Nazım Hikmet Kültür Merkezi (NHKM) Münih, büyük şair Nazım Hikmet’in 123. doğum günü ve Küba devriminin 66. yıl dönümü nedeniyle 18 Ocak’ta bir etkinlik düzenliyor.
IG Feuerwache’de gerçekleşecek etkinlik, iki bölümden oluşacak. Saat 19.00’da başlayacak ilk bölümde Nazım Hikmet’in “Nazım’ın Küba Seyahati” filmi gösterilecek, ardından Roberto ve Picason’un müzik grubu canlı performansıyla Küba ezgileri seslendirecek.
NHKM tarafından yapılan etkinlik davetinde, ‘Küba ile dayanışmamızı göstermek ve büyük şair Nazım Hikmet’i 123. doğum yılında anmak için buluşuyoruz. Tıpkı bir zamanlar Küba halkının yanında duran Nazım Hikmet gibi, bugün de aynı dayanışma ruhuyla hareket ediyoruz. Tüm dostlarımızı bu güzel etkinliğe davet ediyoruz.’ ifadesi yer aldı.
Die somalische Läuferin Samia Yusuf Omar hatte einen Traum: Sie wollte die schnellste Läuferin der Welt werden. Mit ihrem sportlichen Ehrgeiz, Mut und der Hoffnung, diesen Traum zu verwirklichen, kämpfte sie sich durch zahlreiche Hürden. Der Film erzählt die berührende Geschichte einer jungen Frau, die nie aufgab, selbst angesichts der tragischen Wendungen ihres Lebens.
Schon als Kind liebte Samia das Laufen. In ihrer Heimatstadt Mogadischu rannte sie mit ihrem Freund um die Wette, bis sie ihn bald mühelos hinter sich ließ. Diese Leidenschaft führte sie bis zu den Olympischen Spielen 2008 in Peking, wo sie im 200-Meter-Lauf startete. Trotz ihrer Enttäuschung über das Ergebnis fand Samia sich plötzlich im globalen Rampenlicht wieder, als sie als letzte Läuferin die Ziellinie überquerte. Das Bild davon ging um die Welt und wurde zu einem Symbol für unermüdliche Ausdauer und Stärke.
Doch Samias Weg nach den Spielen wurde von Enttäuschung und Ungerechtigkeit geprägt. Ohne Unterstützung aus ihrem Heimatland und dem wachsenden Druck einer von Gewalt und Perspektivlosigkeit geprägten Umgebung, entschied sie sich, Somalia zu verlassen. Auf der Suche nach einer Zukunft, die sie am Ende tragischerweise nicht erreichen sollte. Ihre Reise endete 2012 im Mittelmeer, kurz vor der Küste von Lampedusa.
Regisseurin Yasemin Şamdereli, bekannt für den gefeierten Film „Almanya – Willkommen in Deutschland“, adaptiert den Bestseller „Sag nicht, dass du Angst hast“ von Giuseppe Catozzella und bringt Samias bewegende Geschichte mit viel Feingefühl auf die Leinwand. „Samia“ ist ein Film, der berührt, inspiriert und zugleich aufrüttelt. Der Film wurde beim Filmfest München 2024 mit dem International Audience Award ausgezeichnet.
Samias Geschichte ist nicht nur eine Hommage an ihren unermüdlichen Willen und ihre Leidenschaft, sondern auch ein Weckruf, sich der Ungerechtigkeiten in unserer Welt bewusst zu werden. Der Film erinnert uns eindringlich daran, wie wichtig es ist, für eine gerechtere und menschlichere Gesellschaft einzutreten, in der niemand zurückgelassen wird.
Ab 16. Januar ist „Samia“ bei Amazon Prime Video verfügbar.
FILMCREDITS Regie: Yasemin Şamdereli, Deka Mohamed Osman (Co-Regie) Drehbuch: Yasemin Şamdereli, Nesrin Şamdereli, Giuseppe Catozzella Cast: Ilham Mohamed Osman, Waris Dirie, Fatah Ghedi, Fathia Mohamed Absie, Riyan Roble, Zakaria Mohammed
PiYASA Magazin, 2008 yılından bu yana iş ve sosyal yaşamda aktif üyelerini bir araya getiren PiYASA Network buluşmalarına devam ediyor. Bu yılın ilk buluşması, geçtiğimiz cumartesi günü Münih’teki Cafe Simurg‘da düzenlenen keyifli bir brunch etkinliğiyle gerçekleşti. Katılımcılar, etkinlikte yeni iş bağlantıları kurma, sohbet etme ve dostluklar geliştirme fırsatı buldu.
Münih’te Sandtnerstr. 5 adresinde hizmet veren ve işletmecileri de PiYASA Community’mizin bir parçası olan bu mekanda düzenlenen etkinlik, sıcak ve samimi bir atmosferde geçti. Keyifli brunch buluşmasında, Münih’te 14 Şubat’ta düzenlenecek olan İstanbul Nights Vol. 3 konser etkinliğinin afişi de ilk kez tanıtıldı. İstanbul’un zengin müzik kültürünü Münih’e taşıyan ve farklı müzik tarzlarını bir araya getiren bu çok renkli, festival tadında gece için hazırlanan afiş, PiYASA Network buluşmasında katılımcılarla paylaşıldı.
PiYASA Magazin’in kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni Hamide Türker, etkinlikle ilgili yaptığı açıklamada, “Bu buluşmada da PiYASA’nın bir araya getirdiği insanların yeni dostluklar ve işbirlikleri kurmasına tanık olmak büyük bir mutluluk. Her seferinde bu tür buluşmaların topluluğumuzu ne kadar güçlendirdiğini görmek bizler için de ilham verici. Ayrıca, bu buluşmalar bize community üyelerimizi daha yakından tanıma ve onların beklentilerini doğrudan dinleme fırsatı sunuyor. Bir sonraki buluşmamızı iple çekiyorum. Bu etkinliği gerçekleştirmemiz için bize mekanlarını açan Özgür ve Gaye’ye de teşekkür ediyoruz.” dedi.
İş ve sosyal yaşamda aktif yer alan PiYASA Magazin Community üyelerini bir araya getiren bu buluşmalardan haberdar olmak için PiYASA Magazin’in Facebook ve Instagram hesaplarını takip etmeyi unutmayın!
Münih’te 14 Şubat’ta müzikseverler için özel bir gece düzenleniyor. İstanbul Nights Vol. 3, İstanbul’un zengin müzik kültürünü Münih’e taşıyan, farklı müzik tarzlarını bir araya getiren festival tadında bir konser akşamı olacak. Sahnede, alternatif pop & rock grubu Buracoustics & Memeliler, Anadolu psychedelic rock grubu Gleis 11, şarkıcı ve söz yazarı Sezgin Inceel feat. Stas Mi, ve yüksek enerjili performansıyla DJ Funshine yer alacak. Münihli müzisyenlerden oluşan bu geniş müzik yelpazesi, katılımcılara unutulmaz bir gece yaşatacak. Etkinlikte ayrıca, yaratıcı girişimler Fortunella (ÖzgeMos) ve Bi’ Dünya Kıvılcım projelerini tanıtacak. Bunun yanı sıra, romantik bir köşe de hazırlanan gecede, katılımcılar sevdiklerine güllerle sürpriz yapabilecekler.
Bu çok renkli, festival tadında etkinliğin posteri ise dün gerçekleştirdiğimiz PiYASA Network buluşmasında tanıtıldı. Midmen tarafından düzenlenen İstanbul Nights, Piyasa Magazin ve Münih Kültür Dairesi tarafından destekleniyor.
Hakan Emre Ünal’ın etkileyici performansıyla hayat bulan “N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali” oyunu, 14 Ocak’ta Münchner Volkstheater’da izleyiciyle buluşacak. Tiyatro Hemhal yapımı oyunda Yusuf Umut, tanımlayamadığı ama vazgeçemediği bir özgürlük arayışı içinde kendi yolculuğunu anlatıyor.
”Ben Yusuf Umut. Genelde böyle söyleyince hangisini kullanıyosun diye soruyolar. Ben ikisini de sevmiyom diyom. O yüzden ikisini de kullanıyom. Dedem demiş illa Yusuf koyun. Peygamber ismi, mübarek olur. Annem de Umut istemiş. İşte Yusuf Umut. Ben olmuşum.” Yusuf Umut, çekyatların, kuralların ve sınırların ötesine geçerek, aradığı ortamı bulabilecek mi?
Hakan Emre Ünal’ın Yusuf Umut karakterine hayat verdiği etkileyici yapımın yazarları Alis Çalışkan ve Hakan Emre Ünal, yönetmenler ise Ayşe Draz ve Nezaket Erden.
“N’Olcak Bu Yusuf Umut’un Hali“, daha önce Münih’te yine Pera Stage organizasyonuyla gösterilen “Sevgili Arsız Ölüm: Dirmit“in izinden giderek Münihli izleyiciye Almanca üstyazılar eşliğinde Türkçe sunulacak.
Oyuncu Aziz Çapkurt, efsanevi yönetmen Martin Campbell’ın Dirty Angels adlı Hollywood yapımında dünyaca ünlü yıldız Eva Green ile birlikte izleyici karşısına çıkıyor.
Casino Royale ve Golden Eye gibi unutulmaz James Bond filmleriyle tanınan yönetmen Martin Campbell’in yeni filmi Dirty Angels büyük ilgi topladı.
Aziz Çapkurt ve Martin Campbell
Dünyaca ünlü kadro Aziz Çapkurt filmde, Eva Green (The Dreamers- Casino Royale), Amerikalı oyuncular Ruby Rose (John Wick) ve Christopher Backus (Mindhunter), Borat filmiyle Oscar ve Golden Globe aday gösterilen Maria Bakalova ve Fauda dizisinin yıldızı Rona-Lee Shimon gibi Hollywood’un önde gelen oyuncularıyla birlikte yer alıyor.
Soldan sağa: Reza Brojerdi, Maria Bakalova, Christopher Backus, Ruby Rose, Rona-Lee Shimon, Jojo Gibbs, Emily Bruni, Aziz Çapkurt
Sürükleyici bir hikâye Dirty Angels, sinemaseverlere hem nefes kesici bir aksiyon hem de etkileyici duygusal sahneler sunuyor. Film, Afganistan’da IŞİD ve Taliban arasında sıkışıp kalan bir grup genç kızı kurtarmak için sağlık görevlisi kılığına giren cesur bir kadın ekibinin hikayesini anlatıyor. Aziz Çapkurt, bu cesur kurtarma ekibinin bir parçası olan Abbas adlı bir karakteri canlandırıyor.
Çekimleri geçen kış gerçekleştirilen ve üç ay süren film için oyuncular altı haftalık bir hazırlık kampında yakın dövüş teknikleri, ateşli silah eğitimi ve rehine kurtarma eğitimi aldılar.
13 Aralık’ta ABD ve Avrupa’da vizyona giren Dirty Angles filminin yakın zamanda Türkiye‘de de vizyona girmesi bekleniyor.
Aziz Çapkurt ve Eva Green Dirty Angels setinde
Aziz Çapkurt hakkında Aziz Çapkurt, 1981 yılında Kars’ta doğdu ve uzun yıllar Türkiye’de başarılı sinema filmlerinde yer aldı. Annemin Şarkısı filmindeki performansıyla 51. Antalya Film Festivali’nde ‘En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu’ ödülünü kazandı. Uluslararası arenada da başarısını kanıtlayan Çapkurt, Emmy ödüllü yönetmen Jamie Payne’in yönettiği Apple TV+ Amerika’nın bilim kurgu dizisi Invasion ve Helen Mirren’ın başrolde olduğu HBO yapımı Catherine The Great gibi önemli projelerde rol aldı. Oyuncu, Türkiye’de Berkun Oya’nın ‚Bir Başkadır’ ve Disney+’ın ‘Kaçış’ dizilerindeki dikkat çekici performanslarıyla biliniyor.
Çapkurt’un son olarak yer aldığı İngiliz yönetmen Nadia Fall’un “Brides” filmi ise Ocak ayında Sundance Film Festivali’nde uluslararası prömiyerini yapacak.
Gärtnerplatztheater klasik ve modern eserleri sanatseverlerle buluşturmaya devam ediyor. Sahnelenen önemli eserlerden biri de Fransız besteci Georges Bizet’nin Carmen’i. Dünyanın en çok izlenen operası olan Carmen, 20 Aralık’ta izleyicilerine bir kez daha sanat ve müzik şöleni sunmaya hazırlanıyor.
Eser, Fransa’da 3 Mart 1875’te ilk sahnelendiğinde büyük tepki çekmiş ve olumsuz eleştirilere maruz kalmış. Bu eleştiriler yüzünden Bizet, ilk gösterimden sadece üç ay sonra henüz 37 yaşındayken üzüntüden ölmüş ve eserinin dünyanın en meşhur ve en çok izlenen operası olduğunu maalesef görememiştir.
Operanın hikâyesi 1830 civarlarında İspanya’nın Sevilla şehrinde geçer ve çingene kız Carmen’in aşk maceralarını anlatır. Bir an gözlerinizi kapatıp Flamenko tınılarının ılık Akdeniz esintisi ile doldurduğu Sevilla sokaklarında olduğunuzu ve kalabalığın arasında uçuşan kırmızı elbisesi ile kendini müziğin büyüsüne bırakmış dans eden güzeller güzeli Carmen’i hayal edin.
Carmen, özgürlüğüne ve kendisine aşık, güzelliğinin ve baştan çıkarıcılığının farkında olan bir Çingene kızıdır. Şehrin neredeyse bütün erkekleri de güzelliğinin en ince detayına kadar hayrandır ona.
Ancak, Carmen’in büyüsü, genç ve dürüst bir asker olan onbaşı Don Jose’yi henüz teslim alamamıştır. Askeri disipline ve toplum kurallarına riayet eden Don Jose nişanlısıyla evlilik hazırlığı yapmaktadır. Bütün erkekleri güzelliği ve yaşam enerjisi ile kendine hayran bırakıp peşinden koşturtan Carmen, tüm hayranlarını bir kenara itip gözünü genç ve deneyimsiz Don Jose’ye dikmiştir. Tabi ki Carmen’in güzelliğinin etkisi altına girmesi çok uzun sürmemiştir Don Jose’nin.
Carmen’in büyüsü, Don Jose’nin düzenli ve itaatkâr hayatını kısa sürede altüst eder. Carmen ise Don Jose’yi baştan çıkardıktan sonra yeni maceralara yelken açmak ister ve Don Jose’nin aşkına ve fedakarlıklarına rağmen kendini, yakışıklı ve görkemli bir matador olan Escamillo’nun kollarına bırakır.
Carmen’in aşkı uğruna nişanlısından ayrılan, ordudan atılan ve hayatı altüst olan Don Jose ise kıskançlık ve saplantı dolu bir karanlığa sürüklenir. Don Jose’nin, Carmen’e olan aşkı, uğradığı ihanetin ardından kıskançlık ve öfkeyle harmanlanarak bu üçlüyü trajik ve kanlı bir sona taşıyacaktır. Bir yandan Carmen’in dizginlenemeyen ruhu, bir yandan Don José’nin çöken dünyası ve Escamillo’nun heybetli duruşu, bu öyküyü adeta İspanyol güneşi altında pişen acı bir aşk şarkısına dönüştürür.
Aşk, tutku, özgürlük, ihanet, kıskançlık ve trajediyle dokunmuş bu hikâye, müzikle birleşerek yaklaşık 150 yıldır izleyicilerini büyülemeye dünyanın her yerinde ve Gärtnerplatztheater’da devam etmekte.
Müziği, koreografisi, kostümleri, sahne düzeni, sanatçıları ve performansları ile her açıdan eşsiz bir deneyim yaşayacağınıza ve gecenin sonunda Gärtnerplatztheater’dan muazzam duygularla adeta büyülenmişçesine çıkacağınıza hiç şüpheniz olmasın. Bu harika gösterinin etkisinin yıllar boyu yüreğinizde, zihninizde ve hafızanızda yer alacağına eminim.
Gärtnerplatztheater’ın zengin içerik ve etkinlik takvimini tiyatronun resmi sayfasından takip edebilirsiniz.
8 Aralık Pazar günü Münih’te gerçekleşen Krampuslauf’un, Almanya’ya gelişimin birinci yıldönümüne denk gelmesi benim için ilginç bir çakışma oldu. Bu çakışmanın bendeki yansımalarını ve Krampuslauf’u anlatmaya çalışacağım. An’da yaşarken bazen çok yavaş, bazen de çok hızlı geçtiğini hissederiz zamanın. Ama geri dönüp baktığımızda daima “ne kadar hızlı geçmiş” deriz. Ve işte, geçip giden zamanın ardından dönüp bakarak bu cümleyi kurduğumuzda, geçen o zamanın bir muhasebesini yapıyoruzdur aslında. O hızlı akışta sürüklenmiş giderken sormayız ve sorgulamayız çoğunlukla. Ama bir yerde durup bu sorgulamaları yapmaya başlarız ya da hayat bizi buna zorlar. Başarı ve mutluluk getiren bir süreç ise, bunun hazzını ve gururunu yaşayıp yelkenlerimizi yepyeni umutlarla doldurarak devam ederiz yolculuğumuza. Hatalar, hüzünler ve hayal kırıklıkları ağır bastıysa eğer, endişeler ve korkular sarar her yanımızı. Ve hatta kabuslar, karabasanlar çöker üstümüze, kışın zor, karanlık ve kasvetli havası gibi. Hayat bir şekilde hatırlatır ve gösterir bize doğruları ve yanlışları. Ve ödülünü sunmakta olabildiğince ağırdan alıp cimri davranabilirken, cezaları kesmekte ve hataların sonuçlarını önümüze koymakta sabırsız ve bonkör davranabilmektedir.
Kadim Ritüeller ve Mitolojik Bağlantılar Bu ödül ve ceza mekanizması binlerce yıllık insanlık tarihi boyunca farklı biçim ve yöntemlerle nesilden nesile aktarılmıştır. Bu aktarımların günümüzdeki yansımalarının kökenleri ise eski inanış ve mitolojik ritüellerde karşımıza çıkıyor. Zaman içinde ortaya çıkan yeni inanç ve toplum sistemlerine rağmen, çok eskilere dayanan bu kadim bilgi ve gelenekler, yeni ortaya çıkan sistemlerin içine çok güzel entegre olarak sarsılmaz bir yer edinmişlerdir. Pagan ve Şaman dönemlerimize ait ritüellerin varlığını hala devam ettiriyor olması bunun en büyük kanıtıdır. Binlerce yıllık birikim ve mirasın var olduğu bu kollektif ağ, çoğumuzun farkında bile olmadığı kadim bilgileri taşımaktadır.
Krampuslauf’un Tarihçesi ve Kültürel Önemi Münih ve Alpler bölgesinin tarihi ve kültürel zenginliğini yaşatan ve yüzyıllardır kutlanan Krampuslauf bu kadim öğretilerin günümüze yansıması ve mirası olarak varlığını sürdürmektedir. Bu ritüelin kökenleri, binlerce yıl öncesine, Pagan ve Şaman dönemlerine dayanır. Pagan inançlarında Krampus, doğanın ve kışın zorluklarını ve insan ruhunun karanlık yanlarını temsil eder. Her yıl Aralık ayında Noel’de Sendlinger Straße’de gerçekleşen bu etkinlikte 300’den fazla Krampus kostümlü insan geçit töreni yapar. Kötülüklerin ve yanlışların cezalandırılması, iyiliklerin ödüllendirilmesi anlatılır. Ve tabi ki çocuklar dahil alandaki herkesin yüzlerinin güldüğü eski masallardan çıkmış fantastik bir sahneye dönüşür. Krampus ve St. Nicholas, iyilik ve kötülüğün dansını sergilerken, izleyiciler geçmişin büyüsüyle günümüzün enerjisini bir arada hisseder. Bu etkinlik, sadece bir gelenek değil, aynı zamanda kışın karanlık yüzünü aydınlatan bir kutlamadır.
Şaman ritüellerinde ise Krampus, ruhani bir yolculuk ve içsel dönüşümün sembolüdür. Kötülükleri ve hataları geride bırakmak, yeni bir yılın getirdiği umutlarla yola devam etmek için bir arınma ritüelidir.
Hayat, tüm zıtlıkları barındırırken, bu zıtlıkların çatışmasıyla ilerleme ve gelişme yolunu benimsemiştir. Krampuslauf hikayesi de böyle bir zıtlığın tezahürüdür belki de.
St. Nicholas ve Krampus Burada kısaca da olsa St. Nicholas’tan bahsetmek gerek. Zira, ikisi arasında hem bir işbirliği hem de bir görev dağılımı vardır.
St. Nicholas, 4. yüzyılda Türkiye’nin Antalya Demre bölgesinde yaşamış bir piskopostur ve Noel Baba figürüne ilham vermiştir. Yardımseverliğiyle bilinen, çocuklara hediyeler dağıtan bu şirin, ak sakallı, tombul figür, her yıl 6 Aralık’ta çocuklara hediyeler dağıtılarak anılır. Ancak, hayatta her şeyin bir karşıtı olduğu gibi, St. Nicholas’ın da bir karşıtı vardır: Krampus.
St.Nicholas büyüleyici masallardan çıkıp gelmiş bir kahramanken, Krampus dağınık ve hırpani tüyleri, uzun ve sivri boynuzları ve dişleri ve tabi ki cehennemi gözleri ile dehşet ve korku saçan kabuslar diyarının efendisidir. Her ikisi de bir çocuğun hayal dünyasında var olabileceği gibidir.
Krampus, St. Nicholas’ın yardımcısıdır ve yıl boyunca çocukların kötü davranışlarını gözden geçirir. Şehir şehir dolaşarak kötü çocukları cezalandırır. Kötü davranışların karşılığı olarak çocukların dünyasında korku salar. Bu belki de, hayatın sadece ödül ve mutluluktan ibaret olmadığını, iyinin ve doğrunun yanı sıra kötülüğün ve yanlışların ve elbette bunların sonuçlarının da var olduğunu çocuklara anlatma biçimi olmuştur ataların.
Elbette çocuklar dahil hepimiz her yaşta hatalar ve yanlışlar yapıyoruz. Bunları yapmamak ne kadar önemliyse de, en az bunun kadar önemli olan şey hatalardan dersler çıkartarak yola devam edebilmek ve bazen yolu değiştirmeyi göze alabilmektir. Salt korku salarak travmatik izler bırakmak yerine adeta kendimizi ve yaşadıklarımızı doğrusuyla yanlışıyla kucaklamayı, bunun sorumluluğunu almayı sağlayacak şekilde evrimleşmiştir Krampus kutlamaları. Yapılan hatalara, yanlışlara ve kötü davranışlara bir veda partisidir yeni yıla girerken.
Almanya’ya gelişimin yıldönümünün hemen öncesinde, tam da bu bir yılın sorgulamasında olduğum, neleri doğru, neleri yanlış yapmıştım dediğim bir dönemde Krampus ile tanışmak benim adıma oldukça anlamlı idi.
St. Nicholas da Krampus da iflah olmaz yetişkin benliklerimize değil, içimizdeki çocuğa hitap ediyorlar. O çocuğun varlığını bize her daim hatırlatarak, saflığı ve umudu yaşatıyorlar. Krampus’un karanlık figürü bile, hatalarımızdan ders almayı ve daha iyi bir geleceğe yelken açmayı öğretiyor. İçimizdeki o çocuk var oldukça, umut da var olmaya devam edecek.
Yeni yılda, St. Nicholas’ın bolca hediye getirdiği ve Krampus’un ise sadece yüzlerimizde tatlı gülümsemeler bıraktığı güzel günlerimiz olsun.
FDP (Hür Demokratlar Partisi), Federal Meclis seçimleri için Münih seçim bölgesindeki adaylarını basınla buluşturdu. Almanya genelinde 23 Şubat 2025 tarihinde yapılacak Federal Meclis seçimleri için FDP, Münih milletvekili adaylarını tanıttı.
Münih’te dört seçim bölgesinden adaylar, kendilerini basına tanıtırken, “Ekonomi olmadan hiçbir şey olmaz” anlayışıyla ortak bir hedefe odaklandıklarını vurguladılar.
Yaklaşık 300 bin kayıtlı seçmenin bulunduğu Münih’in Doğu Bölgesi adayı, 57 yaşında, iki çocuk babası ve Havacılık ve Uzay Teknolojisi Yüksek Mühendisi Mahmut Türker, kendisini tanıtırken şu ifadeleri kullandı: “1971 yılında, 4 yaşındayken misafir işçi statüsünde aile birleşimiyle geldiğim Almanya’da, hayalim olan havacılık mesleği için eğitimimi tamamlayarak diploma aldım. Almanya’nın önde gelen havacılık şirketlerinden birinde 25 yıldır çalışıyorum ve 30 yıldır da FDP ailesi içinde siyaset yapıyorum.”
Münih’in dört FDP adayı:(soldan sağa) Daniel Föst, Mahmut Türker (arkada), Julika Sandt, Lukas Köhler (önde)
Türker, sosyal, ekonomik, eğitim ve çalışma alanlarında liyakat ve fırsat eşitliğini ön planda tutan programını Alman kökenli olmayan seçmenlere anlatmak amacıyla toplantılara katılacağını ve birebir görüşmeler yapacağını belirtti.
Almanya’da, Aralık ayı başında koalisyon hükümetinin dağılması nedeniyle, Federal Meclis seçimleri 23 Şubat 2025 tarihine çekilerek erken seçim kararı alındı. Federal Meclis seçimleri normal şartlar altında Eylül 2025’te olacaktı.
Almanya’daki göçmen kökenli kabare sanatçılarının öncüsü ve yazar Şinasi Dikmen “sonu kötü biten bir meslektir” diye tanımladığı emekliliğe ara verip, yeniden sahneye dönüyor. Yıllar önce kabareyi bırakarak kendisini emekliye ayıran Şinasi Dikmen, “Emeklilik her yiğidin işi değildir. Sonu kötü biten bir meslektir. En iyisi çalışmaktır“ diyerek, yeniden sahneye dönüyor. Ama bu sefer oyuncu olarak değil, yazdığı mizah yazılarını tiyatro sahnesinde okumak üzere…
Son olarak iki yıl önce Frankfurt’ta kurduğu kabare tiyatrosu “Die Käs”in (Die Kabarett Änderungsschneiderei) 25’nci, kendisinin Almanya’ya gelişinin 50’nci yılı ve aynı zamanda 75’nci yaşgünü dolayısıyla düzenlenen programda özel bir kabare sunumuyla sahneye çıkan Dikmen, önümüzdeki dönemde ayda bir düzenlenecek okuma programlarıyla tiyatro sahnesinde olacak. Dikmen, kabare sanatçısı olarak 30 yıllık sahne kariyerini 2015 yılında sonlandırmıştı. Sanatçı “Die Käs”de gerçekleştirilecek Almanca okuma programlarında “kendisi, Türkler ve Almanlar, Almanya Türkleri hakkında, Türklerle Almanlar arasındaki ilişkiler üzerine” kaleme aldığı mizah yazılarını okuyacak. Yani hicivlemeye, eleştirmeye ve de güldürmeye devam edecek. Dikmen’in “Kan şekeri ile yüksek tansiyon arasında” (Zwischen Blutzucker und Bluthochdruck) başlıklı ilk programı 22 Aralık Pazar günü saat 12:00’da gerçekleşecek. Program, sonrasında “Die Käs”de nisan ayına kadar ayda bir kez devam edecek.
Sahneyi bıraktıktan sonra kabareden çok önce başladığı ve tüm yaşamı boyunca sürdürdüğü yazma uğraşısına daha da ağırlık veren Dikmen, bu arada Frankfurt ve çevresinde birkaç okuma etkinliğine katılmıştı, zaman zaman tiyatrodaki çalışmalara destek veriyordu. Ancak zamanının önemli bir bölümünü Türkiye’de geçiriyor ve kendisini “emekli” olarak görüyordu. Ünlü sanatçı bunca zaman sonra, oyuncu olarak olmasa da neden yeniden sahneye dönmek istediğini şöyle açıklıyor: “Tüm çalışanlara emeklilik anlatılır. Sen çalış, sonra emekli olursun, istediğini yaparsın, istediğini yersin, istediğin yere gidersin! Ama kazın ayağı öyle değil. Emekliliğin ilk yıllarında hergün işe gitmek zorunluluğu ortadan kalktığı için yaşamının ritmini ve biçimini değiştirirsin. Ama vücudun ve beynin bunu kabul etmez. Öğleye kadar yatmak, evden hiç çıkmadan haftalarca yemek masası – tuvalet – yatak odası arasında deli danalar gibi dolaşmak seni hasta eder. Gezilere gidebilecek bol zamanın olduğu söylenmiştir ama sende uzaklara gitmek için yeterli para yoktur. Eşinin Afrika’da aslan görmek, Kanada’da beyaz ayı peşine düşmek gibi niyeti yoktur. Sen ise iki defa Roma’ya gidersin, üç defa Paris’e, ne bilim Peru’ya.. Bir insan vücudu hangi Roma’ya, hangi Paris’e kaç gün dayanır? Bir insan beyni kaç Barcelona ister? Hareket etmediğin için senin farkında olmadığın tansiyon utanmazca kendini gösterir. Kan şekerin yükselir, erkeksen prostatın bas bas bağırır, kadınsan ‘dizlerim, dizlerim’ dersin. Yani emeklilik her yiğidin işi değildir. Sonu kötü biten bir meslektir. Onun için en iyisi çalışmaktır.”
Almanca mizaha yeni bir soluk Almanya’ya bir hastanede sağlık görevlisi olarak çalışmak üzere 1972 yılında gelen Şinasi Dikmen’in Almanya’daki Türk toplumu, Almanlar ve Türk-Alman ilişkilerine ilişkin mizah yazıları 70’li yılların sonlarından itibaren önce Almanca ve daha sonra da Türkçe gazetelerde yayınlanmaya başladı. Bu arada Ulm Şehir Tiyatrosu’nda da sahneye çıkan Dikmen’in ilk kitabı 1983 yılında yayınlandı. Alman kabaresinin büyük isimlerinden Dieter Hildebrandt’ın ünlü televizyon programı “Scheibenwischer”de de bir süre yer alan Dikmen, 1986’da Muhsin Omurca’yla birlikte “Knobi Bonbon” kabare grubunu kurdu. 1997’ye kadar devam eden Knobi Bonbon, Almanya’daki mizah dünyasında yeni bir devir açtı; aynı zamanda bitmek tükenmek bilmeyen entegrasyon tartışmaları ve giderek artan yabancı düşmanlığının belirlediği ülke gündemine, göçmenler içinden entelektüel ve sanatsal bir müdahale olarak haklı bir prestij kazandı. Dikmen daha sonra eşi Ayşe Aktay’la birlikte Frankfurt’a gelip, kendi salonu olan bir kabare tiyatrosu kurma hedefini gerçekleştirdi. Aktay ve Dikmen’in 1997’de kurdukları, büyük zorluklarla işletip, kurumsallaştırdıkları tiyatro, yani “Die Käs”, artık bu alanda uzmanlaşmış profesyonel bir ekip tarafından yönetiliyor, günümüzde sadece Frankfurt’un değil, tüm Almanya’nın en çok bilinen, sevilen ve başarılı kabare mekanları arasında yer alıyor. Bu arada hepsi Almanca dört kitabı da yayınlanan Dikmen, yazmaya devam ediyor. “Die Käs”, 27 yıl önce “Alman mizahına Türkler’den kalkınma yardımı” iddiasıyla kurulmuştu. Şimdi kurucusu Şinasi Dikmen’i yeniden programına alarak bu iddiasını sürdüyor.