘masum halk’ı da bu sorgulamaya dahil etmektedir.

Maraş Katliamı’yla gerçek anlamda yüzleşmenin yolu buradan geçmektedir çünkü.

74. FERMAN -Mustafa Mutlu

Bu çağın bir başka acı gerçeği de IŞİD zulmüne maruz kalan Ezidi halkıdır. Tüm dünyanın gözü önünde yaşandı bu vahşet. Sırf inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle, sırf benimsenmeyen yaşam tarzları nedeniyle uygarca yaşamayı hak görmediler kendilerine. Onlara zulmetme hakkını gördüler kendilerinde. 7 – 8  yaşlarında bile köle pazarlarında satıldılar. Tecavüze uğradılar. Saldırıya uğradı o insanlar tüm dünyanın gözü önünde. Ve hiçbir kurum, kuruluş da gidip “Bu barbarlığı yapmaya hakkınız yok. Bu suçtur” demedi. Diyemedi. Bu insanlık suçuna sessiz kalındı.

74. Ferman gazeteci-yazar Mustafa Mutlu’nun kaleme aldığı, o döneme ait araştırma kitabı niteliğinde bir roman. Ezidi kültürüne ve bu halkın yakın geçmişte yaşadığı acılara değiniyor. IŞİD yada DAİŞ. Anlamı biri Türkçe’de diğeri  Kürtçe’de Irak Şam İslam Devleti.

Barbar bir örgütün yaşattığı zulmü bir kez daha hatırlatıyor bizlere Mustafa Mutlu.

Arka kapaktan:
Usta gazeteci-yazar Mustafa Mutlu son romanı 74. Ferman’da, Ezidi kültürüne odaklanıyor ve bu halkın yakın geçmişte yaşadığı derin acıları anlatıyor. IŞİD saldırısıyla dağılan bir Ezidi ailenin dramı, kaçırılan, tecavüz edilen, köle gibi satılan kadınlar, çaresiz yaşlılar ve çocukların bakış açısından aktarılıyor.

74. Ferman, Irak’ın Sincar bölgesinde ve ölüm topraklarına dönüşen Şengal Dağı’nda, acımasız karanlık karşısında hayatta kalmak için güneşe uzanan ellerin öyküsü.
21. yüzyılda, Türkiye sınırlarına çok yakın bir bölgede yaşandığına kolayca inanamayacağınız olaylar, Ezidilerin başına gelen son büyük felaket ve dünyanın duyarsızlığı üzerine soluk soluğa okunan bir roman.
“Kan yağmurları getiren kırmızı bir bulut gibi geçtiler üzerimizden… Sonra her fırsatta dönüp kırmızıya boyadılar topraklarımızı…
Kan kırmızısına! Yüce Ezda affetsin beni kin tuttuğum için ama hepsinin intikamını alacağım!”

ARINMA VE YOK ETME –Jacques Semelin

Fransız tarihçi ve bilim insanı Jacques Sémelin özellikle Yahudi soykırımı, eski Yugoslavya’daki etnik temizlik, Ruanda’daki Tutsi soykırımı, Türkiye’deki ve Kamboçya’daki soykırımları örnek alarak yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkan bu eser, insanoğlunun nasıl bir katil haline geldiğini, kitlesel kıyımların nasıl gerçekleştiğini, insanın bunu yapabilme hakkını kendinde nasıl görebildiğini, şuursuzca kendini nasıl aklayabildiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Ama anlayabilir miyiz bilmiyorum. Ben bu konuda başarısızım.

Arka kapaktan:
“Ben, birtakım toplulukların tarihi adına konuşmuyorum. Chateaubriand’ın zekice betimlediği biçimiyle ‘halkların intikamını almaya söz vermiş’, daha ziyade güçsüzlerin hakkını koruyan o tarihçi tavrını takınmak da istemiyorum. Bu kitabın konusu üzerinde yıllardır çalışıyor olmam, araştırmacı olarak soykırımların gizemini anlamaya bir katkı sunmak içindir. Çağdaşlarımın pek çoğunun kendilerine aynı soruları sorduklarından kuşkum yok: bu nasıl olabilir? Binlerce, on binlerce, hatta milyonlarca savunmasız insanı öldürme noktasına nasıl gelinebilir? Ve üstelik, onları yok etmeden önce bunca eziyet, tecavüz ve işkence nedendir?

Öldürmeyi istemek ile öldürme eylemi arasında büyük bir uçurum vardır. Bu kitapta öne sürülen incelemelerin kalbinde yer alan, soykırım da bu eyleme geçiş meselesidir; psişik bir güdüden ziyade son derece karmaşık, siyasi, toplumsal, psikolojik vb. kolektif ve bireysel dinamiklerin iç içe geçtiği bir denge süreci olarak ele alınan bir eyleme geçiş.”

Bir insanı kötülük yapmaya iten sebepleri yani insanları barıştan barbarlığa sürükleyen neden ya da nedenleri bilinçlenmek adına derinlemesine irdelemek gerekir bence. Her yönüyle.

Ki yapılabilecek bir şey varsa geç kalınmasın…

Sağlıkla kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by Fernando Cabral/Pexels

Leave A Reply