Meral’in Kitap Bahçesi: “Hayat bir nefestir, aldığın kadar. Hayat bir kafestir, kaldığın kadar. Hayat bir hevestir, daldığın kadar.”

205

Kendimi bildim bileli hep bir şeylerin savaşını verdim. Maalesef yaşadığım ülke buna çok müsait. İyi bir iş, rahat bir yaşam, temiz bir ev, güzel dostluklar, güvenli bir ortam, sağlıklı bir yaşam… Gücüm yettiğince emek verdim, mücadele ettim. İmkanlarım dahilinde temin edebildim. Sağlığım yerinde. Ben iyi olduğum için sevdiklerim iyi. Beni düşünmelerine, benim için üzülmelerine, fazladan bir gün daha yaşayayım diye ya da hayatta kalayım diye mücadele etmelerine gerek yok. Çok şükür bu günüme, büyüklerimin dediği gibi.

Bu günlerde hangi sayfaya, hangi platforma baksam minik bir bedenin yaşam mücadelesini görüyorum. Çektiği acıya rağmen gözlerindeki ışığı görüyorum. Nefes almakta zorlanırken bile gülümsemeye çalıştığını görüyorum. O minik bedenler için gözyaşı yerine kan ağlayan anne, baba, kardeş görüyorum. Onlar için çırpınan binlerce kişi görüyorum.

Ey Hayat! Bu kadar zor olmak zorunda mısın?
Bir çocuğun yaşaması için milyonlarca lira gerekiyor. Bir ömrün devam edebilmesi için milyonlarca lira. Bir ailenin yüzünün gülmesi için, sağlıklı bir beden için milyonlarca lira.
Bu çok acımasızca! İsyan etmemek elimde değil. Nasıl bir dünyada yaşıyoruz böyle!
İnsanların duyarlılığı, yardımseverliği çok güzel, evet. Ama yetersiz. Bunun başka bir yolu olmalı. İnsan hayatı bu kadar önemsiz olmamalı. Bu bütün ülkelerde böyle midir şuan bunu bilmiyorum, ama bir aile çocuğu için, bir çocuk ailesi için bu kadar çaresiz bırakılmamalı.

İçinizi karartmış olabilirim bu hafta üzgünüm, ama ben de huzursuzum.
SMA, AML, İlik, Lösemi ya da adını daha önce hiç duymadığım bir yığın hastalık için tedavi olmayı bekleyen, tedavi olabilmeyi hayal eden milyonlarca beden var. Eliz Mira, Hamza, Ali, İsmail Çağan, Elisa, Aziz Cemal ve daha kim bilir kaç güzel yürek. Gödüğüm, görmediğim binlercesi için dua etmekten başka elimden hiçbir şey gelmiyor.
Ama sosyal medyanın gücü ile gönüllülerin bu seferberliği umut veriyor herkese. İyi ki varlar.

Sesi olmak istedim o minik bedenlerin bu hafta. Dilerim geç olmadan sağlıklarına kavuşurlar. Dilerim emekler karşılığını bulur. Dilerim bir an önce o ailelerin yüzü huzurla güler artık.

HER KALP KENDİ ŞARKISINI SÖYLER –Jan-Philipp Sendker
Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler ve yalnızca diğer yarımız o sesi duyar.
Kitabın kapağı bile insanın içini ısıtan cinsten bence. Duygusal yönünüz ağır basıyorsa tabi. Çok romantik, çok hüzünlü, duygu yüklü bir roman.  Sadece okuyanların birbirlerine tavsiyesiyle yüzbinlerce adet satmış bir çalışma Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler.

Kitaptan alıntı:
„Tin Win bir aralık ayında cumartesi günü doğar. Burmalılar için bu bir uğursuzluktur. Bu çocuğun ailesinin başına bela olacağı söylenir. Tin Win’in doğumundan birkaç yıl sonra babası ölür. Bunun üzerine annesi de Tin Win’i terk eder. Tin Win günlerce annesini bekler. Sürekli uzaklara annesi gelecek mi diye bakarken artık gözlerinin eskisi kadar iyi görmediğini fark eder. Annesinin gelmeyeceği anlaşılınca Tin Win’e komşusu Su Kyi bakmaya başlar. Aradan biraz süre geçtiğinde Tin Win bir sabah uyanır artık hiç göremediğini, gözlerinin önünde beyaz bir perde olduğunu fark eder.
İlk günler Tin Win için çok zor geçer. Daha sonra manastıra gider ve kendisi gibi kör olan U May ona ders vermeye başlar. Görmenin sadece gözle olmadığını önemli olanın korkularında arınmak olduğunu söyler. U May’ın söyledikleri Tin Win’in hayatını değiştirir. Artık kulaklarıyla daha iyi duyabildiğini fark eder. Kalp atışlarını, kelebeğin kanat çırpışını duyar. Artık gözleri olmadan da kendi işlerini yapabilmektedir. Manastıra gidip gelirken Mi Mi isimli bir kızla tanışır…“

İnsanoğlu bakış açısını değiştirdiğinde ve güzel bakmayı öğrendiğinde hayat daha yaşanılası olacak…

GECEYARISI ÇOCUKLARI -Salman Rüşdi
Hint asıllı Britanyalı yazar Salman Rüşdi’nin biraz tarih kokan, biraz fantastik romanı Geceyarısı Çocukları 1981 yılında yayınlandı.
„Hindistan’ın bağımsızlığının ilan edildiği 15 Ağustos 1947 yılı gecesi dünyaya gelen Salim Sina doğduğu tarih nedeniyle basında ilgi odağı olur. Başbakan tarafından da kutlanır ama ilginç bir şekilde ona bahşedilen olağanüstü bir yeteneğe sahiptir artık. Salim Sina onunla aynı gece doğan bütün çocuklarla empati kurabilme yeteneğine sahiptir. Hatta yaklaşan tehlikeleri koku alma duyusuyla anlayabilir ve bu durum onu içinden çıkılmaz bir hale koyar. Onun bu yeteneği modern Hindistan’ın gelişen olaylarına, felaketlerine ve zaferlerine de ayna olur.“  

Hindistan’ın bağımsızlığıyla yakın tarihinin işlendiği bu yapıt ilk basıldığı yılda Man Booker Ödülü’ne layık görülmüş.
Bugüne kadar birçok ödüle layık görülen Salman Rüşdi, kendi ülkesinin tarihi geçmişinden ve yaşanan olaylardan öyle güzel öyküler yaratmış ki. Kitaplarını okurken hem mistik, hem fantastik hem de gerçekçi olaylara şahit oluyoruz.

ANADOLU EDEBİYAT DERGİLERİ -Barış Akkurt
Son olarak edebiyat dünyamızın vazgeçilmezi edebiyat dergilerinden ve bu alanda profesyonelce hazırlanmış bir çalışmadan bahsetmek istiyorum.
Her ne kadar günümüzde bu türden yayınları okumak için çoğunlukla interneti kullansak da, evin en güzel köşesinde veya bir mekanda oturup, sıcacık bir kahve ya da çayımızı yudumlarken, keyif alarak inceleyip, hem bilgi sahibi olup hem dinlendiğimiz edebiyat dergilerimizin, edebiyat dünyasındaki yeri tartışılmaz.  

Yazarın kaleminden:
„Eğer yeterli sermayesi olan bir yayıncı değilseniz, edebiyat dergiciliği yapmak kıldan ince kılıçtan keskin sırat köprüsünü geçmeye çalışmak demektir. Peki edebiyat dergisi çıkarmak için sermaye dışında ne gerekir? Her şeyden önce edebiyata yönelik iştiyakınız olacak, var oluşunuzun yansısını güçlü bir şekilde görmek isteyeceksiniz, organizasyon yeteneğiniz güçlü olacak, dergi düzenlemeleri ve teknik işlerde başarılı olacak, derginin devamlılığı için dergi katılımcılarına telif ödememeyi başarabileceksiniz. Bunun yanı sıra derginin tanıtımı, dağıtımı ve abonelik işleyişini düzenleyebilecek bir donanıma sahip olacaksınız. Ve elbette ürettiğiniz yayın, edebiyat adına dikkate değer bulunacak. Bu zorlukları aşma çabasını Anadolu Edebiyat Dergileri’nin varoluş deneyimlerinde ağırlıklı olarak görüyoruz.“

Anadolu Edebiyat Dergileri Barış Akkurt’un uzun zamandır ilgilendiği bir alan. Bu çalışma toplamda 45 dergi, yayıncısı ve yayıncılık deneyimi olan işin ehli kişilerle yaptığı röportajlardan oluşuyor.
Barış Akkurt dergilerin dünyasıyla bizi baş başa bırakıyor..

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Main Image by Free-Photos/Pixabay

Leave A Reply