Münih sanat yaşamında önemli bir yere sahip olan Gaertnerplatz Theater’ın tarihi perdesi dün akşam „Die Piraten von Penzance” komedi operasının prömiyeri için açıldı. ‘Die ‘Piraten von Penzance’ koreografisi, kostümleri, dekoru, ışığı ve oyuncuların muhteşem performanslarıyla mizah ve müzikle dolu görsel ve işitsel bir şölen.
Sanatın, felsefenin ve bilimin en önemli ülkelerinden birisi olan Almanya’da yaşamak, bu alanlarda zihninizi ve ruhunuzu besleyecek sayısız etkinlik ve imkana da sahip olmak demek. Münih, bu anlamda oldukça önemli ve şanslı şehirlerden birisidir ve pek çok konser, tiyatro, müzikal, opera ve bale sahnesine ev sahipliği yapmaktadır. Bu sahnelerden biri, 4 Kasım 1865’te popüler düzeyde müzikal tiyatro kurma çabalarının yansıması olarak “zamanın estetik gereklerine ve ihtiyaçlarına uygun bir halk tiyatrosu yaratmak” misyonu ile açılan Gaertnerplatz Theater’dır.
Münih’in tarihi dokusunun içinde yer alan Gaertnerplatz Theater, sanatseverlerin gönlünde taht kurmakla birlikte Münih sanat yaşamı için çok kıymetli bir yere sahiptir. 150 yıldan fazla bir süredir bitmeyen ve bitmesini hiç istemeyeceğimiz büyülü bir hikaye anlatan bu tarihi tiyatro, dünyaca ünlü pek çok oyunu sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Adını aldığı, Münih’in sembol meydanlarından Gaertnerplatz’da bulunan Gaertnerplatz Theater, buraya ayrı bir anlam katmaktadır. Sanatın çeşitli dallarını kucaklayan bu tiyatro, operet ve operanın büyüleyici dünyasında kendine sarsılmaz bir yer edinmiştir. Yenileme çalışmalarının ardından 2017’de tekrar açılan tiyatro, sadece bir bina değil, aynı zamanda bir kültür mabedidir. Her perde aralandığında, müziğin ve dramatik anlatımın eşsiz dansını sunarak izleyicileri hayal dünyalarının derinliklerine çeker.
Gaertnerplatz Theater şu anda “Carmen”, “Hänsel und Gretel”, “Les Misérables” ve “Die Piraten von Penzance” gibi oldukça önemli ve muhteşem müzikal ve operalara ev sahipliği yapmaktadır. Tiyatronun takvimine buradan ulaşabilirsiniz.
Die Piraten von Penzance: Macera ve Mizah Dolu Bir Gece Gaertnerplatz Theater’ın tarihi perdesi dün akşam (29.11.2024) „Die Piraten von Penzance” komedi operasının prömiyeri için açıldı. ‘Die ‘Piraten von Penzance’ koreografisi, kostümleri, dekoru, ışığı ve oyuncuların muhteşem performanslarıyla mizah ve müzikle dolu görsel ve işitsel bir şölen. Gilbert ve Sullivan’ın bu klasik opereti, esprili diyalogları ve unutulmaz melodileri ile sanatseverleri büyüleyecek. Gelin, korsanların ve sevginin iç içe geçtiği bu eşsiz hikayeye tanıklık edin. Gaertnerplatz Theater’da, sanatın kalbinin attığı bu muhteşem gösteriyi kaçırmayın!
In The Penguin übernimmt Colin Farrell die Rolle des skrupellosen Verbrechers Oswald Cobblepot, besser bekannt als der Pinguin. Die Serie setzt nach den Ereignissen des Films The Batman an und zeigt, wie Cobblepot die chaotischen Zustände in der Stadt nach den Anschlägen des Riddlers ausnutzt, um das Machtvakuum für sich zu nutzen. Doch der Weg an die Spitze der Unterwelt ist gefährlich: Korruption, kriminelle Rivalen und tödliche Bündnisse stellen ihn vor große Herausforderungen.
Colin Farrell liefert eine beeindruckende Leistung und lässt die Figur des Pinguins regelrecht lebendig werden. Seine intensive Darstellung und beeindruckende Transformation machen The Penguin zu einer düsteren, faszinierenden Reise durch Gothams finsterste Gassen. Die Serie greift Themen wie Gier, Macht und Korruption auf und beleuchtet die moralische Verwahrlosung einer Stadt, die kaum mehr zu retten scheint. Erzählt wird der Aufstieg eines Antihelden, der inmitten von Intrigen und Brutalität eine Spur von Chaos und Zerstörung hinterlässt.
Sky / WOW ‧ 2024 ‧ Crime, Drama, Thriller ‧ 1 Staffel ‧ FSK 16 Das könnte dir auch gefallen: The Batman, Peaky Blinders, Boardwalk Empire
Undercover im Seniorenheim
Ermittler Charles (Ted Danson) wird auf eine ungewöhnliche Mission geschickt: Er soll undercover in einem Altersheim ermitteln, um ein gestohlenes Familienerbstück zu finden. Was zunächst wie ein klassischer Kriminalfall aussieht, entwickelt sich schnell zu einer Reise voller Überraschungen, bei der Charles nicht nur den Bewohnern des Heims näherkommt, sondern auch sich selbst und seinen Beziehungen eine neue Perspektive gibt.
Die Serie verbindet charmante Charaktere mit einer spannenden und gleichzeitig herzerwärmenden Story. Besonders die liebevoll gezeichneten Senioren und die Dynamik zwischen Charles und seiner Tochter machen Undercover im Seniorenheim so sehenswert. Das Altersheim als Schauplatz sorgt für humorvolle, aber auch bewegende Momente, während die Handlung durch gekonntes Storytelling sofort fesselt.
Netflix ‧ 2024 ‧ Drama, Krimi, Komödie ‧ 1 Staffel ‧ FSK 12 Das könnte dir auch gefallen: The Kominsky Method, Only Murders in the Building
Whiplash (2014)
Whiplash erzählt die Geschichte des jungen Schlagzeugers Andrew Neiman (Miles Teller), der in einer renommierten Musikschule darum kämpft, von seinem strengen Lehrer, Terence Fletcher (J.K. Simmons), anerkannt zu werden. Fletcher ist berüchtigt für seine extrem harten Trainingsmethoden, bei denen er seine Schüler bis an ihre Grenzen und darüber hinaus treibt, um wahre Meister zu formen. Andrew wird immer mehr von Fletcher gefordert, was ihn zur Frage zwingt, wie viel er bereit ist, für seinen Traum von musikalischer Perfektion zu opfern.
Die explosive Dynamik zwischen Andrew und Fletcher, meisterhaft gespielt von Miles Teller und J.K. Simmons, ist das Herzstück des Films. Besonders Simmons Darstellung des gnadenlosen Lehrers brachte ihm den Oscar als bester Nebendarsteller ein. Mit intensiven Szenen und einer packenden Musikuntermalung fängt Whiplash den wilden, entschlossenen Kampf um Perfektion ein.
Prime Video ‧ 2014 ‧ Drama, Musik ‧ FSK 12 Das könnte dir auch gefallen: Der Solist, A Star is Born
Münih’te yaşayan akademisyen-müzisyen Sezgin İnceel, göçmenlik, aidiyet ve kimlik konularını işlediği yeni şarkısı “Kaktüs” ile müzikseverlerle buluşuyor. Söz ve müziği Sezgin İnceel’e, düzenlemesi ise Stas Mishchenko’ya ait olan bu eser, modern hayatın sınırlarına, toplumsal cinsiyet rollerine ve bireyin yalnızlığına dair çarpıcı bir başkaldırış niteliğinde.
Klibin yönetmenliğini, Münih’te yaşayan sanatçı Cana Bilir-Meier üstlendi. Meier, klip için California’daki ünlü Joshua Tree Parkı’nda kaktüsler ve çöl manzaraları çekti. Klip, hem doğal ortamların sert güzelliğini hem de kaktüslerin dirençli yapısını yansıtarak, şarkının verdiği güçlü mesajı görselleştiriyor. İnceel, “Kaktüs” şarkısını, kaktüslerin dayanıklılığından esinlenerek yarattığını belirtiyor; göçmen kimliği ve kültürel aidiyeti sorgularken, toplumsal cinsiyet rollerine de dikkat çekiyor. Şarkıda geçen “Kadın erkek olmadık, bir kaktüs olup dünyaya dayandık” dizesiyle, bu kalıpları aşan ve bireyin kendi yolunu bulma çabasını ortaya koyan bir bakış sunuyor.
Sanatçı, Almanya’daki günlük yaşamın kasvetli havası ve kişisel ilişkilerde örülen görünmez duvarlardan ilham alarak yazdığı bu şarkının kariyerindeki en gurur duyduğu çalışmalardan biri olduğunu ifade ediyor.
Kaktüs: O kadar yalnızım ki iş güç kariyer fayda etmiyor Bu ülke duvarlarını yıkmış ama insanlar yenilerini örüyor O kadar karanlık ki perde açık kapalı fark etmiyor O kadar kararsızım kalbimin çarpması hiç durmuyor Beraber olmadık sadece sarılıp içimize aktık Yalanlar atmadık sadece konuşup kuyulara baktık Kadın erkek olmadık bi kaktüs olup dünyaya dayandık Uykuya dalmadık ama rüya olup bri filmde uyandık
Münih’te Türkiye Grubu tarafından düzenlenen geleneksel Münih Kitap Sergisi, geçtiğimiz pazar günü gazeteci ve yazar Barış Pehlivan’ın katılımıyla gerçekleşti. Okurlarının yoğun ilgisiyle karşılaşan Pehlivan, Sergide Türkiye’nin güncel meselelerini ele aldığı konuşmasının ardından kitaplarını imzaladı.
Barış Pehlivan, coşkulu karşılama için katılımcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasına “Ama biraz canınızı sıkmaya geldim. Beni çağırdıysanız bunu da göze almışsınızdır, diye düşünüyorum.” sözleriyle dikkat çekti. Cesur gazeteciliğiyle tanınan Pehlivan konuşmasında Türkiye’nin güncel meselelerine dair geniş bir değerlendirme yaptı. Yenidoğan çetesi skandalından Narin cinayetine, Fethullah Gülen ve tarikatların devlet üzerindeki etkisinden adalet sistemi ve Sinan Ateş suikastına kadar birçok kritik konuya değindi. Muhalefetin rolüne ilişkin eleştiriler de yönelten Pehlivan, toplumsal dönüşüm için daha etkin bir örgütlenmenin gerekliliğini vurguladı.
Yenidoğan çetesi skandalıyla ilgili konuşan Pehlivan, “Dosyayı okudukça öfkemiz katlanıyor. Maalesef şu an sizin duyduklarınız, bizim anlatabildiklerimiz, henüz ortaya çıkan gerçekler buz dağının çok küçük bir bölümü,” dedi. Olayın yeni bir mesele olmadığını belirten Pehlivan, 2008’de Ankara’da yaşanan ve bir ayda 49 yenidoğanın ölümüyle sonuçlanan haberleri hatırlattı. “Ankara’da yeni doğan bebeklerin cesetlerini karton kutuda ailelerine teslim ettiler. Sonra valilik, hastane sahiplerinin, doktorların, baş hekimlerin soruşturulmasına izin vermediği için o dosya kapatıldı. Aradan 16 yıl geçti ve hala o kırk dokuz bebeğin nasıl öldüğünü bilen yok.” diyen Pehlivan, Türkiye’deki sağlık sisteminin özelleştirilmesiyle başlayan çürümenin, tarikatların devlet içindeki etkisiyle daha da derinleştiğini belirtti.
Tarikatların devlet kurumlarındaki etkisine ve Sağlık Bakanlığı’nda tarikatların nasıl örgütlendiğine dikkat çeken Pehlivan, bir tarikatın etkisini kırmak için başka bir tarikat mensubunun göreve getirilmesinin çürümenin boyutlarını gösterdiğini belirtti. Tarikatlarının bakanlık içindeki kadrolaşmalarını örnek göstererek, bu tür yapılanmaların sadece sağlık sistemini değil, tüm devlet mekanizmalarını nasıl felç ettiğini anlattı. Pehlivan, “Biz Fethullahçılarla neden yıllarca mücadele ettik? Çünkü bir tarikat ya da cemaat, devletin içinde; eğitimde, adliyede, emniyette ve askeriyede bu denli örgütlenmemelidir. Şeyh-mürit ilişkisi, sorgulamaya kapalı bir yapıdır. Gün gelir, devletin kanunlarını değil, şeyhinin sözünü dinler. Nitekim bu yüzden bu ülkenin halkına, sırf Amerika’daki şeyhleri öyle emretti diye, yetişmiş pilotlarıyla bomba yağdırdılar. Biz, Fethullah Gülen’in Türkiye’de kurduğu bu sistemle mücadele ediyorduk. Şimdi siz, 15 Temmuz’dan sonra sadece onlara düşman göründükleri için -ki bana kalırsa, düşman bile değiller- panzehir olarak başka tarikatları koyarsanız, hiçbir şey değişmez. Biri kırk yılda örgütlendiyse, diğeri otuz yılda örgütlenir.” şeklinde konuştu.
Devlet Bahçeli’nin son dönemlerdeki şaşırtıcı çıkışları ile ilgili, „Türkiye’de şu an yeni bir dönüşümün kavşağı var. Recep Tayyip Erdoğan bütün tarihi boyunca iktidarlarını hep ittifakla sürdürmeye çalıştı. Kimi zaman liberallerle, kimi zaman Kürt hareketiyle, kimi zaman Fethullahçılarla ittifak kurdu. Şimdi ise MHP ile ittifak kuruyor. MHP lideri, Erdoğan’ın kendisini sırtından atmaya çabaladığını görüp satrançta hamleleri kendi belirlemeye çalışıyor.“ şeklinde konuştu.
Türkiye’de büyük bir adalet ve güvenlik sorunu olduğunu da belirten Pehlivan, Sinan Ateş katliamını örnek vererek, „Bu davanın Sinan Ateş kimliğinden farklı bir anlamı var. Soruşturulmayan 17 kişi var. Cinayeti azmettiriciler ortaya çıkmazsa Türkiye’deki herkes güvenlik sorunu içinde yaşıyor.“ dedi. Yakında genel af konuşulacağını iddia eden Pehlivan, „Adalet Bakanlığı’nın resmi istatistiğine göre şu an Türkiye’deki cezaevlerinde 72 bin tutuklunun yatacak yeri yok. Beş kez hapis gördüm. Cezaevinin ne olduğunu biliyorum. O insanlar ya nöbetleşe yatıyorlar, ya cezaevinin yemekhanesinde yatıyorlar, ya koridorda yatıyorlar.” dedi.
Türkiye’nin büyük bir kırılma noktasında olduğunu düşündüğünü belirten Pehlivan, „Bunu belirleyen şey Kürt meselesi olacak, adalet konusunda genel af olacak ve ekonomi olacak.“ dedi.
Müzisyen Bekir Fırat’ın Anadolu’dan esintiler sunduğu dinletiye, yer yer Zerya da eşlik etti
Pehlivan, muhalefeti de sert bir şekilde eleştirdi. “AKP’nin en güçsüz döneminde geçen yılki seçim kaybedilmemeliydi.” diyen gazeteci, CHP liderinin 2024 seçimlerine yönelik, ‘Hatay’da seçtirecek başka birini bulamadım,’ açıklamasını, “Yirmi iki yıl önce doğan bir bebeği yetiştirseydiniz, şimdi belediye başkanı yapabilirdiniz!” sözleriyle eleştirdi. Halkın 22 yılda pasif, arkadaşından ve hatta kendinden bile korkar hale gelmesinde muhalefetin büyük bir payı olduğunu vurgulayan Pehlivan, “Demokrasi, dört beş yılda bir sandığa gidip oy atmak değildir. Ama maalesef muhalefet, Türkiye’deki insanları buna inandırdı.” ifadelerini kullandı. Nazım Hikmet’in “E kabahatin çoğu da sende, be kardeşim!” dizelerini hatırlatan Pehlivan, “Bu yüzden şimdi muhalefeti zorlamamız ve dönüştürmemiz gerekiyor.” dedi.
Yaptığı haberler nedeniyle şimdiye kadar beş kez cezaevine giren gazeteci, “Korkuya rağmen, korkunun esiri olmadan cesaret gösterip hakkınızı savunmanız gerekiyor. Kendinizden geçebilirsiniz ama çocuklarınız, torunlarınız, sevdikleriniz için bunu yapmalısınız.” ifadelerini kullandı.
Cumhuriyet gazetesinde köşe yazarlığı ve Halk TV’de program yapan Barış Pehlivan, etkinliğin soru-cevap bölümünde okurlarının sorularını da tek tek yanıtladı. Etkinlik, Pehlivan’ın ‘Sızıntı’, ‘Metastaz’, ‘Cendere’, ‘Mahrem’ ve ‘SS’ adlı kitaplarını imzalamasıyla son buldu.
Mehmet Bayer’in kurucusu olduğu Türkiye Grubu tarafından düzenlenen Münih Kitap Sergisi, yaklaşık otuz yıldır Türkiye’den yazar, gazeteci ve akademisyen konukları okurlarıyla buluşturuyor.
Türkiye kökenli gönüllü genç akademisyen ve öğrencilerden oluşan ve geçtiğimiz yıl Frankfurt’un “Entegrasyon Ödülü“nü alan Hessen Eğitim Platformu’nun altıncı kez gerçekleştirdiği Eğitim Fuarı’na katılım yine yoğun oldu. Frankfurt ve çevresinden çok sayıda genç ve aileleri Almanya‘daki mesleki ve akademik eğitim konusunda en ayrıntılı ve güncel bilgilere ulaşma şansı buldular.
Frankfurt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi (Frankfurt UAS) merkez binasında gerçekleştirilen fuara, 30’un üzerinde eğitim ve öğretim kurumları, meslek eğitimi ya da yüksek öğrenim desteği veren kamusal kuruluşlar ya da özel şirketler bilgilendirme standlarıyla katıldı.
Eğitim Fuarı‘nın açılışı, aralarında Frankfurt Büyükşehir Belediye Başkanı’nı temsilen yardımcılarından Ina Hauc, Türkiye‘nin Frankfurt Başkonsolosu İlknur Akdevelioğlu ve Frankfurt UAS Rektörü Prof. Dr. Kai-Oliver Schocke, Eyalet Milletvekili Turgut Yüksel, Belediye Meclis üyelerinden Hüseyin Sıtkı, Almanya Türk Öğretmen Dernekleri Federasyonu (ATÖF) Eş Genel Başkanı Yücel Tuna, (TÖDER-Hessen) Hessen Türk Öğretmenler Derneği Başkanı Zeynel Fırat, Hessen Türk Veliler Birliği (TEB-Hessen) Başkanı Hatice Bektaş-Alpsar, Frankfurt Yabancılar Meclisi (KAV) Başkanı Jumas Medoff gibi siyaset ve eğitim dünyasının temsilcilerin yer aldığı bir törenle gerçekleştirildi. Üniversitenin altyapısını ilk kez bu fuar için açan Eski Rektör Prof. Dr. Frank Dievernich de (Frankfurt’un eğitim, kültür, bilim ve diğer sosyal alanlarda faaliyet gösteren köklü sivil toplum kurumlarından “Politeknik Toplum Vakfı“nın Başkanı) fuara katılan misafirler arasındaydı.
Açılış konuşmalarını yapan Rektör Schocke, Frankfurt BB yardımcılarından Hauck, Başkonsolos Akdevelioğlu ve KAV Başkanı Medoff, Başkanı Öğretmen Yadel Oktay-Coşkun’un liderliğindeki genç akademisyen ve öğrenci gönüllülerden oluşan Hessen Eğitim Platformu’nun çabalarıyla gerçekleştirilen fuarın özellikle göçmen kökenli gençler ve aileleri için Almanya’daki eğitim ve öğretim sistemine daha iyi anlayabilmelerinde, meslek ya da yüksek öğrenim alanlarının seçiminde, staj yeri bulmalarında büyük bir katkısı olduğuna işaret ettiler.
Büyük çoğunluğu Türkiye kökenli öğrenciler ve veliler, Emniyet Müdürlüğü’nden, Frankfurt Havalimanı işletmesine (Fraport), Türk Hava Yolları’ndan, Wiesbaden’deki bir Vergi Danışmanlığı Bürosu’na meslek eğitimi veren, gençlere staj yeri olanağı sağlayan kamusal kurumların ya da özel işletmelerin, akademik ve meslek eğitimini birlikte yürüten programları olan Frankfurt AUS’ın bilgilendirme standlarından oluşan fuara önceki yıllarda olduğu gibi yoğun ilgi gösterdiler.
Bu fırsatı değerlendiren bazı gençler staj görüşmelerini ve başvurularını da fuarda yaptılar. Ayrıca fuar kapsamında gerçekleştirilen atölye çalışmalarında da özgeçmiş hazırlama, iş başvurularında dikkat edilmesi gereken hususlar, iş mülakatlarında beden dili ve büro yönetimi alanında meslek eğitimi hakkında bilgilendirmeler yapıldı, deneyimler paylaşıldı.
Fuarın en renkli anları ise Frankfurt Moda ve Giyim Okulu öğretmenlerinden Yasemin Sönmez ve arkadaşlarının öncülüğünde, okulun öğrencilerinin tasarımlarını ve dikimini kendilerinin yaptığı giysilerle katıldıkları defile oldu. Yarattıkları eserlerin mankenliğini de kendileri üstlenen gençlerin “Colourboration“ adını taşıyan kolleksiyonun daha önce Frankfurt’un geleneksel moda etkinliklerinden “Fashion Lounge Frankfurt“a da katıldığını belirten Sönmez ve meslektaşların okulu kent merkezinde, Frankfurt fuar alanına yürüme mesafesinde yer alıyor.
Frankfurt ve çevresinden gençleri bir araya getirerek, onların gönüllü emeklerinden yararlanarak gerçekleştirdikleri fuarın artık kurumlaştığını belirten Hessen Eğitim Platformu’nun Kurucu Başkanı Yadel Oktay-Coşkun da başarıyla tamamlanan etkinliği şöyle değerlendirdi: “Gençlere yönelik altıncısını düzenlediğimiz eğitim fuarında, bugün Hessen Eğitim Platform ekibi olarak unutulmaz bir deneyim yaşattık ve bu başarının gururunu taşıyoruz. Moda tasarım meslekleri ile ilgili olağanüstü bir defile eğitim fuarımıza adeta bir ışık saçtı! Ayrıca Katılımcılar, birçok farklı kurum ve kuruluş ile tanışma fırsatı bulurken, kariyer yolculuklarına ışık tutacak bilgi ve kaynaklara erişim sağladılar. Uzman konuşmacılar, meslek başvuru atölye çalışmaları ve interaktif oturumlarla gençlere ilham verici bir ortam sunarak onların gelecek planlarına katkıda bulunmayı amaçladık. Bu etkinlik sayesinde, gençlerin eğitim hayatları boyunca destek alabilecekleri bir rehberlik platformu sunmayı başardık. Fuar boyunca yapılan paylaşımlar, katılımcıların ilgisini çeken yenilikçi eğitim olanakları ve kariyer yolları hakkında bilgilerle doluydu. Hessen eğitim platform ekibi olarak, gençlerin geleceğini şekillendirecek bu yolculukta onlara rehberlik etmenin mutluluğunu yaşıyoruz.”
Münih’te, Türkiye’den Almanya’ya göçün altmış yıllık serüveni müzik, fotoğraf ve anlatılarla canlanacak. Pasinger Fabrik’te sahne alacak olan Gleis 11 grubu, misafir işçilerin Almanya’ya ilk adımlarından bugüne dek geçen altı on yılı, derin izleriyle dinleyicilere aktaracak. Grubun performansına, Diasporatürk’ün özel görselleri ve Begüm Kardeş ile Hamide Türker’in anlatıları eşlik edecek.
Gleis 11 ve Hamide Türker, PiYASA Vibes Vol. 1 etkinliğimizde
“İki Memleketin Sesi: Gleis 11’in Altı On Yılı” başlıklı konser, göçün her aşamasını ele alarak misafir işçilerin umut ve zorluklarla dolu yolculuklarını, Almanya’da kurdukları yeni yuvalarını ve arada kalmışlık hissiyle büyüyen nesillerin hikayelerini anlatacak. Gleis 11, 1960’larda Almanya’ya göç eden ilk nesille başlayan, Türk ve Alman kültürlerinin birleşerek zengin bir sentez oluşturduğu serüveni sahnede yansıtarak dinleyicileri tarihi bir yolculuğa çıkaracak.
Geleneksel Anadolu müziğini rock tınılarıyla ustaca harmanlayan Gleis 11, dinleyicilere misafir işçilerin kalbinden Almanya’nın sanayi şehirlerine, kalabalık yurtlardan modern kültüre uzanan bir yolculuk sunuyor. Grubun üyeleri, Almanya’ya göç eden ilk kuşağın çocukları ve torunlarından ve son yıllarda ülkeye yeni gelen göçmenlerden oluşuyor. Bu iki kültür arasında büyümüş ve zenginleşmiş kimlik, Gleis 11’in müziğine derin bir anlam kazandırıyor.
Eğitim gönüllüsü Aylin Keller, Almanya’da yaklaşık 20 yıldır bir yandan çocuklar için çok dilli kitap yayıncılığı yaparken, diğer yandan da toplumu eğitimde çok dilliliğin önemi konusunda aydınlatmaya çalışıyor.
Son olarak Mainz’da bir anaokulunda velilere, daha sonra da çocukların okuma ve okuduğunu anlama becerilerinin gelişmesi için çaba gösteren gönüllüye yönelik toplantılara katılarak çok dilli kitapların çocukların gelişimine katkılarını anlattı.
Keller, katılanların büyük bir ilgiyle takip ettiği toplantıların ardından şu değerlendirmeyi yaptı: “Almanya’da göç kökenli ailelerin çocukları, genelde Almanca dışında en az bir dil becerisine daha sahip oluyorlar. Çocukların bu dil zenginliğinin yeterince desteklenmesi durumunda, dikkat, hafıza, problem çözme, karar verme, mantıksal düşünme, yaratıcılık gibi bilişsel gelişimlerinde nasıl olağanüstü bir etki yaratabileceğini, her üç çocuktan birinin bu potansiyel ile okula başladığına dikkat çekerek, katılımcılarda biraz olsun farkındalık yaratmaya çalıştık. Toplantı sonunda aldığımız geribildirimler oldukça ümit vericiydi. Çok dilli kitapların daha görünür kılınması için çalışmak gerekiyor. Toplantıya katılanların çoğu bu kitapları ilk kez görüyordu ve merakla, ilgiyle incelediler. Toplumda bu konuda ilerleme sağlayabilmek için sanırım ailelerden önce eğitimcileri ikna etmek gerekiyor.“
Çok dilli kitaplardaki kültürel içeriklerin önemine de dikkat çeken Keller, bunun kültürel köklerin korunması ve gelişimine katkı sağladığını vurguladı. Ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte içinde kültürel motifler olan kitapları okumasını da tavsiye eden Keller, “Masalları birlikte okurken kendi çocukluklarını ve kültürel deneyimlerini hatırlayan eski kuşaklar böylece bilgi ve gelenekleri yeni kuşaklara aktarıp, miraslarını yeni kuşaklara devredebilirler“ dedi.
Aylin Keller
Türkiye’de güzel sanatlar ve öğretmenlik eğitimi alan Aylin Keller, Almanya’da da grafik ve pedagoji eğitimleri alarak kendini geliştirdikten sonra yayıncılığa başlamış. Bir süre İlkokulda Türkçe öğretmenliği de yapan Keller, Yayınevi’nde ürettiği çeşitli eğitim materyallerini ve çocuk kitaplarını, eğitim ve kitap fuarlarına katılarak sürekli tanıtmaya, toplumda görünür kılmaya çalışıyor. Keller’in 2005 yılında Hannover’de kurduğu çocuk kitapları yayınevi Talisa, şimdiye kadar Almanca ve çeşitli dillerde – ki bunların sayısı 21’i buluyor – iki ya da çok dilli 80’in üzerinde kitap, poster ve çeşitli eğitim materyalleri yayınladı.
“Yayınlarımızla her şeyden önce Almanca’nın anadil olarak konuşulmadığı aileleri cesaretlendirip çocuklarının dil gelişiminde temel ölçü sayılan kelime hazinesini genişletebilecekleri en önemli araç olan iki dilli resimli çocuk kitaplarını günlük yaşamlarına katarak onları desteklemek arzusundayız” diyen Keller, “çok dillilik çocuklar için -eğer bu bilinci ailelere ve topluma yerleştirebilirsek- önemli bir kazanımdır, kimlik duygusunu güçlendirir, çocuğun kendine güvenini arttırır, ifade gücü kazanır ve bu, ailede başlar okulda gelişir!“ mesajıyla sık sık Almanya çapında çeşitli etkinlikler gerçekleştiriyor. Bu etkinlikler genellikle çocuk yuvalarında, okullarda, kütüphanelerde ya da derneklerde kitap sergileri, konferanslar, veliler ve eğitimciler için atölye çalışmaları formatında düzenleniyor.
Mainz’da veliler ve eğitim gönüllülerine yönelik etkinlikten sonra, Hannover’de yine bir ilkokulda, Almanya çapında düzenlenen 15 Kasım, Okuma Günü etkinlikleri çerçevesinde çocuklarla 50 dili kapsayan interaktif bir çalışma yapacağını belirten Keller‘in ailelere ve bu alanda çaba gösteren gönüllülere yönelik mesajı şöyle:
“Özetleyecek olursak; Genç kuşaklarda çok dillilik alanında yüksek bir potansiyel gözleniyor. Bu, Almanya’nın küresel ekonomik ilişkilerde çok değerli kaynakları olduğu anlamına geliyor. Eğitim sistemindeki çok dillilik, yeterince desteklenmesi durumunda öğrencilerin potansiyellerinin tam olarak gelişmesini mümkün kılar. Erken yaşlardan itibaren evde çok dilli kitaplarla çocukların desteklenmesi, onların öz kimliklerini ve kendilerine güvenlerini, ebeveynleri ve toplumla bağlarını güçlendirir. İki dilli gelişimi istikrarlı bir şekilde desteklenmiş çocuklar, farklı kültürlerin bir arada olduğu süreçlerde, bilişsel yetenekleri, analitik düşünme becerileri ve duygusal zekaları yüksek seviyede geliştiğinden empati yeteneklerini çok kolaylıkla kullanabilirler, dolayısıyla sağlıklı bir iletişim ile hem çalışma hayatında hem de insan ilişkilerinde çok daha başarılı olabilirler.“
İki dilli kitapların önemi ve eksikliğini kendi çocuklarını yetiştirirken gördü
Aylin Keller, bir eğitim sevdalısı bir anne. Almanya’ya geldiğinde hiç almanca bilmiyormuş. Doğup büyüdüğü değil de azınlık olduğu yabancı bir ülkede anne olmuş. Çocuklarını, Türkçe konuşarak zengin bir dil potansiyeli ile yetiştirebilmenin ciddi bir sorumluluk olduğunu görmüş. O dönem kendi çocuklarını yetiştirirken, iki dilli ve kaliteli çocuk kitaplarının Almanya’da azınlıkların dillerinde ne kadar önemli bir ihtiyaç olduğunu tespit ederek, Hannover’de 2005’te TALISA Yayınevi’ni kurmuş. Yaklaşık 20 yıldır bir yandan çok dilli kitap projeleri hazırlayıp yayınlarken, diğer yandan azınlık dilleri konuşan ailelerin, kökleriyle ve kültürleriyle temel bağını sağlayan dillerini çocuklarına aktarırken çokdilli, resimli kitapların tartışmasız önemi konusunda, her fırsatta toplumu aydınlatmaya çalışıyor.
Usta yazar Latife Tekin’in büyülü gerçekçi eseri ‘Sevgili Arsız Ölüm’den uyarlanan ‘Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit’ adlı tek kişilik oyun, Nezaket Erden’in etkileyici performansı ve Hakan Emre Ünal’ın rejisiyle Münih’e geliyor. Oyun, köyden kente göç eden geniş bir ailenin serüvenini, Dirmit adlı ergen kızın gözünden yaratıcı ve masalsı bir dille anlatıyor.
Ödüllü oyuncu Nezaket Erden’in canlandırdığı Dirmit karakteri, gelenekler, aile beklentileri ve hızla değişen dünya ile başa çıkarken, hayal gücü ve direnci sayesinde karşılaştığı zorluklara meydan okuyor. İnsan ruhunun gücünü kutlayan bu performans, 9 Kasım tarihinde Münchner Volkstheater’da Türkçe olarak sahnelenecek ve Almanca üst yazı ile izleyicilere sunulacak.
Nezaket Erden hakkında: İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Mersin’de tamamladıktan sonra Galatasaray Üniversitesi’nde felsefe okumak üzere İstanbul’a yerleşen Nezaket Erden, üniversite yıllarında tiyatro eğitimleri aldı. Tiyatro Hemhâl’in kurucularından olan Erden, Kadir Has Üniversitesi’nde Film ve Drama-Oyunculuk Programı’nda yüksek lisans yaparak, oyunculuk kariyerine sağlam bir temel oluşturdu.
Pera Stage hakkında: Münih’te yeni kurulan ve adını Yunanca “diğer taraf” anlamına gelen ‘Pera’dan alan Pera Stage, “Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit“ oyunuyla başlayarak Türkçe ve Yunanca çağdaş sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak.
Frankfurt’ta kısa bir süre önce Zeynep Tamay ve Kerem Memişoğlu tarafından kurulan çok uluslu oda orkestrası IEF (Internationales Ensemble Frankfurt) ilk konserinde büyük beğeni aldı. Vivaldi, Mozart gibi bestecilerin yanı sıra, Türkiye’den İsmet Tezcan ile aynı zamanda okrestranın şefliğini yapan Kerem Memişoğlu’nun bestelediği eserlerin icra edildiği konser, Frankfurt Uluslararası Tiyatro’da (ITF) gerçekleştirildi.
Bir bölümü Türkiye kökenli genç müzisyenlerden oluşan 15 üyeli oda orkestrasının Öykü Canpolat (viyola), Bora Korkmaz (flüt), Billur Ongun (trompet), Utku Asan (piyano) ve Manuel Dahme‘nin (klavsen) solist olarak yer aldığı konser, aynı zamanda Frankfurt’ta 29 Ağustos’ta başlayan ve 5 Kasım’a kadar devam edecek kültür sanat festivali GoWEST kapsamındaki etkinlikler arasındaydı.
Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’ndan Muavin Konsolos Satı Civelek ile Frankfurt Şehir Meclisi Başkanı Hilime Arslaner de IEF’in ilk konserini izleyenler arasında yer aldı. Arslaner, IEF’in kuruluşunu destekleyen Güneş Tiyatrosu’nun kurucularından ve GoWest Festivali’nin sözcülerinden Müjdat Albak’ın sunumuyla başlayan konser öncesinde yaptığı konuşmada “Bence müzik farklı kültürleri birbirine yaklaştıran ve onlardan ortak sanat eseri çıkaran en direkt yöntem. O nedenle bu yeni ve çeşitli uluslardan sanatçılardan oluşan orkestranın ilk konserine çok seviniyorum. Kerem Memişoğlu’nun yönetimindeki bu genç orkestranın merkezi ve kaynağı bizim Frankfurt’umuz, Almanya’nın en uluslararası kenti. Onlar da bizim bu çok kültürlü kentimizde hem günlük, hem de kültür yaşamımızı zenginleştiriyorlar“ dedi.
Son yıllarda çalışmalarını Frankfurt’ta sürdüren ve burada “Sümeyra Senfonisi“ gibi çeşitli ortak çalışmalara imzasını atan Kerem Memişoğlu, orkestranın kuruluşu ve hedefleriyle ilgili şunları söyledi: “Orkestramız öncelik olarak Almanya’da yaşayan veya müzik eğitimini Almanya’da tamamlamış orkestra müzisyenleri, orkestra şefleri ve besteciler için yeni bir network alanı yaratmayı, yeni klasik müzik eserlerini bilinen eserlerle beraber dinleyiciye ulaştırmayı, çağın gereği teknolojileri de araç olarak kullanarak yeni neslin ihtiyaç duyduğu görsel ve duygusal zenginliği ve konforu sunmayı, dijital platformlar üzerinden yeni eserlerin ulaşılabilir olmasını ve açık kaynaklar yaratmayı da misyon edinmiş bir kolektif yapı. Bütün bunların yanı sıra Türkiye’den ve dünyadan önemli orkestra şefleri, besteciler ve müzisyenlerle işbirliği içinde olarak konserler ve eğitim organizasyonları yapmayı da hedefliyoruz.“
Frankfurt’ta halen devam eden Uluslararası Kitap Fuarı’na denk gelen kuruluş konserini izleyenler arasında, fuar dolayısıyla Türkiye’den gelen sanatseverler de yer aldı. Konserde icra edilen eserler arasında yer alan ve kısa bir süre önce yine aynı yerde, başka bir konser kapsamında ilk kez çalınan “Itri Bach’la Buluşuyor“ başlıklı parça da çalındı. Orkestra Şefi Kerem Memişoğlu’nun bestelediği ve Billur Ongun’un trompetiyle solist olarak katıldığı eser, ilk seferinde olduğu gibi büyük beğeni aldı.
Önümüzdeki dönemde, her üç ayda bir konser vermeyi hedefleyen orkestra şu isimlerden oluşuyor: Kurucular: Kerem Memişoğlu ve Zeynep Tamay Keman: Marta Kovalova, Moritz Rudloff, Ece Samanlıoğlu, Maria Rettenmaier, Nobuko Yamaguchi, Irmak Ülke, Tatia Gvantseladze, Aiste Karpaviciute. Cello: Noemie Klages, Shirin Tashibaeva Kontrbas: Kutay Elmalı.
Münih’te yaklaşık otuz yıldır gerçekleştirilen Münih Kitap Sergisi, bu yıl da kitapseverleri ve kültür dostlarını bir araya getiriyor! 17 Kasım 2024 Pazar günü, saat 13:00 – 18:00 arasında EineWeltHaus’ta düzenlenecek etkinliğin bu yılki konuğu gazeteci ve yazar Barış Pehlivan.
Türkiye’nin güncel meselelerini ele aldığı kitapları ve yazılarıyla Münih Kitap Sergisi’nde okurlarıyla buluşacak olan Pehlivan, siyasi ve toplumsal meseleler üzerine yaptığı cesur habercilik ve yazılarıyla dikkat çekiyor. Pehlivan, Münih Kitap Sergisi’nde saat 14.30’da konuşacak. Kitapların yanı sıra müzikle de zenginleştirilecek etkinlikte Bekir Fırat, “Anadolu’dan Ezgiler” dinletisinde, katılımcıları halk müziğinin eşsiz melodileriyle kültürel bir yolculuğa çıkaracak.
Münih Kitap Sergisi, ilk kez 29 yıl önce, yazar Fakir Baykurt’un katılımıyla gerçekleşti. Sonrasındaki yıllarda aralarında Ataol Behramoğlu, Oya Baydar ve Haydar Karataş gibi isimlerin olduğu birbirinden değerli birçok konuk ağırladı. Geçtiğimiz yıl gazeteci Gürsel Köksal’ın konuk olduğu kitap sergisine, ondan önceki yıllarda ise Dr. Ercan Kesal, Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu, İsmail Saymaz ve Erdoğan Aydın gibi konuklar konuşmacı olarak katıldı.
PiYASA Magazin’in medya partneri olduğu bu köklü etkinlik, Türkiye Grubu tarafından organize ediliyor ve tüm kitap ve kültür tutkunları için bu yıl 17 Kasım’da kapılarını açıyor.