Cumartesi, Haziran 13, 2026
Startseite Blog Sayfa 32

Meral’in Kitap Bahçesi: “Bir insanı sevmekle başlayacak her şey…”

Hümanizm yapısını kaybetmiş toplumlar başta kendileri olmak üzere, bütün bireylere, tüm canlılara hatta hayata karşı çok sert olurlar. Bu duygu eksikliğini uzun yıllardır hissederim bu coğrafyada. İnsancıl kalmaya çalışmak zor iş. Barışçıl olmaya çalışmak için büyük savaş veriliyor. Kendiyle çelişiyor, kendini tanımaya çalışıyor ve kendini bildiği ölçüde insan kalmaya çalışıyor insanoğlu. Ama bunun için, kendisinin kullanabileceği, güçlü bir iradeye sahip olması gerekiyor. Kendisinin kullanabileceği diyorum çünkü günümüz şartlarında insanoğlu bunu pek beceremiyor. Başkasının iradesi, düşünceleri hatta kararları yeterli birçoğu için. Uzun zaman önce kaybetmeye başladığımız merak, araştırma, bilgi sahibi olma becerimize hümanizm duygusunu da eklemeliyim maalesef. Çünkü insanlarda vicdan duygusu, acıma duygusu, içten gelerek muhabbet etme duygusu büyük ölçüde azalmış durumda. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” diyebilen bir toplumdan, komşusunu acımasızca katledebilen bireye dönüştü insanoğlu. Sahip çıkamadığı vicdanını daha güçlü bir vicdansıza sattı yıllar, yıllar önce.

Yaşanan bazı acılar dinmiyor. Tarihe kazındı mı bir kere unutulmuyor.
Umut?
Olsun bakalım.
Kaybetmemeye çalışalım yine de. Koruyalım mümkün olduğunca.
Kinci olmak da doğru değil elbette ama unutmamak, ders çıkarmak ve yol göstermek gerekir.
Bir insanı sevmekle başlasın her şey…

MARAŞ KATLİAMI: Vahşet – İşkence ve Direniş -Orhan Gazi Ertekin

Tarihin en kara lekesidir Maraş katliamı. Benim doğduğum yıl gerçekleşmiş. Büyüklerimizden dinleyerek büyüdük. Gerçi anlatılan tek hikaye bu değildi. Çorum, Malatya, Maraş, Şırnak, Sivas, Ankara, İstanbul yani yıllarca ülkenin her tarafında gerçekleşen bu acı olaylarla büyüdük.

Acıyı bal eyledik mi? Ben beceremiyorum. Hala içimi acıtır. Hala anlam veremem. Hala anlayamıyorum. Bir çocuğu -mecazi anlamda değil, kelimenin en gerçek anlamıyla- paramparça edebilen zihniyeti ben anlayamıyorum. Bebekleri ikiye bölebilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum. Parçaladıkları insan vücutlarını kaynar suda haşlayabilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum. Komşusunu sadece dini inancı farklı diye, siyasi görüşü farklı diye linç edebilen, katledebilen bir zihniyeti ben anlayamıyorum.

Nasıl bir inanç bunları yapabilir? Nasıl bir yürek bunları kaldırabilir? Nasıl bir can bu kadar acımasız olabilir ben anlayamıyorum. Asla anlamayacağım.

Arka kapaktan:
Maraş Katliamı, Türkiye’nin yakın tarihinde en acıtıcı ve en ağır cinayetlerin yaşandığı bir ‘olay’ değildir yalnızca. Öldürülen ve yaralanan insanların, talan edilen/yakılıp yıkılan evlerin ve işyerlerinin önümüze koyduğu vahamet, resmi olarak gösterilenin çok ötesindedir. ‘Olayların’ ardından mağdurlara uygulanan ağır işkence, göç ve iskân politikaları da Maraş katliamının daha az bilinen yönlerindendir. Elinizdeki kitap, tam anlamıyla bir ‘pogrom’ niteliği taşıyan bu hunharlığın bütün süreçlerine ışık tutmayı, onu değişik yönleriyle analiz etmeyi ve toplumsal hafızadan sildirtmemeyi amaçlayan mütevazı bir çabanın ürünüdür.

Sorgulamasını sadece ‘namlı katiller’le sınırlı tutmayan bir politik hesaplaşma, kitabın açmak istediği ufuklardan biridir. Kitap, aynı zamanda, ‘Cumhuriyetçi seçkinler’, ‘milliyetçi baronlar’ ve ‘İslamcı müteşebbisler’in yeniden sorgulanmalarına dair bir toplumsal sorumluluk çağrısı içermekte, ayrıca, komşusunun canına kastedip evini yağmalayan ‘masum halk’ı da bu sorgulamaya dahil etmektedir.

Maraş Katliamı’yla gerçek anlamda yüzleşmenin yolu buradan geçmektedir çünkü.

74. FERMAN -Mustafa Mutlu

Bu çağın bir başka acı gerçeği de IŞİD zulmüne maruz kalan Ezidi halkıdır. Tüm dünyanın gözü önünde yaşandı bu vahşet. Sırf inançları ya da inançsızlıkları nedeniyle, sırf benimsenmeyen yaşam tarzları nedeniyle uygarca yaşamayı hak görmediler kendilerine. Onlara zulmetme hakkını gördüler kendilerinde. 7 – 8  yaşlarında bile köle pazarlarında satıldılar. Tecavüze uğradılar. Saldırıya uğradı o insanlar tüm dünyanın gözü önünde. Ve hiçbir kurum, kuruluş da gidip “Bu barbarlığı yapmaya hakkınız yok. Bu suçtur” demedi. Diyemedi. Bu insanlık suçuna sessiz kalındı.

74. Ferman gazeteci-yazar Mustafa Mutlu’nun kaleme aldığı, o döneme ait araştırma kitabı niteliğinde bir roman. Ezidi kültürüne ve bu halkın yakın geçmişte yaşadığı acılara değiniyor. IŞİD yada DAİŞ. Anlamı biri Türkçe’de diğeri  Kürtçe’de Irak Şam İslam Devleti.

Barbar bir örgütün yaşattığı zulmü bir kez daha hatırlatıyor bizlere Mustafa Mutlu.

Arka kapaktan:
Usta gazeteci-yazar Mustafa Mutlu son romanı 74. Ferman’da, Ezidi kültürüne odaklanıyor ve bu halkın yakın geçmişte yaşadığı derin acıları anlatıyor. IŞİD saldırısıyla dağılan bir Ezidi ailenin dramı, kaçırılan, tecavüz edilen, köle gibi satılan kadınlar, çaresiz yaşlılar ve çocukların bakış açısından aktarılıyor.

74. Ferman, Irak’ın Sincar bölgesinde ve ölüm topraklarına dönüşen Şengal Dağı’nda, acımasız karanlık karşısında hayatta kalmak için güneşe uzanan ellerin öyküsü.
21. yüzyılda, Türkiye sınırlarına çok yakın bir bölgede yaşandığına kolayca inanamayacağınız olaylar, Ezidilerin başına gelen son büyük felaket ve dünyanın duyarsızlığı üzerine soluk soluğa okunan bir roman.
“Kan yağmurları getiren kırmızı bir bulut gibi geçtiler üzerimizden… Sonra her fırsatta dönüp kırmızıya boyadılar topraklarımızı…
Kan kırmızısına! Yüce Ezda affetsin beni kin tuttuğum için ama hepsinin intikamını alacağım!”

ARINMA VE YOK ETME –Jacques Semelin

Fransız tarihçi ve bilim insanı Jacques Sémelin özellikle Yahudi soykırımı, eski Yugoslavya’daki etnik temizlik, Ruanda’daki Tutsi soykırımı, Türkiye’deki ve Kamboçya’daki soykırımları örnek alarak yaptığı araştırmalar sonucu ortaya çıkan bu eser, insanoğlunun nasıl bir katil haline geldiğini, kitlesel kıyımların nasıl gerçekleştiğini, insanın bunu yapabilme hakkını kendinde nasıl görebildiğini, şuursuzca kendini nasıl aklayabildiğini anlamamıza yardımcı oluyor. Ama anlayabilir miyiz bilmiyorum. Ben bu konuda başarısızım.

Arka kapaktan:
“Ben, birtakım toplulukların tarihi adına konuşmuyorum. Chateaubriand’ın zekice betimlediği biçimiyle ‘halkların intikamını almaya söz vermiş’, daha ziyade güçsüzlerin hakkını koruyan o tarihçi tavrını takınmak da istemiyorum. Bu kitabın konusu üzerinde yıllardır çalışıyor olmam, araştırmacı olarak soykırımların gizemini anlamaya bir katkı sunmak içindir. Çağdaşlarımın pek çoğunun kendilerine aynı soruları sorduklarından kuşkum yok: bu nasıl olabilir? Binlerce, on binlerce, hatta milyonlarca savunmasız insanı öldürme noktasına nasıl gelinebilir? Ve üstelik, onları yok etmeden önce bunca eziyet, tecavüz ve işkence nedendir?

Öldürmeyi istemek ile öldürme eylemi arasında büyük bir uçurum vardır. Bu kitapta öne sürülen incelemelerin kalbinde yer alan, soykırım da bu eyleme geçiş meselesidir; psişik bir güdüden ziyade son derece karmaşık, siyasi, toplumsal, psikolojik vb. kolektif ve bireysel dinamiklerin iç içe geçtiği bir denge süreci olarak ele alınan bir eyleme geçiş.”

Bir insanı kötülük yapmaya iten sebepleri yani insanları barıştan barbarlığa sürükleyen neden ya da nedenleri bilinçlenmek adına derinlemesine irdelemek gerekir bence. Her yönüyle.

Ki yapılabilecek bir şey varsa geç kalınmasın…

Sağlıkla kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by Fernando Cabral/Pexels

Peters Hörtipp: Salih Korkut Peker & Duble Salih & Çalgıya İzmir

Türküler, Rembetiko, Bluegrass, Rock, Anatolia Grunge

Heute möchte ich drei Alben aus diesem Jahr vorstellen, die allesamt um den Musiker Salih Korkut Peker aus Izmir entstanden sind. Er singt und spielt alle möglichen Saiteninstrumente wie Çağlama, Bağlama, Gitarre und vor allem Cümbüş, das 12-saitige banjoähnliche Instrument aus der Türkei mit dem wunderbaren Klang. Alle Instrumente spielt er akustisch und / oder elektrisch.

Salih Korkut Peker spielt alle möglichen Saiteninstrumente

Denize Dik ist das zweite Solo-Album (vor paar Jahren hat er schon die EP GIRIZ gemacht) von Salih Korkut Peker. Das ist die rockigste der drei Scheiben. „Az Beyran“ ist das erste Stück, ein Instrumental, eine Mischung aus Leo Kottke und türkisch. Insgesamt eher Folkrock bis auf Kayip Kirve, das voll rockt und auch von Pekers Rockband Yasak Helva stammen könnte. Das letzte Stück ist ein großartiges Remake von „Something in the Way“ von Nirvana. Peker macht daraus eine Version mit zwei Soli auf dem Cümbüş. Nahe am Original und trotzdem unverkennbar anatolischer Grunge.

Hörbeispiel: Something in the Way”

Çalgiya İzmir ist ein Akustik-Balkan-Trio bestehend aus den beiden Salihs von Duble Salih und an der Perkussion und Gesang Cenk Bosnalı. Auf der Çalgiya İzmir-EP sind fünf selten gehörte leise türkische Lieder aus der Balkanregion. Sehr beeindruckend.

Hörbeispiel: „Çifte Çifte Paytonlar“

Duble Salih heißt das Akustik-Duo, das Salih Korkut Peker zusammen mit Salih Nazım Peker vor einigen Jahren gegründet hat. Sie haben heuer eine CD namens „Çifte Çifte“ herausgebracht. Ein wunderschönes Album mit neu-alten Türküler und einigen Eigenkompositionen. Die Arrangements sind nah am Original und trotzdem klingen sie sehr modern, weil sie folkrockige, manchmal Bluegrass-Elemente in die Türküler integrieren. Sogar ein wunderschönes altes griechisches Lied aus Smyrna ist auf der CD: Milo Mou Kai Mandarini (Elmam, mandalinam benim). Die ganze CD ist sehr gut gelungen, aber besonders hervorheben möchte ich neben dem griechischen: Böyle Ikrar Ilen, Geldi Geçti Ömrüm Benim und Atım Arap. Letzteres ist eine lustige Mischung aus Ankarastyle und Bluegrass.

Eine Besonderheit sind auch die Instrumente, die neben der Gitarre verwendet werden: Kopuz, Cümbüş, Cura und Divane (eine Mischung aus Saz und Laute). Diese Platte gefällt mir am besten von den drei.

Hörbeispiele: „Milo Mou Kai Mandarini“ „Böyle Ikrar Ilen“

Alle drei Platten sind sehr interessante Neuerscheinungen in diesem Jahr, solltet Ihr Euch unbedingt mal anhören.

Ach ja: Salih Korkut Peker spielt auf dem wunderschönen Lied „Artık Sevmeyeceğim“ des deutsch-türkischen Projekts Süperfly Orkestra die Cümbüş-Soli:

Diese EP hab ich vor kurzem auf PİYASA rezensiert.

Peter Friemelt

İşadamı Servet Tuncaloğlu, Münih okullarına 30 bin maske bağışladı

Tekstil alanında toptancılık yapan Münihli iş adamı Servet Tuncaloğlu, okullarda öğrencilere dağıtılmak üzere Münih Eğitim ve Spor Dairesi’ne 30 bin adet kumaş maske bağışladı.

 “Korona hayatımı olumlu yönde değiştirdi” diyen Tuncaloğlu’nun işleri kumaş maskelerle birlikte birden büyüyünce kazandığının bir kısmını sosyal sorumluluk bilinciyle bağışlamaya karar vermiş. Kendisi de iki çocuk babası olan Tuncaloğlu, “Bu yıl yetişkinler için sattığım kumaş maskelerle birlikte işlerim birden çok büyüdü. Elimde yüksek sayıda çocuk maskesi vardı ve bunlardan para kazanmaya gönlüm elvermiyordu. Ben de bağışlamaya karar verdim.” şeklinde konuştu.

Trend Nonfood şirketinin sahibi Servet Tuncaloğlu

Teslimatı bizzat kendisi yapan Tuncaloğlu’ndan maskeleri Eğitim ve Spor Dairesi adına Genel Eğitim Okulları bölümünün müdürü Leonhard Bauer teslim aldı. Tuncaloğlu ile yapılan görüşme sonrası ağız ve burun maskelerinin ilkokul ve özel eğitim merkezlerinde 1. sınıftan 7. sınıfa kadar olan öğrencilere dağıtılması kararlaştırıldı.

Münih Belediye Meclisi’nde 2 Aralık günü yapılan eğitim komitesi toplantısında Eğitim ve Spor Dairesi’nin bu bağışı kabul edebileceği onaylanmıştı.

Quereinstieg für Lehramt an beruflichen Schulen möglich

-Bewerberinnen und Bewerber in Bautechnik und Elektro- und Informationstechnik gesucht

Das Bayerische Staatsministerium für Unterricht und Kultus lässt aufgrund des anhaltenden Bedarfs an Bewerberinnen und Bewerbern (m/w/d) für das Lehramt an beruflichen Schulen in den Fachrichtungen Bautechnik sowie Elektro- und Informationstechnik auch Diplomingenieurinnen und Diplomingenieure (Universität) oder Masterabsolventinnen und Masterabsolventen (Universität oder Hochschule) der Fachrichtungen Bautechnik, Elektro- und Informationstechnik oder verwandter Studiengänge zum Vorbereitungsdienst für das Lehramt an beruflichen Schulen in Bayern zu. Der Vorbereitungsdienst beginnt am 14. September 2021.

Bevorzugt berücksichtigt werden Bewerberinnen und Bewerber (m/w/d), die die Diplom- oder Masterprüfung nach 2015 abgelegt und mit der Note gut oder besser bestanden und eine einschlägige Berufserfahrung haben.

Weitere Informationen zum Ablauf der Sondermaßnahmen können unter folgendem Link eingesehen werden: www.studien-seminar.de

Bewerbungen für die Sondermaßnahmen bitten wir bis spätestens Freitag, 15. Januar 2021 auf dem Postweg zu richten an:

Bayerisches Staatsministerium
für Unterricht und Kultus
Referat VI.2 – z. Hd. Frau Parol
80327 München

Mit der Ableistung des Vorbereitungsdienstes wird die Lehrbefähigung für das Lehramt an beruflichen Schulen erworben. Aus dem Ableisten des Vorbereitungsdienstes und dem Bestehen der Zweiten Staatsprüfung kann kein Anspruch auf Verwendung im öffentlichen Schuldienst abgeleitet werden, die Einstellungschancen an staatlichen oder kommunalen beruflichen Schulen sind aus derzeitiger Sicht jedoch sehr gut.

Es werden darüber hinaus weitere, schulbezogene Sondermaßnahmen, z.B. in den Bereichen Informatik, Agrarwirtschaft, Druck- und Medientechnik und Labor- und Prozesstechnik (Chemie, Umwelttechnik und regenerative Energien) durchgeführt. Hier können sich Interessentinnen und Interessenten (m/w/d) direkt an den beruflichen Schulen vor Ort informieren und ggf. bewerben.

Weitere Informationen siehe unter: https://www.km.bayern.de/lehrer/lehrerausbildung/berufliche-schulen/quereinstieg.html.

Main image by Pexels/Pixabay

“Korona kontrolden çıktı!”: Almanya kapanıyor

Almanya’da son kısıtlamalara rağmen artmaya devam eden koronavirüs vakaları ile birlikte yükselen ölüm sayıları karşısında bugün (13.12.2020) ‘Lockdown’ kararı alındı. Kapanma kararıyla ilgili Başbakan Angela Merkel (CDU), “Şimdiye kadarki ‘lockdown light’ kısıtlamaları yeterli olmadı.” derken Bavyera Başbakanı Markus Söder (CSU), “Korona kontrolden çıktı” ifadesini kullandı.

Bugün yapılan basın açıklamasıyla duyurulan karara göre kısıtlamalar 16 Aralık tarihinden itibaren şimdilik 10 Ocak’a kadar geçerli olacak. Yayılma hızının beklenilen şekilde düşmemesi halinde bu süre uzatılabilecek.

Perakende mağazalar ve okullar kapanıyor
Çarşamba günü başlayacak kısıtlamalara göre perakende mağazaları ve okullar da kapanacak. Kuaför ve kozmetik salonları gibi vücut bakımı alanında yakın temasla hizmet veren işletmeler de kapalı olacak. Bu süreçte süpermarketler, eczaneler, benzin istasyonları, bankalar, postaneler, kuru temizleyiciler ve araba ve bisiklet tamirhaneleri gibi işletmeler açık kalacak. Gastronomi işletmeleri ise sadece to go hizmeti vermeye devam edebilecek.

Bu tarihler arasında en fazla iki haneden, en fazla 5 kişi buluşma kuralı devam edecek, fakat istisna olarak Noel günlerinde (24-26 Aralık) 2 haneden 5 kişiye ek olarak yakın aileden (eşler, kardeşler vs.) 4 kişi ve 14 yaşının altında çocuklar da kutlamalara dahil olabilecek.

Karara göre yılbaşında toplanma ve havai fişek yasağının yanı sıra ‘lockdown’ sürecinde açık alanlarda alkol tüketimi yasağı da geçerli olacak.

Bavyera’da insidans sayısı 200’ü aştı
Basın açıklamasında “Korona kontrolden çıktı!” ifadesini kullanan Bavyera Başbakanı Markus Söder, bu krizin son 50 yıldır ülkede yaşanılan tüm krizlerden daha fazla zorladığını söyledi. Söder, Bavyera’da bugün itibariyle insidans sayısının 200’ü aştığını ve bununla birlikte bölgenin belirli yerlerinde geçerli olan kısmi ‘sokağa çıkma’ yasağının artık tüm Bavyera’da geçerli olduğunu da duyurdu. Buna göre tüm bölgede akşam saat 21.00’dan sabah saat 5.00’a kadar sokağa çıkma yasağı geçerli.

Bu süreçte ‘evde kal’ felsefesinin önemli olduğunu belirten Söder, “Her üç dakikada bir kişi koronavirüsten ölüyor.” diyerek kısıtlamaların ne kadar gerekli olduğunun altını çizdi.

Milyar Euroluk yardım planlanıyor
Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz (SPD) ise, bu yeni durum karşısında milyarlık yardım paketi planladıklarını açıkladı. “Kapanmanın bir ay sürmesi halinde 11 milyar Euroluk bir yardım söz konusu olacak.” diyen bakan, kapatılan işletmelerin yüzde 90’a varan fix giderlerinin karşılanacağını ve bunun bir şirket için 500 bin Euro’ya kadar çıkabileceğini de açıkladı.

Meral’in Kitap Bahçesi: “Bir kitap yürekten gelmişse, ancak o zaman başka yüreklere ulaşabilir.”

Bütün dünyanın mücadele ettiği bir hastalığa çok yakın olduğum bir süreçten geçiyorum. En yakınlarımın kimi atlattı, kimi tedavi görüyor, kimini kaybettim Covid-19 nedeniyle. 

Kitap bahçeme saklanıp, yaşanan ve yaşanacak olan tüm kötü olaylardan uzak, sessiz sedasız, yeni kahramanlarla tanışıp, yeni yaşamlara şahit olmak, hikayelerine ortak olmak istiyorum. Şu ortamda yapabileceğim en sağlıklı şey bu olsa gerek.

Hadi dünyanın stresinden biraz uzaklaşalım. Bu soğuk kış gününde sıcak çayınızı, kahvenizi alın da yeni kahramanlarımızı tanıyalım. 

AROMATİK ADAM -Dr. Anooshirvan Miandji

Gazi Üniversitesi Eczacılık bölümü mezunu, kimyaya, bilime, felsefeye meraklı, İran Azeri Türkü Dr. Anooshirvan Miandji. Romanlarında yazdığı felsefi hikayelerle özellikle çocukları düşünmeye zorlayan, merak etmeye, araştırmaya  yönelten yazarımız bu defa yetişkinlerin zihnini zorlayacak türden bir roman kaleme almış. 

Yarattığı hayali kahramanla doğrudan bilimin, bilginin kendisini sorgulamış, epistemik bir roman Aromatik Adam. Bilginin sınırı var mıdır? Her doğru gerçek midir? Bildiğimiz her şeyin bir ölçüsü var mıdır?  Bilinmeyeni bilmek için neden önce bilineni bilmek gerekir? 

Kahramanımız bilim insanlarıyla sohbet ederken çok iyi bir felsefeci, ya da biyokimya uzmanı veya iyi bir psikolog olabiliyor zaman zaman. 

Bilime merakınız varsa çok keyif alacağınız, yoksa mutlaka okumanız gereken bir roman olduğunu düşünüyorum… 

DUBLÖRÜN DİLEMMASI -Murat Menteş

Albino rahatsızlığı olan kahramanımız Nuh Tufan’ın Dilara Dilemma’ya olan aşkını ve aynı zamanda yıllardır konservatuvar öğrencisi olan bu gencin yaratıcı zekasını kullanarak başına açtığı belaları anlatır roman. Heyecanı hiç bitmeyen, zekice kurgulanmış olaylar silsilesi ile sürükleyici bir hikaye. Eğlenceli ve heyecanlı. 

Kelime mühendisi diyebileceğim bir isimden, çok çaba sarf edilmiş, çok emek verilmiş, ince elenip sık dokunmuş bir çalışma Dublörün Dilemması. Dikkat! Argo kelimeler barındırır 🙂 Ama yeraltı edebiyatı severlerin çok beğeneceği türden bir eser.

(Kitaptan)

“İtiraf etmeliyim ki, aziz okur, benim ömrüm, her birini gebertmek istediğim insanlarla aramdaki buzdağlarını eritmeye çalışmakla geçiyor. Mesela zenginlerden nefret ediyorum, ne yapayım, elimde değil. O restoran sürüngenleri, fiyaka kumkumaları, yapmacık kasvetin mıymıntı bekçileri, ticari bir şiveyle konuşan zehirli papağanlar, hileli bir neşe içinde geviş getiren bunak vampirler, modanın ipiyle kuyuya inen kibirli cambazlar, tatile gebe fırlamalar, alaturka bir sadizmle zıvanadan çıkanlar, alafranga bir mazoşizmle yılışıklaşanlar… Hepsine teker teker Kolombiya kravatı takmak istiyorum! 

(Kolombiya kravatı: Meksika mafyasının uyguladığı bir cezalandırma biçimi: Kurbanın gırtlağına bir delik açılır ve dili bu delikten sarkıtılır.)

BEŞ SEVGİ DİLİ -Dr. Gary Chapman

Paldır küldür sevmek mi, bilinçli bir şekilde profesyonelce sevmek mi?  

Evlilik terapisti Dr. Gary Chapman sevginin dillerini öğretmeyi amaçlamış bu eserinde. 

Kaliteli zaman. Fiziksel temas. Hediye alma. Onaylayıcı kelimeler. Hizmet eylemleri.

Eşinize karşı, çocuğunuza karşı, evliliğinize karşı, sizin ne istediğinize ve nasıl yaşamak istediğinize karşı sahip olduğunuz bir sevgi deposu var. Ve onu doldurmak, dolu tutmak veya boşaltmak sizin elinizde.

Ben bu kitabı yıllar önce okumuştum. İlk baskısı sanırım 1992-1995 yıllarında yapılmış. Şimdi sayfalarını tekrar çevirirken, yazılan satırların değerini hala koruduğunu görüyorum. 

Evliliğinize, ilişkinize, ailenize, çocuklarınıza gerçekten değer veriyorsanız ve sahip olduğunuz bu değeri daha sağlam temellere oturtmak istiyorsanız baskın sevgi dilinizi bulmalı ve bence bu kitabı mutlaka okumalısınız. 

Çok sağlıklı bir hafta, umutların asla tükenmeyeceği yarınlar diliyorum herkese.
Meral Türkdoğan

Main Image by Andrea Piacquadio/Pexels

Marasia, Maraş dondurması 100 bin Euro yatırım kazandı

Marasia, Maraş Dondurması ile Bayern 3 radyosunun başlattığı Start-up Challenge’de büyük başarı elde etti. 600’den fazla başvurudan finale kalan Marasia, Christopher Obereder’den 100.000 Euro yatırım kazandı.

Christopher Obereder

Yarışmaya katılan ve önce ilk 20 sonra da ilk 10’a kalmayı başaran Türk girişimciler, sadece Christopher Obereder’e değil, Bayern 3 dinleyicilerine de kendilerini kanıtlayarak 100 bin Euro’luk yatırımın sahibi oldu.

Marasia şirketini 2019 yılında eşi Havva Bayram ile kuran Ahmet Bayram, canlı yayında keçi sütünden elde edilen Maraş dondurmasını tanıttı ve bu dondurmayı dünyaya yaymak istediklerini belirtti. Başarıları ile Forbes’un 30 yaş altı en etkili 30 insana yer verdiği “30 under 30” listesinde yer alan Christopher Obereder, dondurmayı ve fikri çok beğendiğini ve Marasia’ya 100.000 Euro’luk destek vermek istediğini açıkladı. Bu desteği kabul eden Ahmet Bayram, “600’den fazla başvurudan Maraş dondurması ile seçilmek Türk milletimiz için çok gurur verici, çünkü Türk mutfağımızın eşi benzeri yok”. sözleriyle sevincini dile getirdi.

Bayern 3, ‘Start-up Challenge’ programında pandemiyle birlikte maddi anlamda sıkıntı çekmeye başlayan genç şirketleri, yatırımcı Christopher Obereder ile buluşturuyor. Obereder, potansiyeli olan yaratıcı fikirler ve ürünlere destek vermek, maddi desteğin yanı sıra kendi tecrübesini de kazanan şirketlerle paylaşarak destek oluyor.

Münihli Marasia şirketini 2019 yılında kuran Ahmet ve Havva Bayram, Maraş dondurmasını Türk marketlerine ve restoranlarına dağıtıyor ve en büyük hedeflerininin ‘Maraş dondurmasını tüm Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan Türk göçmenlerin yanı sıra yerel halka tanıtmak’ olduğunu söylüyor.

Marasia şirketini 2019 yılında kuran Ahmet ve Havva Bayram çifti

Ekici Türkgücü yolunda

Türkgücü Münih Fenerbahçe’nin eski futbolcusu Mehmet Ekici ile anlaşmaya varmak üzere. Münih doğumlu 30 yaşındaki futbolcu birçok kez Türk milli takımı için mücadele etmişti. Geçirdiği sakatlıklar sonrası eski formunu yakalayamayan Ekici’nin sözleşmesi Fenerbahçe tarafından uzatılmamıştı. Futbol kariyerine Unterhaching’de başlayan Mehmet Ekici, Almanya’da daha sonra Bayern Münih, Nürnberg, Werder Bremen formalarını giymişti. Bremen’den Trabzonspor’a transfer olan Ekici, olaylı bir şekilde Fenerbahçe’ye geçmişti.

‘Bir Başkadır’ bizim toplum

Başrollerde Öykü Karayel, Fatih Artman ve Funda Eryiğit gibi yetenekli oyuncuların yer aldığı ‘Bir Başkadır’ dizisi 12 Kasım’dan itibaren Netflix’te gösterimde. Berkun Oya’nın yazıp yönettiği ‘Bir Başkadır’, hem konusu ve işlenişi, hem de başarılı oyunculuk performanslarıyla dikkat çekiyor. 

Yayınlandığı ilk günden itibaren gündemde yer edinen 8 bölümlük dizinin merkezinde, Öykü Karayel’in muhteşem canlandırdığı Meryem karakteri var. ‘Bir Başkadır’ başörtülü bir temizlik işçisi olan Meryem’in ve hayatının kesiştiği insanların hikayeleri üzerinden Türkiye’nin 80’lerden bu yana geçirdiği değişimlere ve toplumdaki sorunlara ayna tutuyor.

“Takmış kızın tesettürüne! Kendisi kafasında çuvalla geziyor, farkında değil.”

Meryem’in bayılmaları sonucu gittiği, başörtülülere karşı önyargıları olan psikiyatrist Peri ile karşılaşmasıyla başlayarak toplumdaki önyargılara ve korkulara değiniyor dizi. Her ne kadar dizide sonradan örtünen ve açılmak isteyen birer karakter de olsa, dizinin ana teması başörtüsü olmuyor.

“Bizi birbirimize düşürmeye çalışıyorlar, görmüyor musun?”

Toplumdaki ikiliklere, çatışmalara ve iletişimsizliğe ışık tutuyor ‘Bir Başkadır’. Siyasi görüşleri nedeniyle birbiriyle çatışan kardeşlere, kadın-erkek, ebeveyn-çocuk hatta kurban-fail ilişkisine varan yüzleşmelere, hesaplaşmalara. En büyük sorunun iletişimsizlik olduğunu hissettiriyor. Ve herkesin psikolojisinin biraz bozuk…

“Oturup Türk dizisi izleyecek değilim!”

Senaryosu ve görüntüleriyle sanat filmi tadı veren bir dizi ‘Bir Başkadır’. Tüm diyalogları ve dekoruyla her sahnesi gerçekçi, abartısız; biraz da Yeşilçam havasında. Aralarında Münih’te yaşayan oyuncu Aziz Çapkurt’un da olduğu oyuncu kadrosunun performansı hayran olunası: Öykü Karayel, Fatih Artman, Tülin Özen, Funda Eryigit, Nesrin Cavadzade, Defne Kayalar, Settar Tanriögen, Alican Yücesoy…

“Bir huzur bulmayalım mı şu hayatta!”

Başöğretmenlik yapmadan derdini incelikle anlatan bir dizi ‘Bir Başkadır’. Kişisel ve toplum olarak yaşanılan birçok sorunun da yüzleşerek, konuşarak, empati kurarak hafifletilebileceğini, belki de çözülebileceğini ima ediyor. Toplum olarak “şu hayatta bir huzur bulmayalım mı?” diyor adeta.

Bir Başkadır Fragman

Hamide Türker

Meral’in Kitap Bahçesi: “En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz…”

Yine oldukça zor bir dönemden geçtik. Yaşadığımız deprem, kayıplar ve bazı sosyal sorumluluklar nedeniyle yazıma uzun bir ara verdim.  Sabır mı dilemeli, güç mü en çok, bilemedim. Özellikle soğuk günler ve gecelerde zor durumda kalan, çadırlarda yaşamak zorunda kalan insanlar için ülkenin hatta dünyanın birçok yerinden destek ve yardımlar yağmaya devam ediyor. Birlik olmanın, empati kurabilmenin, vicdanlı olmanın önemi böyle zamanlarda daha çok ortaya çıkıyor.

Bu bağlamda, başta İzmir Gönüllüleri arkadaşlarım olmak üzere, İzmir ilçelerinden ve yurdun dört bir yanından gelen destek ekiplerine ve her anlamda desteğini esirgemeyen herkese kendi adıma sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum.

Bu hafta yine birbirinden değerli üç yazardan ve daima beğenilerek okunan hatta her dönem çok satanlar arasında bulunabilen üç kitaptan bahsedeceğim. 

SEMERKANT -Amin Maalouf

Tarihi bir hikaye ve Hasan Sabbah, Ömer Hayyam, Melikşah gibi önemli tarihi karakterler ile Semerkant sokaklarında gezineceğiniz çok keyifli bir roman Amin Maalouf’un Semerkant’ı.
Tarihe, tarihi kişiliklere hatta İran tarihine merakınız varsa bir solukta okuyacağınızı düşünüyorum.

En önemli kahramanlarımız, önemli bir bilim insanı olan Ömer Hayyam, Selçuklu Sultanı Melikşah, Selçuklu Veziri Nizamülmülk ve onun en büyük yardımcısı Hasan Sabbah.

Kitaptan bir bölüm;
Ömer Hayyam’ın 1873 yılında dünyada yeniden popülaritesi artmaya başlamıştır. Hasan Sabbah’la birlikte ortadan kaybolan Rubaiyat’ın kopyaları da tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır. Hayyam’a olan hayranlıkları nedeniyle Lesage çifti yeni doğan oğulları Benjamin’e ikinci bir isim olarak Omar ( Ömer’in İngilizce yazımı) adını koymuşlardır. Benjamin 15 yaşına gelince, kendi ismini taşıdığı Hayyam’ı merak ederek onu araştırmaya ve Farsça öğrenmeye başlamıştır. Daha sonra Hayyam’ın zamanında ve kendi çağında insanları o denli çok etkileyen ‘Rubaiyat’ın peşine düşmüştür. Önce İstanbul’a gitmiş ve oradan da İran’a geçmiştir.  Bu sırada İran Şahı’nın torunu Şirin’le tanışmış ve ona aşık olmuştur. Benjamin, İran’da birçok macera yaşayarak 1910’larda İran’daki modernleşme hareketlerine katılmıştır. Sonunda Benjamin Şirin’le birlikte Semerkant elyazmasına ulaşarak Amerika’ya gitmek üzere İran’dan ayrılmıştır. Bunun için önce İngiltere’ye gitmişler ve oradan da Titanic gemisine binerek Amerika’ya doğru denize açılmışlardır. Ne yazık ki, yaklaşık bin yıl önce kaybolup o anda yeniden ortaya çıkan ‘Rubaiyat’ Titanic’in batmasıyla sonsuzluğa karışmıştır. Benjamin ve Şirin kurtularak başka bir gemiyle Newyork’a ulaşmışlardır. Limandaki karışıklıkta tıpkı ‘Rubaiyat’ gibi Şirin de sonsuza dek kaybolmuştur…

PİEDRA IRMAĞI’NIN KIYISINDA OTURDUM AĞLADIM -Paulo Coelho

Gençlik aşkınızı hatırlar mısınız? Unutmak zordur. Adı üstünde, Aşk! Anormal duygular bütünü.

Kendini dine adamış bir erkek, ve yıllar önce ona aşık bir kadın. On bir yıl sonra tekrar karşılaşırlar. O aşkın büyüsüne yeniden kapılırlar. Fakat erkek kararsızdır. Yıllar önce aşık olduğu çocukluk aşkı ile Tanrı’ya ve onun yarattıklarına duyduğu sonsuz bağlılık arasında kalmıştır.
Kitap, duyulan iç huzura ve insanları iyileştiren mucizevi güce yani aslında bir çoğumuz için çok hassas birçok ince noktaya değiniyor…

Kitaptan bir bölüm;
Sevmek tehlikelidir.

Biliyorum bunu. Daha önce birini sevdim. Sevmek, uyuşturucu almak gibidir. Başlangıçta kendini iyi hissedersin, bütünüyle verirsin. Ertesi gün daha fazlasını istersin. Henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliği sürdürebileceğini sanırsın. Sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.

Ama, yavaş yavaş varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin. Böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın. Yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin. Uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi, aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır…

SİDDHARTHA -Hermann Hesse

Hindistan’da yaşadığı tahmin edilen, Budizm’in kurucusu olan, ruhani öğretmen Gotama Buda’nın hayatını konu alan Siddhartha, Hermann Hesse’nin en çok satan kitabıdır dersem sanırım yanlış olmaz. 

Siddharta ailesinin ona verdiği isimmiş. Bu da Sanskrikçe’de ‘uyanmış kişi’, Siddharta ise ‘aydınlanmış kişi’ demekmiş.
Tüm dünyanın kendisini Buda olarak kabul ettiği bu bilge kişi, gerçek bilgiye ulaşmak için, sarayını, ailesini hatta gençliğini geride bırakıp ormana çekilir. Uzun bir süre gezgin bir dilenci olarak geçimini sağlar. Buddha ile karşılaşır ve ondan Budizm’in felsefi derinliğini  öğrenir. Bir gün bir ırmağın kıyısında, çok küçük paralar karşılığında kayıkçılık yapan Vasudeva ile tanışır ve onun yanına yerleşir. Vasudeva da kendisine aydınlanma ve gerçek bilgiye ulaşma konusunda rehberlik edecektir.
Bu arada Vasudeva da ‘ırmak Tanrısı’ demekmiş.
“Dıştan gelen buyrukların değil, yalnızca içten gelen sesin dediğini yapmak, iyi olan bu, yapılması zorunlu olan buydu, başka şey değil.”
Kendi iç dünyanızı sorgulatacak türden, bilgi dolu, bilgelik kokan bence muhteşem bir eser.
Beğenerek okuyacağına inanıyorum.

Sağlıklı, vicdanlı, iyi kalın…
Meral Türkdoğan

Main Image by BenKerckx/Pixabay