Cumartesi, Ekim 31, 2026
spot_img
Startseite Blog Sayfa 44

Türkiye’nin eşsiz lezzeti ‘Marasia’ ile artık Almanya’da

Marasia, keçi sütünden üretilen geleneksel Maraş dondurmasını Türk marketlerinde sunuyor

Türkiye’den tanıdığımız benzersiz dondurma lezzeti, Münihli girişimciler Havva ve Ahmet Bayram aracılığıyla artık Almanya’da. Marasia markasıyla Türk marketlerinde yerini alan Maraş dondurması, Almanya’da seçilmiş çiftliklerde elde edilen organik keçi sütünden yapılıyor.

2019 yılında Münih’te kurulan Marasia yetkilileri, “Marasia dondurması, herhangi bir kimyasal katkı maddesi, aroma, jelatin veya korucuyu maddeler kullanmadan hazırlanıyor. Böylelikle kaliteli ve doğal bir Türk dondurma ürünü elde ediyoruz. Marasia ile gerçek Maraş dondurma lezzetini tadabilir ve kendinizi Türkiye’de gibi hissedebilirsiniz.” diyor.

Kendine has lezzetiyle bilinen Maraş dondurmasının en büyük sırrı olan keçi sütünün zengin besin kaynağı olduğu biliniyor. Yüksek kalitede protein, yağ, karbonhidrat ile çeşitli vitaminler ve mineraller içeren keçi sütünün sindirimi ise inek sütüne göre daha kolay.

“Maraş dondurması, Türkiye’nin asırlardır süregelen dondurma geleneğidir. Bu geleneğin kökeni Kahramanmaraş şehrindedir. Maraş dondurması seneler evvel keçi sütü ile Ahir Dağı’nın karından elde edilirmiş. Bu kar dondurması zaman ilerledikçe şu an çok ünlü olan Maraş dondurmasına dönüşmüştür.” diyen şirket kurucularından Ahmet Bayram da tabii ki Kahramanmaraşlı.

Bayram, Marasia’nın kuruluş hikayesini şöyle anlatıyor: “Kahramanmaraş şehrinden Almanya’ya göç eden Türk ebeveynlerin bir çocuğu olarak, Maraş dondurmasının eşsiz lezzetini sadece izinlerde tadabildim. Türkiye dışında bu özel dondurmadan feragat etmek yerine, eşim Havva ile birlikte geleneksel Maraş dondurmasını geliştirmeye karar verdik. Marasia fikri böylelikle gelişti.”

Marasia şirketini 2019 yılında kuran Ahmet Bayram ve eşi Havva Bayram, bu yıldan itibaren bu eşsiz lezzeti Türk marketlerine ve restoranlarına dağıtıyor. Genç girişimciler, en büyük hedeflerinin ise ‘Maraş dondurmasını tüm Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan Türk göçmenlere sunmanın yanı sıra yerel halka da tanıtmak’ olduğunu söylüyorlar.

Marasia’nın kurucuları Ahmet Bayram ve Havva Bayram

Daha fazla bilgi için: https://www.marasia.de/

Bir solukta okuyacağınız kitap tavsiyeleri

Ekonomik sıkıntılardan, her geçen gün değişen vaka sayısından, ölüm haberlerinden, tedirgin yaşamaktan zor da olsa biraz uzaklaşmaya ne dersiniz? Çok zor olduğunu biliyorum. Ben bile bu satırları yazarken aklım hep sevdiğim, böyle bir durumda bile çalışmak zorunda kalan birilerinde. Psikoloji alt üst olmuş, ruhum diken üstünde…

Fakat uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda kitap okumanın, hatta yüksek sesle kitap okumanın psikolojik sorunlara olumlu yönde etki ettiği ortaya çıkmış. Bir üniversitede yapılan araştırmaya göre stresi yenmenin en etkili yollarından bazıları yürüyüş yapmak ve müzik dinlemenin yanı sıra kitap okumakmış. Bazı hastalar üzerinde yapılan araştırmalarda, hastaya yapılan kan basıncı ve kas tansiyonu ölçümlerinde okumaya başlandığında, sayfalar çevrildikçe stresin düştüğü bilimsel olarak gözlemlenmiştir.

Özellikle güçlü olmak zorunda olduğumuz şu günlerde yalnız veya ailemizle geçirdiğimiz zamanımızın birkaç saatini okumaya ayırmak hepimize iyi gelecektir. Umarım bu haftaki seçkimi beğenirsiniz. Şimdiden iyi okumalar diliyorum…

KÖRLÜK –Jose Saramago

Edebiyat dünyasının cesur sesi José Saramago hayatı boyunca yaşamı sorguladı, eleştirdi. Ona öğretileni, ona sunulanı kabullenmek yerine daha iyisi için mücadele etti. Yazarın tek silahı kalemidir, yazdı. Haksız gördüğü her konuda hükümete, hatta din adamlarına başkaldırdı. Ve tabi ki okları üzerine çekti. Kabul görmedi, yasaklandı eserleri hükümeti tarafından. Sonra terk etti ülkesini ve Kanarya Adaları’na yerleşti. Yazmaya orada devam eden Saramagao’nun eserleri daha sonra tüm dünya tarafından beğenildi, yayımlandı, ödül aldı (Birçoğunuza çok tanıdık geldi sanırım bu hikaye)

1995’te yazdığı Körlük romanıyla, olası bir salgın hastalığın tüm ülkeye yayıldığında, insan denen canlı türünün korku ve panik anında, hırsları uğruna ne derece vahşi olabileceğini, ne kadar aciz kalabileceğini ve ne kadar vicdanlı olabileceğini sert bir dille anlatmış Saramago. Ahlaki değerlerin bir anda çökmesi ve insani değerlerin en zor anda ortaya çıkabilmesi bu kitap için kısacık bir özet olabilir.
Başarılı yazar Jose Saramago, öyle bir konu ele almış ki böyle bir şeyin gerçek olma ihtimalini düşününce bir an nefes alamadım. Sıkı durun, felaketler silsilesi siz bekliyor…
Önce ansızın sebepsizce kör olduğunuzu düşünün. Sonra bunun aslında salgın bir hastalık olduğunu ve temas eden herkese, zamanla bütün şehre hatta ülkenin neredeyse tamamına bulaştığını bir düşünün. Sonra eliniz kolunuz bağlı hükümetinizin buna bir çare bulmasını, bu milli felaketten kurtulmayı ümit ederken bir akıl hastanesinde karantinaya alındığınızı. Gören kimse yok, yardım eden yok, sizi anlayan yok, hiç tanımadığınız insanlarla birlikte verdiğiniz yaşam mücadelesini hayal etmeye çalışın.

Ne kadar savunmasız, ne kadar çaresiz bir durumda kaldığınızı hayal edebiliyor musunuz? ‘Daha kötüsü ne olabilir ki’ diye düşünürken insan denen canlı türünün o vahşi yüzü çıkıveriyor karşınıza. İhanet, terk edilmişlik, çaresizlik, korku… Monarşi ilan edip, güçlünün güçsüzden her türlü faydalanmaya çalıştığı iğrenç bir güruhu hayal edebilir misiniz? Etmeyin daha fazla, insanlıktan soğursunuz…

Dünyayı güzellik kurtaracak denildi bize. Neyse ki, hayatta iyi şeylerin de olabileceğini, güzel insanların da var olduğunu unutmamış Saramago. Okurken çok gerileceksiniz! Ama seveceğinizi düşünüyorum..

BİLİNMEYEN BİR TANRIYA -John Steinbeck

Benim için ‘Körlük’ten sonra ‘Bilinmeyen Bir Tanrıya’ yı okumak, kızgın çöllerden serin sulara atlamak gibi.
Abartısız, sade, son derece akıcı betimlemeleriyle yazdığı birbirinden değerli romanlarıyla John Steinbeck var sırada. Kendisi de bir ırgat çocuğu olan Steinbeck romanlarında genellikle çalışan kesimi, işçi sınıfını, çiftçiyi, çiftçiler üzerinden çiftlik hayatını, doğayı, insan-doğa ilişkisini konu alır.

Okurken asla sıkılmayacağınız, konudan uzaklaştırmayan sadelikte yazılmış olan hikayemiz ‘Bilinmeyen Bir Tanrıya’da bir parça Pagan inancından izler göreceksiniz. Aslında kitaptan bahsetmeden önce bu kültürden çok kısa bahsetmekte fayda var sanırım. Pagan inancına göre insanlar, toprağı, bitkiyi, insanı ve hayvanı ayırt etmeden, her canlının kutsal bir ruha sahip olduğuna inanırlar. Yalnızca doğayla uyum içinde yaşamayı amaçlayan bu insanların tanrılarına ibadet etmek için bir kiliseye, rahibe ya da bir tapınağa ihtiyaçları yoktur. Kendilerini tanrıya yakın hissettiği her yerde seslerini duyurabilirler. Romanda kahramanımız Joseph’in iç dünyasında zaman zaman bu kültürden izler göreceksiniz.

Onun tek hayali kendisine ait bir toprağa sahip olmaktır. Büyük bir kararlılıkla, saygı duyduğu babasının izni ve duasıyla yola çıkmış, kendi çabalarıyla güzel bir çiftlik kurmuş ve bütün ailesini etrafında toplamıştır Joseph Wayne. Ailelerin birbirlerine olan bağlarını, saygılarını, yaşanmış ve yaşanmamış aşklarını, hatalarını, inançlarını ve inanç çatışmalarını okuyacaksınız.
Çoğalmalarını, azalmalarını sonra yok olmalarını..

Müthiş bir aidiyet duygusuyla bağlıdır çiftliğine Joseph. Ayrılmaz bir bütünü olmuşcasına bağlıdır toprağına. Ve bir gün kurumuş, artık tamamen yok olmaya yüz tutmuş toprağını yeniden canlandırmak için kendi canını kurban etmesi gerektiği inancına kapılır ve gözünü bile kıpmaz bunu yapmak için…

Mevsimler birbirini kovalarken ben romanda geçen koca bir meşe ağacının dalına tünedim ve oradan izledim tüm olanı biteni. Büyük bir keyifle okudum bu romanı. Umarım siz de beğenirsiniz.

SAVAŞ ATI -Michael Morpurgo

Aslında 10-15 yaş aralığı olarak sınıflandırılan -ki ben böyle düşünmüyorum- ama her yaştan insanın keyifle okuyabileceği sıcacık bir öykü ‘Savaş Atı’.

“İnsan ruhunun bir parçası hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz.” demiş Fransız yazar Anatole France.

Romanları bana Morpurgo’nun çok iyi bir hayvansever olduğunu düşündürüyor.  Onlarla mükemmel bir şekilde empati kurabilen bir yazar. Okumaya başlandığı andan itibaren okuyucuyu saran, yabancısı olmadığınız bir sevginin, umudun, mücadelenin hikayesi ‘Savaş Atı’.
1. Dünya Savaşı sırasında yaşanan akıl almaz olaylar, savaşın gerçek yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. Henüz bir yavruyken hayvan pazarında sarhoş bir çiftçi tarafından alınan Joey adındaki bir atın ağzından aktarılıyor bizlere hikaye.
Joey’nin hayatta kalma mücadelesini, ona yürekten bağlı dostu Albert’i bir gün tekrar görebilme umudunu, insanların ona olan sevgisini, merhametini, onun yaralı askerlere yaptığı yardımını okurken zaman zaman gözleriniz dolacak. “Albert ve annesinin karanlığa doğru yürümelerini izledim. O an ömür boyu sürecek bir arkadaşlığın temellerinin atıldığını anlamıştım; aramızda ansızın içgüdüsel bir güven ve sevgi bağı oluştu…”

Hayvan dostlarımızın hayatımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu, hayatımıza kattığı anlamı, onlara olan ihtiyacımızı bir kere daha gözler önüne seriyor bu kitap…

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Meral Türkdoğan

İmamoğlu: “Helsinki haklı”

Netflix’in başarılı dizisi La Casa De Papel’in oyuncusu Darko Peric, FC Barcelona Kulübü’nün canlı yayınına katıldı. Dizide ‘Helsinki’ rolünü oyanayan Peric, “Helsinki olmasaydın hangi şehir olmak isterdin?” sorusuna hiç düşünmeden “İstanbul” yanıtı verdi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, videonun o kısmını instagram hesabından “Helsinki haklı” yorumuyla paylaştı.

https://www.instagram.com/p/B-saHqhBXUG/?utm_source=ig_web_copy_link

İnstagram canlı yayın önerisi: Burak Ünaldı ve Özgür Mumcu ile ‘Yeni Dünya’

Özgür Mumcu ile Burak Ünaldı, bu akşam (08.04.2020) Yapı Kredi Bomontiada instagram hesabında Türkiye saati ile 21.00’da canlı yayın yapacak. İkili ‘Yeni Dünya’ başlığı altında salgından sonra bizi nasıl bir dünyanın beklediğini konuşacak.

Geçtiğimiz yıl Yapı Kredi’nin isim sponsoru olmasıyla birlikte Yapı Kredi Bomontiada olarak bilinen kültür eğlence kompleksi’nin etkinlikleri salgın günlerinde instagram hesabından devam ediyor. Yapı Kredi Bomontiada instagram hesabından canlı yayını şöyle duyurdu:

Hepimizin yaşam tarzını bir anda farklı bir yöne çeviren bu salgın, değişen dünya düzeninin habercisi olabilir mi? Hayatlarımızın baştan aşağı yenilendiği bir eşikte miyiz yoksa bakış açılarımızı değiştirmek için bu duruma fazla mı anlam yüklüyoruz?

Bütün bu soruların cevabı, Burak Ünaldı ve Özgür Mumcu ile 8 Nisan Çarşamba akşamı 21.00’de @yapıkredibomontiada hesabında, canlı yayında!

Herkes önce kendine kızmalı

Televizyonlar günlerdir gösteriyor. İtalya’da Avrupa Birliği (AB) bayrakları yakıldığını, birliğin lokomotifi Almanya’ya tepkilerin çığ gibi büyüdüğünü. Almanya Covid 19’a en hazırlıklı yakalanan ülkelerden biri. Vaka sayısının çokluğuna rağmen ölüm oranları diğer ülkelere göre oldukça düşük. Her ülke bu salgında ‘önce can’ dedi. Haklı mı, kısmen haklı. Yardım beklenen ülkeler güçlü olacak ki, yardıma muhtaç ülkelerin imdadına yetişsin. Burada sorulması gereken soru şu; Örneğin zenginlikte Almanya’yı geride bırakan İtalya’nın nasıl bu duruma düştüğü. İtalya halkı tepkisini önce kendine, sonra seçtiği ülkeyi yöneten siyasetçilere, en son da AB’ye göstermeli. Son 25 yılda başbakan, bakan yaptıkları kişilere baksınlar. Bilinçli bir toplum Bunga-Bunga eğlenceleriyle bilinen Silvio Berlusconi’ye yönetmesi için ülke teslim eder mi? Covid 19, henüz İtalya’nın en yoksul kesimi olan güneyde tam anlamıyla etkisini göstermedi. Umarım yanılıyoruzdur ama güneyde rakamların çok daha korkunç olacağı belirtiliyor. Genelinde bakıldığı zaman orta ve kuzey Avrupa ülkelerinin disiplinleriyle, güney ülkelerine göre Covid 19’u daha az bir hasarla atlatacağı yönünde.

Halklara bağlı
Herkes, Covid 19 sonrası yerkürenin bir daha eskisi gibi olmayacağını dile getiriyor. Umarım öyle olur ama bu halkların yaşananlardan aldıkları, alacakları derslere bağlı. Halklar, hiçbir şey olmamış gibi basiretsiz, yeteneksiz yöneticilere görev vermeye devam ederlerse bir sonraki küresel sorunda hiç ağlanmaya hakları olmayacak. Bu yazdıklarımız Fransa, İspanya ve Portekiz ve Yunanistan gibi ülkeler için de geçerli. Ders alınmalı diyoruz ama alınıyor mu acaba? Covid 19’dan önce Yunanistan’ı iflasa götüren ekonomik krizden kimse ders aldı mı? Yunanlılar, dönemin siyasetçileri paraları bol kepçeden harcarken, ‘bu değirmenin suyu nereden geliyor?’ diye sormadı. Sonra da işin kolayına kaçarak, olanların sorumlusu olarak AB’yi gördüler, suçladılar. Demokrasi demek seçimden seçime oy kullanmak değil, seçtiklerinin ne yaptığını da kontrol etmek demektir. Dünyanın bir numaralı süper gücü ABD’nin düştüğü aciz durum ortada. Herkese demokrasi, insan hakları götürme iddiasındaki devlet, başka ülkelerin tıbbi malzemelerine korsanca el koyuyor. Halkların güzel söz söyleyenlere değil, icraat yapanlara ihtiyacı var. ‘Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir’ cümlesini artık duymayalım, kullanmayalım. Toplumlar, kendilerini daha iyiye götürecek insanlar tarafından yönetilsin.

Erdal Pektaş

Sabahattin Ali, ölümünün 72. yılında anılıyor

Henüz 41 yaşındayken faili meçhul bir cinayete kurban olan Türkiye’nin büyük yazarlarından Sabahattin Ali’yi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Daire Başkanlığı ‘Sabah Yıldızı’ belgeseli ile anıyor. İBB, YouTube kanalından bu akşam saat 20.00’da (Almanya saati ile 19.00) ‘Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali’ belgeselini gösterecek.

72 yıl önce 2 Nisan günü öldürülen Sabahattin Ali, Türkçe edebiyata ‘Kürk Mantolu Madonna’, ‘Kuyucaklı Yusuf’, ‘İçimizdeki Şeytan’, gibi eşsiz romanlar ve hikayeler, ‘Aldırma Gönül’, ‘Melankoli’ ve ‘Geçmiyor Günler’ gibi birçoğu bestelenen şiirleri gibi unutulmaz eserler bıraktı.

İBB Kültür Daire Başkanlığı, büyük ustayı yönetmen Metin Avdaç’ın hazırladığı belgesel ile anıyor. ‘Koronavirüs salgını nedeniyle iptal edilen etkinlikleri, online yayınlarla sürdürmeye devam ettiğini’ belirten İBB Kültür Daire Başkanlığı, Sabahattin Ali belgeselini şöyle duyurdu:

“Yönetmenliğini ve yapımcılığını Metin Avdaç’ın üstlendiği Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali belgeseli, yazarın ölüm yıldönümü olan 2 Nisan’da Youtube İBB Kültür Sanat kanalından saat 20:00’de online olarak yayınlanacak.

Belgesel, uzun bir araştırma sürecinin ardından Almanya, Bulgaristan ve Türkiye’de gerçekleştirilen çekimlerle tamamlandı. Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu fail-i meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor…
Bizleri kultursanat.ibb.istanbul adresinden, İBB Kültür mobil web uygulamasından, YouTube İBB Kültür Sanat  kanalından ve sosyal medya hesaplarımızdan takipte kalınız.
Sağlık ve sanat dolu günlerde görüşmek dileğiyle.”

Sabahattin Ali’nin 41 yıllık ömrüne sığdırdığı eserleri:

Roman
Kuyucaklı Yusuf (1937)
İçimizdeki Şeytan (1940)
Kürk Mantolu Madonna (1943)

Öykü
Değirmen (1935)
Kağnı (1936)
Ses (1937)
Yeni Dünya (1943)
Sırça Köşk (1947)

Şiir
Dağlar ve Rüzgâr (1934)
Kurbağanın Serenadı (1937)
Öteki Şiirler (1937)

Oyun
Esirler (1936)

Koronavirüs nedeniyle alınan finans önlemleri

Bavyera Başbakanı Markus Söder, Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz il birlikte koronavirüs nedeniyle alınan finans önlemlerini açıkladı. Bavyera Eyalet Hükümeti, korona krizini yenmek bağlamında 60 milyar Euro’luk kurtarma fonu oluşturulmasına karar verdi.

Kabine toplantısına katılan Federal Maliye Bakanı Olaf Scholz ile Bavyera Başbakanı Markus Söder, düzenlenen video basın konferansında alınan kararlarla ilgili açıklama yaptı.

Federal bütçeden yapılacak 50 milyar Euro destek paketinin ülkede şu andaki durumda enflasyona sebep olmayacağını söylemekle birlikte Scholz, Bavyera Başbakanı Söder’in de belirttiği ‘resesyonun’ kaçınılmaz olduğunu belirtti.

Söder 200 bin acil ekonomik yardım başvurusunun olduğunu söyleyerek korona krizinin atlatılması için 60 milyar Euro’luk Bavyera Fonu oluşturulduğunu ve bunun 20 milyarının Bavyera işletme ve girişimcilerine acil yardım olarak ayrıldığını, diğer 40 milyarın da kefalet olarak bankaların emrine verileceğini açıkladı.

Bakan Söder, bu sabah açıklanan sayılara göre Bavyera’da vaka sayısının 14 bin 810 ve ölümlerin ise 162 olduğunu hatırlarak ‘yayılma hızı şu an yavaşlama gösterse de, yaşanmakta olan olağan üstü ve varlığımızı tehdit eden Korona şokunun atlatılması için alınan tedbirlerde bir gevşeme düşünülmediğini ve bir tarih veremeyeceğini’ vurguladı.

Orhan Tinengin 

Türk iş adamı, Nürnberg şehir hastanesine bin adet ağız maskesi bağışladı

Almanya’nın Nürnberg kentinde hizmet veren ATILIM adlı Export –İmport mağazasının sahibi Aydın Yüksel, Nord Klinikum’a koronavirüsten korunmak için bin adet ağız maskesi bağışladı.

Aydın Yüksel tarafından bağışlanan 1000 adet Türk malı ağız maskesi jestini takdirle karşılayan kentin en eski hastanesi olan Nord Klinikum yetkilileri, bir plaketle teşekür ederek, “Güncel durumda çok işimize yaracak.” dediler.

Kente borcumuz var

Yasaklara uyarak kapatılan ATILIM mağazasının sahibi Aydın Yüksel, yanında 16 kişiyi çalıştırıyor. ‘Nürnberg’e bir borcumuz vardı’ diyen Yüksel, konuyla ilgili şöyle konuştu:

“Hastanenin maskeye ihtiyacı olduğunu duyduk, elimizdeki 1000 adet Türk Malı maskeyi bağışladık. Bu kadar övgü alacağını tahmin etmiyorduk. Keşke daha fazlasını yapabilseydik. İnsanlık çok badireler atlattı. Bilim bunun da bir çaresini bulacaktır. Savaşlara harcanan paralar, insanlık ve doğaya harcansın. Bu salgın er ya da geç bitecek. O zaman aramıza mesafe koymak yerine tüm insanlar daha fazla kucaklaşıp sarılacağız.”

Taner Tüzün

YTB’den dijital konserler

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), koronavirüs nedeniyle evlerinde vakit geçiren vatandaşlar için dijital konserler düzenliyor. “Dünyadaki Türkler Evinizde”  mottosuyla bu akşam Türkiye saati ile 18:00’da Lübnanlı Piyanist Maan Hamadeh YTB’nin YouTube hesabı üzerinden vatandaşlarla buluşarak piyano resitali sunacak.

Dijital konserler etkinliği 17 Mart’ta Almanya’daki genç yeteneklerden Mozart ödüllü Ali İnsan’la başlamıştı. 19 Mart’ta dünyaca ünlü şarkıcı, piyanist, aranjör ve söz yazarı Karsu Hollanda’dan katıldı. Ardından ise dünyada ve Türkiye’de ‘Dombra’ müziğiyle ünlenen Arslanbek Sultanbekov beğeniyle dinlenen eserlerini geleneksel müzik aleti dombra ile seslendirdi. Dünyaca ünlü ilk Türk kadın neyzen Burcu Karadağ ve O Ses Türkiye Yarışmacısı Melisa Yıldırım da moral etkinliğine katılan sanatçılar arasında yer aldı.

Sosyal sorumluluk kapsamında düzenlenen projede sevilen şarkıları seslendiren sanatçılar tamamen gönüllü olarak yer alıyor.  Başta Avrupa olmak üzere dünya genelinde hızla yayılan koronavirüs le mücadele eden vatandaşlara moral niteliği taşıyan dijital konserler, YTB tarafından düzenlenmeye devam edecek. Konserler YTB’nin Youtube kanalı üzerinden canlı yayınlanacak: https://youtube.com/yurtdisiturkler

Zor zamanlar için yürekten yazılmış, yüreğe dokunacak kitap tavsiyeleri

Çok sıkıntılı, çok zor, her bireyin sorumluluk almak zorunda olduğu bir dönemden geçiyoruz. Her zamankinden çok daha fazla sağduyulu olmanın gerektiği bir dönemden…

Ve insanlık için, sağlığımız için, başkalarının sağlığı için yapabileceğimiz en büyük iyilik bu süreçte (normal şartlarda kulağa komik gelir) evde kalmak. Evet sıkıcı bir dönem. Ama bu krizi fırsata çevirebiliriz diye düşünüyorum. Bir çoğumuz için evimizde kalıp film izlemek, kitap okumak, yoga yapmak, sakin kafayla müzik dinlemek, enstrüman çalmak gibi faaliyetler büyük lüks değil mi? Pek fazla fırsat bulamadığımız bu lüksü bu günlerde mecburen yaşayacak olmamız bizim için oluşan trajikomik bir hediye.

Elimden geldiğince sizlere değerli bulduğum kitaplardan birkaçı hakkında beğeneceğinizi ümit ederek kısa tanıtımlar yapmak istiyorum. “En eski kitaplar bile onları okumamış kişiler için yenidir” sözünden yola çıkarak seçtiğim, hepsi birbirinden değerli, kimisi filme uyarlanmış bu kitapları belki bir çoğunuz okudunuz. Belki fırsat bulamadınız. Belki hiç merak etmediniz. Belki de bu anı beklediniz, ki ben böyle düşünmek istiyorum ve keyifle okumanızı diliyorum.

ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ –Nancy H. Kleinbaum
İlk kitabımız Ölü Ozanlar Derneği. Çok büyük bir keyifle okuduğum, 1989 yılında beyaz perdeye de aktarılan bu muhteşem kitap 1988 yılında Nancy Kleinbaum tarafından yazıldı.
Issız bir tepeye kurulmuş yatılı bir okulun, korkak, çekingen, özgüvensiz öğrencilerinin kendi dünyasında samimi arkadaşlıkları ve dostlukları… Sıcacık bir hikaye Ölü Ozanlar Derneği.
Her zaman özgür düşünen ve bu düşüncesini çevresindekilere de yaymak isteyen bir kahraman düşünün. Öğrencilerine, okulun kurallarıyla değil, kendi kurallarıyla ve bunu sıra dışı bir şekilde anlatmış, onlara özgüveni aşılamış ve bunun karşılığını da beklediği gibi almış iyi kalpli bir öğretmen Bay Keith. Her çağda, her okulda, hatta en yakınımızda böyle insanlar her zaman olmalı.. 

BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ –Khaled Hoseini
Çok kitap okuyan kişinin çok arkadaşı olur diye düşünüyorum. Her kitabın kahramanından öğrenebileceğimiz bir şey muhakkak vardır. Okuduğumuz her kitap hayatınıza muhakkak farklı bir değer katar…
Yine okumaktan büyük keyif aldığım, zaman zaman üzüldüğüm bazen hüzünlendiğim ama çoğu zaman içinde bulunduğum yaşam şartlarına bin şükür ettiğim bir kitap Bin Muhteşem Güneş.
Aynı zamanda bir doktor olan ve güçlü bir yazma yeteneğine sahip Khaled Hosseini kaleme almış bu romanı. Kesinlikle okumaya değer ilk romanı Uçurtma Avcısı’ndan sonra yayınlanmış ikinci kitabı. Okuduktan sonra sarsılmamak mümkün değil. Okumaya başladığınız andan itibaren kendinizi Afganistan topraklarında hissedebilirsiniz. Ve maalesef anlattıkları hayal ürünü değil. Gerçeğin en çıplak hali.
İki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden anlatılan hikayesiyle, çocuğu olmayan,  çocukluk aşklarını dipsiz kuyulara gömmüş,  büyüyene kadar babasına aşık, evlendikten sonra kocasından zulüm gören Afgan kadınlarının yaşadığı sıkıntılara birebir şahit oluyorsunuz adeta…

ÇÖL ÇİÇEĞİ –Waris Dirie
Sıradaki kahramanım yine bir kadın. Ve yine gerçek bir yaşam öyküsü… Acının dili, rengi olmaz derler. Waris Dirie de Somali’de yaşam mücadelesi veren kadınlardan bir tanesi. Daha doğrusu mücadele etmesin diye susturulmaya çalışılan, ezilmeye mahkum kadınlardan birtanesi olabilirdi. Olmadı…
Tuhaf geleneklere sahip Afrika kadınlarının, bilinen en eski geleneklerinden olan kız çocuklarının sünnet edilmesi vahşetinden kurtulamadı Warris. Kan kaybından ölmek üzereyken doktorun sözü kazındı beynine “Senden alınan şeyi sana veremem.”
Çocuk yaşta evden kaçmayı denedi ve başardı.
Neyi mi? Hayatını daha yaşanılabilir kılmayı. Saygın bir model olmayı. Hakettiği gibi insanca yaşamayı. Kendi mücadelesiyle…
Kesinlikle okunmaya değer bir roman…

HUZURSUZLUK –Zülfü Livaneli
Aynı acıları yaşamamış olmama rağmen neden sürekli zulüm görmüş kadınların hikayelerini ilgiyle okuyorum bilmiyorum. Hiç görmediğim halde acılarını içimde bir yerlerde hissedebiliyorum. Dünya üzerinde kadına şiddetin en çok yaşandığı coğrafya sanırım Ortadoğu.
“Merhamet zulmün merhemi olamaz!”
Okurken, suçlu olmasanız da huzursuz olmanızı sağlayacak türden bir roman Huzursuzluk. Çok severek takip ettiğim değerli yazar Zülfü Livaneli’nin kaleminden.
Çok uzak değil IŞİD zulmünün yaşandığı dönemi vurguluyor. Ki Mardin ve çevresinde hala zulüm gören kadınlarımız mevcut.
Bu kez Mardinli Hüseyin ile IŞİD zulmünü fazlasıyla yaşamış Ezidi kızı Meleknaz’ın hikayesiyle karşımızda sevgili  Zülfü Livaneli.
Sevdanın ve acının iç içe geçtiği bir Ortadoğu gerçeğini bir kez daha kaleme almış…
“Harese nedir, bilir misin? Develerin çölde çok sevdiği bir diken var. Deve dikeni yedikçe ağzı kanar. Tuzlu kanın tadı dikeninkiyle karışınca bu devenin daha çok hoşuna gider. Kanadıkça yer, bir türlü kendi kanına doyamaz… Ortadoğu’nun âdeti budur, tarih boyunca birbirini öldürür ama aslında kendini öldürdüğünü anlamaz. Kendi kanının tadından sarhoş olur.”

1933 BERBAT BİR YILDI –John Fante
Hadi biraz çıkalım bu buhrandan. Başka bir buhran var sırada çünkü.
Büyük Buhran. Diğer bir adıyla Kara Perşembe.
1929 yılında başlayan ve 1930’lu yıllar boyunca devam eden ekonomik buhran döneminde yazılmış, o dönemi aslında çok güzel özetleyen, kısa ama bir solukta okuyabileceğiniz bir roman. 1933 Berbat Bir Yıldı.
Bir kafenin kitaplığından alıp zaman doldurmak için okumaya başladığım kitabı bırakamadım elimden. Kısa ve akıcı bu romanı okumaya başlayınca tek merak ettiğim yazarı oldu. Daha bu kitabı bitirmeden heyecanla diğer kitaplarını merak ettim. Şimdi sanırım 7 tane kitabı var bende. Çok akıcı bir dili var. Sıkılmadan keyifle okuyacağınızı düşündüğüm bir yazar John Fante. Kendine has üslubu sevdiriyor öyküyü. Öyle ki usta yazarlarımızdan Charles Bukovski’nin bile beğenisini kazanmış bir isim. Umarım seversiniz.
Babası aylardır işsiz ünlü bir taş ustası. Kitabın kahramanı ise henüz 17 yaşında. Bir kolu sakat iyi bir beyzbol oyuncusunun leş gibi bir hayattan kurtulma çabaları takdire şayan. Daha güzel bir yaşam kurma hayali uğruna verdiği mücadelesini okuyacaksınız bu kitapta.
Bazen üzüleceksiniz bazen kahkahalara boğulacaksınız…
“Yüce tanrım bana yardım et! Ve açtım adımlarımı, düşüncelerim de peşimden geliyorlardı, koşmaya başladım, donmuş ayaklarım fareler gibi ciyaklıyorlardı; koşmanın da yararı olmadı, düşünceler bırakmıyordu peşimi. Ama koşarken Kol, o canım sol Kol duruma hakim oldu ve bana usulca seslendi; sakin ol evlat, yalnızlık bu, bir başınasın bu dünyada; ne baban, ne annen, ne inancın yardım edebilir sana; kimse kimseye yardım edemez, sadece sen yardım edebilirsin kendine, ben de bu yüzden buradayım, çünkü biz birbirimizden ayrılamayız, birlikte her şeyin üstesinden geliriz.”

İRADE TERBİYESİ –Jules Payot
Siz de eğitim dünyasında çok büyük eksikliklerin olduğunu düşünüyor musunuz?  Öğrencilerimizi emanet ettiğimiz eğitmenler ne kadar donanımlı sizce?
Sosyal ya da psikolojik her anlamda… Dünün çocuklarıydı onlar..
Yarının eğitimcileri, meslek sahibi, ayaklarının üstünde sapasağlam durabilen, özgüveni tam, karakter sahibi çocuklar yetiştirmek sizin çabanızla olacak… Bunun için sağlam kaynaklar, iyi eğitim almış, karakter sahibi insanlar bulmak lazım değil mi?
Tesadüfen elime geçen, yaklaşık 100 yıl önce pedagog Jules Payot tarafından yazılmış, bence ilkokul çağından itibaren çocuklara işlenmesi, okutulması gereken bir kitaptan çok kısa bahsedeceğim şimdi. İrade Terbiyesi.
Aynı zamanda kişisel gelişim sevenler için de müthiş bir eser. Tembellik, isteksizlik, üşengeçlik, düzensiz plansız çalışma gibi huylardan kurtulmak isteyenlerin başucu kitabı olabilir… Ebeveynler!  Bu kitaba bir göz atın derim.

Ne okursanız okuyun, size keyif verecek, sizi mutlu edecek, size bir şeyler katabilecek, içinde bulunduğumuz bu karmaşık dünyadan bir süreliğine de olsa uzaklaştırabilecek bir başucu kitabınız muhakkak olsun.

Sağlıkla kalın.
Meral Türkdoğan

Meral Türkdoğan