Gökay Sofuoğlu yazdı: Ne olacak şimdi?

133

Türkiye’de referandum oylaması Avrupa’da bitti ve şimdi sırada 16 Nisan’da Türkiye’de yapılacak oylama var. Avrupa’da katılım oranı yüzde 50 olarak belirtiliyor. Aslında bazı ülkelerde parlamento seçimlerinde dahi ancak yüzde 50’lik orana yaklaşılması göz önünde bulundurularak bu bir başarı olarak kabul edilebilir. Hele seçmenlerin oylarını vermek için ne kadar zahmete girmek zorunda kaldıklarını da dikkate alırsak bu başarının ayrıca altını çizmek gerekir. Umarım ki aynı başarıyı, örneğin Alman vatandaşlığı almış Türk asıllı göçmenler 24 Eylül seçimlerinde de gösterirler ve yoğun bir şekilde seçimlere katılırlar.

Evet, bu referandum sonucunun sevineni ve üzüleni olacak, ama kazananı ya da kaybedeni olmayacak. Hele kazananı hiç olmayacak.

Neden mi?

Referandum konusu anayasa.

Bilindiği gibi anayasalar ülkelerde yaşayan insanların ortak yaşam anlaşmalarıdır. Ne kadar çok insan bu anlaşmanın altına imza atmış olursa, bu ortak yaşam o kadar sağlam olur.

Alman anayasası bu şekilde hazırlanan anayasalardan birisidir. O nedenle Almanya’da anayasal yurttaşlık kavramı önemlidir. Kendisini herhangi bir nedenle Alman diye tanımlamayan kişiler kendisini anayasa ile özdeşleştirir. Alman anayasa (Temel Yasa ± Grundgesetz) birinci maddesi bir manifesto niteliğindedir. ™Die Würde des Menschen ist unantastbar.∫ Yani İnsan onuru dokunulmazdır. Bundan sonraki yazılan tüm maddeler birinci maddeye uyarlanarak yazılmıştır. Tüm eksikliklerine rağmen, özellikle Almanya’da yaşayan azınlıklar açısından görülen eksikliklere rağmen, Alman anayasası rakipsizdir. Bunun en büyük nedeni anayasanın oluşumunda tüm toplumsal katmanların katkısının olmasıdır.

Türkiye’deki anayasa tartışması, meclisten geçirilmesinden kamuoyunda tartışılmasına ve oylanmasına kadar birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Ve oylama bittikten sonra bu anayasa yeniden tartışmaya açılacak ve Türkiye yeni tartışmaların içinde yıpranacaktır.

Ancak bu yazıda dikkat çekmek istediğim başka bir konu var. Başında belirttiğim gibi sevinen veya üzülenler olacak olsa da bu anayasa sürecinin sadece kaybedenleri olacak. Ve bu kaybedenlerin başında biz Avrupa’da yaşayan Türkler olacağız.

Her ne kadar bizim ikamet ettiğimiz yerlerdeki günlük yaşantımıza herhangi bir katkısı olmasa da, anayasa tartışması günlük yaşantımızın en etkili gündemini oluşturdu. Alman siyasetinde son dönemde gelişen ve eleştiri ile karalamanın birbirine karıştırıldığı bir süreç ve Türkiye’den buna karşı gösterilen olağanüstü aşırılıktaki tepkiler bir bakıma bizim günlük yaşantımıza yansıdı. Her yerde Türkiye konuşulmaya ve her yerde bulunan Türkler, Türkiye uzmanı yapılmaya çalışıldı. Okullarda dahi Türk çocukları artık Türkiye siyasetinin tartışıldığı bireyler haline getirildi. Bu yer yer tartışmalara ve tepkilere yol açtı.

Türkiye’den gelen Nazi Almanyası benzetmeleri, Şansölyeye karşı Nazi Metodu uyguluyor suçlamaları, her ne kadar Almanya devlet yönetimi tarafından çok fazla önemsenmemiş olsa da halk arasında infial yarattı. Sokakta ve mahallelerde yıllardan beri Türk komşuları ile yanyana yaşayanlar arasında özellikle Türkiye’den gelen söylemlerin olumsuz etkilerinin hissedildiği gözlemlendi. Kendi aralarında toplanan bazı Almanların mahallelerindeki Türk manavdan bir süre alışveriş yapmayacaklarına dair mektup gündemi meşgul etti. Bunun yayılmaması sevindirici, ama bazı başlangıçların olması bile kendi içinde tehlikeli boyutlara yol açabilir. Bazı siyasi partilerin eylül ayında yapılacak seçimlerde göçmen konularını gündeme getirecek olmaları, başta İslam yasası, çifte vatandaşlıkta geri adım atılması gibi konuları gündeme getirmek için uğraş vermeleri de Alman siyasetinde göçmen konusunun yine olumsuz anlamda etkilenmesine yol açacaktır.

Gökay Sofuoğlu
-Almanya Türk Toplumu Genel Başkanı

Comments are closed, but trackbacks and pingbacks are open.