Münih’te hizmet veren Uğur Kör Hukuk Bürosu Tansel Alp’ın Mezopotamya Senfonisi adlı sergisine kapılarını açtı. Daha önce Mersin ve Diyarbakır’da sergilenen Mezopotamya Senfonisi’nin üçüncü durağı Münih’te sanatçının resim dizisinden on beş eseri sergilendi.
1971 Bingöl Karlıova’da doğan ve yaşamını Mersin’de sürdüren sanatçı Tansel Alp, Mezopatamya’da yaşanan dramı, farklı biçim, teknik ve renklerle anlatıyor. Serginin iki yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu söyleyen Alp, yaptığı açıklamada “Mezopotamya, kültürün olduğu kadar insanlığın da beşiğidir. İnsana dair birçok şey binlerce yıl önce Mezopotamya’da; Sümerler, Asurlar, Akadlar, Elamlar, Babiller, Urartular ve Medler’de yaşam bulmuştur. Bereketli toprakları ve uygun iklim şartları nedeniyle çok eski zamanlardan beri yurt edinilmiş, insanı var eden ne varsa yaşanmış ve bunlarla birlikte birçok istilaya sahne olmuştur. Ne var ki bu coğrafya, geçmişte olduğu gibi, bugün de savaşların merkezidir. Yaşam `ölüm kültürü’ üzerine kurulmuştur.” şeklinde konuştu.
Resimlerinde `ölüm kültürü’ üzerine kurulan yaşamı, Mezopotamya dramını anlatan sanatçı, seçtiği renklerle aynı zamanda sevgi, barış ve kardeşliğin egemen olacağı umudunu da yansıtmış.
Tansel Alp kimdir?
1971 yılı Bingöl Karlıova doğumludur. Sanata, Adana AKSAM Kültür ve Sanat Merkezinde müzik ve şiir gruplarında yer alarak başladı. Plastik sanata olan ilgisi, onu resim-heykel eğitimi almaya yöneltti. 1994 yılında M.K.Ü. Güzel Sanatlar Eğitim Fakültesinde Prof. Olcay Kirişoğlu öğrencisi olarak eğitimine başladı. 1998 yılında mezun oldu. Aynı yıl MEB’ de Resim Öğretmeni olarak göreve başladı. Çalışmalarında yağlı boya, akrilik, tutkal, ince talaş, telis vb. malzemeler kullanmaktadır. Kişisel resim-heykel sergileri olmak üzere, yurtiçi ve yurt dışında birçok karma resim sergilerine katıldı. Çalışmalarına halen Mersin’de ‘ARYA SANAT’ atölyesinde devam etmektedir.
`Unterbiberger Hofmusik` olarak tanıdığımız ve yaklaşık 25 yıllık geçmişi olan grubun Bavyera ile Türkiye arasında köprü niteliği taşıyan Bavaturka albümlerinin ikincisi çıktı. `Türkiye Yolculuğu` da dedikleri Bavaturka Vol. 2 albümününde ilkinde olduğu gibi Türkçe şarkı-türküler Bavyera ezgileri ile birleştirilip caz ile harmanlanarak yeniden derlenmiş. Çoğunluğu Türkçe-Almanca söylenen 12 parçadan oluşan albümde bu sefer Ermenice ve Zazaca`ya da yer verilmiş. Sarı Gelin, Bir Çapkına Yangınım, Darıldın mı Gülüm Bana, Recebim ve Elqajiye gibi türkülerin yanı sıra, Hindistan ezgileriyle birleştirilmiş olan Çarşambayıla Mukhtaajam, Barış Manço`nun Bugün Bayram adlı parçası da yer alıyor.
Franz Himpsl öncülüğünde, eşi Irene ve oğulları Ludwig, Xaver ve Franz`tan oluşan grup, ilk albümde Şeref Dalyanoğlu ile çalışmıştı. Bu albümde ise Türkiye kökenli yerel sanatçılara daha geniş yer vermiş; Öykü Şensöz, Bekir Çetinkaya, Yasin Yardım saz ve sözle albümü zenginleştiriyor.
Aynı zamanda müzik öğretmeni ve trompet ustası olan Franz Himpsl albümle ilgili “Yıllardır müzikle uğraşıyorum ve her renkten, çok farklı müzik türleri arasında bir bağlılık kurmaya çalışıyorum. Ama hiçbir tasarımımın bu kadar etkileyici olduğunu hatırlamıyorum.” diyor. Bavaturka`nın aslında 60 yıl kadar geç kalmış bir proje olduğunu belirten Himpsl şöyle devam ediyor: “Farklı kültürler arasındaki köprülerin aşılması sanıldığı gibi zor değil, ciddiyetle başka kültürleri anlamaya çalışmak, yalnız kabul bulmakla kalmıyor aynı zamanda sevinçle karşılanıyor.”
Aynı zamanda cesur bir politik duruş da sergileyen albüm, Himpsl Records adlı kendi plak şirketi tarafından piyasaya çıkarıldı.
Almanya göç alan ülkeler sıralamasında klasik göç ülkeleri olan ABD, Kanada ve Avustralya`dan sonra yılda 465 bin (2013) göçmenle ön sıralarda yer alıyor. 170 milletten 2,35 milyon göçmen kökenli nüfusu ile Bavyera, Federal eyaletler içinde en tercih edileni.
Bavyera Eyaleti Aile ve Uyumdan Sorumlu Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca “Gelecek uyumdur” konulu bir davet düzenlendi. Residans`ta gerçekleşen davete çoğunluğu bölgede uyum konusunda çalışmalarda bulunan 450 konuk katıldı. Bakan Emilia Müller ise, aynı gün Parlamento`da kaza geçirip hastaneye kaldırıldığı için katılamadı. Bavyera Hükümeti`nin Kasım 2014`te başlattığı uyum taslağının ana noktalarının tanıtıldığı programda Içişleri Bakanı Joachim Herrman ve Hükümetin Uyum Sorumlusu Milletvekili Martin Neumeyer birer konuşma yaparak çalışmaları hakkında bilgi verdi. Konuşmacılar, Almanya`nın 1990`da birleşmesinden sonra 1,6 milyon insanın Bavyera`ya geldiğini vurguladılar. Münih’te % 33, Nürnberg`de ise % 36 oranında göçmen kökenlinin burayı 2. vatan olarak kabul ettiğini ve Bavyera`nın kalkın-masına katkı sağlayarak bölgeyi zenginleştirdiğini belirttiler. İçişleri Bakanı Herrmann, Bavyera`nın uyum politikasının diğer eyaletlere kıyasla daha başarılı olduğunu belirtti. Bakan, Almanca dilinin öğrenilerek, paralel toplum yaratmadan kendi kültürünü koruyarak ve ülkenin değerlerine bağlı kalarak uyum içinde yaşamın optimal başarısının Alman vatandaşlığı olacağının da altını çizdi.
Bavyera Hükümetinin uyum taslağında yer alan ana noktaların başında yer alan dil ve eğitim konuları dışında gönüllü çalışmaların öneminin de vurgulanması dikkat çekiyor. Bavyera Eyaleti Aile ve Uyumdan Sorumlu Sosyal Güvenlik Bakanı Emilia Müller`e göre uyum politikaları sadece toplumun her kesimiyle diyalog içinde olarak başarıya ulaşabilir. Burada da özellikle iyi entegre olmuş göçmenlerin tecrübeleri büyük önem taşıyor…
Münih Trabzon Karadeniz Kültür ve Dayanışma Derneği, bu yıl 9.sunu gerçekleştirdiği Kültür ve Dayanışma gecesinde horona doydu. Başkan Süleyman Aydın’ın açılış konuşmasının ardından şehitler için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunuşuyla başlayan geceye ilgi büyüktü. Aydın, konuşmasında başta sponsorlar olmak üzere gecede emeği geçen herkese teşekkür ederken “Folklör grubumuz Trabzonu temsil ediyor ama gruptaki gençlerin çoğu Trabzon dışından. Hemşehrilerimizin kendi kültürlerine daha fazla sahip çıkmalarını temenni ediyorum.” dedi. Süleyman Aydın ayrıca folklör grubundan Sevim Afyon’un 18. doğum gününü bir buket çiçekle kutladı. T.C. Münih Başkonsolosu Mesut Koç ise yaptığı konuşmada Trabzon ve Karadeniz Derneği’ni aktif çalışmalarından dolayı kutlayarak örgütlenmeye verdiği önemi vurguladı. Derneğin folklör ekiplerinin sergiledikleri gösterilerle yoğun alkış alırken, kemençesiyle Samet Kıran, davuluyla Osman Afyon ve zurnasıyla İsmail Yılız gece boyunca Karadeniz ritimleriyle misafirleri coşturdu. Karadeniz müziğinin ağırlıkta olduğu fakat bununla kısıtlı kalınmayan gecede Münih Sosyete orkestrası oyun havaları ve Ümit Erdoğan ise sazıyla Anadolu’dan ezgiler sundu. Geceye aralarında STK temsilcileri ve işadamlarının da bulunduğu çok sayıda Münihli misafirin yanı sıra Almanya ve Avrupa’nın çeşitli şehirlerinden de yüksek katılım oldu. Türkiye’den katılan misafirler arasında yönetim kurulu üyesi Ali Çavuşoğlu’nun da akrabası olan Üst Klasman Yardımcı Hakemi Bahtiyar Birinci de vardı. Gecede tam kadro hazır bulunan dernek yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor: Dursun Özcan, İhsan Aydın, Ali Çavuşoğlu, Süleyman Tosun, Süleyman Aydın, Ayşe Şafak. Gecenin diğer fotoğrafları için burayı tıklayınız!
Son dönemlerde playlistin rock, pop şarkılardan oluşuyor. Sevdiğim grupların başında gelen Duman ve Haluk Levent olmazsa olmazlarım arasında, bir de tabii Oğuzhan Koç…
1) Duman – Melankoli
2) Haluk Levent – Kral Çıplak
3) Manga – Bitti Rüya
4) Oğuzhan Koç – Yüzük
5) Ayna – Gelincik
6) Haluk Levent – Sır
7) Duman – Seni Kendime Sakladım
8) Sıla – Reverans
9) Duman – Köprüaltı
10) Oğuzhan Koç – Bu Yol
PiYASA dergisiyle yeni tanışan 21 yaşındaki Dila, beş yıl önce Augsburg‘dan İstanbul‘a okumak için gitmiş. İstanbul Üniversitesi‘nde Almanca Mütercüm Tercümanlık 4. sınıf öğrencisi.
Kendini nasıl tanımlarsın?
Hayattan her türlü keyif almasını seven, küçücük şeylerle bile mutlu olmayı amaçlayan, yemeği bile doymak için değil zevk almak, mutlu olmak için yiyen biriyim. Ayrıca gülmeyi ve güldürmeyi, insanları mutlu etmeyi ve enerjisini dışa yansıtmayı seven bir insanım. Sorunlarımı oldukça pozitif bir bakış açısıyla çözmeye çalışırım. Hayatı olduğu gibi kabullenip anı yaşamayı severim. Olumsuz yönlerime gelirsek; inatçı, gururlu ve sabırsız olabilirim. Fakat sabırsızlıklarımı genelde içimde yaşarım, kimseyi üzmemek için bu durumu pek dışa yansıtmam.
Senin için hayatta neler önemli?
Hayatta benim için en önemli şeylerden biri ailem ve sevdiklerim. Dostluk ve güvene de çok önem veririm. Başarılı olmak her ne kadar ailemi gururlandırsa da, benim için de çok büyük bir rol taşımaktadır.
Gelecek için planların ne?
İlk etapta üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirmek ve ardından da beni mutlu edecek, hayallerimi tamamlayacak bir işte çalışmak. Bunun yanı sıra da dünyayı gezmek, yeni yerler keşfetmek ve değişik kültürler tanımak istiyorum.
PiYASA dergisi hakkında neler düşünüyorsun?
Piyasa dergisi ile yeni tanıştım ve yeni keşfetme şansım oldu. Buna rağmen çok dolu dolu ve başarılı bir dergi olduğunu düşünüyorum. Başarıların devamını diliyorum.
KISACA İsim: Dila Koçer Burç: Yengeç Nerelisin: Erzincan En sevdiğin yemek: Makarna Müzik tarzın: Pop, Latin, Jazz En sevdiğin mekan: Sabit bir yer yok. Huzurlu hissettiğim ve güler yüz ile karşılandığım herhangi bir yer olabilir. En sevdiğin modacı: Thomas Burberry En son ne satın aldın: Ayakkabı İdolün: ANNEM
Osman Çakır (Münih) anlatıyor:
Yalnızlık yanı başınızda oturan size benzeyen biridir bazen. Size benzer ama aslında sizin olamadığınız, yapmadığınız, söylemediğiniz, korktuğunuz… Dilin zıt dediği ama çoğu zaman başaramayıp değillemekle yetindiği her duruma, hisse, ruhunuza oturan, yüzeyde görünmeyen, yerinizin altında, ağırlığı on katınız sicim taşınızdır.
Ayazı ayaz mı ayaz bir şehirde, bir otobüs durağında, artık bir alışkanlıktan ibaret arkadaşlarınızın arasında, siz susarsınız ve o konuşmaya başlar. Dinlersiniz anlattıklarını hiç tanımadığınız bilge birini dinler gibi, yazmak istersiniz, kalem kağıt yoktur, olsa da kalem yarışır, kaçırırsınız ucunu ve bir şeye benzemez.
Zeki Demirkubuz bırakın yazmayı, filmini yapmış yeraltının, sizin yeraltınızın, size benzeyen yalnızlığınızın. Filmde sözü geçen Ankara Sıkıntısı romanını da eminim Nuri Bilge Ceylan’a değil, yalnızlığına yazdırmıştır.
Devrimci müzikten popüler dizi ve film müziğine kadar birçok farklı projeyle adından sıkça söz ettiren üretken bir sanatçı Kemal Sahir Gürel. Aranjör, müzik yönetmeni, besteci, kaval sanatçısı. Kaval ana enstrümanı ama telli, nefesli, tuşlu, vurmalı tüm çalgılara hakim. 9 yıldır Almanya’da yaşayan Kemal Sahir Gürel, şu sıralar kendisi gibi kaval ustası olan Münihli Hayrani Kami ile birlikte proje sahibi oldukları Dem-i Devran çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa’da amatör veya yarı-profesyonel solistlerin farklı türkülerle yer aldığı karma bir seri albüm projesi Dem-i Devran. Gürel ve Kami, “Sadece Türkiye`den Avrupa`ya şarkılar dinlemek değil, Avrupa`dan Türkiye`ye ve dünyaya şarkılar söylemek istiyoruz. Pop kültürünün ezici egemenliğine karşı türküler söylüyoruz. Kendimizi, ruhumuzu türkülerle yeniliyoruz ve insani değerlerimizi koruyoruz. Tüm yoksunluk ve fiziki uzaklığına rağmen, `gurbette` de ruhen bizi birleştiren ortak dilin türkü olduğunu; gurbette de saygın, düzeyli ve etkileyici bir sanat yaratılabileceğini vurgulamak istiyoruz…” diyor.
Albüm çalışmaları için Köln, İstanbul, Münih arası mekik dokuyan Kemal Sahir Gürel ve Hayrani Kami ile Münih Odeons meydanında Tambosi’de oturup güzel bir sohbet gerçekleştirdik.
Dem-i Devran, Almanya’da karma bir albüm olacak. Bu fikir nasıl oluştu? Süreç nasıl ilerliyor? Daha önceden bu tarz deneyler yapılmış ama daha yüzeysel, ekonomik temelde olan işler olmuş. Fikir Hayrani’den geldi. “Almanya’da müzik yapmak isteyen çok insan var, karma bir albüm yapalım mı? diye sordu. Avrupa genelinde yarı profesyonel veya amatör insanları bir araya getiriyor. Herkes birer şarkıyla yer alacak. Bunun anlamı şu; Birincisi birbirinden çok farklı bestelerin, türkülerin, seslerin bir arada yer aldığı zengin bir çalışma olacak. İkinicisi yeterince komple bir albüm için elinde maddi imkanların, olanakların veya prodüksiyon ilişkilerinin olmadığı insanlar kendilerine zemin bulabilecekler. Senede bir albüm yapmayı planlıyoruz. Türkiye’de de Salkım Söğüt vardı. Biraz onun devamı gibi olacak. O albümde yer alan Hilmi Yarayıcı, Mustafa Özarslan, İlkay Akkaya albümden önce de biliniyordu ama Alaaddin Us, Kazım Koyuncu, Hakan Yeşilyurt, Arzu Görücü gibi arkadaşlar Salkım Söğüt ile tanındılar. Bu albümün de belki öyle bir etkisi olacak. Öyle bir zemin de olabilir.
Albümde yer alan sanatçıları hangi kriterlere göre seçiyorsunuz? Çoğunun ilk albümü olacak… Çok güzel bir sesi veya tecrübesi olması gerekmiyor ama bir ses yeteneği, yani şarkı söyleme kabiliyeti olmalı. Buradaki arkadaşların birçoğu müzikle aktif uğraşan tecrübeli; sahneye çıkan, bir koroda yer alan insanlar. Avusturya’dan Cihan gibi veya Münih’ten Bekir gibi önceden çalışmaları olmuş arkadaşlar var. 13 kişinin 12’si Avrupa’dan; Avusturya ve Almanya’nın değişik şehirlerinden. Bir de albümü renklendirmek için misafir sanatçımız var; Barış Atay bir şiirle katılıyor.
Albümün Avrupa çıkışlı olması hangi açıdan önemli? Albüm Hayrani’den öneri olarak geldiğinde ben şu yanını da çok sevdim projenin; bugüne kadar hep Türkiye’de üretilen şeyler Avrupa’ya veriliyordu. Gurbette olanlar ancak Türkiye’de üretilen şeylere bir sanatsal ürün olarak ulaşabiliyorlardı. Ama Avrupa’dan Türkiye’deki insanlara bizzat buradaki üretimle ulaşma dinamiği çok zayıf. Fatih Akın ve belki Fazıl Say (bir müddet burada yaşadığı için) dışında değişik branşlarda, medya, tiyatro, sinema, müzik, resim ve bütün sanat dallarında Avrupa’da üretim yapıp Türkiye’ye ulaşan sanatçı çok az. Dolayısıyla bunun değerli yanı, Avrupa’da üretilmiş bir albümle Türkiye’nin gündemine uzanmak, köprü oluşturmak gibi bir düşünce bu.
Albüm Türkiye’de dağıtılacak mı? Türkiye’de müzik sektörü pazarlama açısından epey geriledi. Kaset formatının bitip CD’ye geçilmesi, daha sonra da dijitalin gündeme gelmesi sektörü kötü etkiledi. Bu nedenle artık eskisi gibi bir projeye şirketler sıcak bakmıyor. Haklı yanları da var. Dolayısıyla şu anda Türkiye ayağı açısından düşündüğümüz bir firma yok. Yani Almanya’da basılacak ve burada dağıtılacak, tüm dünyada dijitale dağıtılacak.
Sanatçılar dijital üzerinden hedefine ulaşabiliyor mu? Türkiye dijitalde daha yolun başında. Itunes’un dijital pazarlama yapması 3-4 yıllık. Dijitalin Türkiye’de çok etkin olduğu söylenemez ama her sene biraz daha gelişiyor.
Albümün nasıl tepki alacağınızı düşünüyorsunuz? Bir beklentiniz var mı? O konuda bir iddia oluşturmak mümkün değil. Bu bir duygu işi, o duygunun sonuç almasını doğru seçimlerle kolaylaştırmış olursunuz ama bir garantisi yok. Müzik kafadan kurulan bir şey değil. Sadece neyin sevilebileceğini, neyin öne çıkabileceğini, neyin geride kalacağını kendiniz seçip yönlendirebilirsiniz. Biz de o konuda gerçekten iyi seslere yer verdik, bu iyi yanlarından biri. Diğer yanı da türkü seçimi; mümkün olduğu kadar etki sağlayabilecek türküler seçtik. Buralarda ticari amaçla özensiz çalışmalar yapılmış daha önce. Biz ticari bir amaçla değil, yetenekli insanları bir araya getirme düşüncesiyle hareket ettiğimiz için yarı idealist bir çalışma bu. Biraz da kısmet işi. Bir şarkı olur on sene hiç anlaşılmaz ama 11. senesinde patlayabilir, müzik camiasında bunun çok örnekleri var. Ya da çok önemsiz bir şarkı dersiniz albümün sonuna koyarsınız ama en sevilen şarkı o olur. Bu sizin belirleyebileceğiniz bir şey değil. Ama mümkün olduğunca renkli, her kesimden insana seslenebilen bir tarz oluşturmaya çalıştık. Anadolu rocktan klasik türkü formatına, özgün müzikten daha modern tarza kadar parçalar da var.
Kemal Sahir Gürel kimdir? 1966 Giresun, Görele doğumlu. 1974’te geldiği İstanbul’da 1981 yılında Yavuz Top’un müzik kursunda bağlama ve solfej dersleri alarak akademik eğitime başladı. 82’de İ.Ü. Konservatuarı Türk Müziği Bölümü’ne başladı. 84’te Türk Folklor Kurumu’nun Halk Müziği Okulu’nda bir yıl öğrenim gördü. Bağlama ve solfej dersleri verdi, düzenlemeler yaptı. İTÜ Devlet Konservatuarı Temel Bilimler Bölümü’nde beş yıl öğrenim gördü. 86 yılından sonra müzik çalışmalarını bestecilik, aranjörlük ve grup konserleriyle sürdürdü. 99 yılından itibaren aranjörlük ve yönetmenlik yapıyor; kısa film, film ve televizyon için dizi film müzikleri hazırlıyor.
Hayrani Kami kimdir? Aslen Erzurum-Hınıslıdır. 1989 yılından bu yana yurtdışında yaşıyor. Küçük yaşlarda başlayan müzikle ilişkisine 1996-1997 yıllarında şimdiki adı Akademi Deutsche-pop olan okulda tonmaisterlik eğitimi eklendi. Kaval ve bağlama ustasıdır. 2014 yılında kurduğu stüdyosunda halen aranjör ve tonmaister olarak hizmet sunmaktadır.
Dem-i Devran 1`de yer alan isimler şöyle: Ali Haydar Berkpınar, Aytül Özel,
Cihan Dökmez,
Bekir Çetinkaya,
Mahsuni Turan,
Muhammet Ali Aslan, Servet Güven,
Songül Yüce,
Süreyya Akay,
Tekin Turan,
Turabi Yurtsever,
Yusuf Budak
ve misafir sanatçı olarak Barış Atay
Münih Wörthhof Kültür Merkezi’nde yapılan kitap sergisine katılan yazar Haydar Karataş, yazarlığa başlayışını ve romanlarının oluşum sürecini anlattı, ‘On İki Dağın Sırrı’ ve ‘Gece Kelebeği’ adlı kitaplarından bölümler okudu.
Murathan Mungan’ın “Yaşar Kemal`de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır.” dediği yazar Haydar Karataş, 1973 Tunceli, Hozat doğumlu. Daha önce sadece Zazaca konuşan Karataş, ilkokulda Türkçe ile, lisede ise sol fikirlerle tanışır.
Edebiyat hikayesi İsviçre’ye politik mülteci olarak yerleşmeden önce Türkiye’de on yıl tutuklu kaldığı dönemde başlar. Çıplak bir oda olan hücrede üzerine demir kapı kapanınca, duyduğu insan çığlıklarından paniklemesiyle tam olarak. Beton ranzanın üzerinde uzanırken çatının kirişine konan serçenin uçup gitmesini “İçimdeki bir dünya boşaldı, 6 ay boyunca o kuşu bekledim” diye anlatan Karataş, o hücrede kaldığı sürede ‘hayatın, canlı varlığın değerini farkedip, Alevi inancını araştırmaya başladığını’ söylüyor. “Bu yol pek çok yerlere gitti.” diyor; ‘Kızılbaşların Gağant bayramının Karadeniz ve Trakya’da da başka isimlerle kutlanıyor olmasını görmek’ gibi. Bu dönemde teorik kitap okumayı bıraktığını, şiddeti savunan insanlarla ilkesel olarak ilişki kurmadığını söylüyor ve ekliyor “Bu bir günah çıkarma da olabilir”…
Hücre çıkışında yazmaya başladığı Gece Kelebeği romanına Yozgat cezaevinden Sakarya`ya giderken el konduğunu, İsviçre`ye geldikten sonra tekrar yazmaya başladığını anlatıyor.
1938 sonrasını konu alan bu romanın anlatıcısı beş yaşındaki Gülüzar aslında Haydar Karataş’ın annesidir. Yazar, romanında Gülüzar’ın annesi Fecire Hatun, Kolsuz Musa, Çavdar Hüseyin (Çöyder) ve Hala’dan oluşan ana karakterler üzerinden Dersim insanını ve dönemi resmediyor.
İkinci kitabi olan On İki Dağın Sırrı’nda Ermeni hikayelerinin olduğu 1938 öncesini yazıyor.
Karataş, Murathan Mungan’ın iki projesinde de öyküleriyle yer alıyor. Türkiye’de bir ilk olduğunu belirttiği ‘Bir Dersim Hikayesi’ ile ilgili şöyle söylüyor: “Böyle bir kitap 1930’larda yazılsaydı 6-7 Eylül’ü yaşamayacaktık. 1960’larda Rum hikayesi yazılsaydı, 80’lerde Kürt meselesini yaşamayacaktık. 80’lerde Kürt hikayesini yazsaydık bugünkü İslami canavar ortaya çıkmayacaktı.”
Şüpheli asker ölümleri ve asker intiharlarını konu alan ikinci Murathan Mungan kitabı ‘Merhaba Asker’de yine bir hikayeyle yer alıyor. 1990 ile 2009 yılları arasında intihar eden 12 bin askeri konu alan bir kitabın daha önce çıkması gerektiğinin de hemen altını çiziyor.
Nükhet Tuzcuoğlu’nun Roboski çocuklarıyla ilgili kitabı ‘İstenmeyen Çocuklar’a da bir öyküyle katkıda bulunuyor.
“Modernizm insanın tat duygusuyla birlikte hayal gücünü de öldürerek işçileştiriyor. İnsana yeni bir hayal düyası gerekli. Bunun temeli de edebiyattır.” diyen Karataş, edebiyattan geçim sağlanılmadığını da hatırlatıyor. Bu nedenle gündüz geçimini sağlamak için İsviçre’de Anayasa Mahkemesi’nde çalıştığını, geceleri ise henüz 9 aylık olan kızı uyuduktan sonra yazdığını anlatıyor. Yazmanın ödülünü ise şöyle tarif ediyor: “Bana dokunan bir yüz, bir insan, bir tebessüm.” Daha sonra, “Aslında yazarlar kendi kitaplarını iyi okuyamazlar, Avrupa’da bu nedenle tiyatro sanatçılarına okuturlar.” diyerek ‘Gece Kelebeği’ adlı romanından okumaya başlıyor. Kendi deyimiyle edebiyat felsefesi ‘kötüleri de vicdanlı yazmak’ olan Yazar, bu masalsı romanından okuduğu bölümlerle bize dokunmayı başarıyor…