Meral’in kitap bahçesi: “Herkes ne zaman ölür; elbet gülünün solduğu akşam!”

124

Birkaç hafta önce bir televizyon programına konuk olan Yazar Ahmet Ümit’in bu korona günlerinde evde kalmak zorunda olan okurlar için bir tavsiyesini dinledim. Çok samimi gelen bu tavsiyesini sizlerle de paylaşayım: Diyor ki bir yazarın, bir yönetmenin, bir ressamın vs. bizzat kendisini tanımak için çok güzel bir fırsat aslında bu günler. Yani birçok (karma) kitap ya da film okumak, izlemek yerine belki bir sanatçının eserlerini, neler yaptığını araştırmak, sevdiğimiz birinin, şair, yazar, yönetmen her kimse bir insanı bütün yönleriyle tanımak güzel olabilir. Siz ne düşünürdünüz bilmem ama bu tavsiye bana çok güzel bir fikir gibi geldi. Ben yine de size alternatif sunmak istedim…

Bu hafta seçtiğim ve yine birbirinden değerli bulduğum kitapları umarım sizler de beğenirsiniz…

GÜLÜNÜN SOLDUĞU AKŞAM -Erdal Öz

Doğru bildiklerinden asla vazgeçmeyen, kişiliğini ve muhalif kimliğini daima koruyan değerli yazar Erdal Öz var bu hafta listemin başında. 2006 Mayıs’ında, üstelik acı bir tesadüf eseri 6 Mayıs’ta kaybettiğimiz yazarı biraz yakından tanıyalım mı? 
Yargıç babasına tepki olsun diye yarım bırakır hukuk eğitimini. Fakat yıllar sonra tamamlar ama bu hukuk serüveni diplomayla sınırlı kalır çünkü mahkeme salonlarından değil, edebiyat bahçelerinden geçmek ister Erdal Öz. 
Aynı zamanda iyi bir edebiyatçı olan yazarımız 1981 yılında Türk ve Dünya edebiyatından sayısız eserlerin yayımlandığı Can Yayınları’nı kurar.
12 Mart darbesiyle birlikte siyasi görüşlerinden dolayı üç kez tutuklanan Erdal Öz, cezaevine girdiği yıllarda hukuksal bilgilerini de kullanarak Mamak Askeri Cezaevinde yatan ve bir döneme damgasını (acı bir şekilde) vuran Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve nicelerinin kaldığı koğuşta kalır. Onların isteği üzerine o dönemde yaşadıklarını, konuşmalarını, o günlere dair anılarını daha sonra bir belgesel yapmak ister ama Deniz ve arkadaşlarının  6 Mayıs 1972 de idam edilmesiyle bu hayali yarım kalır.
Yıllar sonra, Gülünün Solduğu Akşam adıyla yayınlar bu kitabı Erdal Öz. 1986 yılında yayınladığı anı türünde basılan, roman tadındaki bu kitap, Türkiye tarihinde asla unutulmayacak bir döneme tanıklık ediyor. O dönemi bilenler için, okurken ister istemez boğazında düğümlenen bir yumru hiç gitmiyor. 
Tek amaçları eşit yaşam şartlarında, tam bağımsız, düşüncelerin, fikirlerin tabi ki bir diğerinin özgürlüğünü kısıtlamayacak şekilde özgürce dile getirilebileceği daha güzel bir düzende yaşamak olan Deniz ve arkadaşlarının, anıları, hayalleri, yaşama dair umutları, amaçları, cezaevinde yaşadıkları işkenceleri ve kitabın sonunda henüz 25’inde bu gençlerin idam sehpasına götürülüşleri can yakıyor. Şahsen Erdal Öz’ün bende bıraktığı hüzün kalıcı oldu…

KIRLANGIÇ ÇIĞLIĞI -Ahmet Ümit

“Vicdanını yitirmiş bir dünyadan başka nedir ki Cehennem?”
Tarihi romanlarıyla tanıdığımız Ahmet Ümit, bu kez bir cinayet romanıyla karşımızda.
Güncel olaylar üzerine kurgulanmış bu kitap mülteci sorunlarını ve çocuk tacizlerini konu alıyor.
Yine bir cinayeti araştırırken gerçek anlamda yaşadığımız toplumsal olaylara değindiği Kırlangıç Çığlığı ile çocuk tacizcilerini hedef almış bir seri katilin, profesyonelce işlediği ardı arkası kesilmeyen cinayetleri ve önceki romanlarından aşina olduğumuz Baş Komiser Nevzat ve ekibinin soğukkanlı, ustaca ve büyük bir titizlikle çözmeye çalıştığı olayları büyük bir heyecanla okuyoruz. Körebe olarak tanınan katili ararken aynı zamanda toplumsal bir sorun olan Suriyeli Mültecilerin yaşamlarına, insanoğlunun para uğruna vazgeçtiği değerlere, yaşadıkları talihsiz olaylara dışarıdan bir gözle şahit oluyoruz. 
Bazı şeyleri görmemek için gözlerimizi kapatsak da, kulaklar sağır kalamıyor kırlangıç çığlıklarına…

BÜLBÜLÜ ÖLDÜRMEK -Harper Lee

1960’ta yayınlanan Pulitzer ödüllü bir roman Bülbülü Öldürmek. Nelle Harper Lee’nin, 1936 yılında, henüz 10 yaşındayken yaşadığı bir olaydan esinlenerek yazdığı bu roman Amerikan Klasikleri arasında değerlendiriliyor. 
Hikayeyi Scout adında bir çocuğun anlatımıyla okuyoruz.
Kendisinden birkaç yaş büyük ağabeyi Jem, yakın arkadaşları Dill ve mantığıyla hareket eden, her zaman vicdani yönü ağır basan avukat babaları Atticus’un çevresinde geçiyor hikayemiz.
Siyahi bir gencin haksız yere suçlanması üzerinden yaşanan olaylar; riyakârlık, sınıf ve ırk çatışmalarıyla insanlar arası ilişkide adaletin ve dürüstlüğün önemini anlatan evrensel bir hikâyeye dönüşüyor. Etkileyici gerçekliğiyle ürperten, “insani” vurgusuyla sarıp sarmalayan, çağdaş dünya edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan bir klasik roman.
O yıllarda Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılığı, eşitsizliği, siyahi vatandaşlara yapılan haksızlıkları ve özgürlük, adalet, eşitlik, vicdan hürriyeti, cinsiyet, ayrımcılık gibi hassas konuları akıcı bir anlatımla ve etkileyici bir dille ele alıyor yazar.
Ve bence şunu bir kez daha vurgulamakta fayda var;
Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiçbir neden yoktur.

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Leave A Reply