Meral’in kitap bahçesi: Ruhun kağıda yansıdığı yerdesiniz…

66

Dünya bir kriz halinde. Evlerimize kapandık kaldık. Kiminiz maalesef çalışmak zorunda. Kiminiz bu koronavirüs belasına bulaşan insanların tedavisi için canla başla çalışıyor. (Ki sizler hakkettiğiniz değeri alıyor musunuz, almıyor musunuz bilinmez fakat şu bir gerçek ki tarih sizi asla unutmayacak sevgili sağlık çalışanları!)
Hepimiz bilim insanlarından gelecek müjdeli haberi bekliyoruz sabırla…
Umuyorum ki insanoğlu çok iyi bir ders çıkaracak bu yaşananlardan. Umuyorum ki bu kez kulak verecek toprak anaya. Kapanıp kaldığımız odalarımızdan çıkıp, doğada, sahilde, sokakta bir kafede oturup okuyacağız kitaplarımızı, dergilerimizi…
Umuyorum ki o günler çok yakında…

KAN Ve GÜL –Alper Canıgüz
Güldürürken düşündüren, eğlenceli olmasının yanı sıra zaman zaman beyin fırtınasına da maruz kalabileceğiniz kitaplarını okurken gülmekten gözleriniz yaşarabilir Alper Canıgüz’ün. Farklı anlatım tarzı ve samimi dili ile edebiyatımızda kendine has bir yer edinmiş, kendi okuyucu kitlesini oturtmuş bir yazar. Romanlarında Nabokov, Marcel Proust, Jules Verne, Dostoyevski gibi yazarlardan ilham almış. Alper Canıgüz kitaplığına muhakkak bakın derim.
Bu hafta fantastik-polisiye türünde olan bir romanından bahsetmek istiyorum sizlere. Kızının dans gösterisinde çıkan bir yangında, kafasına aldığı bir darbeyle bir anda 20 yıl öncesine giden kahramanımız bu durumu fırsata çevirmek ister. Yıllar önce boşandığı ama hala aşık olduğu eski karısıyla arasını düzeltmek için eline ikinci bir şans geçtiğine inanır. Ama aslında hiçbir şey planladığı gibi gitmez.
Zaman zaman kahkahalara boğup, zaman zaman üzen ama okudukça merak uyandıran bir karamizah.

Kitabın arka kapağında ise şöyle yazıyor:

“Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…”
Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk…
Kan ve Gül, fantastik bir polisiye.
Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman.
Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik.
İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete geçmesi pekâlâ mümkündür.
Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması galiba iyi olacaktır.
Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır.
Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.
Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir?
Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır?
Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?
Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.

MİLENA’YA MEKTUPLAR –Franz Kafka
Yazmanın akıl almaz bir etkisi vardır insanda. Bazen en yakınınıza bile anlatamadığınız, kimseyle paylaşamadığınız sıkıntılarınız olabilir. Ama aklınızdakini, içinizdekini, sizi huzursuz edebilecek her şeyi kağıda döktüğünüz an kendinizde doğal olarak oluşan o rahatlamayı, özgüveni hissedersiniz.
Eğitim yılları sırasında kimyaya merak salmış, daha sonra hukuk eğitimi almış, bir yıl avukatlık yaptıktan sonra sigortacı olarak çalışmaya devam etmiş, arkadaş çevresinde neşeli fakat kendi iç dünyasında karamsar, içe dönük bir yazar Franz Kafka. Bu durumu sağlığına da etki eder ve çok genç yaşta verem hastalığından yaşamını yitirir.
Yine kısa bir ömür. Yine birçok eser, hikaye, mektup. Hayattayken yazdıkları önemsenmeyen Kafka bütün yazdıklarını, yakmasını yok etmesini ister yakın arkadaşından. Neyse ki arkadaşı Max Brod, onun gibi düşünmemektedir.  Ölümünden sonra dünya çapında ün yapmıştır yazdıkları.
40 yıllık hayatına 4 aşk sığdırmış. Bunların en etkilisi Milena Jesenska desek sanırım yanlış olmaz. Bir arkadaş toplantısında tanıştığı Milena’ya umutsuzca aşık olur. Yıllarca mektuplaştığı Milena ile sadece 3 kez görüşmüştür; çünkü Milena evli bir kadındır.
“Sevgili Milena, size yazılan bir mektubun bir kısmı çoktandır önümde hazır, ama devamı gelmiyor, zira eski dertlerim beni burada da buldu, bana saldırdı ve biraz canımı çıkardı, her şey bana zor geliyor, her kalem hareketi, yazdığım her şey bana çok fazla ağır geliyor…”

GÜNEŞ İMPARATORLUĞU J. G. Ballard
Çocukluk yıllarında, ailesiyle birlikte yaklaşık 3 yıl sivillerin tutulduğu bir tutsak kampında kalan yazarımız J. G. Ballard’ın o yıllarda yaşadığı gerçek yaşam öyküsünden izler okuyacaksınız bu kitapta.
19 Nisan 2009 da kaybettiğimiz Dünya edebiyatının güçlü isimlerinden, Şanghay’lı bilimkurgu yazarı James Graham Ballard’ı saygıyla anıyorum…
Savaşın bitimine kadar kaldığı bu kampta, savaşın sebep olduğu yıkımlar, felaketler ve yazarın daha çocuk yaşta sahip olduğu acı tecrübeleri konu alan Güneş İmparatorluğu daha sonra ünlü yapımcı Steven Spielberg tarafından sinemaya da aktarılmış (1987).
Çok büyük ve çok güzel bir evde yaşayan küçük Jamie’nin hayatı 1942’de yaşanan Pearl Harbor baskınından sonra alt üst olur. Lüks yaşamından geriye hiç bir şey kalmayan Jamie’nin saldırıda kaybettiği ailesini bulma ve zorlu kamp koşullarına rağmen hayatta kalma çabasını büyük bir heyecanla okudum. Gerçek yaşam öyküleri her zaman ilgimi çekmiştir. Sizin de severek okuyacağınızı umuyorum..

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Meral Türkdoğan

Leave A Reply