Cumartesi, Mayıs 9, 2026
Startseite Blog Sayfa 75

Gökay Sofuoğlu yazdı: Almanyalı Türkler’in sırtından yapılan popülist siyaset

Geçtiğimiz günlerde savcılık NSU dan yargılanan kişi için müebbet cezası istedi. (Adını bilerek yazmıyorum; Çünkü onun adını artık herkes ezbere biliyor, ancak mağdurların ismi sadece öldürülüşlerinin yıl dönümünde anılıyor.)

Yine aynı gün bir TV kanalı benimle söyleşi yapmak istedi. Medyanın NSU davasına ilgi duymuş olacağından yola çıkarak sevindim. Bu konuda sorular çok fazla sorulmuyor medyada.

Telefonlaştık.

Ben NSU davası ile ilgili soru beklerken, program hazırlayıcısı Türkiye Dışişleri Bakanı’nın Almanya’ya gelecek olan ve Almanya’da yaşayan Türkler ile ilgili seyahat uyarısı ve Ak Parti Başkanı Erdoğan’ın üç partiye oy verilmemesi çağrısının Türkiye kökenliler arasında etkilerini konuşacağımızı söyledi.

Ben kendisine “NSU davasınında Türkiye kökenli seçmenlerin davranışlarını nasıl etkilediğini konuşabilir miyiz? dediğimde, “Başka bir programda onu da konuşabiliriz.” diye ‘teselli’ etmeye çalıştı.

Bunun üzerine söyleşiyi reddettim.

Yalnızca bu olaydan yola çıkarak bile şu değerlendirmeyi yapmak sanırım çok abartılı olmaz: Alman medyası, Türkiye Hükümeti ve Alman siyasetinin gündemi ile Almanya ve hatta Avrupa’da yaşayan Türkler’in gündemleri birbirinden çok farklı.

Türkiye, iç siyasi çıkarları için Almanya ile çok abartılı bir şekilde çekişme içine giren bir siyaset ile, Türkiye’yi sadece bugün iktidarda olan hükümetten ibaret sayan bir Avrupa siyaseti arasında kalan Almanya Türkleri’nin sorunlarını, çözüm önerilerini gündeme getirmek gittikçe zorlaşıyor. Bırakın yeni talepleri gündeme getirmeyi, kazanılmış haklar dahi tek tek elimizden alınmaya çalışılıyor.

Geçmiş dönemde partilerin büyük oranda konsens içinde olduğu AB ülkeleri dışından gelenlerin de yerel düzeyde seçme ve seçilme hakkı nerdeyse öcü bir talep gibi algılanıyor. Büyük koalisyon tarafından yasalaşan opsiyon modelinin kaldırılması, yeniden ve daha sertleştirilmiş olarak gündemde. Yeşiller partisi dahi konuyu artık CDU paralelinde ele almaya başladı.

Şimdi burada her şeyin sorumlusu Almanya ile gerginlikleri artıran Türkiye siyaseti demek Alman siyasetinin hoşuna gidiyor. Seçim kampanyasında gerek partiler ve gerekse adaylar Türkiye üzerinden siyaset yaparak puan kazanma yolunu seçtiler. Taa ki SPD Başbakan adayı Martin Schulz Başbakan Merkel ile katıldığı TV programında birdenbire Başbakan olduğu taktirde Türkiye ile AB arasında sürdürülmesi gereken süreci durduracağını söyledi. Seçim kampanyalarında partiler en fazla Türkiye’yi Avrupa ailesinden uzak tutacak açıklamalaryaptıkları zaman alkışlanıyor.

Türkiye’deki siyasetin eleştirilecek yanları yok mu?

Elbette var.

Ancak Almanya’nın geleceği ile kararın alınacağı bir seçim kampanyasında Türkiye’nin işi ne?

Diesel skandalından tutun, emeklilik güvencesi, sosyal iş alanlarında çalışanların ücretleri, Almanya’da tüm refaha rağmen artan açlık sınırında insanların sayısının artması, NSU da içinde olmak üzere her geçen gün artan ırkçı söylemler ve kurumlaşmalarına dair bir çok konu gündemde yeterince yer almıyor. AfD adında şimdiki düzene ve kazanılmış demokrasiye alternatif olan bir partinin siyaseti, merkeze her geçen gün daha etkili yerleşiyor.

Gelinen noktada şunu söylemek sanırım çok abartı olmayacak.

Gerek Türkiye’yi yönetenler ve gerekse Almanya’yı yönetenler kendi iç siyasetlerindeki sorunları konuşmak yerine, daha popülist yaklaşımlarla siyasetlerini şekillendiriyorlar.

Olan ise sorunların çözümünü siyasetten bekleyen halk yığınlarına oluyor. Almanyalı Türkler’in sırtından yapılan bu popülist siyasetin zararlarını önümüzdeki dönemde çok çekeceğe benziyoruz.

Umarım yanılırım.

Gökay Sofuoğlu
-Almanya Türk Toplumu Genel Başkanı

Nürnberg’de 4 bin kişi Barış Masası’nda buluştu

Uluslararası Barış Ödülü vermekle ünlenen Nürnberg’de, bu yıl geleneksel barış masası etkinliğinde 4 bin kişi bir araya geldi. İnsan hakları sokağı ve çevresinde kurulan 350 masada çeşitli kuruluşların yanı sıra kişisel katılımlar da oldu.

Etkinlikte, Kuzey Bavyera Türk-Alman Kadınlar Kulübü, Antalya-Nürnberg Kardeş Şehir Derneği İN-SAN, Kuzey Bavyera Atatürkçü Düşünce Derneği, Türkiye-Almanya Film Festivali kuruluşu, Nürnberg Alevi Kültür Derneği, Sol Parti Türk üyeleri de masalarda yer aldılar.

Suriyeli askeri fotoğrafçıya İnsan Hakları Ödülü
Barış Masası öncesi adı güvenlik nedeniyle açıklanmayan askeri bir Suriyeliye “İnsan Hakları ödülü verildi. Askeri fotoğrafçı, Suriye hükümetinin işlediği korkunç olayları kapsayan tam 50 bin kareyi yurt dışına çıkarmayı başarmıştı.

Etkinlik 4 saat sürdü

Barış Masasına katılanlar dört saat boyunca kendi getirdikleri yiyecekleri yerken, masa komşuları ile uzun uzun sohbetler ettiler ve yeni dostluklar kurdular. Türk kuruluşları da Türk mutfağını tanıtan yiyecekler sundular.

Belediye başkanına lokum

Masaları tek tek gezen Nürnberg Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Ulrich Maly’e Türk-Alman Kadınlar Kulübü Başkanı Gülseren Suzan Menzel Türk lokumu ikram etti. Menzel, “İnsan hakları için buradayız.” dedi.

N-TR-D kadinlar kulubu masasi
Türk-Alman Kadınlar Kulübü masasi
n-protokol masasi
Protokol masasi
n-Maly turk lokumu
Belediye Başkanı Maly’e Türk lokumu ikram edildi
n-in-san ve ADD dernegi masasi
in-san ve ADD dernegi masasi
n-alevi dernegi masasi
Nürnberg Alevi Kültür Derneği masası

n-baris balonlari n-bando

Türk asıllı Alman Polis adayları

Aralarında dört Türk asıllı polis adaylarının da bulunduğu bin 546 öğrenci, düzenlenen yemin töreniyle polislik mesleği için ilk adımı attı.
Nürnberg Fuar Merkezi’nin Frankenhalle Salonu’nda düzenlenen Yemin Töreni’ne Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Herrmann, Eyalet Meclis Başkanı Barbara Stamm, Eyalet ve Federal Parlamento Milletvekilleri, Nürnberg Başkonsolosluğu Ataşesi Erman Girgin, Kilise temsilcileri ile birlikte yaklaşık 6 bin genç polis adayının aileleri katıldı.
Dachau, Eichstätt, Königsbrunn, Nürnberg, Würzburg, Sulzbach-Rosenberg, Nabburg ve Fürstenfeldbruch kentlerindeki polis okuluna gitmekte olan öğrenciler arasında Türk, Kosova, Leh, Yunan, Hırvat ve Italyan kökenli gençler bulunuyor.
 

Göçmen polislerin olması önemli

Polis okuluna kayıt yaptıran genç adaylar arasındaki göçmen kökenli gençlerin sayısının bir hayli yüksek olduğuna dikkat çeken Bavyera İçişleri Bakanı Joachim Herrmann, bunların eyalette yaşamakta olan göçmenlerle daha iyi diyalog kurması açısından son derece önemli olduğunu bildirdi.
Bavyera‘da 2 bin yeni karakol açmayı düşündüklerini ifade eden Herrmann, “2017 yılında bin 500, 2018 yılında ise bin 700 polis adayına ihtiyaç olacak” dedi.Münih, Almanya‘da en güvenilir kent
Bavyera genelinde 114 bin 710 suç işlendiğini bunlardan 97 bin 121 olayın, polis tarafından yapılan başarılı inceleme ve soruşturma neticesinde olumlu sonuca bağlandığını ifade eden Bakan Herrmann, “Münih Almanya genelinde 2016 yılında yaşanan 6 bin 696 olay ile Almanya’nın en güvenilinir büyük kentleri sıralamasında birinci sırada gelmekte. Augsburg 2 ve Nürnberg 7’ci sırada. Bu bir tesadüf olamaz. Bunu ben Bavyeralı polislerimizin hizmetinde sergilemekte olduğu istek ve üstün gayretlerine bağlıyorum.” dedi.
Konuşmasında Roth’da öldürülen polisi ve Münchberg yakınlarında yaşanan otobüs
kazasında hayatını kaybedenleri unutmayan Bakan Herrmann, gençlere de seslenerek “Bavyera’nın güvenliği sizin elinizde olacak. Ona göre hareket edin.” dedi.

Türk asıllı polis adayları ailelerini mutlu etti

Yemin eden Türk asıllı Türk polis adaylarından Ozan Orhan, Tolga Çetin, Cemal Yıldırım ve Burak Türkmen, yemin töreninin ardından aileleriyle buluşarak, ellerini öptü. Nürnberg Konsolosluğu Ataşesi Erman Ergin de töreni takip edenler arasındaydı.

Haber: Taner TÜZÜN

polis_CemalYildirim2
Cemal Yıldırım, yemin töreni sonrası anne-babasının elini öptü ve ailesi ile bu mutluluk pozunu verdi

polis-2
Soldan sağa: Polis Basın sözcüsü Jochen Riedling, Bad Windsheim‘dan Ozan Orhan, Bakan Joachim Herrmann, Nürnberg Başkonsolosluğu Ataşesi Erman Girgin ve konsolosluk sekreterlerinden Nayil Inal

Tiad’da yeni yönetim

Avrupa Metropol Bölgesi Nürnberg Türk-Alman İşadamları ve Akademisyenler Derneği yeni yönetimini seçti. Yeni yönetimde başkanlığa Aydın Yüksel getirildi.

Kuzey Bavyera’nın en güçlü derneklerden biri olan Avrupa Metropol Bölgesi Türk- Alman İşadamları Derneği, olağan kongresinde yeni yöneticilerini seçti. Eski Başkan Erdal Çeç başarılı bir dönemin ardından yerini yeni arkadaşlarına devretti.

Yapılan seçim sonucunda TİAD yönetim kurulu şu isimlerden oluştu:

1. Başkan Aydın Yüksel

2.Başkan Dr. Neslişah Yılmaz Terzioğlu

3.Başkan Şenol Seçkin

Mali Sorumlu: Dr. Ali Aydın

Yazıcı: Ahmet Can

 

Yedek üyeler: Suat Zal ve Erdal Çeç

Denetim Kurulu: Başkan Rıza Özlek, üyeler: Erdemir Akçakoyun ve Yıldıray Aydın

 

Haber: Taner TÜZÜN

Almanya seçti: Koalisyon partileri oy kaybetti, FDP tekrar mecliste, AfD 3. parti

Almanya seçimini yaptı. Koalisyon partileri CDU/CSU (Hristiyan Birlik) ve SPD (Sosyal Demokrat Parti) tarihlerinin en kötü sonuçlarından birini alırken, geçen dönem meclise giremeyen FDP (Hür Demokrat Parti) tekrar meclise girmeyi başardı, sağ popülist AfD (Almanya için Alternatif) 3. parti oldu.

Federal Almanya Cumhuriyeti’nin pazar günü yapılan 19. genel seçim sonuçları şok etkisi yarattı. İlk tahmini sonuçlara göre Hristiyan Birlik partileri yüzde 33 sonuçla birinci parti olmalarına rağmen yüzde 8,6 oy kaybıyla 1949 yılından bu yana en kötü sonuçu aldılar. Bu düşüşte CSU’nun Bavyera’da kaybettiği oyların da etkisi büyük. 2013 yılında Bavyera’da yüzde 49,3 oranda oy alan CSU bu seçimlerde yüzde 38,5’te kaldı. Seçim sonunda yapılan değerlendirmelerde Angela Merkel, “Kaybımız büyük ama hala birinci partiyiz. Hükümeti kurma görevi bizim. Bize karşı hükümet kurulamaz.” derken, CSU (Hristiyan Sosyal Birliği) liste başı adayı Joachim Herrmann’ın ise ‘Sağ açığı kapatmalıyız.’ sözleri kafalarda soru işareti oluşturdu.

SPD (Sosyal Demokrat Parti) de yüzde 5,2 oy kaybıyla yüzde 20,5’te kalarak Federal Almanya Cumhuriyeti tarihinin en kötü sonucunu aldı. Seçimin hemen ardından parti genel başkanı Martin Schulz, sıkı bir muhalefet olacaklarını söyleyerek Birlik partileriyle koalisyona yanaşmadığını kesin bir tavırla açıkladı.

Sağ popülist söylemlerle seçim kampanyası yürüten AfD, yüzde 12.6 oranla meclise 3. parti olarak girerek seçimden sonra da en çok konuşulan parti oldu. Seçim sonrası Alexander Gauland, “Merkel hükümetini avlayacağız. Ülkemizi ve halkımızı geri alacağız.” sözleriyle yönlerinden şaşmayacaklarını gösterdi. Berlin’de binlerce kişi ilk seçim tahminlerinin açıklanmasıyla birlikte seçim bürosunun önünde AfD’yi protesto etti. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı bölgede kalabalık ‘Naziler dışarı’ sloganları attı.

Geçen dönem yüzde 5 barajına takılıp meclise giremeyen FDP de 10,7 oy oranıyla seçimin kazananlarından olmakla birlikte hedefledikleri üçüncülüğe ulaşamayarak dördüncü sırada kaldı. Seçim sonrası yaptığı açıklamada Genel Başkan Christian Lindner: “Geçtiğimiz dönem parlamentoda olmadığımız ilk dönemdi ve son olacak. Yeni bir başlangıç mümkün.” dedi.

FDP’yi, geçen seçimlere göre oylarını küçük bir miktar da olsa yükseltebilen Grünen (Yeşiller), yüzde 9,1 ile ve yüzde 9 ile Die Linke (Sol Parti) takip ediyor. Yeşiller eşbaşkanları Kathrin Göring Eckardt ve Cem Özdemir, seçim sonrası yaptıkları açıklamalarda, Jamaika koalisyonu alternatifini de göz önünde bulundurarak, “Birlikte savaşabileceğimizi gösterdik, şimdi birlikte sorumluluk alabileceğimiz göstereceğiz.” dediler.

Die Linke adına konuşan Dietmar Bartsch ise, “2. iyi sonucumuzu aldık. Aşırı sağdan parlamentoya girecek isimler tam bir skandal. Aralarında ırkçı olduğunu bildiğim isimler de var.” dedi.

Mecliste partilere göre sandalye dağılımı ise ilk tahminlere göre şöyle: CDU/CSU: 246, SPD: 153, AfD: 94, FDP: 80, Die Linke: 69, Grünen: 67.

Bu şartlar altında mümkün koalisyon şekillerinden ilk akla geleni yine büyük bir koalisyon olmakla birlikte Martin Schulz’un buna yanaşmadığını net bir şekilde belirtmesi geriye Jamaika alternatifini bırakıyor. Siyah, sarı ve yeşil renklerden oluşan Jamaika bayrağından ismini alan koalisyon şekli ise Birlik partiler, FDP ve Yeşillerin bir araya gelmesiyle oluşabiliyor.

Geçen seçimlerde yüzde 71,5 oranı olan seçime katılma oranı da bu seçimlerde artış göstererek yüzde 75 oldu. Bu artışta seçim öncesi kutuplaşmaların da etkisi büyük.

 

Elyas M´Barek’ten AfD karşıtı seçim videosu

Almanya’da yapılacak olan genel seçimler öncesi sevilen oyuncu Elyas M’Barek, bir seçim videosu yayınladı. Özellikle ilk ve genç seçmenlere yönelik hazırlanan videoda neden seçime gidilmesi gerektiği ve kimin seçilmesi gerektiği anlatılıyor.

3. bölümü ekim ayında vizyona girecek olan ‘Fack Ju Göhte’ filminin yakışıklı oyuncusu Elyas M’Barek’in, filmindeki rol arkadaşlarıyla birlikte yer aldığı videoda seçime gidin çağrısının yanı sıra açıkça sağ popülist parti olan AfD’yi seçmeyin de deniyor. Video Elyas M’Barek’in Facebook sayfasında Fack Ju Rechts (Fack Ju Sag) hashtag’i ile yayınlandı.

İşte‚ renkli bir Almanya için işaretini koy, yabancılar en iyi arkadaşlardır’ denen video.

CSU Münih’ten Türk-Alman diyalog programı

Almanya’da yaklaşan genel seçimler öncesi Münih’te CSU (Hristiyan Sosyal Birlik Partisi) tarafından Türk-Alman diyalogu ve Almanya-Türkiye arasindaki işgücü anlaşmasının 55. yılı konulu bir etkinlik düzenlendi.

Bavyera eski başbakanı Dr. Günther Beckstein’ın da bir konuşma yaptığı etkinlikte, Bavyera Hükümeti Uyum Sorumlusu Kerstin Schreyer, Bavyera Türk Toplumu Sözcüsü Vural Ünlü ve CSU parti üyesi Emine Şahin de panelist olarak yer aldı.

CSU Münih parti merkezinde ‘göç ve uyum çalışma grubu’ tarafından düzenlenen etkinliğin açılış konuşmasını grubun eyalet başkanı Ozan İyibaş yaptı. Ardından kürsüye çıkan Dr. Beckstein yaklaşık bir saat boyunca görev döneminde ve günümüzde Türkiye-Almanya ilişkileri, Almanya’daki Türkiyelilerin durumu gibi konuları konuştu.

Beckstein, Türkiye’ye 40 kez gittiğini hatırlatarak başladığı konuşmasında, Almanya’da yaşayan Türkiye kökenlilerin büyük çoğunluğunun topluma uyum sağladığını, diğer küçük bölüm için de çalışmalar yapılması gerektiğini söyledi. Özellikle seçim öncesi ırkçı söylemlerin kutuplaşmayı yükselttiğini belirten Beckstein, “Son dönemlerde İslam adını kullanarak fanatikler tarafından yapılan saldırılar da malesef İslamfobi’yi yükseltti.” diyerek, İslam’ın Almanya’nın bir parçası olduğunu vurguladı. “Bir de Türkiye Hükümeti tarafından üzerimize gelen sorunlar var.” diyen Beckstein, Kürt sorunu, darbe girişimi ve DİTİB’le ilgili gündeme gelen tartışmalara değindi. Beckstein, ‘tartışmanın demokrasiyi yaşattığını’ belirterek diyalogun önemini vurguladı.

Beckstein, konuşmasının ardından yapılan panelde Kerstin Schreyer, Vural Ünlü ve Emine Şahin ile birlikte yer aldı. Moderatörlüğünü Thomas Töll’ün yaptığı panelde Vural Ünlü ve Emine Şahin, kendi hayat hikayelerinden örnekler vererek uyum konusunda gelinen noktayla ilgili düşüncelerini belirttiler.

Akademisyen bir ailenin çocuğu olarak burada hiç bir zorluk yaşamadığını söyleyen Vural Ünlü, Münih’in uyum konusunda ayrıcalıklı bir kent olduğunu ve bunda SPD’li belediyenin katkısının göz ardı edilemeyeceğini vurguladı.

Emine Şahin ise Almanya’ya işçi ailesi çocuğu olarak küçük yaşta geldiğini ve o nedenle aklının hep Türkiye’de olduğunu, fakat bir dönem Türkiye’ye dönüp yaşadıktan sonra aslında ne kadar Almanyalı olduğunu farkettiğini belirterek, “Artık rahatlıkla ‘bir yanım Alman, bir yanım Türk’ diyebiliyorum.” dedi. Şahin, Job Center’de çalıştığını belirterek “Gördüğüm şu ki, göçmen kökenli kadınların çoğunun okula gitmesini aileler istemiyor.’ diyerek salondaki Türkiyeli kadınların tepkisini çekti.

Kerstin Schreyer ise, “Almanya’ya gelen aileler hangi kültürden olursa olsun, eminim ki hepsinin ilk istediği şey çocuklarının burada iyi bir hayat sürmeleri. Bunun için eğitim şart. Fakat kadın erkek eşitliği konusunda dokunmak istediğim başka bir nokta var, özellikle şimdiki gibi seçim dönemlerinde kendi partimden erkeklerin, kadın haklarını ağzından düşürmediklerini görüyorum. Yine aynı erkeklerin bana karşı tutumlarını da biliyorum. Yani kadın-erkek eşitliği sözde değil, pratikte uygulandığı zaman inandırıcı olur, erkeklere bu konuda önemli görev düşüyor.” sözleriyle kadın-erkek eşitliği konusundaki iki yüzlülüğe de dikkat çekti.
Schreyer, uyum sorumlusu olarak özellikle kadınların ve yaşlılık döneminde göçmenlerin durumunu düşünerek geliştirdikleri ve pilot proje olarak başlayan eğitim programından da bahsetti.  “Burada yaşlılıkta bakıma muhtaç hastalar, demans durumunda anadillerine dönecek ve bu nedenle anadilde bakıcıya ihtiyaç duyulacak. Yıllarca evde çocuk büyütüp artık iş hayatına dönmek isteyen kadınları da bu programlarla iş hayatına kazandırmış olacağız.” dedi. Eğitim programı özelinde ve kadınların topluma kazandırılması genelinde ısrarcı tutumunu ortaya koyan Schreyer, programa katılan kadınların beğenisini kazandı.

Kapanışta konuşan CSU üyesi Serdar Duran ise eski Türk pasaportunu göstererek, burada işçi ailesi çocuğu yazıyor ama ben artık işçi çocuğu değil, Bavyeralıyım.” sözleriyle salondakileri gülümsetti.

Daha sonra etkinliğe katılanlar Türk mutfağının leziz örneklerinin yer aldığı açık büfe eşliğinde birbirleriyle sohbet etmek imkanı buldu.

 

CSU diyalog2017_7278
Dr. Günther Beckstein
CSU diyalog2017_7284
Serdar Duran, kapaniş konuşmasında
CSU diyalog2017_7293
Serdar Duran’ı etkinlik sonrası eşi Gülay Duran ve misafirleri tebrik etti

CSU diyalog2017_7294
Serdar ve Gülay Duran, toplantı için Mühldorf’tan gelen misafirlerle birlikte

„Hier lebe ich, hier wähle ich“

– bayernweite symbolische Wahlen für Migrant*innen

Am 24. September 2017 findet die Bundestagswahl statt. In Bayern leben mehr als 10,5 Millionen Bürgerinnen und Bürger, die am Wahlsonntag volljährig sind. Davon dürfen jedoch über 1,3 Millionen Bürgerinnen und Bürger in Bayern am 24.09.2017 nicht wählen, weil sie nicht die deutsche Staatsbürgerschaft besitzen. Somit sind rund 12% der bayerischen Bevölkerung von diesem politischen Grundrecht ausgeschlossen. (Bundesweit liegt dieser Anteil mit 8,9 Millionen Menschen ohne deutschen Pass auch deutlich über 10%).

“Einen Teil der Bevölkerung von politischen Entscheidungen auszuschließen schwächt die Demokratie. Damit wird verhindert, dass Menschen, die hier leben, sich für die demokratischen Strukturen und Prozesse interessieren“ bewertet die Situation Mitra Sharifi Neystanak, Vorsitzende der AGABY (Arbeitsgemeinschaft der Ausländer-, Migranten- und Integrationsbeiräte Bayerns).

Gerade hier setzt die bundesweite Kampagne „Hier lebe ich, hier wähle ich“ an, die in 13 Bundesländer organisiert wird. In Bayern werden die Veranstaltungen landesweit durch AGABY koordiniert.

In Ergänzung zur offiziellen Wahl finden vor der Bundestagswahl und am 24. September 2017 bayernweit symbolische Wahlen statt. Die Bürgerinnen und Bürger mit ausländischer Staatsangehörigkeit können in sieben Städten (München, Nürnberg, Erlangen, Bamberg, Kempten, Lindau, Rothenburg o.d. Tauber) die Wahllokale der Kampagne aufsuchen.

Mit diesen symbolischen Wahlen soll auf das Demokratie Defizit bei der Bundestagswahl hingewiesen und zugleich für die Einführung des kommunalen Wahlrechts für alle Bürgerinnen und Bürger geworben werden.

„Das kommunale Wahlrecht für alle ist ein längst fälliges Förderprogramm für Integration und für die Demokratie. Wir fordern mehr Mut zur Demokratie!” fasst Mitra Sharifi die Botschaft der Kampagne zusammen.

Wer in den bayerischen Kommunen lebt, ist von Straßenbahnpreisen, verfügbaren Kindergartenplätzen oder von Entscheidungen der Stadt über den Wohnungsbau direkt betroffen – unabhängig davon ob sie/er in Nürnberg, Hamburg, Madrid, Ankara oder Duala geboren ist. Unabhängig von Geburtsort und Pass sollten auch alle volljährigen Bürgerinnen und Bürger einer Stadt gleichberechtigt ihr gemeinsames Kommunal-Parlament wählen können. Diese Meinung vertreten zwar mehrere Landesparlamente (Nordrhein Westfahlen, Niedersachsen, Hamburg) und zahlreiche Oberbürgermeister und Kommunalparlamente (z.B. Nürnberg). Beschlossen werden kann das kommunale Wahlrecht derzeit jedoch nur durch eine 2/3 Mehrheit in Bundestag und Bundesrat.

Das Recht zur Teilnahme an Wahlen ist ein Grundprinzip eines demokratischen Staatssystems. Das Wahlrecht ausländischer Bürgerinnen und Bürger fördert Integration und ist Ausdruck gesellschaftlicher und politischer Gleichberechtigung. In 15 von 28 EU-Staaten ist kommunales Wahlrecht bereits unaufgeregte Praxis.

Deshalb organisieren die Ausländer-, Migranten- und Integrationsbeiräte Bayerns symbolische Wahlen. In den symbolischen Wahllokalen können alle Bürgerinnen und Bürger ohne deutschen Pass auf einem Wahlzettel symbolisch die Parteien und Abgeordneten für den Bundestag in Berlin wählen. Damit erfolgt nicht nur politische Bildung, sondern auch eine zwar symbolische aber sehr wichtige Gleichstellung aller, die am 24. September von diesem demokratischen Grundrecht ausgeschlossen sind.

Die Integrationsbeiräte formulieren jedoch nicht nur eine Forderung, sondern sie leben selbst Integration und Inklusion. Deshalb sind deutsche Staatsangehörige eingeladen, eine Solidaritäts-Stimme abzugeben. Dadurch erfolgt die Sensibilisierung der Gesamtgesellschaft. Denn das 12% Demokratie-Defizit geht uns allen an.

“Für das kommunale Wahlrecht von Migrantinnen und Migranten, für eine gleichberechtigte politische Beteiligung!”

 

Symbolische Wahllokale finden Sie in den folgenden Städten und Uhrzeiten:

Bamberg; Maxplatz Radeln gegen Rassismus, 23.09.2017, 14 Uhr

Erlangen; Fußgengärzone Innenstadt, 23.09.2017, 10-14 Uhr

Kempten; Haus International Kempten, 24.09.2017, 8-18 Uhr

Kempten; Mobile Wahllokale in der Stadt, 22-24.09, ganztags

Lindau; vor dem Rathaus Lindau, 23.09.2017, ganztags

München; Bellevue di Monaco, 13-24.09, ganztags

München; Bellevue di Monaco Wahlparty, 24.09.2017 ab 12 Uhr

Nürnberg; Breite Gasse 22.09.2017 ganztags

Nürnberg; Dezentrale Wahllokale in der Stadt, 11-22.09

Rothenburg o.d. Tauber; Mobile Wahllokale in der Innenstadt, 09-20.09, ganztags

 

TGD Wahlprüfsteine: 5. Arbeitsmarkt

5. Arbeitsmarkt

a) Der Name (ob etwa türkisch oder deutsch klingend) hat neben anderen Merkmalen nachweislich Auswirkung darauf, ob Bewerber*innen für ein Vorstellungsgespräch eingeladen werden. Setzen Sie sich für die standardmäßige Einführung von anonymisierten Bewerbungsverfahren bei Stellenausschreibungen ein?

CDU/CSU
Antwort: Nein
Aus Sicht von CDU und CSU behebt eine anonymisierte Bewerbung nicht die Ursachen für Diskriminierung. Wir wollen, dass alle Menschen eine Chance auf einen Ausbildungs- oder Arbeitsplatz erhalten – ob mit oder ohne Migrationshintergrund – und fördern daher ein bewusstes Umdenken bei den Personalverantwortlichen.

DIE LINKE
Antwort: Ja

FDP
Wir Freie Demokraten wollen ein ganzheitliches Diversity Management in der Arbeitswelt voranbringen. Es bekämpft systematisch offene Diskriminierung und macht unbewusste Hemmnisse bewusst. So schafft es Selbstbestimmung und gleiche Chancen für Aufstieg durch Leistung. Anonymisierte Bewerbungsverfahren können grundsätzlich dazu beitragen kann, Vorurteile im ersten Schritt eines Bewerbungsprozesses zu verhindern. Wir begrü.en dies ausdrücklich. Allerdings kann nicht jedes Unternehmen die Einführung eines anonymen Bewerbungsverfahrens einfach umsetzen. Insbesondere eine damit verursachte Verzögerung der betrieblichen Abläufe kann in Zeiten des Fachkräftemangels hinderlich sein. Wir wollen daher, dass es weiterhin die freiwillige Entscheidung der Unternehmen bleibt, sich für ein solches Bewerbungsverfahren zu entscheiden.

GRÜNE
Antwort: Ja
Herkunft, Hautfarbe, Behinderung, Alter, Religion, sexuelle Identität und Geschlecht dürfen bei Bewerbungsverfahren keine Rolle spielen. Die Realität ist heute eine andere. Bestehende Strukturen sind verfestigt. Darum haben wir das Modelprojekt der Antidiskriminierungsstelle des Bundes zu anonymisierten Bewerbungsverfahren sehr begrüßt. Angesichts der positiven Ergebnisse des Projekts setzen wir uns dafür ein, dass das Verfahren im öffentlichen Dienst eine größere Verbreitung findet und auch in weiteren Unternehmen eingeführt wird.

SPD
Bei Bewerbungen kommt es – häufig auch unbewusst – zu Diskriminierungen, etwa aufgrund des Geschlechts, Aussehens, Alters oder eines Migrationshintergrundes. Wir setzen uns für anonymisierte Bewerbungen ein, um Fairness im Bewerbungsverfahren herzustellen. In unserem Land haben rund 20 Prozent der Menschen einen Migrationshintergrund. Wir wollen, dass sich der Anteil von Menschen mit familiären Einwanderungsgeschichten auch in der Zusammensetzung des öffentlichen Dienstes niederschlägt. Zielvorgaben, Ausbildungskampagnen und faire Bewerbungsverfahren unterstützen diesen Prozess. Dazu gehört auch die Offenheit gegenüber unterschiedlichen Kulturen, die wir in allen gesellschaftlichen Bereichen umsetzen wollen.

TGD Wahlprüfsteine: 4. Migration & Bürgerrechte

4. Migration & Bürgerrechte

b) Etwa 3,5 Mio. Menschen dürfen sich in Deutschland nicht an Wahlen beteiligen, obwohl sie zum Teil seit Jahrzehnten in Deutschland leben und arbeiten. Ihre griechischen oder polnischen Nachbarn hingegen dürfen seit 1992 zumindest auf kommunaler Ebene mitbestimmen. Sind Sie für die Einführung des kommunalen Wahlrechts für sog. Drittstaatsangehörige?

CDU/CSU
Antwort: Nein
Wir freuen uns, wenn Menschen in Deutschland ihre Heimat und ihre Zukunft sehen, wenn sie die vollen Bürgerrechte und -pflichten und damit Verantwortung für unser Land übernehmen wollen. Die Einbürgerung steht für uns vor allem für die volle politische Teilhabe auf Bundes-, Länder- und kommunaler Ebene. Wir wollen, dass Menschen mit Einwanderungsgeschichte durch die Einbürgerung auf allen Ebenen politisch mitbestimmen können. Ein kommunales Wahlrecht für Nicht-EU-Bürger lehnen wir daher ab.

DIE LINKE
Antwort: Ja
Wer hier lebt, soll hier wählen! Wir wollen das aktive und passive Wahlrecht für dauerhaft in Deutschland lebende Migrantinnen und Migranten auf Bundes-, Landes- und kommunaler Ebene, damit sie gleichberechtigt die Gesellschaft mitgestalten können. Wir wollen das Wahlrecht ab der Vollendung des 16. Lebensjahres und für alle seit fünf Jahren hier lebenden Menschen.

FDP
Wir Freie Demokraten setzen eher auf die Erlangung der Staatsangehörigkeit als Ziel der Integrationsbemühungen. Wir wollen, dass die doppelte Staatsangehörigkeit grundsätzlich möglich ist. Einwanderer müssen zu deutschen Staatsbürgern werden können, ohne ihre Wurzeln und etwa Eigentum in ihrem Herkunftsland aufgeben zu müssen. Mit der Einbürgerung folgt gleichzeitig auch das Wahlrecht.

GRÜNE
Antwort: Ja
Demokratie und Beteiligung müssen in einem Einwanderungsland entlang der Vielfalt der Menschen organisiert werden. Mehr Demokratie heißt für uns auch, dass mehr Menschen mitmachen und sich beteiligen dürfen. So wollen wir das kommunale Wahlrecht nach dem Wohnortprinzip regeln und nicht nach der Staatsbürgerschaft. Dann können auch diejenigen an kommunalen Wahlen teilnehmen, die keinen deutschen oder EUPass, aber ihren ständigen Wohnsitz hier haben. Menschen, die hier leben, sollen auch mitbestimmen, wie wir zusammenleben

SPD
Wir setzen uns seit langem ein für die Ausweitung des Wahlrechts auf dauerhaft ansässige Drittstaatsangehörige auf kommunaler Ebene.