Cumartesi, Ekim 31, 2026
spot_img
Startseite Blog Sayfa 43

Erdal Pektaş yazdı: Top yuvarlak ama…

Covid-19 yaşamın her alanını olduğu gibi spor turnuvalarını da tam anlamıyla ezip geçiyor. Bu yıl düzenlenmesi gereken dünyanın en büyük spor organizasyonu olan olimpiyat da gelecek yıla ertelendi. Olimpiyatlara ev sahipliği yapacak olan Japonya’nın başbakanı, Covid-19’un kontrol altına alınamaması halinde dev organizasyonun önümüzdeki yıl gerçekleşmesinin de tehlike altında olduğunu belirtti. Olimpiyatların yanı sıra sporun tüm branşlarında müsabakalar bıçakla kesilmiş gibi durdu. UEFA, Avrupa şampiyonasını önümüzdeki yıla erteledi ama Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nin bu sezonki akıbetinin ne olacağını onlar da bilmiyorlar. Bilmiyorlar çünkü UEFA’ya üye ülkelerin hiç birinde ligler tamamlanamadı. Covid-19’un başlarında bir çok ligde bir hafta seyircisiz hayalet maçlar oynandı ama sporcuların sağlığının da tehlike altına girmesi nedeniyle bu uygulamadan vazgeçildi.

Maddi zarar çok büyük

Maçların oynanmaması nedeniyle seyirci, televizyon yayını ve sponsorluk gibi bir çok gelirden mahrum kalan kulüpler maaşları bile ödeyemeyecek duruma düştü. Sezon sonu hangi kulüp, hangi futbolcuyu alacak, hangi futbolcunun bonservis bedeli rekor kıracak gibi futbol severler arasında dönen muhabbet bu yıl olmayacağı gibi önümüzdeki yıl da olması şüpheli. Fransa içişleri bakanının ‘Eylül’e kadar spor müsabakası yok’ demesinden sonra ülkenin futbol federasyonu lig lideri PSG’yi şampiyon ilan ederken, Belçika bu konudaki kararını devamlı erteliyor. Almanya, İspanya ve İtalya gibi ülkeler ise ne pahasına olursa olsun ligleri tamamlayacak gibi.

Türkiye değişik

Türkiye’de ise durum biraz daha karışık. Ligin lideri Trabzonspor taraftarları “Bu şartlarda maç mı oynanır?” diyerek ligin tescilini ve kendilerinin de şampiyon ilan edilmesini istiyor. Yarıştan kopan Fenerbahçe bu konuda ne der bilinmez ama bürokrasinin güçlü takımı Galatasaray ile Beşiktaş ve Başakşehir’in böyle bir karar verilmesi halinde ortalığı ayağa kaldırması muhtemel. Gerçi futbol federasyonu haziran başı gibi müsabakaların seyircisiz oynanabileceğini belirtti ama Türkiye’de her şey çok hızlı değişikliklere gebe. Başarıyı şampiyonluk olarak gören kulüpler ise dövizin devamlı değer kazanması nedeniyle artan milyarlarca liralık borçlarını nasıl ödeyecekleri konusunda bir fikir sahibi değil. Seyirci hasılatı ve televizyon gelirlerinin aktığı yıllarda bile iki yakası bir araya gelmeyen ve borcu borç ile kapatan kulüplerin çoğu aylardır futbolcuların alacaklarını ödeyemiyor. Bütün yaşamımızı değiştiren Covid-19, bir spor basınını değiştiremedi. Spor basını. personeline çorba ısmarlayamayacak duruma gelmiş kulüplere bilmem kaç milyon Euro’ya futbolcu aldırıyor. Hatta kulüpleri milyonlarca Euro bonservis bedeli olan futbolcular için birbirine düşürüyor.

Seyircinin durumu

Hayat normale dönse bile futbolcuların form tutması haftalar alacak. Futbolcular böyle de, seyirci farklı mı? Kendisini haftanın yedi günü oynanan maçlara ayarlamış olan seyirci olayı kanıksamış hatta futbolu unutmuş gibi gözüküyor. İskoçya’nın bilmem kaçıncı liginde oynayan takımların kadrosunu ezbere sayan futbolcuların en sevdiği yemeği bilen iddia müptelasının eski formunu yakalaması futbolculardan daha çok vakit alacak gibi.

Hayatımızın biran önce normale dönmesi dileğiyle…

#EvdeKalŞampiyon

Erdal Pektaş

Meral’in Kitap Bahçesi: Umuda, mücadeleye, iyi kalabilmeye dair 3 roman

Bu hafta seçtiğim kitapların hepsi umuda, mücadeleye, iyi kalabilmeye dair romanlardan oluşuyor.

Okurken bir diğerimizin acısını içimizde hissedebileceğimiz, “Ben olsaydım ne yapardım acaba” diyebileceğimiz, dünyanın çok başka bir yerinde ama aynı gökyüzü altında yaşayıp kimi haksızlığa uğrayan, kimi tarihi, kimi vicdanını sorgulayan, hem düşündürücü hem mutluluk verici hem duygulanabileceğimiz türden kitaplar. Umarım siz de beğenirsiniz, şimdiden iyi okumalar diliyorum.

RÜZGARI DİZGİNLEYEN ÇOCUK -William Kamkwamba

William Kamkwamba, genç bir mucittir. Afrika’da yaşar. Sakız ağaçları, babasından aldığı bisikletin parçaları ve bir hurdalıktan topladığı materyalleri kullanarak bir rüzgar türbini icat eder. Bu icadı ile topraklarını daha verimli bir hale getirmeyi başarır.
Hüzün yüklü bir yaşam mücadelesi Rüzgarı Dizginleyen Çocuk. Kendi küçük ama hayali büyük bir kahraman William Kamkwamba. Yaşadığı coğrafyanın en büyük sorunu kıtlık, hastalık, açlık… Kuraklığın neden olduğu bu sorunlara bir çözüm bulunmalıydı. Kolları sıvadı küçük William ve okuduğu bir kitaptan yola çıkarak, merak etti denedi ve başardı…
Hangi şartlarda yaşarsak yaşayalım bazı şeylerden asla vazgeçmemeliyiz. Umut etmekten, hayal etmekten, mücadele etmekten. Bu kitabı lütfen okuyun ve çocuğunuza eşinize, dostunuza da okutun…

İNCE MEMED -Yaşar Kemal

Doğaya, insana, topluma duyduğu ilgiyle daha çocuk yaşlarda edebi kişiliğinin temelini oluşturmuş, henüz 7-8 yaşlarındayken “Aşık Kemal” mahlasıyla ilk şiirlerini yazmaya başlamış bir usta yazar Yaşar Kemal.

Edebiyat dünyamıza 26 roman, 11 deneme, 2 öykü ve şiir kazandırmış. Gelin onlardan birini, ilkini hatta bana göre, tabiri caizse Yaşar Kemal’i Yaşar Kemal yapan eseri İnce Memed’i bir kez daha hatırlayalım bu hafta. 1955 yılında yayımlanmış ve günümüze kadar 40’tan fazla dile çevrilmiş.

Dürüst, vicdanlı, sevdalı, haksızlığa, zulmedenlere karşı her zaman dik durmuş bir ince delikanlı Memed.

Hiç kimse tarafından sevilmeyen köyün ağası Abdi Ağa, annesine ve sevdalısı Hatce’ye zulmeder. Kendi yeğenine almak ister Hatçe kızı ama o da sevdalıdır Memed’e. Alıp sevdiğini çıkar en güvendiği yere. Dağlara… Onları bulan ağanın yeğenini orda öldürür ama bu suç daha sonra Hatçe kızın üstüne kalacaktır. Orada meşhur eşkıya çetesi Deli Durdu’ya katılır Memed. Ama zamanla Deli Durdu’nun, kendi karakterine ters, onursuzca davranışlarına şahit olur ve yanından ayrılır. Kendisiyle kalmak isteyen iki adamıyla birlikte ayrılır çeteden. Halkı için, sevdiği kadın için, anası için, adalet için, haksızlıkların karşısında, ona inanan insanlarla birlikte mücadele etmeye devam eder. Ve halkının kahramanı, kurtarıcısı olur İnce Memed.

Dört ciltten oluşan İnce Memed serisi klasik niteliğinde. Kitapseverlerin kitaplığında mutlaka bulunması gereken, olmazsa olmaz kitaplardan…

ÖĞRETMENİM MORİ’YLE İLE SALI BULUŞMALARI -Mitch Albom

Yine başucu niteliğinde bir eserden bahsedeceğim sizlere. Okurken duygu selinde boğuldum dersem sanırım abartmış olmam.
Mitch Albom’un ağzından dinleyeceğimiz, okuyacağınız hatta izleyeceğimiz, müthiş dolu bir kitap. Bana göre karanlıkta ışık niteliğinde.
Kitap, Mitch Albom’un yıllar sonra üniversite yıllarına dönmesiyle başlıyor. O yıllarından tanıdığı ve asla unutamayacağı, çok değer verdiği, akıl hocası olarak gördüğü ve sosyoloji dersleri aldığı Mori Schwartz‘ın onun hayatında çok özel bir yeri vardır. Çünkü Mori herkesten farklıdır. Bunu ders anlatımlarından, yaşam tarzından, öğrencileriyle kurduğu muhabbetlerden anlamıştır Mitch. Üniversite döneminde Mitch ve Morrie sadece salı günleri ve herhafta buluşup hayata dair muhabbet ederlerdi.
16 yıl sonra Mitch, Mori’yi bir televizyon programında görür ve bağlantıyı koparmayacağına dair öğretmenine verdiği sözü hatırlar. Öğretmenini bulup yanına gider ama Mori’nin yakalandığı bir hastalıktan dolayı sayılı günlerinin kaldığını öğrenir. Mori eskiden olduğu gibi her salı buluşup muhabbet etmelerini ister. Mitch bu teklifi geri çevirmez ve her salı yeniden Mori ile buluşup hayata dair sohbetler ederler. Okuyucusunu derinden etkileyen, benim gibi birçok kişiye ilham kaynağı olan bu sohbetler maalesef Mori’nin ölümüyle son bulur.
Mori’nin hayata bakış açısı, Mitch ile aralarıdaki dostluk ilişkisi, Mori’nin hayatının son anlarını yaşamasına rağmen birçok insanın aksine o anları dolu dolu yaşaması eminim sizi de derinden etkileyecektir. Sonu mutlu bitmiyor evet ama okuduktan sonra bir psikiyatriye gitmiş kadar içinizin huzurla dolacağını düşünüyorum…

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Almanya’nın birçok kentinde düzenlenen gösterilerde seyahat acenteleri ‘acil yardım’ talep etti

Almanya’nın birçok kentinde bugün (29.04.2020) seyahat acenteleri sahipleri ve çalışanları, ‘Seyahat Acentelerini Kurtarın’ mottosuyla düzenledikleri gösterilerde acil yardım talebinde bulundular.

Koronavirüs nedeniyle sıkı kurallar altında bir araya gelebilen acente sahipleri ve çalışanları, turizm sektörünün sadece büyük tur operatörleri ve uçak şirketlerinden ibaret olmadığına dikkat çekerek devletten sektörün küçük şirketlerine özel acil yardım paketi talep ediyor.

Korona krizinin başlamasıyla birlikte tamamen duran tatil faaliyeti nedeniyle özellikle sektörün küçük ölçekteki şirketlerinden olan seyahat acenteleri ağır baskı altında. Almanya genelinde küçük şirketler için öngörülen yardım miktarının işlerini devam ettirebilmek için yeterli olmadığına dikkat çekmek isteyen seyahat acenteleri, son birkaç aydır kazanç elde edemedikleri gibi ondan önceki aylarda kazandıkları paraları da geri ödemek zorunda kalıyorlar.

Almanya’nın birçok kentinde olduğu gibi acenteler, Münih ve Nürnberg’de de ağız ve burun maskeleriyle bir araya gelerek düzenledikleri çeşitli gösterilerde boş valizler ve boş şezlonglarla sektörün sıkıntılarına dikkat çekerek yardım talebinde bulundular.

Hamide Türker
Foto: Claudia Matthia, Sonnenklar Reisebüro Paderborn

Koronavirüs önlemleri 10 Mayıs’a kadar gevşemelerle devam edecek

Dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası yapılan açıklamalarda Bavyera’da koronavirüs önlemlerinin nasıl devam edeceği konusunda bilgi verildi. Eyalet Başbakanı Markus Söder, Bavyera’nın koronavirüs stratejisinin başarılı olduğunu, bununla ilgili son verilerin federal düzey altında olmasına rağmen önlemler konusunda gevşemenin gelişmelere göre kararlaştırılacağını söylerken, ‘koruma tedbirlerinin 10 Mayıs’a kadar uzatıldığını bildirdi.

Başbakan Markus Söder (CSU), Ekonomi Bakanı Huber Aiwanger (Bağımsız Seçmenler), İçişleri Bakanı Joachim Herrmann (CSU), Eğitim Bakanı Michael Piazolo (Bağımsız Seçmenler), ve Ulaştırma Bakanı Kerstin Schreyer (CSU), dün yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası düzenlenen basın konferansında, koronavirus önlemlerinin nasıl devam edeceği konusunda açıklamalarda bulundu.

Enfeksiyon riski dolayısıyla sosyal mesafeyi korumak için başbakanlığın büyük kubbeli salonunda gerçekleşen Bavyera Bakanlar Kurulu toplantısında yapılan açıklamalar şöyle:

-800 metrekare altındaki tüm işyerlerinin müşteri başına 20 metrekare gözeterek, hijyen ve sosyal mesafe kuralarını yerine getirerek açılabileceğini, gastronomi (lokanta-kafeterya) branşı için kolaylığın mayıs sonu olarak düşünülebilecek.

-Okullarda enfeksiyon koruma önlemlerinin alındığını ve 27 Nisan Pazartesi’nden itibaren bitirme sınıflarında ders görüldüğü, normal öğretime geçilmesi ümidini ise yaz dönemine kadar beklenmemesini belirtildi. Önümüzdeki yıl bitirmelere gireceklerle ilkokul 4. sınıf öğrencilerin 11 Mayıs itibariyle eğitime başlayabilmeleri için gayret ediliyor.

-Dini ibadet maksadıyla kişiler arası mesafesinin 2 metre, ağız/burun maskesiyle yapılabileceğini ve açık havada yapılacak nümayişlerde 1,5 mesafe kuralı ve en fazla 50 katılımcıyla 4 Mayıs sonrası için mümkün olacak.

-Büyük alışveriş merkezlerindeki gıda reyonları dışında kalan bölümlerin ne zaman açılabileceği konusunda İdari Mahkeme kararı bekleniyor.

– Uygulanmaya başlanan umumi vasıtalarda maske takmak mecburiyetine % 95 uyulduğu ve ilgili kontrollerin yapıldığı belirtildi. -Bakanlar Kurulunca alınan kısıtlayıcı önlemler 10 Mayıs tarihine kadar uzatıldı.

Orhan Tinengin

Kultusminister Michael Piazolo: „Faire Chancen für alle, die zu Hause lernen“

„Lernen zu Hause“: Schulen können Schülern digitale Endgeräte zur Verfügung stellen

Am 27. April 2020 öffnen die Schulen in Bayern für die Abschlussklassen. Für die anderen Schülerinnen und Schüler bleibt vorläufig das „Lernen zu Hause“ von zentraler Bedeutung. Für die Schüler, die nicht selbst über ein geeignetes digitales Endgerät verfügen, gibt es nun eine unbürokratische und schnelle Unterstützung.

Michael Piazolo

Digitale Endgeräte, die Schulen mit Fördermitteln des Freistaats oder des Bundes beschafft haben, können in der derzeitigen Sondersituation von Schülerinnen und Schülern auch für das „Lernen zuhause“ genutzt werden. Möglich wird dies durch eine befristete Leihgabe durch die Schulen. „Jede Schule, der bekannt ist, dass eine Schülerin oder ein Schüler ein digitales Endgerät benötigt, kann umgehend auf den Schulaufwandsträger zugehen. Das ist eine pragmatische und einfache Regelung, die dafür sorgt, dass Kinder und Jugendliche auch beim „Lernen zuhause“ möglichst faire Bildungschancen haben“, so Kultusminister Michael Piazolo.

Sofern nicht ausreichend digitale Endgeräte zur Verfügung stehen, können die Schulaufwandsträger mit den bewilligten Mitteln aus dem „Digitalbudget für das digitale Klassenzimmer“ sowie im Rahmen des DigitalPakts Schule rasch weitere digitale Endgeräte beschaffen. Ebenfalls förderfähig im DigitalPakt Schule sind mobile Hotspots beziehungsweise mobile Router.

Arif Taşdelen: “Camiler de ekonomik yardım kapsamına alınmalı”

Bavyera’nın ilk Türkiye kökenli milletvekili olan Arif Taşdelen, eyalet başbakanı Markus Söder’e bir mektup yazarak cami ve derneklerin de korona krizi destek paketlerine dahil edilmesi için öneride bulundu.

Korona krizinin ekonomik zararının giderek daha fazla hissedildiği şu günlerde federal hükümetin ve eyaletlerin yardım paketleri şirket ve kişilerin imdadına yetişiyor. SPD’li milletvekili Arif Taşdelen, önümüzdeki günlerde başlayacak olan Ramazan ayında ilk kez boş kalacak olan camilerin de yardım paketi kapsamına alınmasını önerdi.

Taşdelen, yaptığı öneri ile ilgili “Korona krizinden hepimizin etkilendiği gibi derneklerimiz ve camilerimiz ve derneklerimiz de maddi ve manevi açıdan etkilendiler. Camilerimiz cemaate kapalı oldukları için eskiden olduğu gibi vatandaşlarımız camilere bağış yapmıyorlar, yapamıyorlar. O yüzden Bavyera’da birçok camilerimizin maalesef maddi sıkıntıları çoğalmıştır. Dini ihtiyaçların yanında sosyal aktivitelere de ağırlık veren cami ve derneklerimizin bu krizi atlatabilmeleri için Bavyera Eyalet Başbakanı Dr. Markus Söder’e bir mektup gönderdim. Bu mektupta camilerin de ekonomik yardım kapsamına alınmalarını önerdim.” dedi.

Oktoberfest, Covid-19 kurbanı oldu

Normal şartlar altında Münih’te bu yıl 19 Eylül ile 4 Ekim tarihleri arasında yapılması planlanan dünyaca ünlü bira şenliği Oktoberfest, Covid-19 nedeniyle iptal edildi. Şimdiye kadar 186 kez yapılan Oktoberfest, daha önce savaş, hiper enflasyon yılları ve kolera salgını döneminde de iptal edilmişti.

Bavyera Başbakanı Markus Söder ile dün bir araya gelen Münih Anakent Belediye Başkanı Dieter Reiter, birlikte yaptıkları basın açıklamasında ‘Oktoberfest’in bu yıl yapılmayacağını’ açıkladı. Bu kararı üzüntü ile verdiklerini açıklayan ikili, ‘Münih kenti ve Bavyera için çok önemli tanıtım ve ekonomik katkı sağlayan, geçmişi yüzyıllar öncesine dayanan ve tüm dünyaca tanınan Oktoberfest’in pandemi nedeniyle iptal edilmesi gerektiğini, aksi takdirde henüz aşı ve ilacın olmadığı şu dönemde riskin çok yüksek olacağını’ da vurguladı.

Bavyera’da bu konu, afet durumu ilan edilmesinin ardından ‘Oktoberfest farklı önlemler alarak da yapılabilir’ yorumları ile gündeme gelmişti. Bavyera Başbakanı Söder, farklı tür şekillenen bir Oktoberfest’in söz konusu olmadığını ‘ya tam yapılır ya hiç’ yorumuyla vurguladı. Söder, Oktoberfest’in açılış geleneğini kastederek, “Belediye Başkanı ilk bira fıçısını açan, ben de ilk birayı içen olarak sıkı ‘Wiesn’ hayranıyız ama farklı bir zamandayız ve dikkatli olmamız gerekiyor.” dedi.

Bölge için önemli bir ekonomik faktör olan Oktoberfest’in ve bu alan içinde yer alan geleneksel Ziraat Fuarı’nın (Landwirtschaft Messe) yapılamayacak olmasının, yalnızca büyük bira üretici firmaları için değil, festival süresince satış yapan mekan sahiplerini, şenlik çadırlarındaki hizmet personelini, otelleri, taksicileri maddi büyük kayıplara uğratacağı ve bu anlamda koronavirüsün sebep olacağı ekonomik darbenin bir parçası olacağı da açıklamada yer aldı. Şenlik, 2019 yılında Münih şehrine bir milyarın üzerinde ekonomik değer sağlamıştı.

Bavyera koronavirüs önlemlerinde gevşeme adımları atıyor

Bugünkü kabine toplantısı sonrası video basın konferansında Başbakan Markus Söder, Ekonomi Bakanı Huber Aiwanger, Sağlık Bakanı Melanie Huml, Eğitim Bakanı Prof. Dr. Michael Piazolo ve Sosyal Güvenlik Bakanı Carolin Trautner, koronavirus önlemlerinin devamı konusunda bilgi verdi.

Verilen bilgilere göre, Bavyera’da alınmış olan sokağa çıkmak kısıtlamalarında hafif gevşemeler olacak. Bunlar arasında en dikkat çekeni daha önce dışarıda aynı evde oturmayan kişilerin bir araya gelme kısıtlaması varken, bundan böyle hane dışından bir kişinin ilavesine izin veriliyor. Genel olarak tedbirler hastalığa karşı ilaç ve koruyucu aşı bulunana kadar devam edecek.

Bavyera’da da Almanya genelinde olduğu gibi 800 metrekareye kadar büyüklükte olan dükkanlar aşama aşama açılabilecek. Yapı ve bahçe malzemeleri satışı yapılan marketler 20 Nisan Pazartesi gününden itibaren, kuaför ve berber salonları ise 4 Mayıs’tan itibaren hijyen ve maske kullanılma ve sosyal mesafe kuralına uyularak hizmet verebilecek.

Okulların koronavirüs sebebiyle kapatılma kararını Almanya’da ilk veren eyalet olan Bavyera’da, kreşler kapalı kalmaya devam edecek. Okullarda ise ilk etapta 27. Nisan’da bu yıl bitirme sınavı olan öğrencilerin hazırlık sınıfları eğitime başlayacak. İkinci etapta ise gelecek yıl bitirme sınavı olan öğrencilerin 11 Mayıs’ta 10-15 kişilik sınıflarda okula gidebilmesi öngörülüyor. Eğitim Bakanı Piazolo, diğer tüm sınıf ve okulların başlama tarihiyle ilgili kararların 30 Nisan’daki Eyaletler Eğitim Bakanları toplantısında alınmasının düşünüldüğünü, söyledi.

Toplantıda ayrıca, gastronomi branşındaki yasaklamanın devam edeceğini bildirildi. Burada en erken haziran ayında bir değişiklik olabilecek. Konser, festival, spor müsabakaları gibi etkinliklerin de 31 Ağustos’a kadar yasak olduğu belirtildi. Bu yıl Oktoberfest’in yapılabileceğinden şüpheli olduğunu ifade eden Başbakan Söder, futbol karşılaşmaları konusunun ise önümüzdeki haftalarda karara bağlanabileceğini ve ancak seyircisiz oynanmanın düşünülebileceğini belirtti.

Yaz tatili ile ilgili de konuşan Başbakan Söder, Almanya içinde tatil için belli şartların yerine getirilmesi gerektiğini, Almanya’dakiler için klasik tatil ülkeleri olan İtalya, İspanya ve Türkiye gibi ülkelerde tatil yapabilme olasılığının da bu yaz zor göründüğünü vurguladı.

Haber: Orhan Tinengin
Foto: distelAPPArath / Pixabay

Meral’in kitap bahçesi: Ruhun kağıda yansıdığı yerdesiniz…

Dünya bir kriz halinde. Evlerimize kapandık kaldık. Kiminiz maalesef çalışmak zorunda. Kiminiz bu koronavirüs belasına bulaşan insanların tedavisi için canla başla çalışıyor. (Ki sizler hakkettiğiniz değeri alıyor musunuz, almıyor musunuz bilinmez fakat şu bir gerçek ki tarih sizi asla unutmayacak sevgili sağlık çalışanları!)
Hepimiz bilim insanlarından gelecek müjdeli haberi bekliyoruz sabırla…
Umuyorum ki insanoğlu çok iyi bir ders çıkaracak bu yaşananlardan. Umuyorum ki bu kez kulak verecek toprak anaya. Kapanıp kaldığımız odalarımızdan çıkıp, doğada, sahilde, sokakta bir kafede oturup okuyacağız kitaplarımızı, dergilerimizi…
Umuyorum ki o günler çok yakında…

KAN Ve GÜL –Alper Canıgüz
Güldürürken düşündüren, eğlenceli olmasının yanı sıra zaman zaman beyin fırtınasına da maruz kalabileceğiniz kitaplarını okurken gülmekten gözleriniz yaşarabilir Alper Canıgüz’ün. Farklı anlatım tarzı ve samimi dili ile edebiyatımızda kendine has bir yer edinmiş, kendi okuyucu kitlesini oturtmuş bir yazar. Romanlarında Nabokov, Marcel Proust, Jules Verne, Dostoyevski gibi yazarlardan ilham almış. Alper Canıgüz kitaplığına muhakkak bakın derim.
Bu hafta fantastik-polisiye türünde olan bir romanından bahsetmek istiyorum sizlere. Kızının dans gösterisinde çıkan bir yangında, kafasına aldığı bir darbeyle bir anda 20 yıl öncesine giden kahramanımız bu durumu fırsata çevirmek ister. Yıllar önce boşandığı ama hala aşık olduğu eski karısıyla arasını düzeltmek için eline ikinci bir şans geçtiğine inanır. Ama aslında hiçbir şey planladığı gibi gitmez.
Zaman zaman kahkahalara boğup, zaman zaman üzen ama okudukça merak uyandıran bir karamizah.

Kitabın arka kapağında ise şöyle yazıyor:

“Ben bu anı daha önce de yaşamamıştım sanki…”
Gül bahçesi maziye, kanlı bir yolculuk…
Kan ve Gül, fantastik bir polisiye.
Rengini kandan, kokusunu gülden alan bir roman.
Ziyadesiyle hazin, epey hareketli, hayli komik.
İkinci sınıf aşk romanları çevirmeni, orta sıklet avare Aziz, bir yangında küle dönüşmek üzereyken, zamanda yolculuk yaparak yirmi yıl öncesine döner; üstelik yirmi yaş gençleşmiş bir halde.
Henüz işlenmemiş bir cinayeti çözmek üzere harekete geçmesi pekâlâ mümkündür.
Karizmatik sosyopat Abdül’ün hayatını kurtarması galiba iyi olacaktır.
Mazi tesisatını tamir edebilirse, hayatı, istikbal musluklarından temiz ve tazyikli bir su gibi akacaktır.
Biricik aşkı Nergis’ten hiç ayrılmayacak, kızı Zeynep’e hakkıyla babalık edecektir.
Peki, bu amatör dedektif, kaderin hükmünü değiştirebilecek midir?
Maktulü kurtardığına, katili bulduğuna memnun olacak mıdır?
Geleceği görmek mi daha zordur yoksa geçmişi mi?
Kara mizah ustası Alper Canıgüz, beşinci romanında, kurgu ve anlatımdaki yetkinliğini bir adım daha öteye taşıyor.

MİLENA’YA MEKTUPLAR –Franz Kafka
Yazmanın akıl almaz bir etkisi vardır insanda. Bazen en yakınınıza bile anlatamadığınız, kimseyle paylaşamadığınız sıkıntılarınız olabilir. Ama aklınızdakini, içinizdekini, sizi huzursuz edebilecek her şeyi kağıda döktüğünüz an kendinizde doğal olarak oluşan o rahatlamayı, özgüveni hissedersiniz.
Eğitim yılları sırasında kimyaya merak salmış, daha sonra hukuk eğitimi almış, bir yıl avukatlık yaptıktan sonra sigortacı olarak çalışmaya devam etmiş, arkadaş çevresinde neşeli fakat kendi iç dünyasında karamsar, içe dönük bir yazar Franz Kafka. Bu durumu sağlığına da etki eder ve çok genç yaşta verem hastalığından yaşamını yitirir.
Yine kısa bir ömür. Yine birçok eser, hikaye, mektup. Hayattayken yazdıkları önemsenmeyen Kafka bütün yazdıklarını, yakmasını yok etmesini ister yakın arkadaşından. Neyse ki arkadaşı Max Brod, onun gibi düşünmemektedir.  Ölümünden sonra dünya çapında ün yapmıştır yazdıkları.
40 yıllık hayatına 4 aşk sığdırmış. Bunların en etkilisi Milena Jesenska desek sanırım yanlış olmaz. Bir arkadaş toplantısında tanıştığı Milena’ya umutsuzca aşık olur. Yıllarca mektuplaştığı Milena ile sadece 3 kez görüşmüştür; çünkü Milena evli bir kadındır.
“Sevgili Milena, size yazılan bir mektubun bir kısmı çoktandır önümde hazır, ama devamı gelmiyor, zira eski dertlerim beni burada da buldu, bana saldırdı ve biraz canımı çıkardı, her şey bana zor geliyor, her kalem hareketi, yazdığım her şey bana çok fazla ağır geliyor…”

GÜNEŞ İMPARATORLUĞU –J. G. Ballard
Çocukluk yıllarında, ailesiyle birlikte yaklaşık 3 yıl sivillerin tutulduğu bir tutsak kampında kalan yazarımız J. G. Ballard’ın o yıllarda yaşadığı gerçek yaşam öyküsünden izler okuyacaksınız bu kitapta.
19 Nisan 2009 da kaybettiğimiz Dünya edebiyatının güçlü isimlerinden, Şanghay’lı bilimkurgu yazarı James Graham Ballard’ı saygıyla anıyorum…
Savaşın bitimine kadar kaldığı bu kampta, savaşın sebep olduğu yıkımlar, felaketler ve yazarın daha çocuk yaşta sahip olduğu acı tecrübeleri konu alan Güneş İmparatorluğu daha sonra ünlü yapımcı Steven Spielberg tarafından sinemaya da aktarılmış (1987).
Çok büyük ve çok güzel bir evde yaşayan küçük Jamie’nin hayatı 1942’de yaşanan Pearl Harbor baskınından sonra alt üst olur. Lüks yaşamından geriye hiç bir şey kalmayan Jamie’nin saldırıda kaybettiği ailesini bulma ve zorlu kamp koşullarına rağmen hayatta kalma çabasını büyük bir heyecanla okudum. Gerçek yaşam öyküleri her zaman ilgimi çekmiştir. Sizin de severek okuyacağınızı umuyorum..

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Meral Türkdoğan

OB Reiter besucht die Corona-Ermittlerteams des Gesundheitsamts

Oberbürgermeister Dieter Reiter hat die Corona-Ermittlerteams des Referats für Gesundheit und Umwelt (RGU) besucht, in denen derzeit 325 Dienstkräfte des RGU und aus anderen Referaten der Landeshauptstadt München arbeiten. „Ich bedanke mich bei Ihnen allen herzlich dafür, dass Sie in dieser schwierigen Zeit so engagiert und motiviert dazu beitragen, dass wir gemeinsam die Münchener COVID-19 Erkrankten und deren enge Kontaktpersonen so professionell begleiten und unterstützen können“, erklärt Oberbürgermeister Dieter Reiter.

Beim Referat für Gesundheit und Umwelt gibt es drei Ermittlerteams: Ein Team kontaktiert die COVID-19 Infizierten nach Vorliegen des positiven Testergebnisses, ein weiteres Team deren Kontaktpersonen, also Personen, die einen infektionsrelevanten Kontakt mit den Erkrankten hatten. Ein drittes Team bearbeitet Positiv-Meldungen zu Personal, Bewohnern und Patienten in Kliniken, Pflegeheimen oder Behinderteneinrichtungen sowie von Personal der kritischen Infrastruktur. In enger Zusammenarbeit mit der Klinik- bzw. Heimleitung und den Betriebsärzten werden im Fall eines Ausbruchs umgehend Infizierte separiert, Kontaktpersonen ermittelt und Tests organisiert. Wie zuletzt bei der Helios Klinik München West kann das bedeuten, dass an einem Tag rund 1.200 Personen getestet werden müssen.

Um Infektionsketten möglichst frühzeitig zu durchbrechen, ist vor allem eine schnelle Information von Infizierten und deren Kontaktpersonen erforderlich. Allerdings konnten bisher nicht alle Erkrankten kurzfristig kontaktiert werden, da die Kontaktdaten oft nicht zusammen mit den positiven Testergebnissen an das RGU übermittelt wurden. Diese Daten mussten teils mühevoll über die einweisenden Hausärzt*innen oder mit Unterstützung der Polizei recherchiert werden, mit leidvollen Verzögerungen und Unsicherheiten für die Betroffenen. „Es ist uns besonders wichtig, dass wir alle Münchnerinnen und Münchner schnellstmöglich erreichen können“, so Gesundheitsreferentin Stephanie Jacobs. „Deshalb haben wir schon früh reagiert und alle Hausärzt*innen, die Kassenärztliche Vereinigung und die testenden Labore dazu aufgefordert, uns die notwendigen Kontaktdaten vollständig zu übermitteln. Mittlerweile hat sich dies deutlich verbessert und wir erreichen die Menschen viel schneller.“

In München wurden seitens des RGU bisher rund 4.700 Fälle von COVID-Erkrankten und über 12.000 Kontaktpersonen kontaktiert, aufgeklärt und beraten. Während der 14-tägigen Quarantäne nimmt das RGU regelmäßig telefonisch Kontakt auf, auch um bei Verschlechterung des Gesundheitszustands frühzeitig handeln zu können. Derzeit arbeiten 250 Dienstkräfte des RGU und 75 zugeschaltete Dienstkräfte aus anderen Bereichen der Stadtverwaltung täglich – auch am Wochenende – im Schichtbetrieb von 8 bis 20 Uhr. Eine weitere Personalaufstockung ist in Vorbereitung, um jeweils für 20.000 Einwohner ein Contact-Tracing-Team von fünf Personen zu erreichen.

Auch wenn eine leichte Entspannung erkennbar ist, appellieren Oberbürgermeister Dieter Reiter und Gesundheitsreferentin Stephanie Jacobs an alle Münchnerinnen und Münchner, die Ausgangsbeschränkungen und Verhaltensregeln auch weiterhin zu beachten, um das Virus einzudämmen.

Foto: Michael Nagy